Sola Scriptura
23-10-06, 01:19
TANRI'NIN ARADIĞI TÖVBE
Ben sevdiklerimi azarlayıp terbiye ederim. Onun için gayrete gel ve tövbe et.
(Esinleme 3:19)
Son yüzyılda kiliselerin içine sızan liberalizm, hümanizm ve modern psikoloji akımları Hristiyanları öylesine zeki bir şekilde ellerine geçirdiler ki artık tövbe etme kelimesi bile kürsülerde duyulmaz oldu. Bunun yerine, insanların kendilerine nasıl daha fazla saygı duyabilecekleri veya pişmanlık duygusununun aslında iyi bir şey olmadığı öğretilerek Kutsal Kitap'taki tövbe kavramının tamamen içi boşaltılmış oldu. Bu tip öğretiler ve vaazlarla da Mesih'in kanıyla kurtardığı kişiler, farkında olmadan vicdanlarına “kapa çeneni” demeyi alışkanlık haline getirdiler. Bu durumun bu kadar trajik bir hal almasının nedeni ise Kutsal Kitap'ın öğrettiği tövbe anlayışıyla günümüz modern insanın her gün biraz daha şişirdiği gururunun birbirleriyle çatışmasıdır. Artık Hristiyanlar konuştukları kişilere günahlarını gösterip tövbe etmelerini istemek yerine, onların kırılmalarından veya gücenmelerinden korktukları için ağızlarını açamaz duruma geldiler. Buna mazaret olarakda Mesih'in “yargılamayın” sözünü kullanmaya başladılar.
Bir keresinde Hristiyan olduğunu söyleyen ve lezbiyen bir yaşam sürdürdüğünü belirten bir kişiyle konuşmamda Kutsal Kitap'ın bunu onaylamadığını söylediğimde o kişi bana “ sen ne hakla beni yargılarsın beni ancak Tanrı yargılar” demişti. Aslında benimde söylediğim tamamen oydu. Homoseksüel ilişkiyi yargılayan ben değil Pavlus'un ağzıyla bu konudaki isteğini açıklamış olan Tanrı'ydı.
İsa Mesih görevine başladığında kullandığı ilk kelimenin ne olduğunu biliyor musunuz?
Yahya'nın tutuklanmasından sonra İsa, Tanrı'nın müjdesini duyura duyura Celile'ye gitti. «Zaman doldu» diyordu, «Tanrı'nın Egemenliği yaklaştı. Tövbe edin, Müjde'ye inanın!» (Markos 1:14-15)
Burada dikkatimi çeken nokta, İsa'nın müjdeyi bugün bizler gibi açıklamadığıdır. Sık sık etrafımızda “Tanrı seni seviyor, İsa'ya iman et kurtulacaksın” gibi sözler duyuyoruz. Peki ama “neyden” kurtulacağım? Bu yüzden “neyden” tövbe etmemizi anlamadan gerçekten tövbe etmiş olabileceğimize inanmıyorum.
İnsanı tövbeyle baş başa bırakan ilk olay dünyada yalnızca iki kişi varken meydana geldi. Aden bahçesinde Adem ve Havva Tanrı'nın onlarla yaptığı antlaşmayı bozdukları an tövbenin gerekliliği de bu itaatsizlikleriyle dünyaya girmiş oldu. Bu sözdinlemezlik Adem ve Havva'yı Tanrı'nın önünde özürsüz bıraktı.
Aden bahçesindeki bu olayda günah, kendisine baba olarak şeytanı, dostu olarak utancı ve ödül olarak da ölümü seçmişti. Her ne kadar o meyveden yemek Havva için çekici ve güzel gözüktüyse de bunların hiçbirini elde edemedi. Günah tıpkı şeytanın söylediği gibi “Tanrı gibi olacaksınız” diyerek bize yaklaşır. Günah hiçbir zaman sizin düşmüş doğanıza çirkin bir şey olarak gözükmez. Her zaman arzularınızı tatmin etmek için, bundan bir kazancınız olacağı konusunda sizi ikna etmeye çalışır. O anlarda günah işleyerek kazanacaklarınızın, işlemeyerek kazanacaklarınızdan daha fazla ve daha güzel oldukları konusunda sizi ikna eder. Bu yalana inandığımız anda ise Yakup'un dediği gibi arzu gebe kalır ve günah doğurur. Tanrı'nın yaratmadığı ve görmekten nefret ettiği tek doğum budur. Bu nedenle her imanlı, günahının Tanrı'nın kutsallığına, görkemine, doğasına, varlığına ve yasasına karşı bir darbe ve saldırı olduğunu bilmek zorundadır.
Peki tövbeyi nasıl kafamıza oturtacağız? Basit olarak tanımlamak gerekirse tövbe iki temel şeyi içerir:
Tövbe günah işleyerek hizmet ettiğimiz putlardan kesin bir dönüş demektir.
Tövbe işlenen günahın bütün sorumluluğunu ve suçlarını kabul etmektir.
Sıklıkla yanlış anlaşıldığı gibi tövbenin amacı, günahları bağışlatmak değildir. Çünkü tövbe, işlenen günahtan nefret etmek ve tövbe edilen günahı tekrarlamayan meyveler vermektir. Fakat bu, günahın işlendiği gerçeğini değiştirmemektedir. Günah hala karşımızda durmaktadır. Günah için pişmanlık duymak günahı silemez. RAB kişisel bir Tanrı'dır ve bu yüzden kendisine karşı işlenen suçları karşılıksız bırakamaz. Tanrı asla bizim yaptığımız gibi günaha karşı gözlerini kapatamaz veya hiç olmamış gibi davranamaz çünkü bu kendi doğasına aykırıdır. Eğer Tanrı isteseydi tıpkı islamın tanrısı gibi “günahlarınızı bağışlıyorum” deyip bütün suçlarımızı silebilirdi. Fakat o zaman kendi adaletini reddetmek zorunda kalırdı. Bu yüzden Mesih'in çarmıhtaki ölümüyle Tanrı'nın adaleti tamamen tatmin edilmiş ve yerine gelmiş oldu. John Owen'ın da dediği gibi “Mesih'in ölümü olmadan günahın ölümü de yoktur”. Tanrı önünde bağışlanmamızın ve yasaya göre aklanmış sayılmamızın asıl nedeni İsa Mesih'in yeryüzünde yasayı eksiksiz yerine getirmesi, çarmıhta biz tanrısızlar için ölmesi, dirilmesi ve egemenlik sürmek üzere göğe yükselmesidir. Bu gerçeklere iman etmeyen ve güvenmeyen bir kişi, tövbe etmekten dizleri bile çürüse bağışlanmayacaktır. Bütün bu söylenenleri bir araya getirdiğimizde, tövbe günahlarımızı bağışlatmak için değil, Tanrı'yla iman aracılığıyla sürdürdüğümüz baba-oğul ilişkisini korumak için yapılmalıdır. Bu nokta gerçekten çok önemlidir çünkü sıklıkla, tövbe ettiğimiz anda Tanrı'nın bizi bağışladığı düşünülür. Bu görüş ise tövbeyi Tanrı merkezci olmaktan çıkararak insan merkezci yapar.
Çoğumuzun özellikle zayıf olduğu belli günahları vardır. Fakat Tanrı bu günahlarımızdan bizim için hesap sormamaktadır çünkü hepsini bize karşı olan yazılı antlaşmayla birlikte çarmıha çivilemiştir.
Mesih'in çarmıhtaki son sözü olan “Tamamlandı” sözcüğünü Yuhanna grekçe olarak “tetelestai” şeklinde kullanmıştır. Aynı sözcük o zamanın grek dünyasında sıklıkla kullanılan bir ticari terimdi. Ticari antlaşmalarda veya alışverişlerde para alınıp mal teslim edildiği zaman işlemin tamamlandığını belirtmek için “tetelestai” sözcüğü kullanılıyordu. Aynı şekilde Mesih çarmıhta tamamlandı dediği zaman bir insanın kurtuluşu için gerekli olan bütün transfer gerçekleşmiş oldu. Bu noktayı en iyi belirten ayetlerden birisi 2. Korintliler 5:21'dir.
2Ko 5:21 Tanrı, Mesih sayesinde kendisinin doğruluğu olalım diye, günahı bilmeyen Mesih'i bizim için günah yaptı.
Aslında bu ayetin doğru çevirisi ;
Tanrı, O'nun aracılığıyla kendisinin doğruluğu olalım diye, günahı olmayanı(Mesih'i) bizim için günah yaptı.
Tanrı çarmıha baktığında bütün günahlarımızın Mesih'in üzerinde olduğunu gördü ve işte tam bu yüzden O'ndan yüzünü çevirdi ve bunun üzerine İsa “Tanrım, Tanrım beni neden terkettin” dedi. Tam o anda Tanrı'nın bizim üzerimize gelmesi gereken bütün öfkesi Mesih'in üzerine döküldü. İlahi adalet, Mesih'in son nefesinde “Tamamlandı”. Bu yüzden Tanrı'nın, eğer Mesih'e iman ediyorsanız, sizi tekrardan kurtarması ve bugün işlediğiniz günahları tekrardan bağışlaması imkansızdır çünkü adil bir yargıç cezasını verdiği suçu iki defa yargılayamaz.
Bu noktaya kadar tövbenin ne olmadığına baktık. Şimdi de Tanrı'nın aradığı tövbenin nasıl olması gerektiğine bakacağız.
1. Gerçek tövbe Tanrı sözünden kaynaklanır: John Trapp adlı bir Püritan bir keresinde şöyle demişti; “Eğer dünyada yaşamış en iyi insanın günahları alnına yazılacak olsaydı, bunları örtmek için şapkasını gözlerine kadar indirmek zorunda kalırdı”. Yalnızca 24 saat içerisinde farkında olmadan o kadar çok günah işliyoruz ki hepsinin farkına varmamız neredeyse imkansızdır. Fakat bu bir bahane olarak kullanıldığında daha tehlikeli sonuçları vardır. Bu yüzden neyden tövbe etmemizi bilmemizin en iyi olu Kutsal Kitap'a bakmaktır. Ya Kutsal Kitap sizi günahlarınızdan uzak tutacaktır ya da günahlarınız sizi Kutsal Kitap'tan uzak tutacaktır. Tanrı sözünü ne kadar çok adanmış bir şekilde okursak ve çalışırsak, Tanrı'da bizde görmek istemediği günahlarımızı Kutsal Ruh aracılığıyla bize gösterecek ve bizi ikna edecektir. Davut Bat-Şeva'yla yattıktan ve Uriya'nın ölümüne sebep olduktan sonra kötü bir şey yaptığının farkında değildi. Natan Peygamber yanına gelip ona hatasını gösterdiğinde ise ne denli korkunç bir şey yaptığına ancak o zaman ikna oldu. Bugün bizlerin yanında hatalarımızı bize gösterecek peygamberler yok ama aynı görevi gören Tanrı sözü vardır. İsrail bu ilkeyi yerine getirmediği için RAB onlara şu şekilde seslendi :
Gökteki leylek bile belli mevsimlerini bilir. Kumru da kırlangıç da turna da göç etme zamanını gözetir. Oysa halkım buyruklarımı bilmez. (Yeremya 8:7)
2. Gerçek tövbe Tanrı'ya olan sevgiden kaynaklanır: Günahından pişmanlık duyan kişi, eğer bu günahının sonucu olarak başına kötü birşey gelebileceğinden veya sırf bu yüzden Tanrı'nın kendisini cezalandıracağından korkuyorsa, gerçekten Tanrı'nın aradığı şekilde tövbe etmiyor demektir. Tövbe eden bir Hristiyan'ın pişmanlık duyduğu ilk konu Tanrı'nın görkemine ve kutsallığına başkaldırması olmalıdır. Tanrı'yı seven bir yürek O'nun yüceliğinin hayatta sahip olduğu herşeyden daha değerli olduğunu bilir ve bu yüzden bu yüceliğe leke getirme düşüncesinden bile nefret eder. Tanrı'yı seven bir yürek, sevdiği için sevildiğine değil, sevildiği için sevdiğine inanır, böylece Tanrı'nın sevgisinin değişmez ve sadık olduğunu bilerek tövbe ettiği zaman cezalandırılma korkusundan dolayı değil, bu sevgiye ihanet ettiği için tövbe eder. Yahuda Tanrı'nın gazabını düşündükten sonra pişmanlıkla kendini astı, Petrus ise Mesih'i üç kere inkar ettikten sonra O'nun kendisine sevgiyle baktığını gördüğünde gözyaşlarına boğuldu.
3. Gerçek tövbe mutlaka meyvelerini gösterir.
Ne var ki, Ferisilerle Sadukilerden birçok kişinin vaftiz olmak için kendisine geldiğini gören Yahya onlara şöyle seslendi: «Ey engerekler soyu! Gelecek olan gazaptan kaçmanız için sizi kim uyardı? Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin. Kendi kendinize, `Biz İbrahim'in soyundanız' diye düşünmeyin. Ben size şunu söyleyeyim: Tanrı, İbrahim'e şu taşlardan çocuk yaratacak güçtedir. Balta şimdiden ağaçların köküne dayanmıştır. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılacak. (Matta 3:7-10)
Bu ayetlerin bize anlatmak istediği, kendinize Hristiyan demeniz veya Hristiyan ahlakına göre yaşamanız Tanrı'nın gözünde hiç önemli olmadığıdır. O, bahçesinde meyve vermeyen ağaçları kestiğini söylediği halde, hala aynı şekilde devam eden insanları da esirgemeyecek, baltayı son günde büyük bir güçle ağacın köküne indirecektir. Bu konu ayrıca tövbemizin gerçekten içten ve tanrısal olup olmadığını anlamamız konusunda da bize yardımcı olur. Belirli bir günahtan tövbe ettiğimizi nasıl anlarız? Örnek olarak kendimizi devamlı yalan söyler bir şekilde buluyorsak ve bundan tövbe edeceksek, tövbe ettiğimizin asıl kanıtı yalan söylemeyi bırakıp doğruyu söylemeyi alışkanlık haline getirdiğimiz zaman gözükecektir. Eğer bir kişiye karşı nefret duymuş ve daha sonra bundan tövbe ettiysek, o kişiyi gerçekten sevdiğimizi gördüğümüz zaman ettiğimiz tövbenin içten olduğundan emin olabiliriz. Çünkü tövbe ettiğimizde Tanrı'ya işlediğimiz günahtan nefret ettiğimizi ve bu konudaki zayıflığımızı yenmeye istekli olduğumuzu söylemiş oluyoruz. Eğer gerçekten yüreğimizin istekleri bunlar ise Tanrı'da böylesine bir tövbeyi kabul edeceğini ve bu kişiyi değiştireceğine söz vermiştir. Eğer bu değişim henüz yaşamınızda gözükmüyorsa, Tanrı'nın vaatlerine sadık olduğunu bildiğimizden, henüz gerçekten tövbe etmediğinizi anlayabilirsiniz. Tanrısal bir kişinin yüreğinde geçmişteki günahları için pişmanlık değil, gelecekte aynı günahı işlememek için kararlılık vardır.
Her imanlının hayatında mutlaka tövbe etmesini gerektirecek bir konu vardır. Bunların farkına kolay varamamızın ise belirli sebepleri bulunmaktadır. Ya Kutsal Kitap'ı okumadığımızdan yaptığımız şeyin gerçekten bir günah olduğundan haberdar değilizdir ya da bu günahı ısrarla ve isteyerek öylesine uzun bir süre içimizde beslemişizdir ki artık vicdanımız makarna süzgeci gibi delik deşik olduğundan artık gerektiği görevi, yani bizi uyarma görevini yerine getirememektedir. Bütün bunlardan daha da kötüsü ise, bunların hepsini bilmiş olmamıza rağmen, ısrarla tövbe etmeyi erteleme isteğimiz veya kendimizi tövbe etmeye layık görmeyişimizdir.
William Secker adlı bir teoloğun tövbenin ertelenmesi konusunda harika bir deyişi vardır. “ Eğer Tanrı'nın “bugün”ünü tövbe etmek için çok erken buluyorsan, senin “yarın”ın da O'nun seni kabul etmesi için çok geç olabilir”. Bu çok doğru bir sözdür çünkü sınırlı yaratıklar olarak yarınımızın ne olacağı hakkında bilgimiz sınırlıdır. Eğer bugün işlediğimiz günahın farkına vardıysak, tövbe etmemiz gereken zamanı yarın olarak belirlediğimizde aslında yarın da gerçekten tövbe etmiş olmayacağız. Bugün bizi tövbe etmekten caydıran nedenin yarın da aynı şeyi yapmayacağına dair ne güvenimiz vardır? Bugün tövbe etmeye hazır değilsek zamanın geçmesinin bize ne yararı olacaktır. Tövbenin ertelenmesi tıpkı fizik kanunları gibidir. Bir buzu ne kadar çok soğutursanız onu kırmak daha da zorlaşır. Süleyman'ın Özdeyişler'i kitabında şunu okuyoruz.
Günahlarını gizleyen başarılı olamaz. İtiraf edip bırakansa merhamet bulur. (Özdeyişler 28:13)
Ve Mezmur 32'de
Ne mutlu isyanı bağışlanan, günahı örtülen insana! Suçu RAB tarafından sayılmayan, ruhunda hile bulunmayan insana ne mutlu!
Sustuğum sürece kemiklerim eridi, gün boyu inlemekten. Çünkü gece gündüz elin üzerimde ağırlaştı. Dermanım tükendi yaz sıcağı gibi. Günahımı açıkladım sana, suçumu gizlemedim. “RAB'be isyanı itiraf edeceğim” deyince, günahımı suçumu bağışladın. Bu nedenle her sadık kulun, ulaşılır olduğun zaman sana dua etsin.
Tövbemize engel ikinci nedenin ise kendimizi bir türlü layık göremeyişimiz olduğunu söylemiştim. Dışarıdan bakıldığı zaman bu davranış oldukça mantıklı ve soylu gözükebilir. Sık sık kendimize “defalarca aynı günahtan tövbe etmeme rağmen tekrar aynı hataya düştüm. Şimdi ne hakla kutsal Tanrı'nın önüne çıkabilirim” demişizdir. Luka kitabında bu olayla ilgili çok güzel bir örnek görüyoruz.
Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: «Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıkmış. Ferisi ayakta dikilip kendi kendine şöyle dua etmiş: `Tanrım, diğer insanlar gibi soyguncu, hak yiyici ve zina edici olmadığım için, hatta şu vergi görevlisi gibi olmadığım için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.'«Vergi görevlisi ise uzakta durmuş, gözlerini göğe doğru kaldırmak bile istemiyor, ancak göğsünü döverek, `Tanrım, ben günahkâra merhamet et' diyormuş.«Size şunu söyleyeyim, Ferisi'den çok, bu adam aklanmış olarak evine dönmüş. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.» (Luka 18:9-14)
Eğer Tanrı'nın size merhamet etmesi için veya tövbenizi gerçekten kabul etmesi için daha iyi bir insan olmanız gerektiğini düşünüyorsanız, üzgünüm ki hiçbir zaman merhamet bulamayacaksınız, çünkü hiçbir zaman Tanrı'nın istediği gibi bir yüreği kendi kendinize yaratamazsınız. Şeytan sık sık bizi bu tuzağa düşürerek Tanrı'nın önüne çıkmamızı engeller. Bize devamlı geçmiş günahlarımızı hatırlatır ve bu günahları işleyerek aslında Tanrı çocuğu olmadığımıza bizi ikna etmeye çalışır. Tıpkı Aden bahçesinde söylediği söz gibi bu da yalandan başka bir şey değildir. Davut 51. mezmurda işlediği işlediği günahtan dolayı Adem ve Havva gibi aptalca Tanrı'dan gizlenmeye çalışmadı. Fakat tam tersine yüzünü Tanrı'ya dönüp günahkar olduğunu ve elinden başka bir şey gelmediğini ikrar ederek şu sözleri söyledi.
Senin kabul ettiğin kurban alçakgönüllü bir ruhtur. Alçakgönüllü ve pişman bir yüreği hor görmezsin ey Tanrı (Mezmur 51:17)
Kırılan birşeyi bantla yapıştırmanız nasıl kırık olan kısmı düzeltmiyorsa günahlarınızı da doğrulukla kapatamazsınız. Bu yüzden tövbe etmek için daha iyi olmayı beklemeyin. Doğruluk tövbeden önce değil sonra gelir. Eğer O'nun Oğlu'na iman ediyorsanız Tanrı şimdiden size kollarını açmıştır. İsrail sürgünden dönmeden çok önce Tanrı İsrail'e dönmüştü. Mesih bugün şu an şu dakika bizim için aracılık etmekte ve Tanrı'ya yalvarmaktadır. Bizi seven böylesi bir başkahinimiz olduğu halde tövbe ettiğimizde bağışlanamayabileceğimize inanmak O'na yalancı demekle eşdeğerdir.
<sup>Günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız ve içimizde gerçek olmaz. Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı, günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır. (1. Yuhanna 1:8-9)</sup>
İsterseniz dünyadaki bütün aç insanları doyurun, herkese sevgi gösterin, saatlerce dua edin veya bütün dünyada barışı sağlayın, bunların hiçbirisi Tanrı'yı şu beş kelime kadar hoşnut etmemektedir. “Tanrım ben günahkara merhamet et”.
Bulma fırsatı varken RAB'bi arayın, yakındayken O'na yakarın. Kötü kişi yolunu, fesatçı düşüncelerini bıraksın; RAB'be dönsün merhamet bulur. Tanrı'mıza dönsün bol bol bağışlanır. (Yeşaya 55:6-7)
Ben sevdiklerimi azarlayıp terbiye ederim. Onun için gayrete gel ve tövbe et.
(Esinleme 3:19)
Son yüzyılda kiliselerin içine sızan liberalizm, hümanizm ve modern psikoloji akımları Hristiyanları öylesine zeki bir şekilde ellerine geçirdiler ki artık tövbe etme kelimesi bile kürsülerde duyulmaz oldu. Bunun yerine, insanların kendilerine nasıl daha fazla saygı duyabilecekleri veya pişmanlık duygusununun aslında iyi bir şey olmadığı öğretilerek Kutsal Kitap'taki tövbe kavramının tamamen içi boşaltılmış oldu. Bu tip öğretiler ve vaazlarla da Mesih'in kanıyla kurtardığı kişiler, farkında olmadan vicdanlarına “kapa çeneni” demeyi alışkanlık haline getirdiler. Bu durumun bu kadar trajik bir hal almasının nedeni ise Kutsal Kitap'ın öğrettiği tövbe anlayışıyla günümüz modern insanın her gün biraz daha şişirdiği gururunun birbirleriyle çatışmasıdır. Artık Hristiyanlar konuştukları kişilere günahlarını gösterip tövbe etmelerini istemek yerine, onların kırılmalarından veya gücenmelerinden korktukları için ağızlarını açamaz duruma geldiler. Buna mazaret olarakda Mesih'in “yargılamayın” sözünü kullanmaya başladılar.
Bir keresinde Hristiyan olduğunu söyleyen ve lezbiyen bir yaşam sürdürdüğünü belirten bir kişiyle konuşmamda Kutsal Kitap'ın bunu onaylamadığını söylediğimde o kişi bana “ sen ne hakla beni yargılarsın beni ancak Tanrı yargılar” demişti. Aslında benimde söylediğim tamamen oydu. Homoseksüel ilişkiyi yargılayan ben değil Pavlus'un ağzıyla bu konudaki isteğini açıklamış olan Tanrı'ydı.
İsa Mesih görevine başladığında kullandığı ilk kelimenin ne olduğunu biliyor musunuz?
Yahya'nın tutuklanmasından sonra İsa, Tanrı'nın müjdesini duyura duyura Celile'ye gitti. «Zaman doldu» diyordu, «Tanrı'nın Egemenliği yaklaştı. Tövbe edin, Müjde'ye inanın!» (Markos 1:14-15)
Burada dikkatimi çeken nokta, İsa'nın müjdeyi bugün bizler gibi açıklamadığıdır. Sık sık etrafımızda “Tanrı seni seviyor, İsa'ya iman et kurtulacaksın” gibi sözler duyuyoruz. Peki ama “neyden” kurtulacağım? Bu yüzden “neyden” tövbe etmemizi anlamadan gerçekten tövbe etmiş olabileceğimize inanmıyorum.
İnsanı tövbeyle baş başa bırakan ilk olay dünyada yalnızca iki kişi varken meydana geldi. Aden bahçesinde Adem ve Havva Tanrı'nın onlarla yaptığı antlaşmayı bozdukları an tövbenin gerekliliği de bu itaatsizlikleriyle dünyaya girmiş oldu. Bu sözdinlemezlik Adem ve Havva'yı Tanrı'nın önünde özürsüz bıraktı.
Aden bahçesindeki bu olayda günah, kendisine baba olarak şeytanı, dostu olarak utancı ve ödül olarak da ölümü seçmişti. Her ne kadar o meyveden yemek Havva için çekici ve güzel gözüktüyse de bunların hiçbirini elde edemedi. Günah tıpkı şeytanın söylediği gibi “Tanrı gibi olacaksınız” diyerek bize yaklaşır. Günah hiçbir zaman sizin düşmüş doğanıza çirkin bir şey olarak gözükmez. Her zaman arzularınızı tatmin etmek için, bundan bir kazancınız olacağı konusunda sizi ikna etmeye çalışır. O anlarda günah işleyerek kazanacaklarınızın, işlemeyerek kazanacaklarınızdan daha fazla ve daha güzel oldukları konusunda sizi ikna eder. Bu yalana inandığımız anda ise Yakup'un dediği gibi arzu gebe kalır ve günah doğurur. Tanrı'nın yaratmadığı ve görmekten nefret ettiği tek doğum budur. Bu nedenle her imanlı, günahının Tanrı'nın kutsallığına, görkemine, doğasına, varlığına ve yasasına karşı bir darbe ve saldırı olduğunu bilmek zorundadır.
Peki tövbeyi nasıl kafamıza oturtacağız? Basit olarak tanımlamak gerekirse tövbe iki temel şeyi içerir:
Tövbe günah işleyerek hizmet ettiğimiz putlardan kesin bir dönüş demektir.
Tövbe işlenen günahın bütün sorumluluğunu ve suçlarını kabul etmektir.
Sıklıkla yanlış anlaşıldığı gibi tövbenin amacı, günahları bağışlatmak değildir. Çünkü tövbe, işlenen günahtan nefret etmek ve tövbe edilen günahı tekrarlamayan meyveler vermektir. Fakat bu, günahın işlendiği gerçeğini değiştirmemektedir. Günah hala karşımızda durmaktadır. Günah için pişmanlık duymak günahı silemez. RAB kişisel bir Tanrı'dır ve bu yüzden kendisine karşı işlenen suçları karşılıksız bırakamaz. Tanrı asla bizim yaptığımız gibi günaha karşı gözlerini kapatamaz veya hiç olmamış gibi davranamaz çünkü bu kendi doğasına aykırıdır. Eğer Tanrı isteseydi tıpkı islamın tanrısı gibi “günahlarınızı bağışlıyorum” deyip bütün suçlarımızı silebilirdi. Fakat o zaman kendi adaletini reddetmek zorunda kalırdı. Bu yüzden Mesih'in çarmıhtaki ölümüyle Tanrı'nın adaleti tamamen tatmin edilmiş ve yerine gelmiş oldu. John Owen'ın da dediği gibi “Mesih'in ölümü olmadan günahın ölümü de yoktur”. Tanrı önünde bağışlanmamızın ve yasaya göre aklanmış sayılmamızın asıl nedeni İsa Mesih'in yeryüzünde yasayı eksiksiz yerine getirmesi, çarmıhta biz tanrısızlar için ölmesi, dirilmesi ve egemenlik sürmek üzere göğe yükselmesidir. Bu gerçeklere iman etmeyen ve güvenmeyen bir kişi, tövbe etmekten dizleri bile çürüse bağışlanmayacaktır. Bütün bu söylenenleri bir araya getirdiğimizde, tövbe günahlarımızı bağışlatmak için değil, Tanrı'yla iman aracılığıyla sürdürdüğümüz baba-oğul ilişkisini korumak için yapılmalıdır. Bu nokta gerçekten çok önemlidir çünkü sıklıkla, tövbe ettiğimiz anda Tanrı'nın bizi bağışladığı düşünülür. Bu görüş ise tövbeyi Tanrı merkezci olmaktan çıkararak insan merkezci yapar.
Çoğumuzun özellikle zayıf olduğu belli günahları vardır. Fakat Tanrı bu günahlarımızdan bizim için hesap sormamaktadır çünkü hepsini bize karşı olan yazılı antlaşmayla birlikte çarmıha çivilemiştir.
Mesih'in çarmıhtaki son sözü olan “Tamamlandı” sözcüğünü Yuhanna grekçe olarak “tetelestai” şeklinde kullanmıştır. Aynı sözcük o zamanın grek dünyasında sıklıkla kullanılan bir ticari terimdi. Ticari antlaşmalarda veya alışverişlerde para alınıp mal teslim edildiği zaman işlemin tamamlandığını belirtmek için “tetelestai” sözcüğü kullanılıyordu. Aynı şekilde Mesih çarmıhta tamamlandı dediği zaman bir insanın kurtuluşu için gerekli olan bütün transfer gerçekleşmiş oldu. Bu noktayı en iyi belirten ayetlerden birisi 2. Korintliler 5:21'dir.
2Ko 5:21 Tanrı, Mesih sayesinde kendisinin doğruluğu olalım diye, günahı bilmeyen Mesih'i bizim için günah yaptı.
Aslında bu ayetin doğru çevirisi ;
Tanrı, O'nun aracılığıyla kendisinin doğruluğu olalım diye, günahı olmayanı(Mesih'i) bizim için günah yaptı.
Tanrı çarmıha baktığında bütün günahlarımızın Mesih'in üzerinde olduğunu gördü ve işte tam bu yüzden O'ndan yüzünü çevirdi ve bunun üzerine İsa “Tanrım, Tanrım beni neden terkettin” dedi. Tam o anda Tanrı'nın bizim üzerimize gelmesi gereken bütün öfkesi Mesih'in üzerine döküldü. İlahi adalet, Mesih'in son nefesinde “Tamamlandı”. Bu yüzden Tanrı'nın, eğer Mesih'e iman ediyorsanız, sizi tekrardan kurtarması ve bugün işlediğiniz günahları tekrardan bağışlaması imkansızdır çünkü adil bir yargıç cezasını verdiği suçu iki defa yargılayamaz.
Bu noktaya kadar tövbenin ne olmadığına baktık. Şimdi de Tanrı'nın aradığı tövbenin nasıl olması gerektiğine bakacağız.
1. Gerçek tövbe Tanrı sözünden kaynaklanır: John Trapp adlı bir Püritan bir keresinde şöyle demişti; “Eğer dünyada yaşamış en iyi insanın günahları alnına yazılacak olsaydı, bunları örtmek için şapkasını gözlerine kadar indirmek zorunda kalırdı”. Yalnızca 24 saat içerisinde farkında olmadan o kadar çok günah işliyoruz ki hepsinin farkına varmamız neredeyse imkansızdır. Fakat bu bir bahane olarak kullanıldığında daha tehlikeli sonuçları vardır. Bu yüzden neyden tövbe etmemizi bilmemizin en iyi olu Kutsal Kitap'a bakmaktır. Ya Kutsal Kitap sizi günahlarınızdan uzak tutacaktır ya da günahlarınız sizi Kutsal Kitap'tan uzak tutacaktır. Tanrı sözünü ne kadar çok adanmış bir şekilde okursak ve çalışırsak, Tanrı'da bizde görmek istemediği günahlarımızı Kutsal Ruh aracılığıyla bize gösterecek ve bizi ikna edecektir. Davut Bat-Şeva'yla yattıktan ve Uriya'nın ölümüne sebep olduktan sonra kötü bir şey yaptığının farkında değildi. Natan Peygamber yanına gelip ona hatasını gösterdiğinde ise ne denli korkunç bir şey yaptığına ancak o zaman ikna oldu. Bugün bizlerin yanında hatalarımızı bize gösterecek peygamberler yok ama aynı görevi gören Tanrı sözü vardır. İsrail bu ilkeyi yerine getirmediği için RAB onlara şu şekilde seslendi :
Gökteki leylek bile belli mevsimlerini bilir. Kumru da kırlangıç da turna da göç etme zamanını gözetir. Oysa halkım buyruklarımı bilmez. (Yeremya 8:7)
2. Gerçek tövbe Tanrı'ya olan sevgiden kaynaklanır: Günahından pişmanlık duyan kişi, eğer bu günahının sonucu olarak başına kötü birşey gelebileceğinden veya sırf bu yüzden Tanrı'nın kendisini cezalandıracağından korkuyorsa, gerçekten Tanrı'nın aradığı şekilde tövbe etmiyor demektir. Tövbe eden bir Hristiyan'ın pişmanlık duyduğu ilk konu Tanrı'nın görkemine ve kutsallığına başkaldırması olmalıdır. Tanrı'yı seven bir yürek O'nun yüceliğinin hayatta sahip olduğu herşeyden daha değerli olduğunu bilir ve bu yüzden bu yüceliğe leke getirme düşüncesinden bile nefret eder. Tanrı'yı seven bir yürek, sevdiği için sevildiğine değil, sevildiği için sevdiğine inanır, böylece Tanrı'nın sevgisinin değişmez ve sadık olduğunu bilerek tövbe ettiği zaman cezalandırılma korkusundan dolayı değil, bu sevgiye ihanet ettiği için tövbe eder. Yahuda Tanrı'nın gazabını düşündükten sonra pişmanlıkla kendini astı, Petrus ise Mesih'i üç kere inkar ettikten sonra O'nun kendisine sevgiyle baktığını gördüğünde gözyaşlarına boğuldu.
3. Gerçek tövbe mutlaka meyvelerini gösterir.
Ne var ki, Ferisilerle Sadukilerden birçok kişinin vaftiz olmak için kendisine geldiğini gören Yahya onlara şöyle seslendi: «Ey engerekler soyu! Gelecek olan gazaptan kaçmanız için sizi kim uyardı? Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin. Kendi kendinize, `Biz İbrahim'in soyundanız' diye düşünmeyin. Ben size şunu söyleyeyim: Tanrı, İbrahim'e şu taşlardan çocuk yaratacak güçtedir. Balta şimdiden ağaçların köküne dayanmıştır. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılacak. (Matta 3:7-10)
Bu ayetlerin bize anlatmak istediği, kendinize Hristiyan demeniz veya Hristiyan ahlakına göre yaşamanız Tanrı'nın gözünde hiç önemli olmadığıdır. O, bahçesinde meyve vermeyen ağaçları kestiğini söylediği halde, hala aynı şekilde devam eden insanları da esirgemeyecek, baltayı son günde büyük bir güçle ağacın köküne indirecektir. Bu konu ayrıca tövbemizin gerçekten içten ve tanrısal olup olmadığını anlamamız konusunda da bize yardımcı olur. Belirli bir günahtan tövbe ettiğimizi nasıl anlarız? Örnek olarak kendimizi devamlı yalan söyler bir şekilde buluyorsak ve bundan tövbe edeceksek, tövbe ettiğimizin asıl kanıtı yalan söylemeyi bırakıp doğruyu söylemeyi alışkanlık haline getirdiğimiz zaman gözükecektir. Eğer bir kişiye karşı nefret duymuş ve daha sonra bundan tövbe ettiysek, o kişiyi gerçekten sevdiğimizi gördüğümüz zaman ettiğimiz tövbenin içten olduğundan emin olabiliriz. Çünkü tövbe ettiğimizde Tanrı'ya işlediğimiz günahtan nefret ettiğimizi ve bu konudaki zayıflığımızı yenmeye istekli olduğumuzu söylemiş oluyoruz. Eğer gerçekten yüreğimizin istekleri bunlar ise Tanrı'da böylesine bir tövbeyi kabul edeceğini ve bu kişiyi değiştireceğine söz vermiştir. Eğer bu değişim henüz yaşamınızda gözükmüyorsa, Tanrı'nın vaatlerine sadık olduğunu bildiğimizden, henüz gerçekten tövbe etmediğinizi anlayabilirsiniz. Tanrısal bir kişinin yüreğinde geçmişteki günahları için pişmanlık değil, gelecekte aynı günahı işlememek için kararlılık vardır.
Her imanlının hayatında mutlaka tövbe etmesini gerektirecek bir konu vardır. Bunların farkına kolay varamamızın ise belirli sebepleri bulunmaktadır. Ya Kutsal Kitap'ı okumadığımızdan yaptığımız şeyin gerçekten bir günah olduğundan haberdar değilizdir ya da bu günahı ısrarla ve isteyerek öylesine uzun bir süre içimizde beslemişizdir ki artık vicdanımız makarna süzgeci gibi delik deşik olduğundan artık gerektiği görevi, yani bizi uyarma görevini yerine getirememektedir. Bütün bunlardan daha da kötüsü ise, bunların hepsini bilmiş olmamıza rağmen, ısrarla tövbe etmeyi erteleme isteğimiz veya kendimizi tövbe etmeye layık görmeyişimizdir.
William Secker adlı bir teoloğun tövbenin ertelenmesi konusunda harika bir deyişi vardır. “ Eğer Tanrı'nın “bugün”ünü tövbe etmek için çok erken buluyorsan, senin “yarın”ın da O'nun seni kabul etmesi için çok geç olabilir”. Bu çok doğru bir sözdür çünkü sınırlı yaratıklar olarak yarınımızın ne olacağı hakkında bilgimiz sınırlıdır. Eğer bugün işlediğimiz günahın farkına vardıysak, tövbe etmemiz gereken zamanı yarın olarak belirlediğimizde aslında yarın da gerçekten tövbe etmiş olmayacağız. Bugün bizi tövbe etmekten caydıran nedenin yarın da aynı şeyi yapmayacağına dair ne güvenimiz vardır? Bugün tövbe etmeye hazır değilsek zamanın geçmesinin bize ne yararı olacaktır. Tövbenin ertelenmesi tıpkı fizik kanunları gibidir. Bir buzu ne kadar çok soğutursanız onu kırmak daha da zorlaşır. Süleyman'ın Özdeyişler'i kitabında şunu okuyoruz.
Günahlarını gizleyen başarılı olamaz. İtiraf edip bırakansa merhamet bulur. (Özdeyişler 28:13)
Ve Mezmur 32'de
Ne mutlu isyanı bağışlanan, günahı örtülen insana! Suçu RAB tarafından sayılmayan, ruhunda hile bulunmayan insana ne mutlu!
Sustuğum sürece kemiklerim eridi, gün boyu inlemekten. Çünkü gece gündüz elin üzerimde ağırlaştı. Dermanım tükendi yaz sıcağı gibi. Günahımı açıkladım sana, suçumu gizlemedim. “RAB'be isyanı itiraf edeceğim” deyince, günahımı suçumu bağışladın. Bu nedenle her sadık kulun, ulaşılır olduğun zaman sana dua etsin.
Tövbemize engel ikinci nedenin ise kendimizi bir türlü layık göremeyişimiz olduğunu söylemiştim. Dışarıdan bakıldığı zaman bu davranış oldukça mantıklı ve soylu gözükebilir. Sık sık kendimize “defalarca aynı günahtan tövbe etmeme rağmen tekrar aynı hataya düştüm. Şimdi ne hakla kutsal Tanrı'nın önüne çıkabilirim” demişizdir. Luka kitabında bu olayla ilgili çok güzel bir örnek görüyoruz.
Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: «Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıkmış. Ferisi ayakta dikilip kendi kendine şöyle dua etmiş: `Tanrım, diğer insanlar gibi soyguncu, hak yiyici ve zina edici olmadığım için, hatta şu vergi görevlisi gibi olmadığım için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.'«Vergi görevlisi ise uzakta durmuş, gözlerini göğe doğru kaldırmak bile istemiyor, ancak göğsünü döverek, `Tanrım, ben günahkâra merhamet et' diyormuş.«Size şunu söyleyeyim, Ferisi'den çok, bu adam aklanmış olarak evine dönmüş. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.» (Luka 18:9-14)
Eğer Tanrı'nın size merhamet etmesi için veya tövbenizi gerçekten kabul etmesi için daha iyi bir insan olmanız gerektiğini düşünüyorsanız, üzgünüm ki hiçbir zaman merhamet bulamayacaksınız, çünkü hiçbir zaman Tanrı'nın istediği gibi bir yüreği kendi kendinize yaratamazsınız. Şeytan sık sık bizi bu tuzağa düşürerek Tanrı'nın önüne çıkmamızı engeller. Bize devamlı geçmiş günahlarımızı hatırlatır ve bu günahları işleyerek aslında Tanrı çocuğu olmadığımıza bizi ikna etmeye çalışır. Tıpkı Aden bahçesinde söylediği söz gibi bu da yalandan başka bir şey değildir. Davut 51. mezmurda işlediği işlediği günahtan dolayı Adem ve Havva gibi aptalca Tanrı'dan gizlenmeye çalışmadı. Fakat tam tersine yüzünü Tanrı'ya dönüp günahkar olduğunu ve elinden başka bir şey gelmediğini ikrar ederek şu sözleri söyledi.
Senin kabul ettiğin kurban alçakgönüllü bir ruhtur. Alçakgönüllü ve pişman bir yüreği hor görmezsin ey Tanrı (Mezmur 51:17)
Kırılan birşeyi bantla yapıştırmanız nasıl kırık olan kısmı düzeltmiyorsa günahlarınızı da doğrulukla kapatamazsınız. Bu yüzden tövbe etmek için daha iyi olmayı beklemeyin. Doğruluk tövbeden önce değil sonra gelir. Eğer O'nun Oğlu'na iman ediyorsanız Tanrı şimdiden size kollarını açmıştır. İsrail sürgünden dönmeden çok önce Tanrı İsrail'e dönmüştü. Mesih bugün şu an şu dakika bizim için aracılık etmekte ve Tanrı'ya yalvarmaktadır. Bizi seven böylesi bir başkahinimiz olduğu halde tövbe ettiğimizde bağışlanamayabileceğimize inanmak O'na yalancı demekle eşdeğerdir.
<sup>Günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız ve içimizde gerçek olmaz. Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı, günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır. (1. Yuhanna 1:8-9)</sup>
İsterseniz dünyadaki bütün aç insanları doyurun, herkese sevgi gösterin, saatlerce dua edin veya bütün dünyada barışı sağlayın, bunların hiçbirisi Tanrı'yı şu beş kelime kadar hoşnut etmemektedir. “Tanrım ben günahkara merhamet et”.
Bulma fırsatı varken RAB'bi arayın, yakındayken O'na yakarın. Kötü kişi yolunu, fesatçı düşüncelerini bıraksın; RAB'be dönsün merhamet bulur. Tanrı'mıza dönsün bol bol bağışlanır. (Yeşaya 55:6-7)