PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tanrı ve Kötülük Sorunu


Sayfa : [1] 2

Sola Scriptura
23-10-06, 01:05
KÖTÜLÜK SORUNU

<?XML:NAMESPACE PREFIX = O ***<O:p></O:p>
Bu dünyada kötülüğün varlığıyla iyi bir Tanrı'nın varlığını birbiriyle çelişir şekilde gören insanlar genelde bu sonuca şu şekilde ulaşırlar: <O:p></O:p>

Tanrı'nın her şeye gücü yeter, bu nedenle kötülüğü önleyebilecek güce de sahiptir. <O:p></O:p>
Tanrı iyidir ve eğer iyi ise dünyadaki kötülüğü önlemek ister. <O:p></O:p>
Fakat dünyada hala kötülük vardır. <O:p></O:p>Sonuç: Ya Tanrı her şeye gücü yeten değildir ya da iyi değildir. <O:p></O:p>
<O:p></O:p>
“Adaletimi boşa mı çıkaracaksın? Kendini haklı çıkarmak için <O:p></O:p>
beni mi suçlayacaksın?<O:p></O:p>
Eyüp 40:8
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Biz Hristiyanlar herhangi bir ateist veya imanlı olmayan bir kişi tarafından varılabilecek böylesi bir sonuca teistik bakış açısından bakmak zorundayız. Eğer bir Hristiyan, teolojisini sağlam temellere oturtmak istiyorsa öncelikle iki konuyu önceden varsaymak zorundadır. Bunlardan ilki Tanrı'nın varlığı ikincisi ise bu var olan Tanrı'nın, yarattıklarına kendisini tanıtmak ve onlara gerçeğin ne olduğunu açıklamak amacıyla yazılı sözü aracılığıyla seslendiğidir. Bu iki noktayı önceden varsaymanın gerekliliğini öncelikle Kutsal Kitap buyurmaktadır. Kutsal Kitap'ın hiçbir yerinde Tanrı kendi varlığını insanlara kanıtlama gereği görmemiştir. Tanrı kendi sözünde, kendisinin varlığına inanmayanı “Aptal” olarak nitelendirmektedir (Mezmur 14:1). Kutsal Kitap'ın ilk kitabı olan Yaratılış'ın ilk ayeti “Başlangıçta Tanrı...” sözleriyle başlar. Pavlus ise Romalılar mektubunun birinci bölümünde Tanrı'nın varlığının yaratılışta açıkça bütün insanların gözleri önüne serildiğinden fakat insanlığın, içinde Tanrı varlığının bilgisi olmasına rağmen, bu bilgiyi bastırarak pratik ateistliği seçtiklerini anlatmaktadır (Romalılar 1: 20-21). Aynı şekilde Kutsal Kitap Tanrı'nın kötülüğün üzerinde de egemenlik sürdüğünü söylemekle birlikte hiçbir zaman kötülüğün varlığından Tanrı'yı sorumlu tutmamaktadır. İşte bu yüzden Tanrı'nın herşeye gücü yetmesi ve iyi olmasıyla, kötülüğün varlığı sorunundan aklanmaya ihtiyacı yoktur. Bizim bu konuda Tanrı'nın karakterini ve kişiliğini savunmamızın nedeninin ise iki kaynağı bulunmaktadır. Bu iki neden de Hristiyanların çağrıldıkları iki görevdir.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
1.Petrus 3:15 Mesih'i Rab olarak yüreklerinizde kutsayın. Sizdeki ümidin nedenini soran herkese uygun bir yanıt vermeye her zaman hazır olun.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
2.Korintliler 10:5 Safsataları ve Tanrı bilgisine karşı diklenen her engeli yıkıyoruz, her düşünceyi tutsak edip Mesih'e bağımlı kılıyoruz.
<O:p></O:p>
Kötülük Kavramları Arasındaki Ayrım
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Kötülüğü dünyada iki şekliyle görüyoruz: <O:p></O:p>

Doğal Kötülük <O:p></O:p>
Ahlaki Kötülük <O:p></O:p>Doğal kötülük kategorisine insan yaşamında “acı” olarak tanımlanan ve gözüken herşey eklenebilir. Ölüm, hastalıklar, sakatlıklar, sel, deprem vb gibi olaylar bizlere acı verdiklerinden bir çeşit kötülük olarak tanımlanırlar. Kutsal Kitap'a göre doğal kötülüğün nedeni ise ahlaki kötülüktür.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
RAB Tanrı Adem'e, “Karının sözünü dinlediğin ve sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi” dedi. Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. Toprak sana diken ve çalı verecek, yaban otu yiyeceksin. Toprağa dönünceye dek ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın; çünkü topraksın, topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin. (Yaratılış 3:17-19)
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Tanrı, Adem'e itaati sonucu nasıl sonsuz yaşamı vaadettiyse, itaatsizliğine karşılık olarak da ölümü vaadetmişti. Tanrı, günahın sonucu olarak dünyaya giren doğal kötülüğü Mesih'in ikinci gelişine kadar ortadan kaldırmayacaktır. O güne kadar ise; Yaratılış, Tanrı çocuklarının ortaya çıkmasını büyük özlemle bekliyor. Çünkü yaratılış amaçsızlığa teslim edilmiştir. Bu da yaratılışın isteğiyle değil, onu amaçsızlığa teslim eden Tanrı'nın isteğiyle oldu. Çünkü yaratılışın, yozlaşmaya olan köleliğinden kurtarılıp Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşturulması ümidi vardı. Şimdiye dek bütün yaratılışın birlikte inleyip doğum ağrısı çektiğini biliriz(Romalılar 8:19-22).
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Kötülük sorunu ile bizi başbaşa bırakan asıl konu ahlaki kötülüktür. Kısacası yukarıdaki üç önermenin sonucu olarak doğru ve yanlış anlayışının Tanrı'nın isteğiyle çeliştiği varsayılır. Somutlaştırmak gerekirse, Tanrı tecavüz gibi iğrenç bir kötülüğü engelleyebilecek güce sahipken hala etrafımızda bu tür olaylar duymamız, ya Tanrı'nın bunu engellemeye gücünün yetmediğini ya da bunu engellemeyerek iyi bir Tanrı olamadığını insanlara söylemeye iter.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Sokrates bu konuyla alakalı olarak ortaya şöyle bir soru atar: “Kutsal olan, tanrılar onu onayladığı için mi kutsaldır yoksa tanrılar onu kutsal olduğu için mi onaylarlar?” Eğer teistik bakış açısından bu soruyu sormak istersek şu cümleyi elde ederiz: Bir eylem Tanrı onu istediği için mi doğrudur yoksa o eylem doğru olduğu için mi Tanrı onu ister?<O:p></O:p>
Dünyadaki kötülüklere ve ahlaksızlıklara bakıldığında, Tanrı'ya inanmayan bir insan neyin doğru neyin yanlış olduğunu nasıl bilmektedir? Başka bir deyişle insanın ahlak hakkındaki bilgisi bütün insanlık için geçerli olabilecek bir norm oluşturabilir mi? <O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Tanrı'nın buyruğunun insanın akılcı, sosyal varlıklar olarak yaşama potansiyelinden memnun olmasından kaynaklandığı söylenemez. Eğer Tanrı'nın ahlaklı yaratıkları etik olarak doğru olacaklarsa akıl ya da vicdan yoluyla neyin doğru olduğunu öğrenemezler. Bu yüzden doğru ve yanlış hakkında “ subjektif değil objektif” bir bilgiye ulaşabilmek için Tanrı esinine ihtiyaç vardır. Örnek olarak, herhangi bir dine veya ahlaki standarda bağlı olarak yaşamayan bazı insanlar homoseksüelliği doğaya aykırı ve ahlak dışı bulmaktadırlar. Bu insanlarla aynı yaratılışa sahip olan homoseksüeller ise bunun gayet normal olduğunu savunmaktadırlar. Doğa ve öz olarak homojen olan bu iki insan grubu ahlak konusunda, ortada herhangi bir dini veya kültürel kısıtlama olmaksızın ahlak konusunda anlaşamamaktadırlar. Bu yüzden insanın kavrayışının veya anlayışının ahlak için bir norm oluşturabileceği söylenemez. Kısacası, bir şeyin doğru mu yanlış mı veya iyi mi kötü mü olduğunun anlaşılmasının tek yolu Tanrı'nın o eylemi nasıl tanımladığına ve bunun iradesiyle nasıl örtüştüğüne bakmaktır.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Tanrı'nın doğasına baktığımızda ise şu özellikler, yazının giriş kısmındaki sorunu çözmemizde bize yardımcı olurlar: <O:p></O:p>

Tanrı'nın Değişmezliği : Tanrı'nın kendi varlığında herhangi bir yükselme, alçalma, büyüme, küçülme, ilerleme veya gerileme yoktur. Tanrı sonsuzlukta daha mutlu, daha bilge, daha doğru ve daha iyi olamaz. Tanrı'nın birşey hakkında daha iyi bir bilgiye sahip olduğu söylenemez çünkü hem yarattıklarının o bilgiye erişmelerinin asıl kaynağı kendisidir hem de o şeyi yalnızca olduğu gibi en iyi şekilde bilmekle kalmamakta meydana gelebileceği bütün her koşul içerisinde de en iyi şekilde bilmektedir. Kısacası Tanrı'da eğer ilerleme veya öğrenme gibi özellikler var olsaydı işte o zaman her konuda güvenilmesi gereken olamazdı. Tanrı'nın değişmez doğası Kutsal Yazı'da da açıkça öğretilmektedir. (Mıs Çık 3:14, Mezm 102:26-28, Yeş 41:4, 48:12, Malaki 3:6, Rom 1:23, Yak 1:17) <O:p></O:p>
Tanrı'nın İyiliği : Tanrı yalnızca iyi değil, bütün iyiliğin kendisinden kaynaklandığı “en iyidir”. Tanrı'nın bütün insanlar için olan genel lütfu, halkı için olan özel lütfu, sevgisi, merhameti ve sabrı, Tanrı'nın iyiliğinin kanıtlarıdırlar. <O:p></O:p><O:p></O:p>
Önerme 1 <O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Eğer Tanrı kendi içerisinde değişmez ve mutlak iyi ise, O'nun var olmasını buyurduğu veya iradesiyle gerçekleştirdiği herhangi bir şeyin “kötü” olma ihtimali var mıdır? Cevap hayırdır, çünkü Tanrı'nın isteği ve iyiliği tektirler ve içlerinde değişim göstermemektedirler. Bu O'nun iradesinin keyfi buyruklar vermesine engel olur. Tanrı doğası gereği herşeyin üzerinde iyidir ve buyrukları her zaman iyi olacaklardır çünkü her zaman isteği, kendi doğasıyla uyum içerisindedir. Tanrı kendi doğası dışında bir şey isteyemez çünkü O'nun doğasından kaynaklanmamış hiçbirşey henüz var olmamıştır ve var olamayacaktır. Özet olarak Tanrı bu dünyada neyin olmasını buyurursa – bu şey bize her ne kadar kötü veya çirkin gözükürse gözüksün- aslında o şey doğru ve iyidir çünkü Tanrı'nın bu kararı kutsal, değişmez ve iyi doğasından kaynaklanmaktadır. Ancak, bu gerçeği olaylar meydana gelirken olduğu gibi kabul etmek iman gerektirmektedir. Tanrı'nın iyi olduğuna iman edilip güvenilmeden Tanrı'nın iyi olduğu “kesin” olarak bilinemez.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
1Ko 2:9 Yazılmış olduğu gibi, «Tanrı'nın, kendisini sevenler için hazırladıklarını hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitmemiş, hiçbir insan yüreği kavramamıştır.»<O:p></O:p>
1Ko 2:10 Oysa Tanrı bunları bize Ruh aracılığıyla açıkladı. Ruh her şeyi, Tanrı'nın derin düşüncelerini bile araştırır. <O:p></O:p>
1Ko 2:11 İnsanın düşüncelerini, insanın içinde olan kendi ruhundan başka kim bilebilir? Bunun gibi, Tanrı'nın düşüncelerini de Tanrı'nın Ruhundan başkası bilemez. <O:p></O:p>
1Ko 2:12 Tanrı'nın bize lütfettiklerini bilelim diye, bu dünyanın ruhunu değil, Tanrı'dan gelen Ruh'u aldık. <O:p></O:p>
1Ko 2:13 Ruh'a uyanlara ruhsal gerçekleri açıklarken, Tanrı'nın lütfettiklerini insan bilgeliğinin öğrettiği sözlerle değil, Ruh'un öğrettiği sözlerle bildiririz.<O:p></O:p>
1Ko 2:14 Doğal haliyle kişi, Tanrı'nın Ruhuyla ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir. Ruhça değerlendirildikleri için de bunları anlayamaz. <O:p></O:p>
1Ko 2:15 Ruh'a uyan kişi her konuda yargıda bulunabilir, ama onun hakkında yargıda bulunacak kimse yok.<O:p></O:p>
1Ko 2:16 «Rab'bin düşüncesini kim bildi ki, O'na öğüt verebilsin?» Oysa biz Mesih'in düşüncesine sahibiz.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Tanrı On Emir'de “Adam Öldürmeyeceksin” ve Yasanın Tekrarı kitabı 12. bölümde “Tanrınız RAB'be bu biçimde tapınmayacaksınız. Onlar ilahlarına RAB'bin tiksindiği iğrenç şeyler sunuyorlar. Oğullarını, kızlarını bile yakarak ilahlarına kurban ediyorlar” demişti. Fakat Yaratılış 22. bölüm 2. ayette şunları okuyoruz. “Tanrı, “İshak'ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git” dedi. “Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.” Bu iki ayet arasında yüzeyde bir tür paradoks gözlemlenmektedir. Eğer İbrahim'in yerinde Immanuel Kant veya David Hume olsaydı, İbrahim gibi sabah erkenden kalkıp Tanrı'nın buyruğunu yerine getirmek için yola çıkmazlardı. Bunun yerine,”Sen nasıl bir Tanrı'sın; hem bana soyun İshak'la devam edecek diyorsun, adam öldürmeyi ve insan kurban edilmesini yasaklıyorsun hem de şimdi benden kendi oğlumu yakmalık sunu olarak sana sunmamı istiyorsun” derlerdi. Fakat İbrahim yukarıda açıkladığım Tanrı'nın değişmezliğine ve iyiliğine iman ettiği için Tanrı'nın bu iki isteği arasında herhangi bir çelişki görmeden, O'nu sorgulamadan ve suçlamadan isteğini yerine getirmek için erkenden yola çıktı. İbrahim'in bunu nasıl anladığını şu iki ayette görüyoruz.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Yaratılış 22:7-8 İshak İbrahim'e, “Baba!” dedi. İbrahim, “Evet oğlum” diye yanıtladı. İshak, “Ateşle odun burada ama yakmalık sunu kuzusu nerede?” diye sordu. İbrahim, “Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak” dedi. İkisi birlikte yürümeye devam ettiler.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
İbraniler 11:17-19 İbrahim sınandığı zaman, imanla İshak'ı kurban olarak sundu. Vaatleri almış olan İbrahim, biricik oğlunu kurban etmek üzereydi. Oysa Tanrı ona, «Senin soyun İshak'la sürecektir» demişti. İbrahim, Tanrı'nın, ölüleri bile diriltebileceğini düşündü; nitekim İshak'ı simgesel bir şekilde ölümden geri aldı. <O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Yani iman olmadan Tanrı, Tanrı olmadanda iyi ve kötünün asıl doğaları oldukları gibi anlaşılamaz.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Önerme 2
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Bugün bize kötü olarak gözüken bir şey Tanrı'nın gizli iradesini bilemediğimizden “asıl” kötü olarak tanımlanamaz.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Gizlilik Tanrı'mız RAB'be özgüdür.....(Yasanın Tekrarı 29:29)
<O:p></O:p>
Tanrı'nın derin sırlarını anlayabilir misin? Her Şeye Gücü Yeten'in sınırlarına ulaşabilir misin? (Eyüp 11:7)
<O:p></O:p>
Gerçekten sen kendini gizleyen bir Tanrı'sın. Ey İsrail'in Tanrı'sı, ey Kurtarıcı<O:p></O:p>
(Yeşaya 45:15)
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Tanrı tarih boyunca bir çok kötülüğe izin vermiş olmakla birlikte bunlardan iyilikte çıkarmıştır. Yaratılış kitabında Yusuf, kardeşleri tarafından Mısır'lı tüccarlara satıldığında sanki herşey Yusuf'un aleyhine gelişiyormuş gibi gözükmekteydi ama sonunda <SDFIELD format="PAGE" subtype="RANDOM" type="PAGE">Tanrı'nın işinin sonucunu Yusuf'un şu sözlerinde okuyoruz.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Yusuf, “ Korkmayın” dedi. Ben Tanrı mıyım? Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı bugün olduğu gibi bir çok halkın yaşamını korumak için o kötülüğü iyiliğe çevirdi. (Yaratılış 50:19-20)
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Tanrı kendi kullarını denemek(Eyüp, 1.Pet 1:6, Yak 1:3), disiplin etmek(İbr 12:7-11), dayanmayı öğretmek(Yak 1:3-4), cesaret vermek(Mezm 37), teselli olmayı ve etmeyi öğretmek(2. Kor 1:3-7) ve kötüyü yargılamak için(Özd 16:4) kötülüğü ve acıyı kullanmıştır.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Bu manada kötülük bir “gereklilik”tir çünkü kaynağı Tanrı'da olan, merhamet, sabır, cesaret, adalet, sevgi gibi kavramlar kötülük var olmadan kendilerini gösteremezlerdi(Rom 11:32). Bu yüzden Tanrı iyi bir nedenle dünyaya kötülük getirdiği için, kötülüğü meydana getirerek aslında kötülük yapmamaktadır.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Işığı biçimlendiren, karanlığı yapan, esenliği ve felaketi yaratan, bütün bunları yapan RAB benim (Yeşaya 45:7)
<O:p></O:p>
İşte, kor halindeki ateşi üfleyen, amaca uygun silah yapan demirciyi ben yarattım. Yok etsin diye yıkıcıyı da ben yarattım (Yeşaya 54:16)
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Rab buyurmadıkça kim bir şey söyler de yerine gelir? İyilikler gibi felaketler de Yüceler Yücesi'nin ağzından çıkmıyor mu? (Ağıtlar 3:37)
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
...Tanrı'dan gelen iyiliği kabul edelim de kötülüğü kabul etmeyelim mi?(Eyüp 2:10)
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
Bu konu hakkında daha bir çok çözüm verilebilir. Fakat asıl cevap vermek zorunda olan kişi tanrısızdır. Eğer her şeye gücü yeten , iyi ve kişisel bir Tanrı gibi mutlak bir varlıktan söz edemezsek ahlaki değerleri kader, şans veya rastlantı gibi kavramlarla açıklamak zorunda kalırız ki bu da akıl intiharından başka bir şey değildir.
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
O zaman Eyüp RAB'bi şöyle yanıtladı: Senin herşeyi yapabileceğini biliyorum. Hiçbir amacına engel olunmaz. 'Tasarımı bilgisizce karartan bu adam kim? diye sordun. Kuşkusuz anlamadığım şeyleri konuştum, beni aşan, bilmediğim şaşılası işleri. <O:p></O:p>
“ Dinle de konuşayım” dedin. “Ben sorayım sen anlat”. Kulaktan duymaydı bildiklerim senin hakkında. Şimdiyse gözlerimle gördüm seni. Bu yüzden kendimi hor görüyor, toz ve kül içinde tövbe ediyorum. (Eyüp 42:1-6)<O:p></O:p>
<O:p></O:p>
<O:p></O:p>

Fırat Çölgeçen
13-12-07, 21:51
Sola Scriptura'nın yazısında ifadesini bulan "doğal ve ahlaki" kötülük açısından kaleme alacaklarımı gördüğüm için aşağıdaki yazıyı sizinle paylaşmak istedim.Alıntı; "İnancın Ötesinde" kitabındandır:
"Protestan reformcu John CALVİN,1554 yılında hristiyanların çevre koruması konusundaki dayanaklarını Yaratılış 2. bölüm 15. ayetle ilgili yorumunda renkli bir şekilde anlatır:
'Toprak insana,ona ekmesi koşuluyla verilmişti... Tanrı'nın bize emanet ettiği şeylere sahip olduğumuzu göstermek için ,tutumlu ve makul kullanımıyla yetinmemiz şartıyla,biz kalanlarla ilgilenelim diye,bahçe Adem'e emanet edilmişti.Bir araziye sahip olup onun yıllık ürünlerinden faydalanan kişi toprağı ihmal edip onu yaralamasın,onu gelecek kuşaklara olduğı gibi ya da daha iyi işlenmiş olarak vermek için çabalasın. Onun meyvelerinden öyle yararlansın ki,onu ne lüks için israf etsin,ne de ihmal ile bozup harap etsin.Ayrıca,Tanrı'nın bizim yararlanmamız için verdiği iyi şeylere yönelik bu tutumluluk,bu gayret aramızda yayılsın ve herkes sahip olduğu her şeyde kendini Tanrı'nın yarattıklarının koruyucusu olarak görsün.Böyle olduğunda kimse ahlaksızca davranmayacak.Tanrı'nın korumasını emrettiği şeyleri kötüye kullanarak bozmayacaktır."
Bu, alıntıyı okuyunca insanların kendi bencil duyguları için neler yaptığını görmemek olanaksız.Rabbin Nuh'a söylediği bir söz var:"Benim müdahaleme gerek yok.İnsanlar kendilerini yok etmek için her şeyi yapıyor."
Rabbin sevgisi ve ışığı sizinle olsun.

Fırat Çölgeçen
15-12-07, 01:30
Aşağıdaki alıntı; Graham KENDRICK'in "Tapınma" adlı kitabındandır:
"Tapınmamızın gerçekliği,ses oranının yüksekliliğiyle ölçülemez.Tanrı'ya sevgimizi sesli olarak göstermek elbette önemlidir,ancak O, yaşantımızdaki kanıtları görmek ister.Tapınmanın tövbeyi içerdsiğini her zaman düşünmeyiz.Canlı bir ezgi söylemek,en sevdiğimiz günaha sırtımızı çevirmekten daha kolaydır.Günahlı bir eylem başka bir ilaha tapınmak demektir; kendimizi gururumuzun ve şehvetimizin iştahına hizmet etmeye kaptırırız.Dolayısıyla tövbe,tapınmanın yönünü değiştirerek,bunu hak eden Tanrı'ya sunmak demektir.İsa çölde denenirken şeytan,proskineo ( öperek tapınma) sözcüğünü kullanmıştır.İsa'ya yeryüzünün tüm egemenliklerini ve bunların görkemini sunarak karşılığında İsa'nın kendisine eğilmesini ve tapınmasını istemiştir.Tapınma sık sık canımız istediği zaman gerçekleşen bir etkinlik olarak anlaşılır.Oysa Rab İsa Mesih'e bilinçli bir iradeyle itaat etmek ve hizmet etmek demektir.Duygular ve bağışlanma sevinci,O'nunla kararlı birliğimizin sonucunda oluşur."
Rabbin sevgisi ve ışığı sizinle olsun.