Ekümeniklik (Haluk Özdalga) konusu
626 kez okundu,
0 kez cevaplandı. En son mesaj
sonsuzdiren tarafından gönderildi.
Ekümeniklik (Haluk Özdalga) konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız
Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

03-02-08, 14:19
sonsuzdiren
Türkiye'nin ekümenik açmazı
Başbakan'ın açıkladığı tavır, değişik görüşler arasında bir orta yol değil, konuyla ilgili doğru olan siyasettir. Yapılması gereken, Lozan'a ve Atatürk'ün tutumuna dönmek, siyasete girmediği sürece Fener'in, İstanbul'da kalmasına müsaade etmektir
HALUK ÖZDALGA
Karamanlis'in son ziyareti sırasında Başbakan Erdoğan'ın "Ekümenik'lik Hıristiyan Ortodoks dünyasının iç sorunudur" yaklaşımı, Fener Patrikhanesi'yle ilgili tartışmaları tekrar gündeme getirdi. Daha çok milliyetçi-ulusalcı görüşe yakın olanların ileri sürdüğüne göre, Patrikhane'nin evrensel (ekümenik, cihan-ı şümul) bir sorumluluğu yok ve ekümenik sıfatını kullanması Lozan Anlaşması'na aykırı. Patriğin ekümenik sıfatını kullanması, zamanla Katolik dünyasının lideri Papa gibi olma talebine ve İstanbul'da Vatikan gibi bağımsız bir alan oluşmasına yol açabilir. Esasen, güdülen gizli amaç da budur.
Bu anlayış milliyetçi-ulusalcı cephe ile sınırlı değil. Mesela davetiyelerde Ekümenik Patrik sıfatı kullanıldığı için son yıllarda bazı toplantılar, Dışişleri Bakanlığı tarafından boykot edildi. Bakanlık sözcüsü ekümenik sıfatını "tanımadığımızı" ilan etti. Geçtiğimiz yıl Yargıtay da, Lozan'da yer almayan ekümenik sıfatının "yasal dayanağı olmadığı" kararını aldı. Ancak bu iddialar ne Lozan'ın içeriğiyle, ne de Ortodoks dininin gerçekleriyle bağdaşıyor.
Lozan Anlaşması'nın ana metninde Patrikhane için ekümenik sıfatının yer almadığı doğru. Ancak aynı metinde, ekümenik sıfatının kullanılmayacağına dair bir düzenleme de yok. Hukukun en temel ilkelerinden biri, kısıtlandığı açıkça belirtilmeyen hakların serbest olması. Bir başka ifadeyle, yasalar hangi özgürlüklerin serbest olduğunu değil, sadece sınırlamaları belirtir; geri kalan, özgürlük alanına girer.
LOZAN VE PATRİKHANE
İkinci olarak, Lozan'ın ana metninde Patrikhane'yle doğrudan ilgili düzenlemeler zaten bulunmaz. Patrikhane konusu, Lozan'ın hukuken ayrılmaz parçasını oluşturan ve bütün müzakereci tarafların okuyup parafe ettiği resmi tutanaklarda yer alır. "Ekümenik Patrikhane" ifadesi; İngiliz, ABD, Rumenler dahil temsilci heyetlerinin tutanaklara geçen konuşmalarında defalarca kullanılmıştır. İsmet Paşa başkanlığındaki Türk heyetinin, Lozan müzakereleri sırasında görevini büyük dikkat ve titizlik içinde yaptığı, katılmadıkları en küçük ayrıntılara bile itiraz ettikleri iyi bilinir. Hiçbir noktada ekümenik sıfatına itiraz edilmemiş, hatta en az bir oturumda Türk heyeti de "Ekümenik Patrikhane" ifadesini kullanmıştır (Rıza Nur Bey, 30.12.1922, azınlıklar oturumu).
Bilindiği gibi Lozan'da Türkiye başlangıç pozisyonu olarak, ruhani ve kilise işleri dışında siyasetle ilgileneceği endişesini belirterek, Patrikhane'nin Türkiye dışına çıkarılmasını talep etti. Diğer müzakereci tarafların o endişeleri giderici açıklamaları üzerine, bu sözleri "senet" kabul ettiğini beyan eden İsmet Paşa, talebini geri çekti. Ekümenik sıfatıyla ilgili bir itiraz veya müzakere söz konusu olmadı. Sonuç olarak, ekümenik sıfatının Lozan hukukuyla bağdaşmadığı iddiasının dayanağı yok.
PATRİK 2. PAPA OLMAZ
Ortodoks ilahiyatında Ekümenik Patriğin nüfuz alanının (jurisdiction) Ortodoksların yaşadığı bütün dünya ülkeleri olduğu varsayılır. Ekümenik sıfatı da oradan gelir. Kadim zamandan beri Ortodoks teolojisi böyledir. Ancak bu varsayımın sadece kağıt üstünde kaldığı bilinen bir gerçektir.
Roma Katolik (Batı) Kilisesi'nden ayrıldığı ilk gündem beri Rum Ortadoks (Doğu) Kilisesi, birbirinden bağımsız ve kendi aralarında eşit kurumlar konfederasyonu şeklinde gelişti. İlk zamanlardan beri Batı Kilisesi monarşik (tek başlı) ve merkezi, Doğu Kilisesi ademi merkeziyetçi bir yapıya sahiptir. Ekümenik Patriğin ruhani ve idari yetkileri hiçbir zaman Papanın yetkileri kadar olmadı. Mesela Kutsal Meclis (Sinod), Patriği sürekli denetleyebilir ve bağımsız karar alabilir. Patriğin, Papa gibi "yanılmazlığı" kavramı da Doğu Kilisesinde görülmez. Başlangıçta dört patrikhane (Fener, İskenderiye, Antakya, Kudüs) ve üç özerk başpiskoposluk vardı. Tarihi süreç içinde bu kurumların sayısı artarken, bağımsız ve özerk vasıfları daha da güçlendi, belirleyici özelliğini oluşturdu.
Ortodoks kiliselerin bağımsız ve özerk yapısını daha da güçlendiren gelişme, milliyetçiliğin ve milli devletlerin ortaya çıkışıdır. Ortodoks kiliseleri bulunduğu her ülkede milli devletin oluşumunu öylesine derinden etkiledi ki, sonuçta adeta bir din-millet özdeşliği meydana geldi. Bu etkinin oluşumu, belki herkesten çok bizim tarihimizin, Osmanlı tarihinin bir parçası. Söz konusu gelişme, kiliselerin milliyetçi ayaklanmaları teşvik etmesi veya desteklemesi gibi kısa süreli siyasi olaylardan çok, uzun dönemli kültürel süreçlerin sonucunda ortaya çıktı.
Balkanlar'da Osmanlı yönetimi altında yaşayan Ortodoks halklar için, milli dili oluşturan ve geliştiren, ortak geçmişi ve gelenekleri eğitimsiz köylü kitleleri arasında canlı tutan, kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan kurum kilisedir. Yüzyıllar süren bu süreç sonunda mesela Sırp kimliğine kuvvet ve kudret veren şey, Sırp Ortodoks Kilisesi oldu. Sırp milli kimliği ve Sırp Ortodoks Kilisesi aynı şeyler gibidir. Ortodoks halklar bağımsızlık kazanıp kendi devletlerini kurduktan sonra da bu ilişki değişen ölçülerde devam etti. Ortodoks ülkelerde papazların siyasette etkili olması (klerikalizm), bu durumun bir sonucu.
Genel bir kural olarak, Katolik veya İslam gibi -gerçekten- evrenselci dinlerde, din-millet özdeşleşmesi, Boşnaklar gibi istisnalar dışında, Ortodoks örneğinde olduğu kadar kuvvetli değildir. Katolik Kilisesi, hiçbir zaman kendisini bir milletle özdeş kılmamıştır. Sonuçta Katolik evrensel, Ortodoks yerel ve millidir. O nedenle Fener Patrikhanesi, Vatikan olamaz. Hepsi kendi milli devletleriyle özdeşleşmiş Rus, Sırp, Bulgar, Rumen Patrikhaneleri ve diğer özerk kiliseleri, iki bin yıllık ilahi geleneğe rağmen, bir Papa gibi kendisine bağlaması mümkün değil. Zaten Patrik Hazretleri eğer o kudrete sahip olsaydı, bizim ekümenik sıfatını ondan esirgememiz herhalde fayda etmezdi; mesela Aynaroz'a taşınır, Papalık gücünü elde ederdi.
Esasen Fener Patriği'nin ekümenik sıfatı, diğer patriklerin kendisine bağlı olduğunu değil, eşit statüdeki diğer patrikler arasında birinci olduğunu gösterir. Yani sadece unvana ait bir değer ifade eder. Rumların kendi anlayışına göre, İstanbul Patriği veya Ekümenik Patrik ifadeleri arasında bir anlam farkı bulunmaz (The History of the Grek Church and People, T. H. Papadopoullos, 1952, s.27).
DOĞRU SİYASET HANGİSİ
Lozan hukuku açısından Fener Patrikhanesi, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına bağlı, Ortodoks inancına göre ruhani ve kilise işleri yürüten bir kurum. Türkiye Cumhuriyeti, Fener üzerinde her türlü denetim hakkına, hatta kapatma yetkisine dahi sahip. Bu durumda, "ekümenik sıfatını tanımıyorum" siyaseti, acaba hangi ihtiyaca cevap verecek?
Ortada Lozan'a veya hukuka aykırı bir durum yok. Eğer Patrikhane üzerinden bir sorun yaratma ihtiyacı varsa, her türlü denetim imkanına sahip bir yönetim herhalde daha akıllı bahaneler bulabilir. Ancak böyle bir ihtiyaç olduğu söylenemez; aksine, bugün Türkiye'nin temel çıkarları, AB açılımı yapmak ve komşularıyla mevcut gerçek sorunlarını dahi makul ve hakça çözümlere kavuşturmak yönünde.
Cumhuriyet hükümetlerimiz kendisini asla, Fener Patrikhanesi'nin ekümenik sıfatını tanımak veya tanımamak arasında tercih yapma konumuna getirmemeli. Bu, hiç bir koşul altında olumlu sonuçlar doğurmaz. Çünkü ekümenik sıfatı, tamamen Ortodoks tarihi ve ilahiyatı ile ilgili; o konu da hükümetlerin görevi değil. Papazların ruhani sıfatları tartışmasına girmek hükümetlerin işi olmamalı.
GELENEK VE PATRİKHANELER
O nedenle Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı tavır, değişik görüşler arasında bir orta yol değil, konuyla ilgili doğru olan siyaset. Yapılması gereken, Lozan'a ve Atatürk'ün o anlaşmayla çizdiği tutuma dönmekten ibaret: Siyasete girmediği sürece Fener, İstanbul'da kalmaya, din ve kilise işleriyle uğraşmaya devam etmeli. Lozan sonrasında 120 000 civarında olan Rum nüfusun bugünkü sayısı dikkate alınırsa, Fener için önemli bir siyaset zemini kalmadığı da görülebilir.
Patrikhaneler siyaseti, Osmanlı-Türk geleneğinde devletin çıkarları doğrultusunda esnek uygulamalara yer verilmesinin belirgin örnekleri arasında sayılabilir. İstanbul'un fethinden üç gün sonra, Fatih'in emri ile, Ortodoks din adamı Scholarios Patriklik tahtına (adı ekümenik taht) oturdu. Yeni Patriğe ve ardıllarına geniş yetkiler ve imtiyazlar tanındı. Fatih'in bu hoşgörülü davranışı, ehl-i kitabı tanıyan ve onlara ibadet serbestliği öngören İslam içtihadı ile uyum içindeydi. Fakat bir başka önemli neden, Osmanlı devletinin yakın gelecekteki hedefleriydi. İstanbul'un başkent yapılması planlanıyor, Ortodoks nüfusun yoğun olarak yaşadığı Balkan topraklarına doğru yeni açılımlar tasarlanıyordu. O yıllarda Doğu ve Batı Kiliselerinin birleşmesi tartışılıyordu. Birleşmeye karşı çıkanlardan Bizanslı din adamı Lucas Notaras, tarihe geçecek olan "Katolik külâhı yerine Osmanlı sarığını tercih ederim" sözlerini, kuşatma günlerinde söylemişti. Bu beklentilerin boşa çıkmaması gerekiyordu.
Buna karşılık İstanbul'dan 6 yıl sonra fethedilen topraklardaki Sırp Ortodoks Peç (İpek) Patrikhanesi önce kapatıldı. Sokullu Mehmet Paşa tarafından 1557'de yeniden açıldı ve Patrik olarak kardeşi Makariye Sokoloviç, sonra üç akrabası tayin edildi. 1766'da tekrar kapatıldı. Bulgar Ortodoks Tırnovo Patrikhanesi de fetihten hemen sonra kapatıldı ve ancak 1870'de Bulgar Eksarhlığı olarak İstanbul'da kurulmasına izin verildi.
Fener Patrikhanesi'nin ekümenik sıfatını tanımayalım, yoksa 2. Vatikan olur diye hüküm veren milliyetçi-ulusalcı cephe mensuplarının, Osmanlı-Türk geleneğinde Fatih'ten Atatürk'e sayısız liderin temsil ettiği hoşgörü ve pragmatizmden nasip almadığı görülüyor. Ayrıca kendi tarihlerini, mesela beş yüz yıl yönettiğimiz Ortodoks ahalinin inancının ne olduğunu pek merak etmedikleri de aşikar.
* AK Parti Ankara Milletvekili
(haluk.ozdalga@tbmm.gov.t r)
http://www.yenisafak.com.tr/yorum/?t...8&c=12&i=97327
Ekümeniklik (Haluk Özdalga)

İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın bir armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.
Efesliler 2:8-9 
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Ekümeniklik (Haluk Özdalga)
Ekümeniklik (Haluk Özdalga) konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.