TÖVBESİZ AF ETMEK VE BAĞIŞLAMAK YOK!
Değerli Okuyucum! Af etmek veya bağışlamanın, asla değişmeyen İncilsel temel ayet ve kuralları vardır. Kutsal Kitap bu tür ayetlerle dolu ise de, ben size aşağıda ancak birkaç tanesini hatırlatacağım:
İNCİL’DE, AF VE BAĞIŞLAMA İÇİN, Ö N C E TÖVBE, ETMEK,
ÖZÜR DİLEMEK, PİŞMANLIK VE DEĞİŞMEK ŞARTI VAR!
İşte İncil ayetleri: “Eğer kardeşin suç işlerse onu azarla, eğer
TÖVBE EDERSE ONA BAĞIŞLA. Eğer sana karşı günde yedi kez suç işler ve yedi kez,
‘TÖVBE EDERİM’ diyerek sana dönerse, ona
BAĞIŞLAYACAKSIN!” (Bak Luka 17: 3-4.
“Tanrı size Mesih’te bağışladığı GİBİ, birbirinize bağışlayın.” (Ef. 4:31.) Tanrı bize nasıl bağışladı? “Mesih’i yolladığım için hepiniz bağışlandınız” mı dedi? Hayır! İncil’de böyle bir söz asla yoktur! Ayetteki
“GİBİ” sözcüğüne dikkat edin. Çok anlam ifade eden ufak bir sözcük! Ayetteki
“GİBİ” sözcüğü, af ve bağışlamayı uygulamamız için Tanrının bize bıraktığı
o harika örnek standardı vurguluyor. Tanrı bizi nasıl af etti veya bağışlıyor? İşte
“gibi” sözcüğünün mutlaka “tövbe” ifade ettiği eşdeğer anlamlar:
İncil’den:Vaftizci Yahya:
“Tövbe edin, çünkü göklerin Egemenliği yakındır, diyerek meydana çıktı.” (Matta 3:2) “İsa vaaz edip:
Tövbe edin, çünkü göklerin egemenliği yakındır, demeğe o vakitten başladı.” (Matta 4:17.) “Doğrusu size derim; siz
tövbe etmez, dönmezseniz; göklerin egemenliğine (Cennete) asla giremeyeceksiniz.” (Mat. 18:3.) “Petrus da (Pentekoste gününde) onlara dedi. Günahlarınızın bağışlanması için
TÖVBE EDİN.” Elç. İşleri 2:38.) “Nereden düştüğünü hatırla ve
TÖVBE ET yoksa
tövbe etmezsen,
şamdanını (kiliseni) yerinden kaldırırım.” (Esin. 2:5.) vs. İncil, af veya bağışlama için, daha bir sürü
“tövbe” ayetlerini şart koşmaktadır.
BU KONUDA DA, SAPKIN ÖĞRETİ VE İNANÇ!
Tanrı sözü İncil af ve bağışlama için bunları şart koşarken; ne yazık ki, son zamanlarda
İncilsel bu gerçekleri inkarla ayaklar altında çiğneyen sapık bir öğreti üretilmiştir. Gerçek İncili bir yana atıp, lanetli ve sapık öğretilere yer verileceği, önceden şu şekilde peygamberlik edilmiştir. “Böyle çabukça farklı bir incil’e dönmenize şaşıyorum! Sizi karıştıran ve Mesih’in İncil’ini bozmak isteyen bazı kimseler var.
Eğer biz, yahut gökten bir melek de, size vaaz ettiğimiz İncil’den başka bir incil vaaz ederse LANETLİ OLSUN.” (Bak. Gal. 1:6-8. )
İşte son zamanlarda üretilen,
“lanetli, sapık başka bir incil” öğretisi: Diyorlar ki, “Biri, sana karşı suç, kabahat, yani bir günah işlediği zaman; sen onun mutlaka tövbe etmesini, pişman olmasını, özür dilemesini ve bu kötülüğünden vazgeçip
geri dönmesini beklemeden; o kötü kişiyi
her kötülüğünde faal olduğu halde, kayıtsız ve şartsız mutlaka bağışlamalı ve af etmelisin.”
Açıklamaya dikkat edin: İncil ayetleriyle nasıl zıtlaşıyor, çelişiyor ve ayak altında çiğniyor. İncil, tövbeyi, özrü, pişmanlığı, değişmeyi şart koşarken; bu sapık öğretiş, İncil ile alay ediyor! Neden? Şimdi bir de böyle öğretenlerin GEREKÇESİNE bakalım. “Çünkü sen o kötü kişiyi, tövbe etmediği ve özür dilemediği halde; o kötü durumu içindeyken bağışlamaz ve af etmezsen, yüreğinde daima ona karşı
acılık, kin ve nefret olacaktır. Bu da senin içini kemirmeğe, sinirsel ve psikolojik bozukluğa götürecektir. Ama o kötü kişiye kayıtsız şartsız, özür dilemeden ve tövbe etmeden af eder, bağışlarsan iç rahatı bulacaksın...”
“GEREKÇELERİ” o kadar tuhaf bir aldatmaca ki o kadar olur! Önce “acılığı” ele alalım. “Acılıkla, kin ve nefreti” de birlikte anlayalım, çünkü bunlar birbirinden kopmaz zincirleme bağlantılardır. Örneğin; Biber, ağzı yakan bir acıdır, pense bedeni sıkıştırınca acı verir. Küfürler, iftiralar, aşağılamalar, gasplar, tacizler, katliamlar... ruhu yakan acılardır.
ÖNCE: ACI BİBER ACILIĞI! Birinin yemeğine acı biber doldurulmuşsa, süresi geçinceye dek kişinin ağzı yanacaktır. “Yemeğime acı biberi doldurmuşsun ama ben seni af ediyor ve bağışlıyorum” diye defalarca bağırsan bile, ağzının acısı ve yanması dinmeyecek ama sürecektir.
İKİNCİ: PENSE ACISI! Birinin eti pense ile sıkıştırılınca kişi otomatikman acı duyacak ve doğal olarak: “Aaahh. Sıkma! Canımı acıtıyorsun...” diye avaz, avaz bağıracaktır. Pense sıkmaya ve acıtmaya devam ederken, “seni af ediyorum ve bağışlıyorum...” diye istediğin kadar tekrarlasan bile, pensenin sıkmasıyla verilen acı eksilmeyecek ama sürecektir.
ÜÇÜNCÜ: RUH ACISI! Kişi seni aşağılarken, küfür ve hakaret ederken, iftira atarken, değerli emeğini bir anda gasp ederken, sevdiğiniz birini bir hiç uğruna öldürürken... size çeşitli işkenceler verirken... siz istediğiniz kadar
“sizi af ediyor, bağışlıyorum” deyin! Bir papağandan bir makineden, bir teypten, öte gidemeyeceksiniz. Görünüşte “af etmiş gibi, bağışlamış gibi” görünmenize rağmen; iç duygularınız, ruhunuz,
biber ve pense örneğinde olduğu gibi sizin canınızı yakmağa ve acıtmağa devam edecektir. Siz bu durumunuzla,
dışı aldatan ama içiniz acıyla dolu olan bir aldatmacı, bir sahtekar olacaksınız.
Demek ki, bu “gerekçe” uygulamada mantıklı, akıllı ve tutarlı değildir. Sadece yüzeydekileri aldatan bir aldatmacadan ibarettir. Ama ne zaman kişi yemeğe avuç dolusu
biber atmaktan vazgeçerse, yani gerçek anlamda
“tövbe ederse” ağzın acı duyması da biter! Yine ne zaman ki, kişi
sıkan pensesini bırakırsa, yani gerçek anlamda “tövbe ederse,” o zaman acılık duyma sona erer. Yine ne zaman kişi gasp etmekten vazgeçerse, gasp ettiklerini iade ederse, hakaret etmek, aşağılamak ve işkence etmekten vazgeçerse, yani
“gerçek bir tövbe, pişmanlık ve özür dileyerek geri dönerse, o zaman sen de ona af eder bağışlarsan, ruhsal acılığın da beraberce yok olur.
İncil ile çelişen bu yeni sapık öğretişin getirdiği yıkıcı ürünler.
1.- İncilin hiçbir yerinde, “tövbe etmeyen birini bağışlayacak ve af edeceksin” diye bir tek ayet yoktur. Dolaysıyla bu sapık öğretiş, İncilin “tövbe, özür dileme, pişmanlık ve değişme... “gibi harika erdemlerini ayak altında çiğneyerek Tanrıya karşı geliyor!
2.- Kötü kişinin, tövbe etmesini, özür dilemesini beklemeden, affetmek veya bağışlamak; bu kötü kişiyi; işlemekte olduğu kötülüğü sürekli işlemesi için onu sürekli kötülüğe doğru itiyor, davet ve teşvik ediyor. Kötülük yapmağa onu adeta sürüklüyor!
3.- Bir disiplin, bir müeyyide yapmayarak; bir pişmanlık duyma, bir değişim sağlama yoluna, bir rehabilitasyona gitmeyerek, APTAL BİR SEVGİ ile kötünün
helakini hazırlıyor!
4.- Gerçek tövbeyi engelleyen bir ikiyüzlülükle,
çifte standart sahtekarlığı yapıyor!
5.- İncil’deki
“tövbe etme”ile ilgili o harika Tanrı ayetlerini hiçe sayarak ÇİĞNİYOR!
6.- Tanrının yapmadığı bir şey yaparak
Tanrının önüne veya üstüne çıkmaya çalışıyor!
7.- Güya Tanrıdan, daha iyi, daha anlayışlı, daha sevgi dolu yaklaşım
aldatmacası üretiyor!
8.- Kişi her tür kötülüğü yapmış iken ve hala da yaparken; tövbe etmeden onu bağışlayıp af ederek: “Sen bana hiçbir kötülük yapmadın”
demek YALANCILIĞINA düşüyor!
9.- Tövbe etmeden af etmeyen veya bağışlamayan
Tanrıyı, Melekleri, Kutsalları ve Kiliseleri: Kalpleri acılıkla, kinle, nefretle, öçle, intikamla
dolu olarak yargılıyor!
10.
Hayat veren gerçek “tövbeyi” engelleyerek ölüm SEVGİSİZLİĞİNE DÜŞÜYOR!
11.- Hayat veren, pişman eden disiplini, müeyyideyi, cezayı, ve hukuku...
ÇİĞNİYOR!
BİR TEK AYETE TAKILMAK VE YANLIŞ YORUMLAMAK!
“Baba, onları af et, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar!” (Bak Luka 23:34.) Bu ayete de dayanan sapık yorumcularımız, İsa’yı haça geren ve ona işkence yapan tüm insanların, Yahudilerin ve Romalıların; İsa’nın haçtaki bu duasıyla,
tövbe etmeksizin cennete girdiklerini zannediyorlar. Çünkü İsa’nın, burada “tövbeden” söz ettiği görülmüyor.
Oysa Kutsal Kitap bir bütündür. Tek bir ayete göre yorum yapmak her zaman her konuda insanı yanlış yoruma sürükler. Tek bir ayete göre değil, doğru yorumu yapabilmek için o ayeti çevreleyen diğer benzer ayetlere de bakmak gerekir. Acaba Luk 23:34 ayetinde kötülerin af edilmesini isteyen İsa, onların tövbe etmeden cennete girebilmelerini mi istemiştir? İsa haçta dua ederken başka şeyler de istemiş olamaz mı? Bu soruyu ve ayeti doğru anlayabilmemiz için şu ayetlere de beraberce bakmak gerekir:
“
Üzerlerine kral olmamı istemeyen o düşmanlarımı buraya getirin ve önümde ÖLDÜRÜN!” (Bak. Luka 19:27.) Demek İsa’nın da “acılık“ duyduğu düşmanları var. Demek İsa tövbe etmeyen düşmanlarından nefret ediyor, öç ve intikam alıyor. Öç ve intikam alırken de nefret duygusunu ceza olarak kullanıyor ve onları
öldürtüyor. Başka ayetlere de bakalım. İsa’nın haça gerilişini yaklaşık bin yıl önce peygamberlik eden Kral Davut peygamber, İsa’nın ağzından şu sözleri yaklaşık bin yıl önce kendi kitabı Mezmurlar’da şu şekilde peygamberlik etmiştir:
“
Yiyecek yerine bana öd verdiler, susuzluğumda bana sirke içirdiler, önlerinde sofraları kendilerine kement olsun! Onlar selamette iken bir tuzak olsun! Görmemek için onların gözlerini kararsın! Onların bellerini daima titret! Hiddetini üzerlerine dök! Öfkenin şiddeti onlara erişsin! Onların konağı ıssız kalsın! Çadırlarında oturan olmasın! Çünkü vurduğun adama eza ediyorlar! Yaraladığın adamların acısını anlatıyorlar. Onların FESADINA FESAT KAT! Cennetine (salahına) girmesinler! Hayat kitabından silinsinler! Doğrularla beraber yazılmasınlar...” (Mez. 69:21-28.)
Evet, bunlar da İsa’nın Haçlandığı esnada ağzından çıkan sözleridir. Bu sözlerde acılık, kin, intikam, öç, beddua, nefret var. Bu sözlerle eş anlamlı olarak düşünecek olursak eğer,
“onları af et Baba, çünkü ne ettiklerini bilmiyorlar” derken, yaşamındaki vaazlarda bunca defalar
“tövbeyi” vurgulayan İsa, bu sözünde de neden tövbe etme gereğini hiçe saymış olsun ki? Bir anlamı var mı?
İncil’de her şey hepsi bir arada yazılmamıştır. Bir yerde yazılmayan bir gerçeği, yazılı olan başka bir sayfada veya başka bir ayette bulabiliyoruz. Buna göre,
ruhsal yaşamın kurtuluşu için “tövbeyi” mutlaka hedef ve temel alan İsa’nın şöyle de dua edebileceği niçin akla gelmez veya kabul edilemez? Örneğin:
“onlara tövbe etme Ruhunu ihsan ederek, onları af et baba! Çünkü ne ettiklerini bilmiyorlar.” Olabilir ki, Luka İncil’ini yazan, İsa’nın ağzından çıkan bir önceki “tövbe etme” sözlerini duymamış ve böylece kaleme almamış olamaz mı? Veya Luka İncil’i yazıldıktan sonra aktarmalarında daima olduğu gibi, “onlara tövbe Ruhunu ihsan et...” ibaresi eksik olarak aktarılmış olamaz mı? Yoksa yaşamında İsa,
“tövbeye” niye bu denli önem vermiş olsun ki?
Veya İsa Haçta: ille de “Tövbe etme” ile ilgili bir söz söylememiş ise, buradaki aftan yararlanacak kişilerin, her gün onlarca insanı, mezbahane kasapları gibi duygusuzca bir alışkanlıkla haça geren, Romalı askerlerin
“BİLGİ DIŞI” dolaysısıyla
“hukuk dışı” sayılmalarını duası aracılığıyla duyurmuş olamaz mı? “Ne ettiklerini
BİLMİYORLAR” Dolaysısıyla
bilginin olmadığı yerde
akıl yoktur. Aklın ve bilginin olmadığı yerde
vicdandan, dürüstlükten, hukuktan, haktan, tövbeden, yargıdan da söz etmek doğru olamaz!
Dolayısıyla bu ayet tek başına yorumlanarak, onların tövbe etmeden cennete girebilecekleri anlamına gelmez Tövbe edebilecek kapasitede bilgili bir beyine sahip olup da, ancak tövbe etmeyen bireylerin cennete girebilmesi, tüm İncil’in “tövbe” ayetlerine göre İncil’in Ruhuna ters düşmektedir.
1.- “Tövbe etmesini beklemeden kişiye af etmek” inancı; af edilebilmek için mutlak tövbe etmeyi şart koşan Tanrı sözlerini hiçe sayan, çarpıtan, çiğneyen bir inanç olarak asla Tanrıdan olamaz!
2.- Kişinin tövbe etmesini engelleyen, böylece yapmakta olduğu kötülükleri gönül rahatlığıyla yapması için sürekli kötülük yapmaya iten, teşvik eden, sürükleyen bu sapık öğretiş, yine asla doğru ve Tanrıdan olamaz!
3.- Hata, suç, kabahat, günah gibi durumlarda daima duygusal ve hassas olalım ve gerçek tövbemizi
sadece dudaklarımızla değil, gerçek pişmanlığımızla, değişmemizle, işlerimizle... kanıtlayalım!
4.- Tövbesiz kişilere, tövbe ettikleri taktirde, barışı sağlayacak nitelikte olmak üzere,
nefretimizi kontrol altında tutalım ve onların da tövbe ruhuna sahip olmaları için
dua edelim.
5.- Yapışacak her iki tahtanın da yapışacakları her iki tarafları
tamamen düz, pürüzsüz ve temiz olmazsa, en güçlü yapıştırıcılar bile iş görmez. Tahtalar yapışmaz! Bu durumda da,
gerçek kardeşlik, barış, müşareket ve iş birliği de asla gerçekleşmez!
Murat Arman.