|
|
only god can judge me
|
...Beşinci noktada,sizinde söylemiş olduğunuz gibi gerçekten çok şanslısınız.Ailenizin hristiyan olması ve böyle bir çevrede yetişmeniz sizin için gerçekten çok önemli bir durum.Kendi açımdan şunu belirtmek istiyorum; Keşke benim de ailem hristiyan olsaydı ve müjdeyi biraz daha erken duyabilsem ve ailemle daha da mutlu olsaydım..
sevgilerimle..
|
Acabâ durum gerçekten söylediğiniz gibi mi ?
İnancı anne ve baba'dan miras almak o kadar önemli mi ?
Her okul aynı kalitede eğitim veremediği gibi, her aile de evlâtlarına aynı kalite standardında bir din eğitimi veremez. Verse de; iman noktasında kendisinde bir ihtiyaç hissetmeyen, sormayan, sorgulamayan, araştırmayan kişilere iman telkin etmenin bir faydası olmaz. MESİH dahi "kapı"yı çalmakta, o kapıyı zorlamamaktadır. Zorlama ile baskı ile kabul edilen, asla iman değildir.
İman, RAB Tanrı ile insan arasındaki çok özel bağ anlamında o müstesnâ yerinden ayrılıp zaman ve konjonktür'le şekillenen kurallar manzûmesi hâline dönüştüğünde, karşımıza "Din" olgusu çıkıyor. RAB'bi tanıma ve iman etme aracı olarak tanıtılan dinler de, kendisini Tanrısal doğruluğa adamış insan yetiştirmekten ziyâde, insanlar için bir sosyal aidiyet bağı/kültür kimliği hâline dönüşürken, siyasal erk'in/egemenlerin toplumları zapt-u rapt altına almak için kullandığı uhrevilikten uzak ve fakat aynı zamanda çok kullanışlı dünyevi araçlar oluyor. Böyle olunca da, imanın 'olmazsa olmaz'ı olan samimiyet ve ciddiyetin yerini, "mahalle baskısı" ile şekillenmiş riyâkâr davranışlar alıyor.
Efendiler efendisinin, imanı anne va babadan "miras" alma husûsunda teşvik edici bir cümlesine rastlayamadım; var ise beni bilgilendiriniz. Ama şu buyruk bu konunun doğru algılanması noktasında çok büyük bir anlam ifâde etmektedir.
"Beni gönderen Baba bir kimseyi bana çekmedikçe, o kimse bana gelemez..." Yuhanna: 6/44
Şimdi burada bir problem var gibi görünebilir.
MESİH sadece "kapı" yı çalarken, Baba'nın kişiyi MESİH'e çekmesi birbiriyle çeşiki oluşturuyor gibi.
İnsanın yaptığı hiç bir iyilik, RAB karşısında 'ondan bir "hak" iddia etmeye gerekçe olamaz. Lâkin; nasıl ki Adem başlangıçta özgür irâdesiyle İblis'in sözüne inanarak yanlış tarafta saf tutup öldü ise; şimdi de bizler, yine özgür irademizle Tanrı buyruğuna uyarak O'nun yanında saf tutarak diriliş yolunda üzerimize düşen ilk adımı atmalıyız. Biz bu safımızı belli ederken, kurtuluşumuzu da RAB'den beklemeliyiz.
Bunun için efendiler efendisi, "Beni gönderen Baba bir kimseyi bana çekmedikçe, o kimse bana gelemez." buyurur. Yâni, bizdeki iman etme isteği başlangıçta sadece bir istektir. RAB bu isteğimizi merhameti ile kabul buyurup, Kutsal Ruh ile desteklemezse, o istek bir süre sora unutulur gider. Zaman zaman aklımıza geldiğinde de "eften püften bir heyecan, gelip geçici bir heves" olarak hatırlanır. RAB'bin "ölürsün" emrini çiğneyip ölen, yine RAB'bin rızası ve yardımı olmadan kendi kendini kurtaramaz. İmanlı anne ve babanın da gücü buna yetmez.
İnsan dünyevi/maddi kirlerle kirlenip pis pis kokmaya başladığında bu kirden kurtulmak için yıkanır.
Dikkat edin!...
Dünyevi/maddi kirlerden temizlenmemzi sağlayan
ana madde su'dur.
Sabun/şampuan gibi maddeler tek başlarına insanı temizleyemezler.
Ancak su ile bir anlam ifâde edebilirler.
İşte MESİH'in buyurduğu gibi, RAB Tanrı bizim kendisine yönelişimizi görmedikçe ve bizi kendisine çekmedikçe; ne anne/baba'nın, ne kiliselerin, ne de yapılan duaların bir faydası olur.
İmanımı efendiler efendisinin lütfu ile kazandım. Yâni Yuhanna: 6/44 âyeti benim hayatımda tahakkuk etti. RAB MESİH'e yine MESİH'in lütfu ile şükrederim. O'nu, O'ndan olanla överim.
Yaşadığım yerde Kilise yok. MESİH imanlısı var mı; bunu da bilmiyorum. Bu itibarla tüm teolojik bilgileri Kutsal Kitaptan, diğer yardımcı kaynaklardan, internet üzerinden soru sorup cevap alabileceğim adreslerden ve nihayet Hotbird uydusu üzerinden yayın yapmakta olan SAT 7 Türk ve Kanal Hayat gibi tv kanallarından edinmeye çalışmaktayım.
Yazıştığım adreslerle zaman zaman tartıştım. Bu tartışmalarda hep kendimin haklı olduğu iddiasında değilim. Ancak şunu farkettim ki; başkalarına hep "Yargılamayın/bağışlayın" sözlerini telkin edenler, en ufak bir münakaşada küsüyor, artık cevap yazmıyorlar.
Bunu, birilerini şikayet etmek için yazmadım.
"Yargılamayın/bağışlayın" sözleri başkalarına akıl vermek için değil, bunları kendi hayatımızda ilke edinmemiz için söylenmiştir. Eğer ben Hristiyanların çok olduğu bir beldede yaşıyor olsaydım, karşılaşacağım bazı çelişkili durumların bana faydası mı, yoksa zararı mı olurdu orası muammâ!...
Lafı çok uzattım.
Kusur affola.
"Kültür dindarlığı" ile
gerçek imanı birbirinden ayırd edecek bir noktaya ulaşmadıkça, çevreye verdiğimiz görüntünün bize ne faydası olur bilemiyorum.
Saygıyla.