kez cevaplandı. En son mesaj
tarafından gönderildi.
PETRUS KRİSOLOGUS
(380-450)
Petrus 380 yılına doğru İmola’ da doğdu. 424 yılı ile 431 yılları arasında Ravenna episkoposu oldu. Petrus, her şeyden önce bir çobandır. Çok vaaz vermiş, bu da ona "Altınsöz" (Krisologus) lakabının takılmasına neden olmuştur. Öğretisinde daima, "Roma kentinin mutlu Papa’sının (Leo) yazdıklarına" bağlı kalmak istemiştir. Vaazlarında, halk tarafından anlaşılabilmesi için, daima çok basit kalmaya çaba göstermiştir. 450 yılına doğru ölmüştür. 1729’da Papa XllI. Benediktus onu Kilise’nin doktoru olarak ilan etmiştir.
(Petrus Krisologus, Söyleşilerinden, 117)
Olağan 29. Cumartesi
Mesih benzerliğinde vaftizde yeniden doğan bizler, nezakette, sabırda ve sevgide kurtarıcımızı izleyelim.
Havari Pavlus, iki insanın, yani Adem ve Mesih’in insan türünü başlattıklarını bize bildirmiştir. Vücut olarak benzer, fakat değer açısından ayrı iki insan. Uzuvları ile birbirine çok benzer, fakat kökenleri ile çok ayrı. "İlk insan Adem, yaşayan bir can oldu. Son Adem ise yaşam veren bir ruh oldu" (
I. Kor. 15,45). İlki sonuncusu tarafından yaratıldı, yaşayabilmek için ruhu ondan aldı. Bu yaşamı başka birinden beklemedi. Çünkü öyle biridir ki, yaşamı başkasından bekleyecek lerden değildir. Çünkü herkese yaşamı veren tektir. O adi çamurla şekillendirildi, bu ise Meryem Ana’ nın çok soylu kucağından dünyaya geldi. Onda toprak ete dönüştürüldü, bunda vücut Allah’a kadar yükseldi. Ya sonra? Bu ilkini şekillendiren ve ona kendi imgesini basan ikinci Adem’dir. Ve öyle oldu ki, kendi imgesine uygun olarak yaratmış olduğunu yitirmemek için sonradan doğasını ve adını da aldı. Bir ilk Adem ve bir son Adem vardır. İlkinin bir başlangıcı vardır, sonuncusunun sonu yoktur. Nitekim gerçekten ilki olan bu sonuncusudur. "Ben O’yum, ilk ben’im, son da ben’im" (
İşaya 48, 12) dediğine göre. "İlk ben’im", yani başlangıcı olmayan; "Son da ben’im," çünkü sonsuzdur. "Önce ruhsal olan değil," der Havari, doğal olan geldi. Ruhsal olan sonra geldi (
I. Kor. 15, 46). Kuşkusuz ki toprak meyveden önce gelir, fakat toprak meyve kadar değerli değildir. Biri yakınmalar, yorgunluklar ister, diğeri besler, yaşam verir. Haklı olarak Peygamber böyle bir meyveden övünür ve der ki: "Toprağımız meyvesini vermiştir" (
Mezm. 34, 13). Hangi meyve? Kuşkusuz başka bir yerde sözünü ettiği: "Senden çıkmış birini koyacağım tahtına" (
Mezm. 131, 11). "İlk adam yerden, yani topraktandır" der Havari "Gökten gelen ikinci adam ise, gökseldir. Ve devam ediyor: "Topraktan olan adam nasılsa, topraktan olanlar da öyledir. Göksel adam nasılsa, göksel olanlar da öyledir" (
I. Kor. 15, 47-48). Bu şekilde doğmayanlar nasıl göksel olabilirler, yani doğdukları gibi kalmayıp yeniden doğduklarında oldukları gibi kalmayı sürdürerek? Göksel Ruh’un tanrısal ışığı ile, bakir kaynağı verimli kılmasının nedeni budur, kardeşlerim. Çamurlu kaynağın dünyalı olmanın sefil durumunda dünyaya getirmiş olanları yeni kaynak, göksel olarak doğurur ve onları tanrısal yaratıcılarının benzerliğine kavuşturur. Bu yüzden artık yeniden doğduktan, yaratıcımızın imgesine uygun şekilde yeniden biçimlendirildikten sonra Havari’nin emrini yerine getiriyoruz: "Bizler topraktan olana nasıl benzer idiysek, göksel olana da benzeyeceğiz" (
I. Kor. 15,49). Artık Rabbimize benzer şekilde yeniden doğmuş ve Allah tarafından çocukları gibi evlat edinilmiş olarak, Yaratıcımızın imgesini tümden taşıyalım, eksiksiz bir benzerlikle taşıyalım. Salt O’na ait olan yüceliği ile değil de hoşgörüde bulunup, bizim gibi ve bize benzer olabilmek için gösterdiği saflık, sadelik, uyum, sabır, alçakgönüllülük, merhamet ve huzur ile.
(Petrus Krisologus, Zaazlardan, 160)
Epifanya’ dan Sonra 7 Ocak
Daima karanlıklara bürünmüş olan insan doğamız, lütuf yoluyla almaya ve sahip olmaya hak kazandıklarını bilgisizliği yüzünden yitirmemesi için, Allah insan vücudu ile göründü.
Her ne kadar Rabbin vücut bulmasındaki gizde tanrısallığının işaretleri daima açık oldu ise de, bugünkü karanlıklara bürünmüş olan ölümlü doğamızın, lütuf yoluyla almaya ve sahip olmaya hak kazandıklarını bilgisizliği yüzünden yitirmemesi için, Allah’ın insan vücudu ile göründüğünü birçok şekilde gösterip açıklıyor.
Nitekim bizim için doğmak isteyen 0, bizden gizlenmek istemedi. Bu yüzdendir ki, dindarlığın bu yüce gizi yanlışlık nedeni olmasın diye bu şekilde kendini açığa vurdu.
O’nu yıldızların arasında parlaklığı içinde arayan müneccimler, bugün kendisini ağlar halde beşikte buluyorlar. Bugün münec*cimler, uzun süre yıldızlarda belirsiz şekilde gözetlemekle yetindiklerini, bezlere bürünmüş olarak açıkça görebiliyorlar. Bugün müneccimler, büyük bir şaşkınlık içinde yemlikte gördüklerini yorumluyorlar. Dünyaya inmiş olan gökyüzü, gökyüzüne yükselen dünya, Allah’ta insan, insanda Allah ve tüm dünyanın içeremediğini ufacık bir vücutta sığdırılmış. Görünce de inanıyorlar, tartışmıyorlar ve simgesel armağanları ile O’nun kim olduğunu ilan ediyorlar. Buhurla O’nu Allah olarak tanıyorlar, altınla kral diye kabul ediyorlar ve mür ile ölmesi beklenene karşı duydukları inancı belirtiyorlar. Bundandır ki, sonuncu olan putperestler birinci oldu. Çünkü o zamanlarda inanmayanların inancı müneccimlerinki ile başlatılmış oldu. Bugün Mesih, dünyanın günahlarını yıkamak için Ürdün nehrine girdi. Yahya da bunun için gelmiş olduğunu kanıtlıyor: "İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu" (
Yuh. 1,29). Bugün uşak efendisini elinde tutuyor. İnsan Allah’ı, Yahya Mesih’i, affetmek için değil, affedilmek için tutuyor. Bugün Peygamberin dediği gibi: "Rabbin sesi sular üstündedir" (
Mezm. 28, 3). Hangi ses? "Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum (
Mt. 3, 17). Bugün Kutsal Ruh, bir güvercin şeklinde suların üzerinde süzülüyor ki, tufanın sona ermiş olduğunu bildiren Nuh’un güvercini gibi, dünyanın sonsuz batışının da sona erdiği anlaşılsın. Diğeri gibi, eski zeytin ağacının bir dalını getirmedi; fakat Peygamberin önceden: "Bunun için Allah, senin Allah’ın, seni arkadaşlarından ziyade meserret yağı ile meshetti" (
Mezm. 44, 8) diyerek, bildirdiği olayın gerçekleşmesi için yeni karizmanın tüm verimliliğini, yeni atanın başına serpiştirdi. Bugün Mesih suyu şaraba dönüştürerek, göksel mucizelere yol açıyor; oysa su daha sonra kan gizine dönüşecekti ki, Mesih içmek isteyenlere lütfunun gücü ile dolu el değmemiş kaseler sunabilsin. Böylece Peygamberin sözü, "Kasem taşıyor" gerçekleşiyordu (
Mezm. 22,5).
(Petrus Krisologus, Vaazlardan, 147)
Noel Hazırlık, 2. Perşembe
Tanrısal merhametin alevi yürekleri yaktı ve Allah sevgisinin sarhoşluğu insanın duyumlarını sardı. Ruhlarından yaralanan insanlar, Allah’ı doğal gözleri ile görmeyi istemeye başladılar.
Korkudan dehşete kapılan dünyayı gören Allah, onu sevgi ile desteklemek, lütufla çağırmak ve merhametle tutup kendine bağlamak için hemen araya girdi. Kötülük içinde yaşlanan dünyayı intikamcı tufan ile temizler, Nuh’a yenilenen dünyanın babası adını verir ve onu sevgi dolu sözlerle yüreklendirir. Güvenini ve dostluğunu verir, iyilikseverlikle şimdiki zaman hakkında bilgi verir, gelecek konusunda lütfu ile yüreklendirir. Allah emir vermekle yetinmiyor, işbirliğini teklif ediyor ve kendi yapıtını yaratılan gerçeklerle birleştiriyor. İnsanları köle haline getiren korkuyu bir sevgi antlaşması ile ortadan kaldırıyor. Böylece sevgide bir araya gelen Allah ve insanlık ortak bir eylemle elde ettiklerini birlikte koruyorlar. Bu yüzden Allah, putperestlerin arasından İbrahim’i seçiyor, yeni bir ad ile soylulaştırıyor, inancın babası olarak tayin ediyor, yolunda refakat ediyor, yabancıların arasında koruyor, iyiliklerle zenginleştiriyor, başarılarla onurlandırıyor, vaatlerle kendine bağlıyor, hakaretlerden uzak tutuyor, konukseverlikle hoş tutuyor, beklenmeyen bir varis ile yüceltiyor. Öyle ki bunca iyilikler arasında, tanrısal sevginin tadı ile Allah’tan korkmayıp, O’nu sevmeyi öğrensin. Bu yüzden Yakup’u düşünde teselli ediyor kaçışında, dönüşünde ise ona meydan okuyor, bir güreşçi gibi sarılıyor ki mücadeleye girdiği Peder’i sevsin ve ondan korkmasın. Bu yüzden Musa’ya atalarının dili ile sesleniyor, baba sevgisi ile onunla konuşuyor ve halkının kurtarıcısı olmaya davet ediyor. Anımsatılan bu olaylar sayesinde tanrısal merhametin alevi insanların yüreklerini yaktı ve Allah sevgisinin sarhoşluğu insanın duyumlarını sardı. Ruhlarından yaralanan insanlar Allah’ı doğal gözleri ile görmeyi istemeye başladılar. Fakat Allah tüm dünyaya sığınmadığına göre, daracık insan gözü ile nasıl seçilebilirdi ki? Yanıt olarak, sevginin gereksinimi olacağı, ne yapacağına, nelerin olası olduğuna önem vermediği denilmeli. Sevgi olanaksızın önünde durmaz, zorlukların karşısında azalmaz. Amacına ulaşmayan sevgi sevdiğini öldürür. Bu yüzdendir ki, gitmesi gereken yere değil de çekiciliğini duyduğu yere gider. Sevgi arzuyu doğurur, heyecanı artar ve heyecan yasak olana yönelir. Ya sonra? Sevgi sevdiği şeyi görmeden edemez. Bu yüzden azizler, Allah’ı görmeyi başaramadıklarında, sahip olduklarına hiç değer vermezlerdi. Böylece Allah’ı görmeyi arzulayan sevgi, ölçülülüğe sahip değilse de inancın ateşini taşır. Bu yüzdendir ki Musa: Eğer gözünde lütuf buldumsa, bana yüzünü göster (
bak. Çıkış 35, 13) demeye kadar varır. Ve yine bu yüzdendir ki Mezmur yazarı: Bana yüzünü göster, der (
Mezm. 79. 4) Nitekim putperestler de kendi yanlışlıklan içinde, taptıklarını gözleri ile görebilmek için putları şekillendirdiler.
(Petrus Krisologus, Söyleşilerinden, 148)
30 Temmuz, Aziz Petrus Krisologus Bayramı
Ey insan, Allah için bu denli değerli olmana karşın neden kendini aşağılı yorsun?
Meryem Ana hamile kalınca, bir bakire olarak doğum yapar ve bakire kalır. Bu doğanın değil de tanrısal niyetlerin düzenine uyar. Us değil de üstün güç karışır, doğanın değil de Yaratıcı’ nın işidir bu. Olağan bir olay değil, bir özelliktir; insansal değil, tanrısaldır. Mesih’in doğuşu gereksinmeden değil, özgür bir seçimden kaynaklandı. Bir inançsal giz, insanlığın kurtuluşunun canlandırılması oldu. Doğmadan insanı el değmemiş bir çamurdan şekillendiren O, kendi doğduğunda el değinmemiş bir vücuttan insanı şekillendirdi. O el, vücudumuzu oluşturmak için çamura batmaya yanaşmıştı; bizi canlandırmak için ete değmeye de yanaştı. Yaratıcı’ nın yaratığında olması ve Allah’ın vücudumuzda olması Allah için bir uygunsuzluk değil, insan için bir şereftir. Ey insan, Allah için bu denli değerli olmana karşın neden kendini aşağılıyorsun? Allah tarafından bu denli saygı gören sen, neden saygından akılsızca soyunuyorsun? Hangi sonuç için yaratıldığını araştırmaktansa, neden nereden yaratıldığını inceliyorsun? Gözlerinin taradığı bu dünyanın yapısı senin için inşa edilmedi mi yoksa? İçine akıtılan ışık etrafını saran karanlıkları kovuyor. Gece senin için düzenlendi, gündüz senin için saptandı, gökyüzü senin için güneşin ayın ve yıldızların değişik ışıkları ile aydınlatıldı. Yeryüzü senin için çiçekler, ormanlar ve meyvelerle donatıldı. Issız bir yalnızlığın yeni yaratılan dünyanın neşesini örtmesin diye gökyüzünü, tarlaları ve suları dolduran hayvanları güzel ve takdire değer ailesi senin için yaratıldı. Yine de yaratıcın, seni onurlandırmak için eklenecek bir şeyler buldu. Görünen imge, dünyaya görünmeyen yaratıcıyı belirtsin diye imgesinin izini sende bıraktı. Dünya gibi geniş bir varlığın Rabbin vekilinden yoksun olmaması için yeryüzünde seni temsilcisi olarak yerleştirdi.
Allah, sonsuz iyiliği ile kendi için sende oluşturduğunu kendine aldı. İnsanda, ilkin bir yansıma olarak görünmek isteyen O, başta salt yansıyan imgesi olan insanı mülkiyeti haline getirdi. Doğumu ile bozulan doğayı yeniden tamamlayabilmek için doğuyor Mesih. Kendi yarattığı tek kusursuz ve devamlı çağı onarmak için çocuk olmayı kabul ediyor, beslenilmek istiyor, yaşın çeşitli safhalarından geçiyor. İnsan artık düşmesin diye insanı tutuyor. Dünyasal olarak yaratmış olduğunu göksel duruma getirir. Salt insan ruhuna sahip olanı tanrısal ruh ile yaşatıyor. Böylece insanı Allah’a kadar yükseltiyor. Öyle ki, Kutsal Ruh’un birliğinde şimdi, daima ve sonsuz yüzyıllar boyunca Peder ile yaşayan ve hüküm süren Rabbimiz İsa Mesih’in aracılığı ile insanda olan gü*nah, ölüm, zorluk, acı, dünya ile ilgili hiçbir şey kalmasın. Amin.
(Petrus Krisologus, Vaazlardan, 53)
4 Temmuz. Azize Elizabet Bayramı
Allah’ın oğulları adına ulaşabilmek için barış sağlayıcısı adından geçmek gerekiyor.
"Ne mutlu barış sağlayanlara!" der İncil yazarı, sevgili kardeşlerim, "çünkü onlara Allah oğulları denilecek" (
Mt. 5. 9). Haklı olarak başkaları ile
Hıristiyan barışı konusunda aynı görüşte olanda,
Hıristiyan erdemler çoğalır ve Allah’ın oğulları adına ulaşabilmek için barış sağlayıcısı adından geçmek gerekiyor.
Sevgili kardeşlerim, insanı kölelikten kurtarıp, ona soylu bir unvanı kazandıran Allah’ın gözünde bir kişinin durumunu değiştiren, uşaktan bir oğul, köleden özgür bir insan çıkartan barıştır. Kardeşler arasındaki barış Allah’ın iradesi ve Mesih’in mutluluğudur. Azizliğin kusursuzluğu, adaletin koşulu, öğretinin hocası, törelerin koruyucusu, her konuda kutlanacak bir düzencedir. Dualar için barış bir arabulucudur, yalvarmalar için kolay ve etkin bir yoldur ve tüm arzuların dopdolu karşılanmasıdır. Barış sevginin annesidir, uyuşmanın bağıdır. Allah’tan kendi için her istediğini isteyebilen temiz bir ruhun açık işaretidir. Barışın korunması yüce bir buyruktur. Çünkü Rab Mesih de: "Size esenlik veriyorum, size kendi esenliğimi veriyorum" (
Yuh. 14,21) demiştir ve bu: sizi barışta bıraktım, barış içinde bulmak istiyorum anlamındadır. Giderken, dönüşünde herkeste bulmayı arzuladığı şeyi vermek istedi. Barışı köklerinden dikmek Allah’ın, köklerinden sökmek ise Şeytan’ın işidir. Nitekim, kardeş sevgisi Allah’tan geldiği gibi, nefret de Şeytan’dan gelmedir. Bu yüzdendir ki nefret her şekli ile mahkum edilmeli çünkü: "Kardeşinden nefret eden, katildir" (
I. Yuh 3, 15) diye yazılmıştır. Sevgili kardeşlerim, barışı sevmenin ve uyuşmayı takdir etmenin neden gerekli olduğunu böylece görmüş oluyorsunuz: sevgiyi doğuran ve besleyen gerçekten bunlardır. Üstelik biliyorsunuz ki, Havari’ye göre: "Sevgi Allah’tandır" (
I. Yuh. 4,7). Bu yüzden sevgiye sahip olmayan, Tanrısız’ dır. O halde kardeşlerim, bizlere yaşam veren emirleri uygulayalım. Kardeşlik derin bir barışın bağları ile iyice birleştirilsin. Çok sayıdaki günahları örten sevginin sağlıklı bağı ile iyice sarılsın. Tüm arzularımızla, her iyi yönü için özel bir ödül veren sevgiye sarılmalıyız. Barış diğer erdemlerden daha fazla korunmalıdır. Çünkü Allah daima barıştadır. Barışı sevin ve her şey huzur içinde olacaktır. Barışınız bizim için her ödül olacaktır, sizin için bir mutluluk ve barışın birliğinde kurulan Allah’ın Kilisesi Mesih’te kusursuz bir ilişkiden yararlanabilecektir.
(Petrus Krisologus, Vaazlardan, 43)
Paskalya Hazırlık, 3. Salı
Allah’ı hoşnut eden kurban, kırgın bir ruhtur. Allah’ım, sen kırılmış ve ezilmiş bir kalbi hor görmezsin.
Ey kardeşlerim, inancı sağlam tutan, ibadeti sürdüren, iffeti koruyan şeyler üçtür: dua, oruç, merhamet. Dua’nın istediğini oruç elde eder, merhamet kabullenir. Bu üç şey, dua, oruç merhamet. Tek bir şeydir ve yaşamı birbirlerinden alırlar.
Oruç duanın ruhudur ve merhamet orucun yaşamı. Kimse onları ayırmasın, çünkü ayrı kalmayı başaramıyorlar. Üçüne bir arada değil de salt birine sahip olan hiç bir şeye sahip değildir. Bu yüzden dua eden oruç tutsun. Oruç tutan merhametli olsun. Talebinin karşılığını almak isteyen, ona iletilen taleplere karşılık versin. Allah’ın kalbini kendi için açık görmek isteyen, kalbini ona yalvarana kapatmasın.
Oruç tutan, başkalarının gıdasız kalmasının anlamını iyice anlasın. Allah’ın orucunu hoş görmesini istiyorsa, aç olanlara kulak versin. Merhameti umut eden, merhametli olsun. Af dileyen, affetsin. Bir armağanı bekleyen, elini başkalarına açık tutsun. Kendi için istediğini, başkalarına esirgeyen kötü bir isteyendir.
Ey insan, merhametin ölçüsünü kendinde bul. Sana karşı gösterilmesini istediğin merhametin şeklini başkalarına da uygula. Ken*din için istediğin merhametin büyüklüğünü başkalarına da tanı. Kendin için arzu ettiğin o tez merhameti, başkalarına da sun. Bu yüzden dua, oruç, merhamet bizler için, Allah nezrinde tek bir arabulucu güç olsunlar; bizler için üç şekilli tek bir savunma, tek bir dua olsunlar.
Hor görmekle kaybettiklerimizi oruçla fethedelim. Oruç ile ruhlarımızı kurban edelim. Çünkü Allah’a sunabileceğimiz daha hoş bir şey yoktur. "Allah’ı hoşnut eden kurban, kırgın bir ruhtur. Allah’ım sen kırılmış ve ezilmiş bir kalbi hor görmezsin" (
Mezm. 50, 19) diyen Peygamberin kanıtladığı gibi. Ey insan, ruhunu Allah’a sun. Orucun kurbanını da sun ki kutsal ekmek arı olsun, kutsal kurban, sana kalan ve Allah’a bunu vermeyen affedilmeyecektir. Çünkü sunulacak, kendiliğinden yoksun olamaz. Oysa tüm bunların kabul edilebilmeleri için merhameti de katmalı. Merhametle sulandırılmazsa, oruç tomurcuk açmaz. Merhamet kurursa, oruç da kurur. Toprak için yağmur ne ise oruç için merhamet aynı şeydir. Her ne kadar kalbi yumuşatırsa, vücudu artırsa, günahları sökerse, erdemleri ekerse de oruç tutan, nehirler dolusu merhamet akıtmazsa, meyvelerini toplayamaz. Ey oruç tutan sen, merhametle oruç tutarsan arazinin de oruç tutacağını bil. Merhametle verdiklerin bol şekilde tahıl ambarına geri dönecektir. Bu yüzden ey insan, kendine saklamakla zarara uğramaman için, başkalarına da ikram et ki toplayabilesin. Fakir olana vermekle kendine ver. Çünkü başkasına miras olarak bıraktığını sahiplenemeyeceksin.
(Petrus Krisologus, Vaazlardan, 108)
Paskalya Devresi, 4. Salı
Allah korkutmak değil de sevilmek istiyor. Allah’ın en hoşnut olduğu kurban sevgidir.
"Allah’ın merhameti uğruna size yalvarırım" (
Rom. 12, 1). İstekte bulunan Pavlus’ tur, daha doğrusu Pavlus’ un aracılığı ile istekte bulunan Allah’tır. Çünkü korkutmak değil aksine, daha çok sevilmek istiyor. Allah istekte bulunuyor. Çünkü Rab değil de Peder olmak istiyor. Rab merhametten istekte bulunuyor, sert şekilde ceza!andırmamak için. İstekte bulunan Rabbi dinle: bakın, bende vücudunuzu görün, uzuvlarınızı, kalbinizi, kemiklerinizi, kanınızı görün. Allah’a ait olandan korkuyorsanız, neden sizin olanı sevmiyorsunuz hiç olmazsa? Efendinizden kaçıyorsanız, neden Pederinize başvurmuyorsunuz? Yoksa bana çektirdiğiniz azabın ciddiyeti mi sizi utandırıyor? Endişe etmeyin. Bu haç benim için değil, ölüm için bir tahriktir. Bu çiviler bana fazla acı vermiyorlar, size karşı olan sevgimi daha derin şekilde içime kazıyorlar. Bu yaralar beni inletmiyorlar, aksine sizleri içime sokuyorlar. Vücuduma Yayılan acıyı artırmaktansa, sizi içime alabilmem için kalbimin boyutlarını genişletiyor. Kanım benim için yitirilmiş sayılmıyor, fidyeniz olarak armağan ediliyor.
Gelin o halde, geri dönün. Kötülüğü iyilikle, hakaretleri sevgiyle. büyük yaraları yüce bir merhametle karşılayan baba şefkatini deneyin en azından.
Şimdi de Havari’ye kulak verelim: "Tanrı’ya kendinizi sunmanız için size yalvarırım" (
Rom. 12, 1) diyor. Böylece Havari tüm insanları, canlı bir kurban gibi kendi vücutlarını sunmak için kahinlik kademesine yükseltilmiş gibi görür.
Ey
Hıristiyan kahinliğinin sınırsız onuru! İnsan, kendi için kurban ve kahin oldu. İnsan, Allah’a kurban etmesi gereken şeyi kendi dışında aramıyor, fakat kendi Allah’a kurban edeceğini beraberinde ve içinde taşıyor. Kurban, değişmeksizin kalır ve kahin de değişmez. Çünkü kurban kesilir, fakat yaşar ve kahin kurban edene ölümü veremez. Ne takdire değer bir adama, vücut yaralanmadan ve kan akıtılmadan sunuluyor. "Allah’ın merhameti için vücutlarınızı canlı bir adak olarak sunmaya sizi çağırıyorum." Kardeşlerim bu kurban, Mesih’inkine benzerdir ve seçtiği amaca uygundur. Çünkü dünyaya yaşam vermek için vücudunu kurban etti ve canlandırdı. Gerçekten vücudunu yaşayan bir kutsal ekmek haline getirdi ki, öldürüldüğünde yaşayabilsin. 0 halde bu kurbanla, ölümün ücreti karşılanıyor. Oysa kurban kalıyor, kurban yaşıyor ve ölüm cezalandırılıyor. Bu yüzdendir ki, şehitler ölünce doğuyorlar, sondan yaşamaya başlıyorlar. Öldürülünce yaşıyorlar, yeryüzünde ölmüş sanılanlar, gökyüzünde parlıyorlar.
"Kardeşlerim, Allah’ın merhameti için vücutlarınızı canlı, kutsal bir kurban olarak sunmaya sizi çağırıyorum" diyor. Peygamberin öngördüğü budur: Ne kurban ne de adak istedin, fakat bana bir vücut verdin (
bak: Mezm. 39, 7). Ey insan, Allah’ın kurbanı ve kahini ol. Tanrısal iradenin sana verdiği, uygun gördüğü şeyi yitirme. Arılığın kuşağını beline sar, azizliğin giysisini giy. Mesih, başının koruyucusu olsun. Haç, alnının savunucusunu olarak kalsın. Tanrısal bilimin kutsal gizini göğsüne yaklaştır. Duanın buhurunu, tatlı bir koku gibi daima yüksek. Ruh’un kılıcını kap, yüreğinden bir sunak yap. Böylece sarsılmaz bir güvenle, vücudunu kurban olarak Allah’a sun.
Allah ölümü değil, insanı arıyor. Kanına değil, dualarına susamıştır. Ölümle değil, irade ile yatışır.
tıklayarak hemen üye olunuz.