kez cevaplandı. En son mesaj
tarafından gönderildi.
ANDREAS (GİRİT’Lİ)
(660-740)
Andreas 660 yılına doğru Şam’da doğmuştur. 15 yaşındayken, Kudüs’te, Kutsal Kabir manastırına gelir. 685 yılında, diğer bazı keşişlerle birlikte, İstanbul’a (Konstantinopolis’e) gönderilir. Bu delegasyon İstanbul’a, Kudüs clerge’ sinin VI. ekümenik konsile katıldığı haberini götürüyordu. Andreas İstanbul’da kaldı. Önce diyakoz, sonra rahip olarak atandı. 700 yılına doğru Gortyne (Girit) episkoposu olarak atandı. İkonoklast imparator İsaurius Leon’ a cesaretle ve enerjik bir şekilde karşı koydu. Andreas 4 ağustos 740 yılında ölmüştür. Andreas büyük bir vaizdir. Ahlak üzerindeki doktrini oldukça önemlidir. Fakat özellikle liturji hymnografi olarak ünü büyüktür. Bugün bile liturji de, Andreas’ ın ilahileri okunmaktadır.
(Andreas [Girit’ li], 9. Vaazdan)
Paskalya Hazırlık, 6. Pazar
Azap yolunda acele edenle birlikte biz de koşalım ve onu karşılayanları örnek alalım.
Gelin, birlikte Zeytinlikler Dağına çıkalım ve kurtuluşumuzun gizini gerçekleştirmek için kendiliğinden saygı değer azaba yaklaşan ve bugün Beytanya’ dan dönen Mesih’i karşılayalım. Kudüs’e doğru kendi isteği ile geliyor. O’ nunla birlikte "tüm yönetim ve hükümdarlıkların, tüm güç ve egemenliklerin ve anılacak tüm adların çok üstüne" (
Efe. 1,21) göklere bizleri de çıkartabilmek için gökyüzünden indi. Ünlenmek için görkem ve seyirlik içinde gelmedi, "Çekişip bağırmayacak" diyor "Yollarda kimse O’nun sesini duymayacak" (
Mt. 12, 9). Hoşgörülü ve alçakgönüllü olacaktır, eski bir giysi ile ve sefil bir durumda gelecektir.
Azap yolunda acele edenle birlikte biz de koşalım ve onu karşılayanları örnek alalım. Fakat, yol boyunca, önüne zeytin ya da palmiye dallarını, halıları veya benzer şeyleri sermek için değil de değersiz kişiliklerimizi, alçakgönüllü bir teslimiyet ve derin bir tapınma içinde, ayaklarının dibine sanki sermek için. Böylece, ilerleyen Tanrı’nın Sözü’nü kabul edelim ve hiç bir yerin kapsaya*madığı o Tanrı’yı içimize alalım. Hoşgörünün ta kendisi olan O, bizlere hoşgörü içinde gelmekten hoşlanıyor. Gururumuzun günba*tımına çıkıyor, böyle bir anlam geçerliyse, daha doğrusu sonsuz alçaklığımızın gölgesine giriyor, bizi yükseltmek ve kendine gö*türmek için yakınımız oluyor, bizden biri oluyor.
O "doğuya doğru gökler üzerine" (
bk. Mezm. 67, 34) çıktı, yani yüceliğin ve tanrısal zaferinin zirvesine, gelecekteki durumumuzun başlangıcı ve ön görünmesi olarak. Yine de insanı terk etmiyor. Çünkü onu seviyor, çünkü insan doğasını, dünyanın çirkinliklerinden şana doğru yükseltip, kendi ile birlikte yüceltmek istiyor. O halde, alçakgönüllülükle, Mesih’in önüne giysilerimizi ya da cansız dalları veya salt bir kaç saat için göze hoş gelen ve yeşilliklerini yitirmeye mahkum olan yeşil yaprakları yerine kendimizi serelim. Çünkü Mesih adına vaftiz edildiğimizde Mesih ile giyindirildik (
bk. Gal. 3,27). Ayaklarına serilen elbiseler gibi kapanalım.
Günah yüzünden eskiden kızıl kumaş gibi kıpkırmızı idik, sonra ise kurtuluşun vaftizle elde edilen arınması ile, ölümün fethine basit palmiye dalları ile değil de zafer ganimetleri sunabilmek için, yünün beyazlığına ulaştık. Ruhun tinsel dallarını sallayarak biz de her gün çocuklarla birlikte ve kutsallık içinde "İsrail kralı Rabbin adına gelene övgüler olsun" diye alkış tutalım.
(Andreas [Girit’ li], 9. Vaazdan)
Olağan 33. Salı
Mesih’te yaşamak, bir babaya özgü merhameti uygulamakla O’na saygı gösterirken, gelişinin mutlu bekleyişi içinde yaşamaktır.
Biz de Mesih’e: "Rabbin adıyla gelene övgüler olsun!" (
Mt. 21, 9). "İsrail’in Kralı" (
Mt. 27, 42) diyelim ve tekrarlayalım. Çarmıh’tan yankılanan son sözleri, palmiye dalları gibi yükseltelim. Bir bayram havası içinde O’nu izleyelim. Zeytin dallarını sallayarak değil de kardeşçe merhametimizle O’na saygı göstererek. Geçtiği yerlerde mantolarımızı serercesine arzularımızı serelim ki, emellerimizin vasıtasıyla gönlümüze girsin. İçimize iyice yerleşsin, bizi tümü ile kendi gibi değiştirsin ve kendini bizde tamamıyla ifade etsin. Siyon’ a o kehanetli bildiriyi tekrarlayalım: "Güven Siyon kızı, endişe etme: İşte alçakgönüllü kralın, sıpa üzerine binmiş, sana geliyor" (
Zekerya 9,9).
Her yerde varolan ve her şeyi dolduran O, geliyor. Herkesin kurtuluşunu sende gerçekleştirmek için geliyor. Adil olanları değil de, günah yolundan uzaklaştırmak için, günahkarları tövbe etmeye çağırmaya gelen (
bk. Mt. 9. 13) O geliyor. İçinde bir Tanrı var, sarsılmayacaksın (
bk. Tesniye 7,21). Kollarını açıp karşıla O’nu. Avuçlarında duvarlarının çizgisini işaretleyip temellerini kendi elleri ile atanı karşıla.
Günah hariç, insan doğasına özgü olan her şeyi kendinde kabul edeni karşıla. "Neşelen, ey anakent Siyon, endişe etme, bayram*larını kutla" (
Nahum 2,1). Yüce merhameti ile aracılığınla bize geleni yücelt. Oysa gönülden mutlu ol, Kudüs kızı, şarkını oku, oynat ayaklarını". Aydınlan, aydınlan" diye İşaya ile bağıralım, "çünkü ışığın geldi, Rabbin izzeti senin üzerine doğdu" (
İşaya 60, 1).
Oysa hangi ışık bu? Dünyaya gelen her insanı aydınlatan ışık (
bk. Yuh. 1,9). Sonsuz ışık, zamanda görülen, zamanı olmayan ışık, demek istiyorum. Doğası itibariyle gizli olan ve bedende kendini açığa vuran ışık. Çobanları saran ve yollarında müneccimlere rehber olan ışık. Başlangıcından dek dünyada olan, onu bilmeyen bu dünyanın oluşmasına aracı olan ışık. Kendi insanları arasına gelen, fakat onların tarafından kabul edilmeyen ışık. "Rabbin izzeti hiç kuşkusuz Mesih’in yüceltildiği çarmıh: O ki, yaklaşmakta olan azabında kendi dediği gibi, Peder’in şanının görkemiydi.
"İnsanoğlu şimdi yüceltilmiştir, Tanrı da O’nda yüceltilmiş oluyor ve O’nu yüceltecektir" (
Yuh. 13, 31). Çarmıhtaki yüceltilmesine şan diyor. Mesih’in çarmıhı gerçekten şanı ve yüceltilişidir. Bu yüzdendir ki: "Ben yerden kaldırıldığım zaman bütün insanları kendi*me çekeceğim" (Yuh. 12,32) diyor.
(Andreas [Girit’ li], 10. Vaazdan)
14 Eylül, Kutsal Haç Bayramı
Hiçbir kurban gerçek yüksek kahinin, kendi bedeninin kurbanı aracılığı ile, çarmıhın sunağında kutladığı kurbandan daha kutsal olmadı.
Karanlıkları kovan ve ışığı yeniden getiren Kutsal Haç’ın bayramını kutluyoruz. Böylece çarmıha gerilen İsa ile birlikte, yüceltilip şanlanıyoruz. Gerçekten günahların dünyasından kopup zirvelere doğru yükseliyoruz. Haçın zenginliği öylesine büyük ki, ona sahip olan gerçek bir hazineye sahip olur. Ve haklı olarak onu Kutsal olarak adlandırıyorum. Çünkü tanımlamada ve gerçeğinde servetle*rin en değerlisidir. Tüm kurtuluşumuz ondadır. Günah öncesi durumumuza dönebilmenin aracı ve yoludur. Nitekim haç olmasaydı çarmıha çekilen Mesih de olmazdı. Haç olmasaydı, Yaşam tahtaya çivilenmeyecekti. Sonra da şayet Yaşam tahtaya çivilenmeseydi böğründen dünyayı arındıran o ölümsüzlük kaynakları, kan ve su fışkırmazdı. Günahımızdan dolayı yazılan mahkumiyet kararı yırtılmayacak, biz özgürlüğe kavuşamayacaktık, yaşam ağacından yararlanamayacaktık ve cennet bizlere açılmayacaktı. Haç olmasaydı, ölüm yenilmeyecekti, cehennem boşalmayacaktı.
O halde haç gerçekten görkemli ve benzeri olmayan bir olanaktır. Çünkü aracılığı ile çok zenginliklere sahip olduk ve bunlar, mezi*yetler artınca artıyor. Her ne kadar çoğunlukla Mesih’in mucizeleri ve azabı sayesinde olduysa da haç değerlidir. Çünkü aynı zamanda Tanrı’nın darağacı ve ganimetidir. İsteği ile onda öldüğü için darağacı. Ganimet, çünkü onunla Şeytan yenildi ve Şeytan’la ölüm bozguna uğradı. Bundan başka cehennemin gücü azaldı ve haç tüm evrenin ortak kurtuluşu oldu.
Haç, Mesih’in şanı, Mesih’in yüceltilmesidir. Haç, Mesih’in tüm acılarını içeren değerli ve paha biçilmez kasedir. Azabının eksiksiz bireşimidir. Haç’ın Mesih’in şanı olduğu konusunda ikna olman için söylediklerine kulak ver: "Şimdi insanoğlu yüceltildi ve onda Tanrı da yüceltildi ve onu yüceltecektir" (
Yuh. 13, 31-32). Yeniden:
"Baba, dünya varolmadan önce ben senin yanındayken sahip olduğum yücelikle şimdi beni yanında yücelt" (
Yuh. 17, 5). Ve de o zaman çarmıhta elde edilen o yüceliği açıklamak için: "Baba, adını yücelt. Bunun üzerine gökten bir ses geldi: "Adımı yücelttim, yine yücelteceğim" (
Yuh. 12, 28). Haçın Mesih’in de yüceltilmesi olduğu konusunda, söylediklerine kulak ver: "Ben yüceltildiğim zaman bütün insanları kendime çekeceğim" (
Yuh.12, 32). O halde haçın Mesih’in şanı ve yüceltilişi olduğunu görüyorsun.
(Andreas [Girit’ li], 9. Vaazdan)
8 Eylül, Bakire Meryem’in Doğumu Bayramı
Mesih’i evrene salt doğu kapısı alacak ve salt O kurtuluşumuzu getirecek.
"Mesih, Kutsal Yasa’nın sonudur" (
Rom. 10, 4). Yasa’nın kurallarından çok bizi ruh’a doğru yükseltmek lütfünde bulunsun. Yasa’nın tüm kusursuzluğu O’nda bulunmaktadır. Çünkü Yasa yapıcısının kendisi, her şeyi sonuçlandırdıktan sonra, kuralı ruha dönüştürdü ve tümünü kendinde özetledi. Yasa inayetle canlandırıldı ve ahenkli ve verimli bir birleşimle hizmetine konuldu. Her ikisi, değişmeksizin ve karışmaksızın özelliklerini korudular. Yine de, daha önce ağır bir zorunluluk ve bir baskı teşkil eden Yasa, Tanrı’nın sayesinde hafif bir yük ve özgürlük kaynağı oldu. Bu şekli biz artık, Havari’nin dediği gibi "dünyanın temel ilkelerine bağlı köleler" (
Gal. 4,3) değiliz, ne Yasa buyruğunun ne de Yasa geçersizliğin baskısı altındayız.
İnsan olan Tanrı’nın gizi, Söz’ün elde ettiği insanın kutsallaşması Mesih’in bize verdiği zenginliklerin toplamını, tanrısal planın açıklamasını ve insana özgü her çeşit kibri kendine yeterliliğin bozgununu temsil ediyorlar. Tanrı’nın insanların arasına parlayan bir ışık ve tanrısal bir gerçek gibi gelmesidir.
tıklayarak hemen üye olunuz.