Tanrı'yı Tanımak - I konusu
327 kez okundu,
0 kez cevaplandı. En son mesaj
teoforos tarafından gönderildi.
Tanrı'yı Tanımak - I konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız
Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

28-07-11, 09:27
teoforos
TANRI’YI TANIMAK Prof. Dr. J. I. PACKER (knowing GOD)
BÖLÜM 1
Tanrı’ya İlişkin Bir Çalışma
7 Ocak 1855 tarihinde bir kilise görevlisi sabah paylaşımına aşağıdaki gibi başladı:
Bir kişi “İnsanlığın çalışma konusu insan olmalıdır.” Demiş. Bu düşünceye karşı çıkmıyorum ama aynı şekilde Tanrı’nın seçilmişlerinin çalışma konusu da Tanrı olmalıdır. İmanlının çalışma konusu Tanrı’dır. Tanrı çocuğunun dikkatini verebileceği en yüksek bilim, en yüce düşünce, en büyük felsefe, Baba diye çağırdığı yüce Tanrı’nın adı, doğası, kişiliği, işleri ve varlığıdır.
Tanrı’yı düşünen zihin olağanüstü gelişim gösterecektir. Bu konu öylesine engindir ki, tüm düşüncelerimiz sınırsızlığı içinde kaybolacaktır; öylesine derindir ki, tüm gururumuz sonsuzluğu içinde eriyecektir. Başka konuları öğrenip bitirebiliriz ve kendimizden memnun olup “Ben bilgeyim”. Diyebiliriz. Ancak bu dev bilime geldiğimizde sondamızın dibe ulaşmadığını, kartal gözümüzün dorukları göremediğini fark ettiğimizde, kibirli adamın bilgeliğinin boş olduğunu anlayacağız. ‘Ben pek bir şey bilmiyorum, geride kalmışım’ diyeceğiz. İnsan zihnini Tanrı düşünceleri kadar alçakgönüllü kılan bir şey olamaz.
Bu konu zihni alçalttığı gibi, aynı zamanda geliştirir de. Sık sık Tanrı’yı düşünen kişi, bu dar küreye takılıp kalan kişiden daha geniş bir zihne sahiptir. Canı en çok geliştiren inceleme, çarmıha gerilmiş olan Mesih bilimidir, üçlü Tanrı’nın bilgisidir. İnsanın zihnini Tanrı’yı ciddiyetle, adanmışlıkla ve içtenlikle incelemekten daha çok geliştiren canını bundan daha çok yücelten bir konu olamaz.
Tanrı’yı incelemek bizi alçakgönüllü kılmanın ve geliştirmenin yanı sıra teselli de eder. Mesih’i düşünmek her yaraya merhemdir. Baba’ya bakmak her kedere tesellidir. Kutsal Ruh’u beklemek her acıyı dindirir. Kederinize çare, kaygınıza çözüm mü arıyorsunuz, Tanrı’nın en derin denizine girin. O’nun engin sonsuzluğuna dalın. Tazelenmiş, dinlenmiş ve güçlenmiş bir şekilde çıkacaksınız. Canı bu denli teselli eden, keder ve üzüntünün kabaran dalgalarını bu denli sakinleştiren, denenmenin keskin rüzgârlarını bu denli yatıştıran bir şey olamaz. Bu sabah sizi bu konu üzerinde durmaya çağırıyorum…
C.H. Spurgeon adlı ünlü vaiz tarafından geçen yüzyılda söylenen bu sözler, o zaman gerçekti, şimdi de gerçektir. Tanrı’nın doğası ve kişiliği hakkındaki inceleme serisine uygun bir önsöz oluşturmaktadır.
“Ama bir dakika” diyebilirsiniz. “Bu yolculuk neden bu kadar gerekli oluyor? Spurgeon’un zamanında insanlar teolojiyi ilginç buluyorlarmış, ben sıkıcı buluyorum. Neden sizin önerdiğiniz gibi bir incelemeye başlayım? Bence sıradan imanlılar böyle bir çalışma olmadan da yapabilir. Üstelik 1972 yılında yaşıyoruz, 1855 yılında değil!”
İyi bir soru, ama bence iyi bir cevabı var. Bu soruyu soran kişi, Tanrı’nın doğasını ve kişiliğini incelemeyi hayatla ilişkisiz buluyor. Oysa insanın girişebileceği en pratik proje budur. Tanrı’yı tanımak, hayatımızı sürdürmek için can alıcı derecede önem taşır. Amazonlu cahil bir yerliyi alıp Londra’ya götürün. Onu Trafalgar meydanının ortasında bırakıp gidin. İngilizce bilmeyen, İngiltere’yi hiç tanımayan bu adamcağıza ne kadar büyük bir zalimlik yapmış olursunuz. Bu dünyada yaşayıp da onun Yaratıcısını, Sahibini ve Yöneticisini tanımazsak, kendimize aynı şekilde zalimce davranmış oluruz. Dünya giderek tuhaf, çılgınca ve acıyla dolu bir yer halini almaktadır. Tanrı’yı tanımayanlar için bu dünyada yaşamak, hayal kırıklığına uğratan ve hoş olmayan bir iştir. Tanrı’yı tanıma çabasını bir kenara bırakın; yaşamın içinde yön duygusu olmaksızın kör ve anlayışsız bir şekilde ilerlemeye çalışın. Böylece hayatınızı boşa harcayıp canınızı yitirebilirsiniz.
Tanrı’nın incelenmeye değer olduğunu anladıktan sonra, başlamak için hazırlık yapabiliriz. Peki, ama nereden başlayacağız? Elbette bulunduğumuz yerden başlayabiliriz. Ne var ki bu, fırtınanın içinde başlamak olacaktır. Tanrı öğretisi konusunda koparılan bir fırtınan içerisinde yaşıyoruz. ‘Tanrı insanın içindedir’, ‘Tanrı ölüdür’, ‘Tanrı’yla fazla kafayı bozmamak lazım’ gibi ürkütücü sloganların ortasındayız. İmanlıların çağlar boyu inandıkları sağlam öğretilere ‘fanatiklik’ ‘kökten d
incilik’ ya da ‘eski kafalılık’ olarak bakılmaktadır. Ne yapmalıyız? Yolculuğa başlamak için bu fırtınanın dinmesini beklersek hiç başlamayabiliriz. Benim önerim şudur: Tanrı’yı tanımak için hiçbir yolun olmadığını söyleyenlere bir süre için kulaklarınızı tıkayın. Gelin birlikte biraz bakalım. Hepsinden öte, yemeğin kanıtı tadındadır; belli bir yolu izleyen kişi, hiç yolculuk etmeden böyle bir yolun olmadığını söyleyenlere pek kulak asmayacaktır.
O halde fırtına olsun olmasın, başlayacağız. Ama yolumuzu nasıl çizelim?
İmanlıların sahip olduğu Tanrı’ya ilişkin beş temel ilke vardır. Yolumuzu bu ilkeler belirleyecek:
1. Tanrı insana konuşmuştur: O’nun Sözü Kutsal Kitap’tır. Bize kurtuluş için gerekli bilgeliği sağlayan bu sözdür.
2. Tanrı RAB’dir ve yeryüzünün Kralıdır. Her şeyi kendi yüceliği doğrultusunda düzenler, yaptığı tüm işlerde kendi yetkinliğini sergiler. Böylece insanların ve meleklerin kendisine tapınıp hayran kalmasını sağlar.
3. Tanrı kurtarıcıdır; imanlıları suçtan ve günahın gücünden Rab İsa Mesih’teki egemen sevgisi aracılığıyla kurtarır. Onları evlat edinir ve kutsar.
4. Tanrı Üçlü Birliktir. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olmak üzere üç kimlikte var olan tek bir Tanrı vardır. Kurtuluş işi Üçünün de birlikte işlev görmesinin sonucudur. Baba kurtuluşu amaçlar, Oğul gerçekleştirir, Kutsal Ruh uygular.
5. Tanrısallık, Tanrı’nın esinlediği şeylere güvenle, itaatle, imanla, tapınmayla, dua ve övgüyle, boyun eğme ve hizmetle karşılık vermek demektir. Yaşam, Tanrı’nın Sözü ışığında görülmeli ve sürdürülmelidir. Gerçek inanç ve din budur.
Bu genel ve temel gerçeklerin ışığında Kutsal Kitap’ta Tanrı’nın doğasına ve kişiliğine ilişkin neler bulunduğuna ayrıntılı olarak bakabiliriz. Biraz önce sözünü ettiğimiz yolcuların konumundayız. Uzaktaki dev dağa baktıktan, çevresinde dolaşıp o bölgeyi nasıl işgal ettiğini gördükten, engelleri hesaba kattıktan sonra doğrudan yaklaşabilir ve tırmanmaya başlayabiliriz.
Tırmanış neyi içerecektir? Bizi meşgul edecek şeyler nelerdir? Tanrı’nın tanrısal niteliklerini, O’nu insandan ayıran özelliklerini, Taratıcı ve yaratık arasındaki farkı; Tanrı’nın kendi kendine var olmasını, O’nun sınırsızlığını, sonsuzluğunu ve değişmezliğini inceleyeceğiz. Tanrı’nın kudretlerine değineceğiz; Gücünün her şeye yeter olmasını, her şeyi bilmesini ve her yerde bulunmasını irdeleyeceğiz. Tanrı’nın yetkinliklerine bakacağız; O’nun sözlerinde ve işlerinde görülen ahlaksal kişiliğine, kutsallığına, sevgisine, merhametine, doğruluğuna, sadakatine, iyiliğine, sabrına ve adaletine değineceğiz. O’nu ne gibi şeylerin hoşnut ettiğini, öfkelendirdiğini, üzdüğünü, sevindirdiğini ve tatmin ettiğini göreceğiz.
Birçoğumuz için bunlar, alışık olmadığımız sözlerdir. Oysa Tanrı halkı için bildik gerçeklerdi. Bir zamanlar Tanrı’nın sıfatları bütün kiliselerde bilinirdi; büyükler ve küçükler bunları öğrenirdi. Westminster’ın sorulu yanıtlı İnanç Bildirgesi kitapçığında ‘Tanrı kimdir?’ sorusuna şöyle yanıt verilir: “Tanrı, kendi içeresinde ve kendi başına, varlığında, yücelikte, kutsallıkta ve mükemmellikte ebedi; her şeye gücü yeten sonsuz, değiştirilemeyen, anlaşılamayan, her yerde var olan, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, en bilge, en kutsal, en adil, en merhametli ve lütufkâr, katlanış gösteren, iyilik ve gerçekte bol olan bir Ruhtur.” Tarih boyunca bu tanım Tanrı’ya ilişkin kaleme alınan en iyi tanım olarak nitelenmiştir.
Bu yüzden dağımıza tırmanmaya başlamadan önce durup kendimize temel bir soru sormalıyız. Bu soruyu Tanrı’nın Kutsal Kitabı üzerinde herhangi bir inceleme yapmadan önce daima sormalıyız. Çünkü bu soru, öğrenciler olarak bizlerin asıl niyetiyle ilgilidir. Kendimize şöyle sormalıyız: Bu şeylerle kafamı meşgul etmemin asıl amacı ve hedefi nedir? Tanrı bilgisini edinince bununla ne yapmaya niyetliyim? Yüzleşmemiz gereken gerçek şudur: Eğer sırf teoloji bilgimiz artsın diye bunun peşindeysek, kendimize kötülük ederiz. Çünkü bu bilgi bizleri gururlu ve kibirli yapacaktır. Konunun büyüklüğü başımızı döndürecektir; kendimizi diğer imanlılardan daha üstün görmeye başlayacağız. Teolojik düşünceleri kaba saba ve yetersiz görünen kişilere yukarıdan bakacağız ve zavallı imanlılar diye onları başımızdan savacağız. Pavlus, kibirli Korintlilere “Bilgi insanı böbürlendirir…” demiştir. Bir şey bildiğini sanan kişi henüz bilmesi gerektiği gibi bilmiyordur. (1.Korintliler 8:1). Yalnızca teolojik bilgi edinme amacını gütmek ve bütün yanıtları bilmek için Kutsal Kitap çalışması yapmak, sırf kendimizi tatmin etmeye yönelik bir aldatmacadır. Yüreklerimizi böyle bir yaklaşımdan korumalı ve buna karşı dua etmeliyiz. Daha önce de gördüğümüz gibi, öğreti bilgisi olmadan ruhsal sağlık olamaz. Ancak öğreti bilgisini yanlış bir amaçla arayıp yanlış bir standartla değerlendiriyorsak, ruhsal sağlığımız yine bozulacaktır. Böyle bir durumda öğreti çalışması, ruhsal yaşam için gerçek bir tehlike oluşturabilir. Günümüzde bizler de, eski Korintlilere gibi dikkatli olmak zorundayız.
Ama bir kişi şöyle sorabilir: “Tanrı’nın açıklanmış olan gerçeğini sevmek ve bunu bilmeyi mümkün olduğunda çok arzulamak, yeniden doğan her insanın doğal arayışı olmamalı mı? Mezmur 119’a bakalım: “Bana kurallarını öğret; Gözlerimi aç, yasandaki harikaları göreyim”; “Ne kadar severim yasanı! Bütün gün düşünürüm üzerinde”; “Ne tatlı geliyor verdiğin sözler damağıma, baldan tatlı geliyor ağzıma!”; “Bana akıl ver ki öğütlerini anlayabileyim.” Tanrı’nın her çocuğu, buradaki mezmurcu gibi Göksel Babası hakkında öğrenebildiği kadar çok şey bilmek istemez mi? Hatta yeniden doğmuş olmasının bir kanıtı da ‘gerçeğin sevgisini’ almış olması değil mi? (2.Selanikliler 2:10) Dolayısıyla Tanrı vergisi bu arzuyu sonuna kadar tatmin etmek istemesi doğal değil mi?
Elbette öyle, ne var ki yeniden Mezmur 119’a bakarsanız, Mezmur yazarının Tanrı hakkında bilgi edinmek istemesi kuramsal değil, pratik bir nedene dayanmaktadır. En büyük arzusu Tanrı’nın kendisini tanımak ve O’ndan zevk almaktır. Tanrı hakkında bilgi edinmek istemesinin nedeni budur. Tanrı’nın gerçeğini anlamak istedi, çünkü böylece yüreği O’na karşılık verecek ve yaşamı bu gerçekle değişecekti. Başlangıç ayetlerindeki vurgulara dikkat edin. “Ne mutlu O’nun öğütlerine uyanlara, bütün yüreğiyle O’na yönelenlere!”; “Keşke kararlı olsam senin kurallarına uymakta!” Mezmurcu, yalnızca Kutsal Kitap öğretişini ve teolojisini bilmekle kalmayıp bunlar aracılığıyla yaşamını ve tanrısallığını geliştirmek istiyordu. Başlıca arzusu gerçeğini anlamak istediği Tanrı’yı tanımak ve O’na hizmet etmekti.
Bizim de yaklaşımımız böyle olmalıdır. Tanrı’yı incelememizin amacı O’nu daha iyi tanımaktır. Yalnızca Tanrı’nın sıfatlarına ilişkin öğretilerle kalmamalı, bu sıfatları taşıyan diri Tanrı’yı daha yakından tanımak istemeliyiz. Çalışma konumuz Tanrı’dır, çalışırken yardımcımız O’dur, çalışma amacımız da yine Tanrı olmalıdır. Tanrı’yı incelerken, O’na yönelmek istiyoruz. Bu nedenle esin verilmiştir ve bu nedenle kullanılmalıdır.
Bunu nasıl yapacağız? Tanrı hakkındaki bilgimizi nasıl Tanrı bilgisine dönüştüreceğiz? Bunun kuralı oldukça basittir. Tanrı hakkında öğrendiğimiz her gerçeği Tanrı’nın önünde derin düşünme konusu yapacağız, dua edeceğiz ve Tanrı’yı öveceğiz.
Belki duanın ne olduğunu biliyoruz, ama derin düşünmek nedir? Derin düşünme günümüzde kaybolmuş olan bir sanattır ve imanlılar bunun sancısını çok çekmektedir. Derin düşünme Tanrı’nın işlerini, yollarını, amaçlarını ve vaatlerini alıp bunları akla getirme, tekrar tekrar düşünme, zihne yerleştirme ve hayata uygulama etkinliğidir. Tanrı’nın huzurunda, O’nun gözleri önünde, O’nun yardımıyla ve Onunla beraber yapılan kutsal düşünme etkinliğidir. Derin düşünmenin amacı kişinin Tanrı’ya ilişkin zihinsel ve ruhsal görüşünü kendi zihninde netleştirmesi, Tanrı’nın gerçeğinin kendi zihninde ve yüreğinde tam ve uygun bir etki yaratmasına izin vermesidir. Kişinin Tanrı hakkında kendi kendine konuşması, Tanrı’nın gücünü ve lütfunu canlandırarak kuşku ve inançsızlıktan kendisini arındırmasıdır. Derin düşünmenin etkisi bizi alçakgönüllü kılar; Tanrı’nın büyüklüğünü ve yüceliğini, aynı zamanda kendi küçüklüğümüzü ve günahlılığımızı görmemizi sağlar. Tanrı’nın Rab İsa Mesih’te sergilenen araştırılamayan zenginliklerini ve tanrısal merhametini düşündükçe teşvik alır, güvence ve teselli buluruz. Spurgeon’un başta yer verdiğimiz sözlerinin amacı budur ve bunlar doğrudur. Alçakgönüllü kılınma deneyimine daha çok yer verdikçe ve Tanrı bilgimizi daha çok arttırdıkça, esenliğimiz, gücümüz ve sevincimiz de artış gösterecektir. O halde Tanrı, Rab bilgisini bu amaç için kullanmamıza ve O’nu gerçekte tanımamıza yardımcı olsun.
Tanrı'yı Tanımak - I
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Tanrı'yı Tanımak - I
Tanrı'yı Tanımak - I konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.