PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mesih'e Bağlanmak


Sayfa : [1] 2 3

Teofilos
09-10-05, 23:56
Neden Hristiyanım? Neden Mesih'e bağlıyım? O'na inanmamın nedenlerini açıklayabilir miyim? Çok okuduğumdan zihnimde ciddi karışıklıklar mı var; İslâmî bilgim yetersiz olduğundan kandırıldım mı; veya maddi gelirimde herhangi bir artış oldu mu? O kadar çok soruyla karşılaşıyorum ki, bu soruları arka arkaya dizsem burdan köye yol olur...
Mesih'e Bağlanmak, adını verdiğim köşede bu ve benzeri sorulara yanıt vermeye çalışacağım. Kapsamlı bir işe giriştiğim ve fazla vaktim olmadığı için parça parça yazmak zorunda kalacağım. İçten bir tanıklık denemesine giriştiğimi söyleyebilirim. Tabii nickname'min yanısıra gerçek adımı, kimliğimi veremeyeceğim. Bunun nedenlerini açıklamama gerek yok: Tamamen güvenlik nedeniyle...


I.
Aslında Teofilos (yani Tanrısever, Tanrısayar) ismi bile yaşadığım süreci açıklamaya yeter. Tüm hayatım boyunca bir Yaratıcı Varlık düşüncesini sorgulamak aklımın ucundan bile geçmedi. Tanrı vardı; var olacaktı. Bu tümüyle benden bağımsız (ve tümüyle dışımda) bir var oluş durumuydu. Benim bunu anlamam, algılamam olanaksızdı. İçinde yetiştiğim çevre mütedeyyin denemese de, dindar olarak tanımlanabilir. Bana öğretilen buydu. Kulu, kölesi olduğum karşı çıktığım an beni çarpmaya hazır bir Despot. Benimle ilgilenebileceğini hiç sanmıyordum. Tabii O'ndan istemekten bıkmadığım sürece...
İlk gençlik yıllarımdan başlayarak (ve tüm hayatım boyunca) Tanrı'yı bir cankurtaran sandalı olarak gördüm. Varlığını reddedecek cesaretim yoktu. Çünkü acil durumlarda O'na ihtiyacım olabilirdi; oluyordu da... Ama tehlike ortadan kalkar kalkmaz, Tanrı ile irtibatım yeniden kopuyordu. Dua etme alışkanlığım yoktu. Bir şeye ihtiyacım yoksa neden dua edeyim? Dua için gerekli olan şartlar çok fazlaydı. Sürekli tedirgin bir biçimde dua etmenin pek anlamı da yoktu. Bilmediğim bir dilde ezberlediğim şeyleri söylerken aklımdan bin tane düşünce geçerdi. Bir an önce duamı edip (salatımı tamamlayıp) rahatlamak isterdim. Dua ettiğim için değil, duayı etmeyi bitirdiğim için rahatlardım. Bu ufak ama çok önemli bir detay. Tanrı ile pek yakın değildik...
Tanrı'nın verdiklerinden çok, vermedikleriyle ilgiliydim. Dualarıma cevap verecek, bana itaat edecek bir Tanrı'ya ihtiyacım vardı. Aslında ben tam anlamıyla bir dünyaperesttim, bir putperesttim. Tanrı benim için masum bir ikonaydı. Tabii işe yaradığı sürece...
İslâmî bir hayat sürmeyi denedim. Namazında niyazında bir çocuktum. Bir cemaat evine gidip geliyordum. Burada dersler alıyordum. Nedenini tam olarak hatırlamıyorum. Daha doğrusu tek bir nedeni yok; pek çok olayın yol açtığı bir sorgulama sürecine giriştim. Kur'an üzerine sorular sormaya başladım. Tartışma yaratmamak için bunları sıralamayacağım. Amacım saldırgan bir yazı yazmak değil. Önemli olan "İman Yolumu" anlatabilmek. Bu tür ayrıntıların gerektiğini sanmıyorum. Bugün geldiğim noktada Müjde dışında her şeyi süprüntü saymak gerektiğini düşünüyorum. (Filipililer 3:8) Buna yaşadıklarım da dahil...

Teofilos
10-10-05, 01:26
II.
Benliğime, yüreğimin en derinine baktığımda gördüğüm şey hiç hoş değildi. İbadetler beni iyi bir insan yapmaya yetmiyordu. Tüm iyi niyetli çabalarım günahın ufacık bir dürtmesiyle alt-üst oluveriyordu. Şaşkındım... İçimdeki günahın varlığını çok net duyumsuyordum. Tabii henüz adını koyamamıştım. Daha doğrusu adının konmuş olduğunu bilmiyordum. Yıllar sonra Elçi Pavlus'un da aynı dertten muzdarip olduğunu öğrenecektim: Ne yaptığımı anlamıyorum. Çünkü istediğim şeyi yapmıyorum; nefret ettiğim ne ise, onu yapıyorum... ...İçimde, yani doğal benliğimde iyi bir şey bulunmadığını biliyorum. İçimde iyiyi yapmaya istek var, ama güç yoktur. İstediğim iyi şeyi yapmıyorum, istemediğim kötü şeyi yapıyorum. İstemediğim şeyi yapıyorsam, bunu yapan artık ben değil, içimde yaşayan günahtır. (Romalılar 7:15,18-20)
Bu çıkmaz sokağı açacak, bu uçurumu aşmamı sağlayacak bir YOL olmalıydı...
İşte bu şaşkın çocuğa çağlar ötesinden bir ses yetişti: İsa ona, «Yol, gerçek ve yaşam ben'im» dedi. «Benim aracılığım olmadan Baba'ya kimse gelemez. (Yuhanna 14:6)
Burada biraz soluklanmama izin verin. Çünkü bir başka soru ile karşılaşmıştım: Tanrı ile bağ kurma düşüncem nasıl doğmuştu? Dünya üzerinde yaşayan bu kadar insandan çok daha akıllı, çok daha duyarlı mıydım? Beni harekete geçiren güç neydi? KİM'di?..

Teofilos
10-10-05, 20:21
III.
Araştırma sürecine başladığımda, aslında yeni bir hobi edinmiştim. Konuya yaklaşımım fazla ciddi değildi. 2000 yılı başındaydık. Yeni bir milenyum başlıyordu; veya 20. yüzyılın son yılındaydık. Elime geçen kitabın üstünde Yeni Bir Yaşam yazıyordu. Yeni bir yaşama başlamayı falan düşünmüyordum. Ben halimden memnundum. İsteğim kendimi, insanı ve hayatı anlamaktı, o kadar.
Zamanla sorularıma yenileri eklenmeye başlayınca, Kutsal Kitap'a yöneldim; okumaya başladım. Yaratılış kısmında çok fazla detay vardı. Eskilerin masalları diye düşündüm. Ne kadar da naifti(!) Okudukça Tanrı'nın Görkemiyle karşılaştım. Tanrı Kutsaldı; Kutsaldır... Tanrı'nın Kutsal olduğunu ve günahlarımızdan nefret edeceğini anladım. Bu şaşırtıcı ve korkutucu bir bilgiydi. Tanrı bizim masum günahlarımızdan (?!) hiç mi hiç hoşlanmazdı... O zaman nasıl affolacaktık? Nasıl kurtulacaktık? Kendi günahımda boğulduğumu hissettim. Bir çıkış yok kuydu? Günahın (kötülüğün, yok oluşun) egemen olduğu bir dünyanın esiri miydim? Tanrı bana sormadan beni yaratmıştı; bana sormadan da yok edebilirdi! Bu acı ama gerçek, bir bilgiydi...
Ayaklarımın bağının çözüldüğünü hissettim. Satre'ın Bulantısı bana da bulaşmıştı. Onu ilk defa tam olarak anlıyordum. Bu noktada bir çözüm yoluna yaklaştığımı fark ediyorsam da, yolu tam seçemiyordum. Bu şekilde bir kaç yıl geçti. 2002 yılına geldiğimde genel bir muhasebe yapmam gerektiğini biliyordum. Yaşam ufkumu açan o muhteşem insanla tanışmıştım. Bir insanı tanıdıkça Tanrı'yı tanımak ve anlamak... Muhteşem bir Plan!