PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Adalet, Merhamet ve Lütuf Nedir?


Sayfa : [1] 2

HÜLYA
11-08-05, 16:26
Adalet, Merhamet ve Lütuf Nedir

Hıristiyanlığın en önemli noktalarından birisi, Yasa ve Müjde arasındaki ilişkidir. Bu konuyu anlamak demek, insanlara Tanrı’nın lütfunun gerçekte ne olduğunu daha iyi öğretebilmeniz anlamına gelir.

Bununla birlikte, bu konuyu öğretmek özellikle hızlıca gerçekleştirmek istiyorsanız kolayca yanlış anlaşılabilir hale gelebilir. Bu konuda bir örnek oldukça faydalı olabilir. Aslında, aşağıdaki iki örnekleme uygun olarak kullanılırsa, gerçekten birilerinin karşılıksız kurtuluş armağanının ne olduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.

Adalet, Merhamet, ve Lütuf

• Adalet hakkettiğimizi almaktır.
• Merhamet, hakettiğimizi almamaktır.
• Lütuf haketmediğimizi almaktır.

İlk senaryo şöyledir: Sizin bir bisikletinizin olduğunu ve benim onu istediğimi farzedin. Ve bir gece, sizin evinize gizlice giriyorum ve onu çalıyorum. Beni yakalıyorsunuz ve ben hapse giriyorum (Hapis, yasayı çiğneyerek suçumun bedelini ödemem anlamına gelir). Ceza, yerini buluyor ve bu adalettir. Hakettiğimi alıyorum.

Sonraki senaryoda, evinize giriyorum ve bisikletinizi çalıyorum. Beni yakalıyorsunuz. Beni hapse göndermiyorsunuz. Bunun yerine, beni bağışlıyorsunuz ve unutmamı söylüyorsunuz. Ceza (hapis) yerini bulmuyor. Bu merhamettir.Hakettiğimi almıyorum.

Son olarak, evinize giriyorum ve bisikletinizi çalıyorum. Beni yakalıyorsunuz. Hapse göndermiyorsunuz.. Bana bisikleti vermiş oluyorsunuz, ve üzerine bir de yüz milyon veriyorsunuz. Bu lütuftur. Ceza yerini buluyor (sizin hasarı ödemenizle) ve ben haketmediğim şeyleri alıyorum (bisikler ve yüz milyon).

Adalet, bedelin ödenmesini talep eder ve bu merhametin gereklerine uymaz. Merhamet bağışlanma arar ve bu adaletin gereklerine uymaz. Fakat Tanrı’nın durumunda, lütuf her ikisini de karşılıyor. Çünkü merhamet bağışlanan kişiye veriliyor ve adalet bağışlamanın gereğidir. Tanrı’ya karşı günahımız yüzünden cezalandırılmamız durumda da bu aynen böyledir. Fakat Tanrı’nın adaleti kendi üzerine düşüyor (İsa) ve bizler merhamet görüyoruz (günahlarımızın bağışlanması). Ek olarak, sonsuz yaşam, Tanrı ile ilişki ve İsa Mesih’in son gelişinde dirilecek bir vücut alıyoruz (lütuf).

Lamba Örneği

Günahlarımızın bağışlanması için geldiğinde, Tanrı’nın bağışlayıcı olması ve İsa’nın da günahların bağışlanmasını mümkün kılabilmek için aynı zamanda Tanrı olması gerektiğini resmetmek yerindedir. Bir an için eşimle birlikte evinizde olduğumu düşünelim. Teoloji hakkında konuşuyoruz ve ben kazayla lambalarınızdan birisini deviriyorum. Bu lamba sizin için özel bir lamba. Değerli bir arkadaşınız tarafından hediye edilmiş ve büyük bir manevi değere sahip. Ayrıca tüm bunların yanında, odanızda ışığa ihtiyacınız var. Bir ya da iki dakika sonra lambanın hasar gördüğünü fark ediyorsunuz ve beni bağışlamaya karar veriyorsunuz. Bana diyorsunuz ki, “Olsun Ahmet. Lambayı kırdığın için seni bağışlıyorum fakat bana yüz milyon vermelisin.”

Beni bağışladıktan sonra, yüz milyon istemeniz gerçek bağışlama mıdır? Bu, anlaşılmazdır. Tanrı günahlarımızı bağışladığında, günahlarımızı bir daha anmayacağını söyledi (Yeremya 31:34). Bağışlamak ve unutmak anlam olarak birbirlerine yakındırlar. Beni bağışlarsanız, para talep edebilir misiniz? Hayır, çünkü bağışlanmış bir borç ortadan kalkmış demektir. Benden yüz milyon istemek yerine, eşime dönüp “Ahmet lambamı kırdı. Bunun için bana yüz milyon ver” dediğinizi düşünelim. Size tekrar soruyorum. Peki bu bir bağışlama mıdır? Hayır. Sadece olayın aslıyla alakası olmayan, masum başka birisine borcumu transfer ediyorsunuz. Fakat halen bir sorunumuz var: lambanın yenisiyle değiştirilmesi gerekiyor. Gerçek bağışlamada, yenileme bedelini kim öder? (Bu soruya yanıt vermeden önce üzerinde biraz düşünmenizi istiyorum.) Kim öder? Siz ödersiniz! Geriye kalan tek ihtimal sizsinizdir. Hatırlayın, eğer borcumu bağışladıysanız, nasıl benden ödeme isteyebilirsiniz?

Şimdi, benim hareketim kime karşıydı? Size. Kim bağışladı? Siz. Kim ödedi? Siz. Günah işlediğimizde, kime karşı günah işliyoruz? Tanrı’ya. Kim ödüyor? Tanrı! Anladınız mı? Tanrı ödüyor! Bunu nasıl gerçekleştiriyor? Cevap basit. 2000 yıl önce Yeruşalim kentinin dışındaki bir tepede, bizlerin günahlarını kendi bedenine yüklendi ve çarmıhta öldü (1. Petrus 2:24). Bizim cezamızı kaldırdı:

“Aslında hastalıklarımızı o üstlendi,
Acılarımızı o yüklendi.
Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını,
Vurulup ezildiğini sandık.
Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi,
Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti.
Esenliğimiz için gerekli olan ceza
Ona verildi.
Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. “
(Yeşaya 53:4,5).

Tanrı adaletlidir. Tanrı merhametlidir. Tanrı lütufkardır. Tanrı’nın adaletinde, Kendisi bizim yerimizi aldı. Tanrı’nın merhametinde bizler cezalandırılmıyoruz. Tanrı’nın lütfunda, O bizlere sonsuz yaşam veriyor.

Bizler kurtuluşa layık olmasak da, bizler Tanrı’nın sevgisini haketmesek te, bizler O’nun merhametine layık olmasak da, Tanrı bizleri kurtardı. Bunu biz biz olduğumuz için değil, kendisi Tanrı olduğu için yaptı. Tanrı sevgidir (1. Yuhanna 4:16). Tanrı kutsaldır (1. Petrus 1:16). Tanrı iyidir (Mezmur 34:8). Bizler asla O’nun saflığının ve şefkatinin derinliğini gerçekten anlayamayız (Romalılar 11:33). Bizler kendi çabalarımızla asla O’na ulaşamayız. Bizlere kalan tek birşey vardır. O’na tapınmak. O’nu sevmek ve O’na hizmet etmek. O değerli olandır. Rab’bin adına yücelikler olsun.

Ek olarak bir not: Bazı inanç sistemlerinin yanlış oluşlarının sebebi, yanlış İsa’ya sahip olmalarıdır. Bu lamba örneğinde, ödemek durumunda olan kişi eylemi yapan kişiydi. İnanç sistemlerinde, İsa eylemi yapan kişi değildir. Üçlübirlikte, İsa eylemi gerçekleştirendir, herşeyin ötesinde; beden almış Tanrı’dır. İnanç sistemlerinde, borç eylemle ilgili olmayan başkalarına transfer edilmektedir (örnekteki benim eşim gibi). Çünkü, onlara göre İsa Tanrı’dan ayrı bir varlıktır, eylemi gerçekleştiren değildir. Sadece başkalarının günahlarının bedelini ödemesi gereken bir seyirci konumundadır. Bu gerçek bağışlama değildir, değil mi?

<!-------------- BEGIN FOOTER ---------------->ALINTI

sait a çınar
29-03-06, 15:13
iyi güzel de nereye kadar sabır edeceğim ki Hep bana hüzün veriyor ki. Nasıl sabredeceğim ki En iyisi isyan etmek

HÜLYA
29-03-06, 16:32
iyi güzel de nereye kadar sabır edeceğim ki Hep bana hüzün veriyor ki. Nasıl sabredeceğim ki En iyisi isyan etmek

Herkes zor günler geçiriyor...
Herkes iç dünyasında inanılmaz acılar çekiyor...
Sabır istemek ve dilemek elbete zor..

Ama içimizdeki umut bizi ayakta tutuyor.
Yarın ne olacağını bilemeden yaşamak

Yada

Herşeye ve herkese inat dimdik ayakta kalmak..

Bu tercih bize ait..
Elbette zor bunları söylemek..

Bazen neden ben deriz.
Bazen neden bu yükü ben taşıyorum deriz..
Bazen avuçlarımız kanar
Bazen isyan ederiz halimize..

Rab beni görüyorsun artık taşıyamıyorum bu yükü deriz.?

Hayat nedir?
Biz kimiz?

Bu sorular uzar gider kardeşim..

Kim olduğumuzu ve niçin yaşadığımızı unutmamak gerekir..

Size sevdiğim kısa bir hikayeyi anlatayım..

O, yoksul bir taşçıydı. Her gün kayaları parçalıyordu. İşi çok ağırdı; ama çok az aylık alıyordu. Bu yüzden hayatından hiç memnun değildi. "Ben başkalarından daha çok çalışıyorum!" diye düşünüyordu.

"Benim işim onlarınkinden ağır ve ben onlardan daha az kazanıyorum. Zengin olmak istiyorum. Biraz dinlenirim ve güzel elbiselerim olur." O anda gökten bir melek indi. Ona, "Zengin olacaksın, güzel elbiselerin olacak" dedi.

Taşçı hemen zengin oluverdi. Artık onun da güzel elbiseleri vardı ve bir iş yapmak zorunda da değildi.

Günün birinde kral onu sarayına davet etti. O, sarayın güzelliğine hayran oldu. Kral ondan daha zengindi. Bu yüzden üzüldü. "Ben de kral olmak istiyorum" dedi. Ardından isteği yerine getirildi ve kral oldu. Şimdi bütün gün hiç çalışmıyordu.

Çok sıcak bir gündü. Güneş ışınlarını saçıyor, yeryüzü yanıyor mu yanıyordu. Kral kızdı; güneş ondan nasıl güçlü olurdu ki? Yaşamı yine sevmez olmuştu.

"Güneş olmak istiyorum!" dedi. Bu kez de güneş haline çevrildi. Şimdi güneş, ışınlarını saçıyor ve dünyada her şey yanıyordu.

Ama bir bulut geldi, dünyayla onun arasına girdi. Işınları artık dünyaya ulaşmıyordu. Güneş kızdı;

"Bu nedir böyle? Ben buluta hiçbir şey yapamıyorum. Derhal ondan daha kuvvetli olmak istiyorum" deyince bu kez de bulut haline döndürüldü. Az sonra bulut, yağmura dönüştü. Yağmurlar toprağa, oradan nehirlere ulaştı.

Nehirlerin suları çoğaldıkça çoğaldı.

Evleri, tarlaları seller bastı. İnsanlar hayvanlar, tarlalar perişan oldu. Ama sular, kayalara hiçbir şey yapamıyordu. Bulut öfkelendi.

"Bu kadar çok su nasıl olur da kayaları aşamaz.." Ama kayalar sulardan daha güçlüydü. Bulut bağırdı: "Kaya olmak istiyorum." Bu istediği de yerine getirildi ve kaya haline geldi. Artık güneşten ve buluttan daha güçlüydü.

Aradan çok zaman geçmedi. Elinde balyozla bir adam çıkageldi ve ondan parçalar koparmaya başladı.

"Aman! Bu da nesi?" dedi kaya.
"Ben bu adamdan zayıfım"

Sonra birden anladı kuvvetin kaynağının mutluluk olduğunu ve pişmanlıkla haykırdı:

"İnsan olmak istiyorum!" Bu dileğini de yerine getirdi.

Kaya insana dönüştü. Şimdi o adam yine kayalardan taşlar koparıyor. İşi ağır ve aylığı az; ama yaşamı seviyor ve mutlu.

İnsan olmak insanca yaşamak herşeyden daha önemli..
Mutluluk belki yanıbaşınızda farkında değilsiniz.

Kendiniz fazla üzmeyin lütfen..
İmanınızın güçlenmesi sizin için bir kalkandır emin olun..

Esenlik sizinle olsun..