evangelion
07-11-06, 02:57
DUAYLA YAŞAMAK
Pazar Vaazı
Konuya başlamadan önce , Westminster Kısa İlmihalinden dua hakkında şunları okuyoruz :
Dua nedir?
Dua, günahlarımızı itiraf ederek ve O’nun merhametlerini minnettar bir şekilde kabul ederek ,O’nun isteğine uygun şeylerde, Mesih’in ismiyle arzularımızı Tanrı’ya sunmaktır.
Mesihi tanımadan önce birçok kez dua etmiş olabiliriz. Ama dualarımızın ağzımızdan çıkması Tanrı’ya kesinlikle ulaştıkları anlamına gelmemektedir. İlkokuldayken din kültürü ve ahlak bilgisi adında bir ders vardı. Her hafta belirli bir duayı ezberlemek zorundaydık ve eğer takılmadan bu duaları söyleyebilirsek iyi bir not alıyorduk. Ben genellikle dersten 5 dakika önce bu duaları ezberler ve iyi bir not alırdım. Fakat üzücü olan şey bu duaların Tanrı’ya ulaşmamış olmasıydı. Bunun için de tek bir neden yeterliydi. Westminster İnanç Açıklamasında okuduğumuz gibi içlerinde Mesih yoktu ve yanlış bir Tanrı’ya sunuluyorlardı. Katolik kiliselerinde de aynı şeyi görmek çok kolaydır. Fakat Kutsal Kitap’ın bize dua hakkında öğrettikleri en doğru şekliyle Kutsal Kitaptan başka hiçbiryerde bulunmamaktadır.
Duanın ne olduğu ve nasıl edilmesi gerektiği hatta dua ederken nasıl durulması gerektiği hakkında yüzlerce kitap yazılmıştır. Fakat bunlardan çok azı gerçekten duanın ne olmadığı konusuna değinmişlerdir. Ben bugün yalnızca önemli olarak gördüğüm iki özelliğe değineceğim :
1.) Dua ne değildir? :Dua Tanrı’ya haberdar olmadığı veya görmediği birşeyi anlatmak veya hatırlatmak değildir.
Şintoizm’in tanrılarından bir tanesinin ise devamlı dünyada neler olduğunu bilmeye ihtiyacı vardır. Şintoizm’e göre bu tanrı dünyadan ayrı olarak yaşadığı için devamlı dua aracılığıyla günlük haberleri almak zorundadır. Şükürler olsun ki Tanrı’mız böyle değildir.
Yeşaya Tanrı’nın bilgisi hakkında şöyle demektedir. Yşa. 40: 14 Akıl almak, adalet yolunu öğrenmek için RAB kime danıştı ki? O'na bilgi veren, anlayış yolunu bildiren var mı?
Tanrı herşeyi eksiksiz bilmektedir. Çünkü herşeyin ilk oluş sebebi kendisidir. Jonathan Edwards’ın dediği gibi “O nedenlerin ilk nedenidir”. Bununla ilgili ilginç bir olay anlatmak istiyorum. Amerikadan Peru’ya gitmekte olan bir uçak havadayken arıza yapar ve düşer.Fakat maalesef içindeki bütün yolcular ölür. Bu olay bir sonraki gün bütün gazetelerde yazar. Ve kilisenin birinde , dua toplantısını yöneten kişi dua etmeye başlar ve duasının ortasında uçak kazasının nerede olduğunu unutur. Uzun bir süre inlemeler içerisinde hatırlamaya çalışır , çaktırmadan yanındakilere sorar ve pes eder : Rab sen nerede olduğunu biliyorsundur bugün bütün gazetelerde vardı. “ Umarım Tanrı o gün doğru gazeteyi almıştır”. Bu kişi dua ederken Tanrı’nın kim olduğunu unutmuştu , bu yüzden duanın ne olmadığını da unutmuştu.
2) Dua ne değildir? : Dua Tanrı’ya ne yapması , o şeyi nasıl yapması veya ne zaman yapması gerektiğini söylemek değildir.
Dua ederken Tanrı’nın isteğinin bizim isteğimize göre değişmesi için değil , bizim isteklerimizin onunkine uyması için dua ediyoruz. C. S. Lewis : “Dualarım Tanrı’yı değiştirdiği için değil , beni değiştirdiği için dua ediyorum” demişti.
Dua ederek Tanrı’yı değiştirebileceklerini düşünen insanların sayısı az değildir ve ne yazık ki bu insanlar nefeslerini boşa harcamaktadırlar. Bizler karaya yanaşmaya çalışan balıkçı gibiyizdir. Kayığını sabit tutmak için karaya halatı attığında kendisini mi karaya çeker yoksa karayı mı kendisine çeker? Tabi ki karayı kendisine çekmesi saçma ve imkansız olacağı için kendisini karaya çeker. Tanrı’nın düşünceleri ve amaçları dualarımızın çokluğuna veya güzelliğine göre değişmez. Rab Kraldır ve yönetilen değil yönetendir, hükmedilen değil hükmedendir.
Neden dua etmemiz gereklidir?
Tanrı İsrail’i Mısır’dan çıkardıktan sonra , onlarla bir antlaşma yaptı ve onlara buyruklarını bildirirken her buyruğun sonunda “Sizi Mısır’dan çıkaran Tanrı’nız Rab Benim” dedi. Bunu söylemesindeki amaç İsraillilerin efendilerinin kim olduğunu hatırlatmak ve gerçek itaatin ne olduğunu onlara öğretmekti. İsrail bir efendiden, firavundan, kurtulmuştu ama şimdiki efendisi için daha çok çalışması gerekecekti. Bu yüzden Tanrı’nın antlaşmasının doğası gereği itaat bir seçenek değil bir zorunluluktu. Eğer kutsal Tanrı’nın aralarında yaşamasını istiyorlarsa kutsal olmak zorundalardı.
Bizim de Tanrı’ya olan ilişkimiz böyledir. İsraille farklılığımız hizmet ettiğimiz efendi farklılığıydı. Mesih gururlu yahudilere şöyle demişti :
Yuhanna 8:31-34 İsa kendisine iman etmiş olan Yahudilere, «Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak» dedi.
«Biz İbrahim'in soyundanız» diye karşılık verdiler, «hiçbir zaman kimseye kölelik etmedik. Nasıl oluyor da sen, `Özgür olacaksınız' diyorsun?»
İsa, «Size doğrusunu söyleyeyim, günah işleyen herkes günahın kölesidir» dedi.
İsrail nasıl firavunun her dediğini yaptıysa bizde benliğimizin ve günahkar arzularımızın her dediğini eksiksiz yerine getirdik çünkü bunlara köleydik. Pavlus bu durumumuzu şöyle belirtiyor :
Romalılar 6:16 Söz dinleyen köleler gibi, kendinizi kime teslim ederseniz, sözünü dinlediğiniz kimsenin köleleri olduğunuzu bilmez misiniz? Ya ölüme götüren günahın, ya da doğruluğa götüren sözdinlerliğin kölelerisiniz.
Tekrar tekrar sormak istiyorum ; neden dua etmemiz gerekmektedir ? Tanrı nasıl İsraili köle olduğu Mısır’dan çıkardıysa bizleri de köle olduğumuz günahtan Mesih’i mezardan çıkarttığı gibi çıkartmıştır. Ve Pavlus bu görkemli gerçeği Romalılar 6:17-18’de şöyle anlatıyor : Ama Tanrı'ya şükrolsun! Eskiden günahın köleleri olan sizler, adandığınız öğretinin özüne yürekten bağlandınız.
Günahtan özgür kılınarak doğruluğun köleleri oldunuz.
Buda efendimizin kesin olarak değiştiği anlamına gelmektedir. Bir bedel karşılığı satın alındık ve bu yüzden kendimize ait değiliz. Peki neden dua etmeliyiz. Çünkü efendimiz dua etmemizi buyrmaktadır. Ve dua etmek için bundan daha başka bir nedene ihtiyacımız yoktur. Eğer Tanrı dua etmemizi buyuruyorsa bunun mantıklı bir açıklamasını aramak , bunun hakkında kitaplar okumak veya bunu Tanrı buyruğunun dışında aramak anlamsızdır. Kendilerine Hıristiyan diyen bazı kiliseler veya mezhepler Mesih’i insanlara sevdirmek için öyle bir İsa yarattılar ki Mesih’in Süperman veya Örümcek Adamdan bir farkı kalmadı. “ İsa seni seviyor , seninle bir dostluk ilişkisi kurmak istiyor, hadi ona dua et onu yüreğine çağır” . Kendisini bu kadar aşağılayanlara hala merhamet gösterdiği için O’na hayranım. Hayır , Tanrı’nın yüceliğini Tanrı’dan çalmak bizden uzak olsun ve o insanlara şöyle diyelim. İsa senin efendin ve kralındır, seni kutsal ve dua ederken görmek istiyor , çünkü kendisi kutsal ve tapınılmaya layıktır.
Yalnızca Tanrı buyruğunun varlığı Tanrı’ya itaat etmemiz için yeterlidir ve bundan başka hiçbirşeye ihtiyacımız yoktur. Martin Luther berberiyle dua hakkında konuşurken , berberi ona neden dua etmemiz gerektiği konusunda bir soru sordu. Luther ise bir at pisliğini göstererek ; Eğer Tanrı benden o pisliği yememi buyurduysa , onu yemekle kalmaz , onun benim için yararlı olduğunu da bilirim”. Peki ya biz ne düşünüyoruz , Tanrı buyruğu yalnızca sevimli veya mantıklı geldiğinde mi itaate hazırız yoksa amin deyip harekete geçmeye mi hazırız?
Tanrı’ya olan ilişkimiz yalnızca köle-efendi ilişkisiyle sınırlı değildir. Bu yüzden Mesih bize verdiği dua örneğinde Tanrı’ya “Göklerdeki Babamız” olarak seslenmemizi buyurmuştur. Tanrı kendisini Baba olarak çağırmamızı istemektedir.
Matta 7:9-11
9 Hanginiz kendisinden ekmek isteyen oğluna taş verir?
10 Ya da balık isterse ona yılan verir?
11 Sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, göklerde olan Babanızın, kendisinden dileyenlere güzel şeyler vereceği çok daha kesin değil mi?
Bir Baba için dünya üzerindeki hiçbir ses kendi çocuğunun sesinden daha güzel değildir. Belki diğer kardeşleriniz gibi güzel dua edemiyor olabilirsiniz , belki ağzınızdan sözler zor çıkıyor , kendinizi yeterince bilgili görmüyor olabilirsiniz. Bunların hiçbiri Tanrı’nın gözünde önemli değildir. Tanrı’nın sizden beklediği tek şey O’nun Baba sevgisiyle sizin dualarınızı duymak ve yanıtlamak için hazır beklediğini bilerek dua etmenizdir.
Nasıl dua edeceğiz ?
Dua etmeden önce bilmemiz gereken bazı temel prensipler vardır. Bunlardan ilki duanın ilk ve en önemli amacı Tanrı’nın yüceliğidir. Eski antlaşmadaki peygamberlerin , Mesih’in ve elçilerin dualarında gördüğümüz ilk özellik Tanrı’nın görkemine odaklanmış olmalarıdır . Bunlardan bir kaçına bakacak olursak :
İlk olarak Hanna’nın duası : Hanna şöyle dua etti:
"Yüreğim RAB'de bulduğum sevinçle coşuyor;
Gücümü yükselten RAB'dir.
Düşmanlarımın karşısında övünüyor,
Kurtarışınla seviniyorum!
Kutsallıkta RAB'bin benzeri yok,
Evet, senin gibisi yok, ya RAB!
Tanrımız gibi dayanak yok.
Artık büyük konuşmayın,
Ağzınızdan küstahça sözler çıkmasın.
Çünkü RAB her şeyi bilen Tanrı'dır;
O'dur davranışları tartan.
Davut’un duası 2.Samuel 7:22-24 Yücesin, ya Rab Yahve! Bir benzerin yok, senden başka Tanrı da yok! Bunu kendi kulaklarımızla duyduk.
Süleyman’ın Duası 1. Krallar 8:22-23 Süleyman RAB'bin sunağının önünde, İsrail topluluğunun karşısında durup ellerini göklere açtı.
23 "Ya RAB, İsrail'in Tanrısı, yerde ve gökte sana benzer başka tanrı yoktur" dedi, "Bütün yürekleriyle yolunu izleyen kullarınla yaptığın antlaşmaya uyar, iyiliğini onlardan esirgemezsin.
Ve Elçilerin Duası Elç İşl 4:23-24 Arkadaşları bunu duyunca hep birlikte Tanrı'ya şöyle seslendiler: «Ey Efendimiz! Göğü, yeri, denizi ve onların içindekilerin tümünü yaratan sensin.
Bütün bu dua örneklerinin hepsi duanın başlangıç kısımlarıdır. Bu insanlar dua etmeden önce kimin önüne çıktıklarını biliyorlardı ve Tanrı’ya nasıl hitap etmeleri gerektiğini de çok iyi biliyorlardı. Peki biz dualarımızda Tanrı’ya böylesine büyük bir hayranlıkla tapınıyor muyuz. Hanna’nın yaptığı gibi O’nun hayatımızda neler yaptığını tekrar tekrar hatırlayıp O’na şükrediyor muyuz. Bazen kişisel dualarımızda hemen kendi isteklerimize geçme eğilimindeyiz. Bir anlığına Cumhurbaşkanı veya herhangi bir Kralın önüne çıkacağınızı düşünün. Kralın önüne çıkar çıkmaz bütün isteklerinizi arka arkaya sıralarmısınız ? O’nu görür görmez. Bu yeni projelerinin bana ne kadar zarar verdiğinin farkında mısın. Senin yüzünden çiftliğim zarar ediyor. Peki ya sen bunun için ne yapacaksın ? diyebilir miyiz. Tam tersine kral olduğu halde sizin gibi sıradan birisini huzuruna kabul ettiği için ona minnettarlık duyarsınız. Belkide onun ne kadar meşgul olduğunu gördüğünüzde kendi isteğinizin önemsizliğini görerek utanırsınız. Eğer dünyasal otoritelere bile böyle saygı gösteriyorsak , herşeyin üzerinde egemenlik süren , dünya üzerindeki her otoritenin itaat etmek zorunda olduğu Tanrı’ya nasıl saygıyla yaklaşmayız.
Daha önce elçilerin duasını okumuştuk. Peki sizce Tanrı bu dua hakkında ne düşündü? Bu duadan hoşnut kaldı mı? cevabını Cevabını 31. ayette okuyoruz. Toplandıkları yer sarsıldı. Tanrı dualarına amin dedi.
Eğer dualarımızda Tanrı’nın ne kadar yüce olduğunu anlıyorsak bizim O’nun önünde ne kadar küçük ve değersiz olduğumuzu da anlayacağız ve İbrahim gibi : Ben toz ve külüm , bir hiçim , ama seninle konuşma yürekliliğini göstereceğim diyeceğiz. Yeşaya Tanrı’nın görkemini gördüğünde dizleri titredi. Püritanlardan John Trapp : Dua edemeyen adamı , bir okyanusa götürün , işte orada dua etmeyi öğrenecektir” demiştir. Peki siz hiç hayatınızda kral oldunuz mu? Aranızda kral olan elini kaldırsın. Davut bu okuyacağım sözleri kralken söylemişti.
2. Samuel 7:18-21 Bunun üzerine Kral Davut gelip RAB'bin önünde oturdu ve şöyle dedi: "Ya Rab Yahve, ben kimim, ailem nedir ki, beni bu duruma getirdin?
19 Ya Rab Yahve, sanki bu yetmezmiş gibi, kulunun soyunun geleceği hakkında da söz verdin. Ya Rab Yahve, insanlarla hep böyle mi ilgilenirsin?
20 Ben sana başka ne diyebilirim ki! Çünkü, ya Rab Yahve, kulunu tanıyorsun.
21 Sözünün hatırı için ve isteğin uyarınca bu büyüklüğü gösterdin ve kuluna bildirdin.
Bir diğer temel prensip ise imanla dua etmektir. Matta kitabı 21. bölüm 18. ayetten 22. ayete kadar şunları okuyoruz. :
İsa onlara şu karşılığı verdi: «Size doğrusunu söyleyeyim, eğer imanınız olur da kuşku duymazsanız,; şu dağa, `Kalk, denize atıl' derseniz, dediğiniz olacaktır.
İman ederek dua ettiğinizde, dilediğiniz her şeyi alacaksınız.»
Buradaki kilit sözcük “kuşku duymazsanız” sözcüğüdür. Bunu daha iyi anlamak için
Matta 9:27-30’u okuyalım : İsa oradan ayrılırken iki kör adam, «Ey Davut Oğlu, halimize acı!» diye feryat ederek O'nun ardından gittiler.
28 İsa eve girince iki kör adam da yanına geldi. Onlara, «İstediğinizi yapabileceğime inanıyor musunuz?» diye sordu.
Adamlar, «İnanıyoruz, ya Rab!» dediler.
29 Bunun üzerine İsa körlerin gözlerine dokunarak, «İmanınıza göre olsun» dedi.
30 Ve adamların gözleri açıldı.
Bizler dua ettiğimizde de İsa bize aynı soruyu sormaktadır ; İstediğinizi yapabileceğime inanıyor musunuz? Bugün sizin bu soru üzerinde derin düşünmenizi ve yüreğinizi araştırmanızı istiyorum. Gerçekten Mesih’in dualarınızı gerçekleştirebileceğine inanıyor musunuz? Pavlus buna bütün yüreğiyle inanmıştı ve Efesliler 3:20-21’de
Tanrı, bizde etkin olan kudretiyle, her dilediğimiz ya da her düşündüğümüzden çok daha fazlasını yapabilecek güçtedir.
Hepimiz Petrus’un gölde yürümesini hatırlıyoruzdur. Petrus İsa’yı gölde yürürken gördüğünde , kendiside aynısını yapmak istedi. Ve İsa ona gel dedi. Petrus tam yürümeye başladığında ise sert bir rüzgar esti ve Petrus suda batmaya başladı ve Ya Rab beni kurtar diye bağırdı. Bu hikayeden gerçekten öğreneceğimiz çok şey var. Çoğu kez dua ettiğimiz şeyleri kesin alacağımıza inandığımız halde en ufak bir zorlukta Petrus gibi Ya Rab kurtar batıyorum diyoruz. Ve Mesih bize o anlarda Petrus’a söylediğinin aynısını söylüyor.”Ey kıt imanlı neden kuşku duydun”. Dua etmeden önce bunu göz önünde bulunduralım , dizlerimizin üzerinden kalkmadan önce yüreğimizi gözden geçirelim.Herşeyi Tanrı’ya bırakıyorum dedikten sonra işler yolunda gitmediğinde şikayet ediyorsak gerçekten duamıza inanmamışız demektedir. Eğer siz kendi dualarınıza inanmıyorsanız Tanrı’nın inanmasını nasıl bekleyebilirsiniz.Eğer yüreğiniz Tanrı’ya güvensizlikten ötürü buz gibiyse Tanrı’nın yüreğini ısıtmasını ve harekete geçirmesini nasıl bekleyebilirsiniz ? Tanrı çocuklarının her duasını yanıtlayacağına söz vermiştir ama hiçbiryerde imanla edilmemiş bir duayı yanıtlayacağına dair bir söz vermemiştir.Eğer gerçekten yüreğimizde Tanrı’ya kesin ve mutlak bir güven bulamıyorsak önce Tanrı’nın bunu bize vermesi için dua edelim. Tanrı kesinlikle böyle bir duayı cevaplayacaktır.
Etkili bir dua yaşamı sürmenin bir diğer yolu da itaatkar bir yaşam sürmektir. Ünlü Püritan teolog Thomas Watson : “Günaha karşı dua edipte , ettiğimiz duaya karşı günah işlemek aptallıktır” demiştir. 1. Petrus 3:10-12 ‘de ise şunları okuyoruz :
12 Çünkü Rab'bin gözleri
doğru kişilerin üzerindedir.
Kulakları onların yalvarışını işitir.
Ama Rab kötülük yapanlara karşı durur.»
Süleyman’ın Özdeyişlerinde ise 15:29: RAB kötülerden uzak durur,
Oysa doğruların duasını duyar
Ve 28:9 da Yasaya kulağını tıkayanın
Duası da iğrençtir demektedir.
Bir gün bir genç evinin ön bahçesinde gizlice sigara içerken aniden babası arabayla eve gelir. Çocuk aceleyle elindeki sigarayı ne yapacağını düşünürken arkasına gizleyip eliyle söndürmeyi düşünür. Fakat babası yaklaştığında oğlunun ne yaptığını anlar. Genç ise babasının dikkatini başka yere çekmek için şehire yeni gelmiş olan sirkin reklamını gösterir ve o sirke gitmek istediğini söyler. Babası ise gayet sakin bir sesle “ Asla dumanı hala tüten bir itaatsizlikle birşey isteme” der. Eğer itaatkar bir yaşam sürmüyorsak vicdanlarımızı yaralıyoruz demektir ve bunu şu anda hissetmesenizde vicdanınız dua ederken mutlaka sizi rahatsız edecektir ve belkide sizi dua etmekten alıkoyacaktır.
1
Pazar Vaazı
Konuya başlamadan önce , Westminster Kısa İlmihalinden dua hakkında şunları okuyoruz :
Dua nedir?
Dua, günahlarımızı itiraf ederek ve O’nun merhametlerini minnettar bir şekilde kabul ederek ,O’nun isteğine uygun şeylerde, Mesih’in ismiyle arzularımızı Tanrı’ya sunmaktır.
Mesihi tanımadan önce birçok kez dua etmiş olabiliriz. Ama dualarımızın ağzımızdan çıkması Tanrı’ya kesinlikle ulaştıkları anlamına gelmemektedir. İlkokuldayken din kültürü ve ahlak bilgisi adında bir ders vardı. Her hafta belirli bir duayı ezberlemek zorundaydık ve eğer takılmadan bu duaları söyleyebilirsek iyi bir not alıyorduk. Ben genellikle dersten 5 dakika önce bu duaları ezberler ve iyi bir not alırdım. Fakat üzücü olan şey bu duaların Tanrı’ya ulaşmamış olmasıydı. Bunun için de tek bir neden yeterliydi. Westminster İnanç Açıklamasında okuduğumuz gibi içlerinde Mesih yoktu ve yanlış bir Tanrı’ya sunuluyorlardı. Katolik kiliselerinde de aynı şeyi görmek çok kolaydır. Fakat Kutsal Kitap’ın bize dua hakkında öğrettikleri en doğru şekliyle Kutsal Kitaptan başka hiçbiryerde bulunmamaktadır.
Duanın ne olduğu ve nasıl edilmesi gerektiği hatta dua ederken nasıl durulması gerektiği hakkında yüzlerce kitap yazılmıştır. Fakat bunlardan çok azı gerçekten duanın ne olmadığı konusuna değinmişlerdir. Ben bugün yalnızca önemli olarak gördüğüm iki özelliğe değineceğim :
1.) Dua ne değildir? :Dua Tanrı’ya haberdar olmadığı veya görmediği birşeyi anlatmak veya hatırlatmak değildir.
Şintoizm’in tanrılarından bir tanesinin ise devamlı dünyada neler olduğunu bilmeye ihtiyacı vardır. Şintoizm’e göre bu tanrı dünyadan ayrı olarak yaşadığı için devamlı dua aracılığıyla günlük haberleri almak zorundadır. Şükürler olsun ki Tanrı’mız böyle değildir.
Yeşaya Tanrı’nın bilgisi hakkında şöyle demektedir. Yşa. 40: 14 Akıl almak, adalet yolunu öğrenmek için RAB kime danıştı ki? O'na bilgi veren, anlayış yolunu bildiren var mı?
Tanrı herşeyi eksiksiz bilmektedir. Çünkü herşeyin ilk oluş sebebi kendisidir. Jonathan Edwards’ın dediği gibi “O nedenlerin ilk nedenidir”. Bununla ilgili ilginç bir olay anlatmak istiyorum. Amerikadan Peru’ya gitmekte olan bir uçak havadayken arıza yapar ve düşer.Fakat maalesef içindeki bütün yolcular ölür. Bu olay bir sonraki gün bütün gazetelerde yazar. Ve kilisenin birinde , dua toplantısını yöneten kişi dua etmeye başlar ve duasının ortasında uçak kazasının nerede olduğunu unutur. Uzun bir süre inlemeler içerisinde hatırlamaya çalışır , çaktırmadan yanındakilere sorar ve pes eder : Rab sen nerede olduğunu biliyorsundur bugün bütün gazetelerde vardı. “ Umarım Tanrı o gün doğru gazeteyi almıştır”. Bu kişi dua ederken Tanrı’nın kim olduğunu unutmuştu , bu yüzden duanın ne olmadığını da unutmuştu.
2) Dua ne değildir? : Dua Tanrı’ya ne yapması , o şeyi nasıl yapması veya ne zaman yapması gerektiğini söylemek değildir.
Dua ederken Tanrı’nın isteğinin bizim isteğimize göre değişmesi için değil , bizim isteklerimizin onunkine uyması için dua ediyoruz. C. S. Lewis : “Dualarım Tanrı’yı değiştirdiği için değil , beni değiştirdiği için dua ediyorum” demişti.
Dua ederek Tanrı’yı değiştirebileceklerini düşünen insanların sayısı az değildir ve ne yazık ki bu insanlar nefeslerini boşa harcamaktadırlar. Bizler karaya yanaşmaya çalışan balıkçı gibiyizdir. Kayığını sabit tutmak için karaya halatı attığında kendisini mi karaya çeker yoksa karayı mı kendisine çeker? Tabi ki karayı kendisine çekmesi saçma ve imkansız olacağı için kendisini karaya çeker. Tanrı’nın düşünceleri ve amaçları dualarımızın çokluğuna veya güzelliğine göre değişmez. Rab Kraldır ve yönetilen değil yönetendir, hükmedilen değil hükmedendir.
Neden dua etmemiz gereklidir?
Tanrı İsrail’i Mısır’dan çıkardıktan sonra , onlarla bir antlaşma yaptı ve onlara buyruklarını bildirirken her buyruğun sonunda “Sizi Mısır’dan çıkaran Tanrı’nız Rab Benim” dedi. Bunu söylemesindeki amaç İsraillilerin efendilerinin kim olduğunu hatırlatmak ve gerçek itaatin ne olduğunu onlara öğretmekti. İsrail bir efendiden, firavundan, kurtulmuştu ama şimdiki efendisi için daha çok çalışması gerekecekti. Bu yüzden Tanrı’nın antlaşmasının doğası gereği itaat bir seçenek değil bir zorunluluktu. Eğer kutsal Tanrı’nın aralarında yaşamasını istiyorlarsa kutsal olmak zorundalardı.
Bizim de Tanrı’ya olan ilişkimiz böyledir. İsraille farklılığımız hizmet ettiğimiz efendi farklılığıydı. Mesih gururlu yahudilere şöyle demişti :
Yuhanna 8:31-34 İsa kendisine iman etmiş olan Yahudilere, «Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak» dedi.
«Biz İbrahim'in soyundanız» diye karşılık verdiler, «hiçbir zaman kimseye kölelik etmedik. Nasıl oluyor da sen, `Özgür olacaksınız' diyorsun?»
İsa, «Size doğrusunu söyleyeyim, günah işleyen herkes günahın kölesidir» dedi.
İsrail nasıl firavunun her dediğini yaptıysa bizde benliğimizin ve günahkar arzularımızın her dediğini eksiksiz yerine getirdik çünkü bunlara köleydik. Pavlus bu durumumuzu şöyle belirtiyor :
Romalılar 6:16 Söz dinleyen köleler gibi, kendinizi kime teslim ederseniz, sözünü dinlediğiniz kimsenin köleleri olduğunuzu bilmez misiniz? Ya ölüme götüren günahın, ya da doğruluğa götüren sözdinlerliğin kölelerisiniz.
Tekrar tekrar sormak istiyorum ; neden dua etmemiz gerekmektedir ? Tanrı nasıl İsraili köle olduğu Mısır’dan çıkardıysa bizleri de köle olduğumuz günahtan Mesih’i mezardan çıkarttığı gibi çıkartmıştır. Ve Pavlus bu görkemli gerçeği Romalılar 6:17-18’de şöyle anlatıyor : Ama Tanrı'ya şükrolsun! Eskiden günahın köleleri olan sizler, adandığınız öğretinin özüne yürekten bağlandınız.
Günahtan özgür kılınarak doğruluğun köleleri oldunuz.
Buda efendimizin kesin olarak değiştiği anlamına gelmektedir. Bir bedel karşılığı satın alındık ve bu yüzden kendimize ait değiliz. Peki neden dua etmeliyiz. Çünkü efendimiz dua etmemizi buyrmaktadır. Ve dua etmek için bundan daha başka bir nedene ihtiyacımız yoktur. Eğer Tanrı dua etmemizi buyuruyorsa bunun mantıklı bir açıklamasını aramak , bunun hakkında kitaplar okumak veya bunu Tanrı buyruğunun dışında aramak anlamsızdır. Kendilerine Hıristiyan diyen bazı kiliseler veya mezhepler Mesih’i insanlara sevdirmek için öyle bir İsa yarattılar ki Mesih’in Süperman veya Örümcek Adamdan bir farkı kalmadı. “ İsa seni seviyor , seninle bir dostluk ilişkisi kurmak istiyor, hadi ona dua et onu yüreğine çağır” . Kendisini bu kadar aşağılayanlara hala merhamet gösterdiği için O’na hayranım. Hayır , Tanrı’nın yüceliğini Tanrı’dan çalmak bizden uzak olsun ve o insanlara şöyle diyelim. İsa senin efendin ve kralındır, seni kutsal ve dua ederken görmek istiyor , çünkü kendisi kutsal ve tapınılmaya layıktır.
Yalnızca Tanrı buyruğunun varlığı Tanrı’ya itaat etmemiz için yeterlidir ve bundan başka hiçbirşeye ihtiyacımız yoktur. Martin Luther berberiyle dua hakkında konuşurken , berberi ona neden dua etmemiz gerektiği konusunda bir soru sordu. Luther ise bir at pisliğini göstererek ; Eğer Tanrı benden o pisliği yememi buyurduysa , onu yemekle kalmaz , onun benim için yararlı olduğunu da bilirim”. Peki ya biz ne düşünüyoruz , Tanrı buyruğu yalnızca sevimli veya mantıklı geldiğinde mi itaate hazırız yoksa amin deyip harekete geçmeye mi hazırız?
Tanrı’ya olan ilişkimiz yalnızca köle-efendi ilişkisiyle sınırlı değildir. Bu yüzden Mesih bize verdiği dua örneğinde Tanrı’ya “Göklerdeki Babamız” olarak seslenmemizi buyurmuştur. Tanrı kendisini Baba olarak çağırmamızı istemektedir.
Matta 7:9-11
9 Hanginiz kendisinden ekmek isteyen oğluna taş verir?
10 Ya da balık isterse ona yılan verir?
11 Sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, göklerde olan Babanızın, kendisinden dileyenlere güzel şeyler vereceği çok daha kesin değil mi?
Bir Baba için dünya üzerindeki hiçbir ses kendi çocuğunun sesinden daha güzel değildir. Belki diğer kardeşleriniz gibi güzel dua edemiyor olabilirsiniz , belki ağzınızdan sözler zor çıkıyor , kendinizi yeterince bilgili görmüyor olabilirsiniz. Bunların hiçbiri Tanrı’nın gözünde önemli değildir. Tanrı’nın sizden beklediği tek şey O’nun Baba sevgisiyle sizin dualarınızı duymak ve yanıtlamak için hazır beklediğini bilerek dua etmenizdir.
Nasıl dua edeceğiz ?
Dua etmeden önce bilmemiz gereken bazı temel prensipler vardır. Bunlardan ilki duanın ilk ve en önemli amacı Tanrı’nın yüceliğidir. Eski antlaşmadaki peygamberlerin , Mesih’in ve elçilerin dualarında gördüğümüz ilk özellik Tanrı’nın görkemine odaklanmış olmalarıdır . Bunlardan bir kaçına bakacak olursak :
İlk olarak Hanna’nın duası : Hanna şöyle dua etti:
"Yüreğim RAB'de bulduğum sevinçle coşuyor;
Gücümü yükselten RAB'dir.
Düşmanlarımın karşısında övünüyor,
Kurtarışınla seviniyorum!
Kutsallıkta RAB'bin benzeri yok,
Evet, senin gibisi yok, ya RAB!
Tanrımız gibi dayanak yok.
Artık büyük konuşmayın,
Ağzınızdan küstahça sözler çıkmasın.
Çünkü RAB her şeyi bilen Tanrı'dır;
O'dur davranışları tartan.
Davut’un duası 2.Samuel 7:22-24 Yücesin, ya Rab Yahve! Bir benzerin yok, senden başka Tanrı da yok! Bunu kendi kulaklarımızla duyduk.
Süleyman’ın Duası 1. Krallar 8:22-23 Süleyman RAB'bin sunağının önünde, İsrail topluluğunun karşısında durup ellerini göklere açtı.
23 "Ya RAB, İsrail'in Tanrısı, yerde ve gökte sana benzer başka tanrı yoktur" dedi, "Bütün yürekleriyle yolunu izleyen kullarınla yaptığın antlaşmaya uyar, iyiliğini onlardan esirgemezsin.
Ve Elçilerin Duası Elç İşl 4:23-24 Arkadaşları bunu duyunca hep birlikte Tanrı'ya şöyle seslendiler: «Ey Efendimiz! Göğü, yeri, denizi ve onların içindekilerin tümünü yaratan sensin.
Bütün bu dua örneklerinin hepsi duanın başlangıç kısımlarıdır. Bu insanlar dua etmeden önce kimin önüne çıktıklarını biliyorlardı ve Tanrı’ya nasıl hitap etmeleri gerektiğini de çok iyi biliyorlardı. Peki biz dualarımızda Tanrı’ya böylesine büyük bir hayranlıkla tapınıyor muyuz. Hanna’nın yaptığı gibi O’nun hayatımızda neler yaptığını tekrar tekrar hatırlayıp O’na şükrediyor muyuz. Bazen kişisel dualarımızda hemen kendi isteklerimize geçme eğilimindeyiz. Bir anlığına Cumhurbaşkanı veya herhangi bir Kralın önüne çıkacağınızı düşünün. Kralın önüne çıkar çıkmaz bütün isteklerinizi arka arkaya sıralarmısınız ? O’nu görür görmez. Bu yeni projelerinin bana ne kadar zarar verdiğinin farkında mısın. Senin yüzünden çiftliğim zarar ediyor. Peki ya sen bunun için ne yapacaksın ? diyebilir miyiz. Tam tersine kral olduğu halde sizin gibi sıradan birisini huzuruna kabul ettiği için ona minnettarlık duyarsınız. Belkide onun ne kadar meşgul olduğunu gördüğünüzde kendi isteğinizin önemsizliğini görerek utanırsınız. Eğer dünyasal otoritelere bile böyle saygı gösteriyorsak , herşeyin üzerinde egemenlik süren , dünya üzerindeki her otoritenin itaat etmek zorunda olduğu Tanrı’ya nasıl saygıyla yaklaşmayız.
Daha önce elçilerin duasını okumuştuk. Peki sizce Tanrı bu dua hakkında ne düşündü? Bu duadan hoşnut kaldı mı? cevabını Cevabını 31. ayette okuyoruz. Toplandıkları yer sarsıldı. Tanrı dualarına amin dedi.
Eğer dualarımızda Tanrı’nın ne kadar yüce olduğunu anlıyorsak bizim O’nun önünde ne kadar küçük ve değersiz olduğumuzu da anlayacağız ve İbrahim gibi : Ben toz ve külüm , bir hiçim , ama seninle konuşma yürekliliğini göstereceğim diyeceğiz. Yeşaya Tanrı’nın görkemini gördüğünde dizleri titredi. Püritanlardan John Trapp : Dua edemeyen adamı , bir okyanusa götürün , işte orada dua etmeyi öğrenecektir” demiştir. Peki siz hiç hayatınızda kral oldunuz mu? Aranızda kral olan elini kaldırsın. Davut bu okuyacağım sözleri kralken söylemişti.
2. Samuel 7:18-21 Bunun üzerine Kral Davut gelip RAB'bin önünde oturdu ve şöyle dedi: "Ya Rab Yahve, ben kimim, ailem nedir ki, beni bu duruma getirdin?
19 Ya Rab Yahve, sanki bu yetmezmiş gibi, kulunun soyunun geleceği hakkında da söz verdin. Ya Rab Yahve, insanlarla hep böyle mi ilgilenirsin?
20 Ben sana başka ne diyebilirim ki! Çünkü, ya Rab Yahve, kulunu tanıyorsun.
21 Sözünün hatırı için ve isteğin uyarınca bu büyüklüğü gösterdin ve kuluna bildirdin.
Bir diğer temel prensip ise imanla dua etmektir. Matta kitabı 21. bölüm 18. ayetten 22. ayete kadar şunları okuyoruz. :
İsa onlara şu karşılığı verdi: «Size doğrusunu söyleyeyim, eğer imanınız olur da kuşku duymazsanız,; şu dağa, `Kalk, denize atıl' derseniz, dediğiniz olacaktır.
İman ederek dua ettiğinizde, dilediğiniz her şeyi alacaksınız.»
Buradaki kilit sözcük “kuşku duymazsanız” sözcüğüdür. Bunu daha iyi anlamak için
Matta 9:27-30’u okuyalım : İsa oradan ayrılırken iki kör adam, «Ey Davut Oğlu, halimize acı!» diye feryat ederek O'nun ardından gittiler.
28 İsa eve girince iki kör adam da yanına geldi. Onlara, «İstediğinizi yapabileceğime inanıyor musunuz?» diye sordu.
Adamlar, «İnanıyoruz, ya Rab!» dediler.
29 Bunun üzerine İsa körlerin gözlerine dokunarak, «İmanınıza göre olsun» dedi.
30 Ve adamların gözleri açıldı.
Bizler dua ettiğimizde de İsa bize aynı soruyu sormaktadır ; İstediğinizi yapabileceğime inanıyor musunuz? Bugün sizin bu soru üzerinde derin düşünmenizi ve yüreğinizi araştırmanızı istiyorum. Gerçekten Mesih’in dualarınızı gerçekleştirebileceğine inanıyor musunuz? Pavlus buna bütün yüreğiyle inanmıştı ve Efesliler 3:20-21’de
Tanrı, bizde etkin olan kudretiyle, her dilediğimiz ya da her düşündüğümüzden çok daha fazlasını yapabilecek güçtedir.
Hepimiz Petrus’un gölde yürümesini hatırlıyoruzdur. Petrus İsa’yı gölde yürürken gördüğünde , kendiside aynısını yapmak istedi. Ve İsa ona gel dedi. Petrus tam yürümeye başladığında ise sert bir rüzgar esti ve Petrus suda batmaya başladı ve Ya Rab beni kurtar diye bağırdı. Bu hikayeden gerçekten öğreneceğimiz çok şey var. Çoğu kez dua ettiğimiz şeyleri kesin alacağımıza inandığımız halde en ufak bir zorlukta Petrus gibi Ya Rab kurtar batıyorum diyoruz. Ve Mesih bize o anlarda Petrus’a söylediğinin aynısını söylüyor.”Ey kıt imanlı neden kuşku duydun”. Dua etmeden önce bunu göz önünde bulunduralım , dizlerimizin üzerinden kalkmadan önce yüreğimizi gözden geçirelim.Herşeyi Tanrı’ya bırakıyorum dedikten sonra işler yolunda gitmediğinde şikayet ediyorsak gerçekten duamıza inanmamışız demektedir. Eğer siz kendi dualarınıza inanmıyorsanız Tanrı’nın inanmasını nasıl bekleyebilirsiniz.Eğer yüreğiniz Tanrı’ya güvensizlikten ötürü buz gibiyse Tanrı’nın yüreğini ısıtmasını ve harekete geçirmesini nasıl bekleyebilirsiniz ? Tanrı çocuklarının her duasını yanıtlayacağına söz vermiştir ama hiçbiryerde imanla edilmemiş bir duayı yanıtlayacağına dair bir söz vermemiştir.Eğer gerçekten yüreğimizde Tanrı’ya kesin ve mutlak bir güven bulamıyorsak önce Tanrı’nın bunu bize vermesi için dua edelim. Tanrı kesinlikle böyle bir duayı cevaplayacaktır.
Etkili bir dua yaşamı sürmenin bir diğer yolu da itaatkar bir yaşam sürmektir. Ünlü Püritan teolog Thomas Watson : “Günaha karşı dua edipte , ettiğimiz duaya karşı günah işlemek aptallıktır” demiştir. 1. Petrus 3:10-12 ‘de ise şunları okuyoruz :
12 Çünkü Rab'bin gözleri
doğru kişilerin üzerindedir.
Kulakları onların yalvarışını işitir.
Ama Rab kötülük yapanlara karşı durur.»
Süleyman’ın Özdeyişlerinde ise 15:29: RAB kötülerden uzak durur,
Oysa doğruların duasını duyar
Ve 28:9 da Yasaya kulağını tıkayanın
Duası da iğrençtir demektedir.
Bir gün bir genç evinin ön bahçesinde gizlice sigara içerken aniden babası arabayla eve gelir. Çocuk aceleyle elindeki sigarayı ne yapacağını düşünürken arkasına gizleyip eliyle söndürmeyi düşünür. Fakat babası yaklaştığında oğlunun ne yaptığını anlar. Genç ise babasının dikkatini başka yere çekmek için şehire yeni gelmiş olan sirkin reklamını gösterir ve o sirke gitmek istediğini söyler. Babası ise gayet sakin bir sesle “ Asla dumanı hala tüten bir itaatsizlikle birşey isteme” der. Eğer itaatkar bir yaşam sürmüyorsak vicdanlarımızı yaralıyoruz demektir ve bunu şu anda hissetmesenizde vicdanınız dua ederken mutlaka sizi rahatsız edecektir ve belkide sizi dua etmekten alıkoyacaktır.
1