kez cevaplandı. En son mesaj
tarafından gönderildi.
BEDA VENERABİLİS
(672-735)
Beda, henüz 7 yaşında iken, eğitilmek üzere, Wearmouth ve Jarrow manastırlarına verilir. 19 yaşında diyakoz, 30 yaşında da rahip olur. Beda bütün hayatını ibadetle, araştırmak ve öğretmekle geçirmiştir. Din adamı olan ve olmayan yazarlar hakkında büyük bilgi sahibiydi. Bu durum onun bir çok dostları ve öğrencileri olmasını sağlamıştır. 13 kasım 1899 yılında Papa XIII. Leo aziz Beda’yı "Evrensel Kilise’nin Doktoru" olarak ilan etmiştir. Saygıdeğer Beda, Dilin Batı üzerinde çok büyük etkisi olmuş ilk Anglo-saxon yazardır. Beda‘nın elimizde olan eserleri şunlardır: yoğun bir Mektuplaşma; Litürjik İlahiler; Gramatikal Eserler; Bilimsel ve Kronolojik eserler; tarihi Eserler; Teolojik Eserler. Beda en çok, öğretim alanında yararlanmak gibi pratik bir amaçla teolojik alanda çalışmalar yapmıştır. Yorum çalışmaları onu orta çağın en büyük hocalarından biri yapmıştır (Thomas Aquinus onu çok taktir etmiştir). Kutsal Kitap’la ilgili yorumlarında sık sık Kilise Babalarının metinlerini zikreder. Bazı yazarlar Aziz Beda’nın, skolastiğin öncülerinden biri olduğunu ileri sürerler. Beda aynı zamanda büyük bir tinselci olmuştur. Bugün onun, elimizde bulunan 50 dinsel söyleşisi bunu kanıtlamaktadır. Ortaçağda Beda’nın yazıları kitaplıklarda en çok aranan yazılardandır. Hiç kuşku yok ki aziz Beda geleneğin oluşmasına katkıda bulunanlardan biridi.
(Beda Venerabilis, Luka Üstüne Yorumundan, 1,46-55)
Noel Hazırlık, 22 Aralık
Canım Rabbi yüceltir, ruhum Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar.
‘Meryem de şöyle dedi: Canım Rabbi ulular; ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar" (
Lk. 1, 46). Şunu der Rab beni öylesine büyük ve öylesine inanılmaz bir armağan ile yüceltti ki, hiçbir dil ile bunu açıklayabilmek olası değildir. Yürek ancak de*rinliğinde zorlanarak anlayabilir. Bu yüzden ruhumun tüm güçleri ile bir teşekkür ilahisini söylüyorum ve yaşadığım, duyduğum ve anladığım her şeyle kendimi Allah’ın sonsuz yüceliğini gözlemeye veriyorum. Çünkü ruhum, kucağımın geçici bir imtiyazla üretken yapan İsa’nın yani Kurtarıcı’nın sonsuz tanrısallığı ile coşuyor. "Çünkü güçlü Olan, benim için büyük işler yaptı. O’nun adı kutsaldır" (
Lk. 1, 49). "Canım Rabbi ulular" denildiği ilahinin başlangıcını düşünün. Gerçekten onun için Rabbin büyük işler yapmaya layık gördüğü bu ruh, uygun övgülerle yüceltilebilir. Aynı söze ve aynı kurtuluş niyetine katılanları yüreklendirebilir: "Benimle birlikte Rabbi yüceltin, hep beraber onun adını kutlayalım" (
Mezm. 33, 4). Tanıdığı Rabbi elinden geldiği kadar, yüceltmeyen ve adını kutsamayan, "Göklerin Egemenliğinde en küçük sayılacaktır" (
Mt. 5, 19). Onun adına kutsal denilir. Çünkü özel gücünün görkemi ile her yaratığı aşıyor ve yapmış olduğu her şeyin çok ötesindedir. "Merhamet etmeyi unutmayarak, kulu İsrail’in yardımına yetişti" (
Lk. 1,54). Doğru olarak "kulu İsrail" diyor, yani alçakgönüllü ve itaat eden. Çünkü Hoşea’nın dediği gibi: İsrail benim uşağımdır, ben de onu sevdim" (
Hoşea 11, 1). Nitekim, alçakgönüllü olmaya yanaşmayan kesinlikle kurtarılamaz. Ne de Peygamberle birlikte:
"İşte Allah benim yardımcımdır. Rab benim tek gücümdür" (
Mezm. 53, 6) diyemez; ya da "Kim kendini bir çocuk gibi alçaltırsa, Göklerin Egemenliğinde en büyük odur" (
Mt. 16,4). "Atalarımıza, İbrahim’e ve onun soyuna sonsuza dek söz verdiği gibi’ (
Lk. 1, 55). Burada söz konusu olan İbrahim’in bedensel değil, tinsel soyudur; yani dahil olanlar salt bedenen üretilenler değil, ister sünnetli ister sünnetsiz, onun inancının izlerini sürerler. İbrahim de sünnetli olmadığında inandı ve böylece aklanmıştı. Kurtarıcının gelişi için İbrahim’e ve soyuna, yani söz verilenlerin çocuklarına söz verildi ve onlara: "Eğer Mesih’e aitseniz, o zaman İbrahim’in soyundansınız, vaade göre de mirasçılarsınız" (
Gal. 3, 29) denildi. Buna da dikkat edilmeli ki anneler, Rabbin Annesi ve Yahya’nın annesi, çocuklarının doğumunu kehanetle öngörüyorlar. Bu da iyidir. Çünkü nasıl ki günah bir kadından başlamışsa, yararlar da bir kadından başlıyor. Nasıl ki dünya bir kadının aldatışı ile ölümü tanıdıysa, aynı şekilde yarışırcasına kehanetlerde bulunan iki kadının sayesinde yaşama kavuşsun.
(Beda Venerabilis, I. Petrus Üstüne Yorum, 2)
Paskalya 3. Pazartesi
Haç çıkartmak insanı kral yapar ve Kutsal Ruh ‘un meshetmesi Mesih’te yeniden doğanları kahinliğe kutsar.
"Siz seçilmiş bir soy, Kral’ın kahinlerisiniz" (
1. Pet. 2, 9). Bu övgü tanıklığı bir zamanlar, Musa’nın aracılığı ile Allah’ın eski halkına verilmişti. Bu kez Havari Petrus haklı olarak putperestlere veriyor. Çünkü onlar Mesih’e inandılar ve Mesih bir temel taşı gibi halkları, İsrail’in kendi için almış olduğu kurtuluşa kabul etti.
Hıristiyanlara "seçilmiş soy" diyor, inançsal olarak onları, yaşayan taşı inkar ettikleri için lanetlerden ayırmak için. Sonra da "Kral’ın kahinleri," çünkü onlar yüce kral ve gerçek kahin olanın vücuduna bağlıdırlar. O bir kral olarak, krallığını ona yakın olanlara veriyor ve yüce kahin olduğundan, kanını kurban etmekle günahlarını arındırıyor. Onlara "Kral’ın kahinleri" diyor, öyle ki sonsuz bir krallığın umudunu hep anımsayıp, Allah’a lekesiz bir davranışın adaklarını hep sunsunlar. Onlara ‘‘ aziz insanlar ve Allah’ın edindiği millet" de deniliyor ve Peygamberin sözünü açıklayan Havari Pavlus: "Benim doğru adamım, imanla yaşayacaktır. Eğer geri çekilirse, ondan hoşnut olmayacağım. Biz geri çekilip, mahvolanlardan değiliz. İman edip, canlarının kurtuluşuna kavuşanlar-danız" (
İbr. 10, 38-39). Havarilerin İşlerinde: "Rabbin kendi kanı pahasına sahip olduğu inanlılar topluluğunu gütmek üzere atandınız" (
H. İ, 20,28). Bu yüzden Kurtarıcımızın kanı ile "Tanrı’nın öz halkı" (
I. Pet. 2. 9) olduk; oysa ki, bir zamanlar Mısır’da kuzunun kanı ile kurtarılan İsrail halkı öyleydi. Bu yüzden bir sonraki ayette eski öyküyü gizemsel şekilde anımsattıktan sonra, bunun Allah’ın yeni halkı tarafından tinsel olarak başarılması gerektiğini öğretiyor ve şöyle diyor: Allah’ın erdemlerini ilan etmeniz için (
bk. 1. Pet. 2,9). Nasıl ki Musa tarafından Mısır’daki kölelikten kurtulanlar Kızıl Denizi aştıktan ve firavun ordusu boğulduktan sonra, Rabbe bir zafer ilahisini okudularsa, biz de aynı şekilde vaftizce günahlarımızın affına kavuştuktan sonra, göksel lütuflar için gereğince şükretmeliyiz. Nitekim, Allah’ın halkını baskı altında tutan karanlık ve eziyet anlamında da olan Mısırlılar bize eziyet eden, oysa vaftizde yok edilen günahları iyice simgeliyorlar. İsrail oğullarının kurtuluşu ve daima onlara sözü verilen topraklara varmaları, Mesih’in lütfunun ışığı ve rehberliği altında, emelimiz göksel konutun, ışığına aracı olan kurtuluşumuzun gizine uyuyor. Bu lütfun ışığını, yol boyunca onları gecenin karanlığından koruyan ve anlatılmaz maceralarla dolu bir yoldan kesin ve sözü verilmiş vatana götüren o bulut ve ateş sütunu da kanıtlıyor.
(Beda Venerabilis, Luka Üstüne Vaaz, 1, 39-55)
31 Mayıs, Meryem’in Elizabet’i Ziyareti
Alçakgönüllülük ve sevgi gizi olan Meryem Ana, her bilgeliğin merkezidir. İmparatorluklar, kuramlar, öğretiler, şanlar, koskoca dünyalar geçer. Oysa sonsuz bekaret ve sonsuz analık, arılığın gizi ve üretkenliğin gizi sonsuz bir sakinlikte kalırlar.
"Canım Rabbi ulular; ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar" (
Lk. 1,46). Bu sözlerle ilk olarak Meryem Ana kendine tanınan özel yetenekleri ilan eder, sonra ise sonsuza dek insanlara durmadan sunduğu evrensel yararları sıralar.
İç dünyasında geçen her şeyi Rabbin övgüsüne ve yüceltilmesine yönelten, Allah’ın buyruklarıa uyarak, daima yüceliğinin gücünü düşündüğünü kanıtlayan kişinin ruhu Rabbi yüceltir. Sonsuz kurtuluşu umduğu yaratıcısının anısı ile hoşnut olanın ruhu, kurtarıcısı olan Allah’ta coşar. Tüm kusursuz ruhların dudaklarına yakışan bu sözler, özellikle Allah’ın ermiş Annesine uygundu. Benzeri olmayan bir ayrıcalık sayesinde, bedensel doğumu için neşe duyduğu Mesih’in uğruna tinsel bir sevgi ile yanıyordu. Haklı olarak tüm diğer azizlerden çok daha fazla, Kurtarıcısı İsa’yı olağanüstü bir mutlulukla yüceltebildi. Zamansal bir doğumla kurtuluşun sonsuz yapıcısının bedeninden doğacağını ve tek, aynı bir kişi olarak hem oğul, hem de Rabbi olacağını biliyordu. "Her güce sahip olan bende yüce şeyler yaptı ve adı kutsaldır."
O halde hiç bir şey meziyetlerinden kaynaklanmıyor. Çünkü Meryem Ana tüm yüceliğini Mesih’in armağanına bağlıyor. Mesih ki, özde yüce ve güçlü olduğundan, kendisine sadık olan küçük ve zayıf olanları genelde güçlü ve yüce yapar. Dinleyicileri uyarmak için, daha doğrusu sözlerinin ulaşacağı herkese, O’nun adına güvenmeye ve O’nu yardıma çağırmayı öğretmek için çok yerinde olarak, "O’nun adı kutsaldır" diye ekliyor. Böylece onlar da, peygamberlerin deyimi ile: "Görülecek ki Rabbin adını çağıran her kimse kurtulacaktır" (
Rom. 10, 13). Nitekim, yukarıdaki "Ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar" cümlede denilen kişinin isimdir. Bu yüzdendir ki, kutsal Kilise’de akşam duasında, her gün Meryem Ana’nın ilahisini okumak gibi çök güzel ve çok yararlı bir gelenek yerleşti. Böylece Rabbin vücut bulmasının alışılmış anısı, inanç sahiplerini sevgi ile ateşlendirir ve Annesi’ ne ait örneklerin sık sık meditasyonu, onları erdemlere sağlam şekilde bağlar. Bunun akşam vakti olması uygun görülmüştür. Öyle ki, birçok konularda yorgun ve dalgın olan aklımız, dinlenme vaktinin gelmesi ile kendi içinde yoğunlaşabilsin.
(Beda Venerabilis, Matta Üstüne Vaaz, 9, 9-13)
21 Eylül, Aziz Matta Bayramı
Matta’ nın seçimi ve vergi görevlilerinin çağrısı, insanların inancını temsil ediyor. Onlar daha önce dünyasal karlara yakındılar. Şimdi ise Rab ile birlikte, merhametin ve iyi uğraşların sofralarında besleniyorlar.
İsa, adı Matta, olan ve vergi toplama kulübesinde oturan birini gördü ve ona Ardımdan gel" (
Mt. 9, 9) dedi. Bedensel gözleri ile değil, iç iyiliğinin gözü ile gördü. Bir vergi görevlisini gördü ve ona sevgi ile baktığında, onu seçtiğinde ona, "Ardımdan gel" dedi. "Ardımdan gel" dedi, yani beni izle. Beni izle dedi. Ancak ayak hareketleri ile değil, yaşamın uygulaması ile. Nitekim: "Mesih’te yaşıyorum diyen Mesih’in yürüdüğü yolda yürümelidir" (
I. Yu. 2,6). "Adam da kalkıp, İsa’nın ardından gitti" (
Mt. 9, 9). Onu davet eden Rabbin ilk sözü ile bir vergi görevlisinin değer verdiği dünyasal karları terk edip, zenginlikleri bırakıp, hiçbir şeye sahip olmadığını gördüğünün ardından gitmeyi kabul etmesine şaşmamalıyız. Nitekim onu dıştan sözle çağıran Rab, izlemesi için içten ve görülmeyen bir dünü ile onu eğitti. Tinsel lütfun ışığını aklına yöneltti. Öyle ki bu dünyada onu geçici şeylerden çekenin, gökte bozulmayan hazineler verebileceğini anlayabilsin. "Sonra İsa, Matta’nın evinde sofrada otururken, birçok vergi görevlisi ve günahkar birçok kişi gelip, O’nunla ve şakirtleriyle birlikte oturdu" (
Mt. 9.10). Demek ki bir tek vergi görevlisinin Tanrı’ya dönmesi, birçok vergi görevlisi ve günahkarlara da bir dünü oldu ve günahlarının affedilmesi, diğerleri için de bir örnek teşkil etti. Gelecekteki gerçeklerin doğru ve şahane bir ön işareti oldu. İnancın öğrencisi ve öğretmeni olacak olan, Tanrı’ya dönmesinin ilk anından başlayarak, bir günahkar kalabalığını kendine çekti. İlk baştan, imanın ilk kavramlarını öğrenir öğrenmez, azizliğinin ilerlemesi ile aynı anda yürüteceği İncil’e bağlı öğretisine de başladı. Olanların anlamını derinleştirmek istiyorsak, kendi maddi konutunda Rabbe bedeni için bir ziyafet vermekle yetinmediğini, fakat inanç ve sevgi ile yüreğinin içtenliğinde O’na çok daha beğenilir bir şöleni hazırladığını anlamış oluruz. "İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Eğer biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa onun yanına gireceğim. Ben onunla ve o da benimle birlikte yemek yiyeceğiz" (
Esin. 3,20) diyen bunu doğruluyor.
Sesini duyduğumuzda O’nu karşılamak için kapıyı açıyoruz. Gizli veya açık davetlerini seve seve kabul ediyoruz ve bize verdiği görevde gayretle çalışıyoruz. O halde biz O’nunla ve O bizimle yemek yemek için giriyor. Çünkü sevgisinin lütfu ile varlığının ışığı ile onları beslemek üzere seçilmişlerin gönüllerinde yerleşmeye geliyor. Böylece onlar gökyüzünün arzularında gitgide ilerle*yebilecek durumda olurlar. Buna karşın O da, göksel şeylere karşı sevgileri sayesinde besleniyor, kendisine lezzet dolu yemekler ikram edilmiş gibi.
(Beda Venerabilis, Matta Üstüne Vaaz, 14, 1-12)
29 Ağustos, Vaftizci Yahya’nın Şehit Edilişi Günü
Üzerinde Peder’in sesini duymak ve Kutsal Ruh’un lutfunun üstüne inmesini görmek ve dünyanın Kurtarıcısı nı vaftiz etmek ayrıcalığı bahşedilen Yahya, kendi kanı ile vaftiz edildi.
Rabbin doğumunun, öğretisinin Ve ölümünün ermiş öncüsü, mücadelesinde göksel bakışlara yakışır bir güç gösterdi. Her ne kadar insanların gözünde, eziyetler gördüyse de, Kutsal Kitab’ın dediği gibi (
bk. Bilgelik 3, 4) umudu ölümsüzlükle doludur. Doğum gününü görkemli bir törenle kutlamamız yerindedir. Azabı ile anımsanacak hale getirdi ve kanı ile boyadı. Anısını saymak ve tinsel bir neşe içinde kutlamak aziz bir davranıştır. Rab için vermiş olduğu tanıklığı şehitliği ile doğruladı. Aziz Yahya, yolunu hazırlamak için Kurtarıcımız uğruna hapiste yattı, zincirlendi. Her ne kadar ondan İsa Mesih’i inkar etmesi değil, salt gerçeği açıklamaması istenildiyse de, O’nun uğruna yaşamını verdi. Bununla birlikte Mesih için öldü. Mesih "Ben gerçeğim" (
Yu. 14,6) dedi. Bu yüzden de Yahya kanını Mesih için akıttı. Çünkü gerçek için akıttı. Ve nasıl ki doğmakla, vaaz etmekle, vaftiz etmekle doğacak olana tanıklık etmesi gerekiyorsa, aynı şekilde vaaz etmesi ve vaftiz etmesi gerekliydi. Bu şekilde acı çekmekle Mesih’in de acı çekeceğini gösterdi. Bu denli yüce bir insan, uzun süre zincir altında acı çektikten sonra, kanını akıtarak yaşamına bir son verdi. Üstün barışın özgürlüğünü ilan etti ve inançsızlar tarafından hapise atıldı. Işığa tanıklık etmeye gelen ve Mesih’in kendisi olan, ışık tarafından yanan ve aydınlatan kandil diye adlandırılan, hapsin karanlıklarında kapatıldı. Üzerinde Peder’in sesini duymak ve Kutsal Ruh’un lütfunun üstüne inmesini görmek ve dünyanın Kurtarıcısını vaftiz etmek ayrıcalığı bahşedilen o, kendi kanı ile vaftiz edildi. Oysa onun bir kişiye gerçek uğruna, sonsuz mutluluklarla ödenilen geçici acılar çekmek zor gelemezdi. Aksine kolay ve güzeldi. Onun gibi bir kişi için ölüm kaçınılmaz bir olay veya güç bir zorunluk gibi görünmüyordu. Aksine bir ödül, Mesih’in adını açıkladığı için bir sonsuz yaşam nişanı idi. Bu yüzdendir ki, Havari doğru söylüyor: "Çünkü size yalnız Mesih’e iman etmek değil, Mesih uğruna elem çekmek ayrıcalığı da verildi" (
Fil. 1, 29). Ayrıcalık dediği seçilmişlerin O’nun uğruna elem çekmektir: "Bu anın elemleri, gözümüzün önüne serilecek olan yücelikle karşılaştırılmaya değmez" (
Rom. 8,18).
tıklayarak hemen üye olunuz.