kez cevaplandı. En son mesaj
tarafından gönderildi.
GREGORİUS (AGRİGENTO’LU)
(559-592)
18 yaşındayken, Gregorius Afrika’yı, Kudüs’ü ve bölgede bulunan manastırları ziyaret etti. Daha sonra Antakya’ya, İstanbul’a ve Roma’ya gitti. 590 yılında Agrigento (Sicilya’da) episkoposu olarak atandı. Atılan bazı iftiralar üzerine hapsedildi. Fakat Papa Büyük Gregorius onu suçsuz buldu. Vaiz kitabının bir yorumunu (ortada büyük bir kanıt olmamasına rağmen) ona atfetmişlerdir.
(Gregorius [Agrigento’lu]. Vaiz Üstüne, 8,6)
Olağan 7. Cuma
Ekmeği neşe içinde yiyelim ve şarabı vicdan huzuru ile içelim.
Git, ekmeğini neşe ile ye, şarabını mutlu bir yürekle iç, çünkü Tanrı uğraşılarından hoşnut kalmıştır (
Vaiz 9, 7). Bu sözleri, her günkü yaşantımız için, sağlam ve sağlıklı bir insansal bilgelik öğretisi gibi kabul edebiliriz. Fakat bunun gizemsel açıklaması bizi daha yüce bir görüşe yöneltir, gökten inen ve dünyaya yaşamı getiren göksel ve gizemsel ekmeği değerlendirmemizi öğretir. Aynı şekilde tinsel şarabı huzurlu bir yürekle içmenin anlamı, kurtarıcı azabın anında gerçek asmanın böğründen çıkan o kanla susuzluğumuzu gidermektir. Kurtuluşumuzun İncil’i ondan bu şekilde söz eder: "İsa eline ekmek aldı, şükran duasını yapıp ekmeği böldü ve şakirtlerine verdi. ‘Alın, yiyin’ dedi" bu benim bedenimdir’. Sonra bir kase alıp şükretti ve bunu şakirtlerine vererek, ‘Hepiniz bundan için’ dedi. Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır" (
bk. Mt. 26,26-28). 0 halde bu ekmeği yiyenler ve bu gizemsel kanı içenler sevinç içinde coşuyorlar ve yüksek sesle: "Yüreklerimize mutluluğu getirdin" (
bk. Mezm. 4,7) diye haykırabilirler.
Kanımca, her şeyin üstünde olan Tanrı’nın Bilgeliği, yani kurtarıcımız İsa, kendi ile tanrısal Söz ile yaşamsal birliğe bizleri davet ettiğinde bu ekmeğe ve bu şaraba değiniyor. Meseller kitabının sözleri ile bunu yapıyor: "Gelin, ekmeğimi yiyin ve hazırladığım şarabı için" (
Meseller 9,5). Bu daveti alanlar, göz kamaştırıcı uğraşılar yapmalıdırlar ki ruhları da, ışık kadar, göz kamaştırıcı olsunlar, Rabbin İncil’de dediği gibi: "Sizin ışığınız insanların önünde öyle parlasın ki iyi işlerinizi görerek göklerde olan Pederimizi yüceltsinler" (
Mt. 5, 16). Hatta, bu durumda, onları koruyacak ve günahın lanetinden uzak tutacak olan yağın, yani gerçeklik Ruhu’nun başları üzerine indiğini göreceklerdir.
(Gregorius [Agrigento’lu], Vaiz Üstünde, 10, 2)
Olağan 7. Cumartesi
Dünyaya gelen her insanı aydınlatan gerçek ışık.
Bu ışık tatlıdır, der Vaiz (
bk. Vaiz 11, 7) ve görünmeyen bu ışığa bakmak gözlerimiz için pek iyi bir şeydir. Nitekim ışık ortadan kaldırılırsa ne dünyada güzellik kalır ne de yaşamda ruh. Onun içindir ki, Tanrı’yı derince ilk düşünen olan, Musa: "Ve Tanrı ışığı gördü ve iyi bir şey olduğunu söyledi" (
bk. Tekvin 1,3) diyor. Oysa bizler için uygun olan "bu dünyaya gelen her insanı aydınlatan" (
Yu. 1, 9) yüce, gerçek ve sonsuz ışığa yani dünyanın kurtarıcısı ve affedicisi Mesih’e bakmaktır. O ki, insan olup, insan olma durumunun en alt basamağına kadar inmiştir. Peygamber Davut, O’nunla ilgili olarak, şöyle der: "Tanrı için ilahiler söyleyin, onun adını yüceltin; yol açın bulutlardan geçecek olana! Rabdir onun adı, sevinçten coşun onun önünde!" (
bk. Mezm. 67, 5). Işığa tatlı dedi ve kendi gözlerimizle şanın güneşini, yani tanrısal cisimlendirme vaktinde: "Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur" (
Yu. 8, 12) diyeni görmenin iyi şey olduğunu önceden beyan etti. Ve yine: "Yargı da şudur: dünyaya ışık geldi" (
Yu. 3, 19). Bedensel gözlerimizle gördüğümüz o ışığı Rab, onun tarafından ehlileştirilmeğe uygun sayılanlar için gerçekten çok tatlı olan, tinsel adalet güneşi ile değiştireceğine söz verdi. Onlar gözleri ile, insanların arasında yaşarken ve insanlarla konuşurken, onu görebildiler oysa ki O herhangi bir insan değildi. Aynı zamanda gerçek Tanrı ve onun içindir ki körlerin görmesini, sakatların yürümesini ve sağırların duymasını sağladı; cüzamlıları temiz kıldı ve bir emriyle ölüleri yaşama kavuşturdu. Fakat şimdi de tinsel gözleri ona çevirmek, gösterişsiz ve tanrısal güzelliğine bakmak ve düşünmek, bu katılış ve iletişimle aydınlanmak ve yüceltilmiş olmak, tinsel tatlılıkla dolup taşmak, azizlikle örtünmek, akıl kazanmak, tanrısal coşku ile dolu olmak ve bunu bu yaşamın her gününde denemek gerçekten çok tatlı şeydir. Çünkü insan birçok yıl yaşayacaktır ve bunlarda mutluluk bulacaktır, dediğinde (
bk. Vaiz 6, 3) bilge Vaiz bunu açıklamıştır. Çünkü, ona bakanlar için, adalet Güneşi her mutluluğun tek yaratıcısıdır. Peygamber Davut bunları yüreklendirir: "Tanrı’nın karşısında sevinsinler ve coşsunlar" (Metnı. 67,4) ve yeniden: "Ey dürüst insanlar, Rabbe alkış tutun! Doğru insanlara Rabbi övmek yaraşır" (
Mezm. 32, 1).
tıklayarak hemen üye olunuz.