Ekümeniklik (Gökhan Bacık) konusu
649 kez okundu,
0 kez cevaplandı. En son mesaj
sonsuzdiren tarafından gönderildi.
Ekümeniklik (Gökhan Bacık) konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız
Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

08-02-08, 19:05
sonsuzdiren
Dış politikada bu tabu da yıkılmalı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ekümenikliğin "
Hristiyanların bir sorunu olduğunu" ifade etmesinden hemen sonra Dışişleri Bakanı Ali Babacan da sorunu "uzun vadeli baktığımızda, Türkiye'nin ve İstanbul'un pozisyonunu dikkate aldığımızda, belki bizim de biraz daha farklı bakmamızı, bu konuları tabu olarak düşünmememizi getirecek bir konu.
Önemli olan, uzun vadede Türkiye'nin, İstanbul'un dünyadaki pozisyonudur." şeklinde yorumlamıştır. Fener'in ekümenikliği üzerinde yukarıda düşünceleri aktarılan iki siyasinin duruşları, hiç şüphesiz şimdiye kadar savunulan resmî söylemin dışındadır. Kısaca hatırlamak gerekirse bugüne kadar resmî siyasi söylem, Fener'in ekümenik olmadığı, Türkiye Cumhuriyeti kurucu antlaşması Lozan'a göre ulusal bir kurum olduğuna vurgu yapmaktaydı. Öte yandan resmî söylemin barındırdığı ya da ima ettiği siyasi görüşe göre ise Patrikhane, Türk ulusal çıkarlarına aykırı hareket etmektedir.
Aslında kendi uluslaşma sürecini henüz tamamlamaya çalışan ve bu sürecin hemen başında mübadele, Kürt sorunu gibi derin krizlerle boğuşan Türkiye açısından böyle "milliyetçi" tepkilerin varlığını yadırgamamak gerekmektedir. Bir imparatorluğun trajik parçalanmasından sonra ortaya çıkan Türkiye'nin kimlik, azınlık gibi konularda bazen sarsıcı tepkiler vermesi de tamamen şaşırtıcı değildir. Ancak günümüzde sorulması lazım gelen soru şudur: Parçası olduğu zamanın gereklerine göre yeni bir sosyal mukavele ve siyasal sistem meydana getirmeye çalışan ve uluslararası standartlara göre bir demokrasi inşa etme uğraşı veren Türkiye açısından Patrikhane sorunu bugün nerede durmaktadır?
İlk önce ekümeniklik kavramı üzerinde durmak gerekmektedir. Bu kelime evrensel, genel, bütün dünya ile ilgili demektir. Bir inanç için bu bütün dünyadaki insanlarla ilgili olmak anlamına gelir. Burada sayı hiç önemli değildir. Müntesiplerinin sayısı yirmiyi bulmayan bir inanış bile ekümenik olabilir. Dolayısı ile "kaç Ortodoks var ki ekümenik olsunlar?" yaklaşımı doğru değildir. En önemlisi bir inancın ekümenik olup olmadığı konusunda belirleyici olan, o inancın kendisidir. Hiç kimse parçası olmadığı bir inancın teolojik özelliklerini belirlemeye kalkamaz. Patrikhane'nin bu konudaki performansına ait bazı şüpheler dahi onun ekümeniklik iddiasında bulunma hakkına halel getirmez. Doğal olarak insanlar, çeşitli inançlar hakkında görüş sahibi olabilir; ama bu görüş, o inancı düzenlemeye varacak biçimde dayatmacı hale gelemez. Fener Kilisesi içinde ekümenikliğin en önemli göstergesi Ekümenik Konsey'dir. Bu konsey dünyanın neresinde olursa olsun kilise müntesiplerinin dinsel konulardaki sorunlarını çözmekle yükümlüdür ki bunların pek çoğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bile değildir-ekümeniklik pratiğinden vazgeçmeyeceklerdir. Unutulmaması gerekir ki, bugün Patriklik makamında oturan Bartholomeos bu konumda bulunan 270. patriktir. Bir başka ifade ile ekümeniklik iddiası Cumhuriyet ile ortaya çıkmamıştır.
Ulus-ötesi etki alanları oluşturabilmek
Mevzuata uygunluk bir kenara, temel sorun, bugüne kadar Türk dış politikasını hatta Türk devlet zihniyetini oluşturan eski ulus devlet anlayışıdır. Hiç şüphesiz ulus devlet önemlidir ve uluslararası sistemin temel aktörüdür. Hatta Soğuk Savaş döneminin pek çok aşındırıcı etkisine rağmen ulus-devlet, sistem içinde merkezî rolünü korumaktadır. Ancak uluslararası sistemde bütün işleyiş "ulus-devlet-vatandaş" ekseninde cereyan etmez. Ulus-ötesi alanlara göndermede bulunan dinler, ideolojiler, düşünce akımları, mezhepler, kurumlar, pratikler vardır. Böylece bazı büyük alanlar, ulus-devletin ve onun vatandaşlık kategorisi ile kurduğu alanın dışında kalabilir, yahut bu alanla kesişebilir. Dolayısı ile bütün kurumların ulusal olacağı düşüncesi artık geçersizdir. Bugün çok uluslu şirketler bunun en önemli örneğidir. Bu şirketlerin etki alanında farklı milliyetten insanlar vardır. Öte yandan Kosova örneğinde görülen insani müdahale doktrini uluslararası hukuk düzeyinde dahi ulus-devlet merkezli geleneksel anlayışın dönüştüğünü göstermektedir. İnsani müdahale doktrininde ülke merkezli anlayış yerine mağdur olan insan gruplarını korumak söz konusudur. Aynı şekilde Avrupa Birliği pek çok alanda ulus-ötesi bir anlayışın öncülüğünü yapmaktadır. Sözgelimi Avrupa Birliği'nin para birimi olan Euro hiçbir ulus devleti nitelemeyen tamamen ulus-ötesi bir değerdir. Bu örneklerin gösterdiği ortak nokta şudur: Modern uluslararası sistemin temel aktörü ulus-devlet olsa bile, ulus-ötesi pek çok alan vardır. Dahası devletler bu alanlara ilgisiz kalamaz. Öyleyse yapılması gereken şey, sistem içindeki ulusal sınırları aşan ulus-ötesi alanlarda da etkili olmaya çalışmak ve bu alanlardaki fırsat alanlarını ulus-devlet lehine kullanmaktır.
Buradan Patrikhane'ye dönersek, bu kurumun ilgi ve etki alanında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan
Hıristiyanlar da bulunmaktadır. Dinsel etkisi bağlamında Fener kesinlikle ulusal bir kurum olarak tanımlanamaz. Bu, Fener'i var eden temel dinsel filozofinin yok sayılması anlamına gelir. Patrikhane'ye 'ekümenik olma' demek "kendi vatandaşımız olmayan
Hıristiyanlarla ilgilenme" demektir. Böyle bir durumda Fener bir mahalle kilisesine dönecektir. Halbuki Fener, Ortodoks dünyasının beş büyük kilisesi içinde primus inter pares konumundadır. Eğer Patrikhane bir şekilde bu insanlarla da ilgilenecekse -ki bu kaçınılmazdır- zaten pratikte ekümenik demektir. Burada kabul edilmesi lazım gelen, ulusal ve ulus-ötesi yapının modern uluslararası sistemde birlikte olduğudur. Joseph Nye gibi uzmanların da ifade ettiği gibi ulus-ötesi etki alanları oluşturabilmek bir ülkenin yumuşak gücünün (soft power) temelini oluşturur. Yani böyle imkânlar ülkeler için fırsat alanlarıdır. Dolayısıyla Fener'in sistem içinde ulus-ötesi rolü -bütün kısıtlarına rağmen- Türk dış politikası için bir tür yumuşak güç oluşturmaktadır. Bu açıdan Fener'in ekümenik olmasının reddi aslında uluslararası düzeyde ulusal çıkarlara tamamen ters bir durumdur. Bugün engellenmiş bir kurum olarak din adamı bile yetiştiremeyen Patrikhane'nin dolduramadığı alanlara başka ülkeler girmektedir. Ruhban okulunun kapalı olması nedeni ile dünyanın pek çok yerinden gelen yetişmiş din adamı ihtiyacına Fener cevap bulamamakta; bu boşluk ise başka alternatiflerle doldurulmaktadır. Hiç şüphe yok ki, klasik araç-amaç ilişkisinden yola çıkarsak ekümenik bir dinsel kurumun Türkiye'de varlığı büyük bir imkân haline gelebilir. Salt ulusal çıkar açısından bile bütün dünyadaki belirli bir
Hıristiyan nüfus üzerinde etkili olan bir kilisenin İstanbul'da olması avantaj teşkil etmektedir.
Kimse parçası olmadığı bir inancın nasıl olması gerektiği konusunda belirleyici olmaya kalkamaz. Ekümeniklik, öncelikle Ortodoks
Hıristiyanlığa ait teolojik bir konudur. Köklü ve evrensel bir inancın en temel itikadî unsurlarından birisini "Türkiye gerçeklerine" göre yeniden inşa etmek talebi, gerçekle örtüşmeyen kaba bir Türkiye-merkezcilikten başka bir şey değildir. Üstelik ekümenik bir kurumu kendi ihtiyacı olan din adamlarını yetişteremeyecek kadar budamak hiçbir şekilde ulusal çıkarlara da uymamaktadır. Dış politik alan bir tabusal alan değildir ve gelişen dünya şartlarına göre ulusal çıkarları en uygun biçimde korumak, artırmak için gerekli dinamizmi göstermek zorundadır.
YARD. DOÇ. DR. GÖKHAN BACIK - FATİH ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=645999
Ekümeniklik (Gökhan Bacık)

İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın bir armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.
Efesliler 2:8-9 
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Ekümeniklik (Gökhan Bacık)
Ekümeniklik (Gökhan Bacık) konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.