mesihHizmetcisi
Ermeni T.C. vatandaşı teröristlerle savaşmak için Boğaziçi'ni bırakıp asker oldu
(Matta 5: 43-48)
"Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin" dendiğini duydunuz.
Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin.
Öyle ki, göklerdeki Babanız`ın oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır.
Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? Vergi görevlileri* de öyle yapmıyor mu?
Yalnız kardeşlerinize selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyor mu?
Bu nedenle, göksel Babanız yetkin olduğu gibi, siz de yetkin olun.”
Arkadaşlar. Öncelikle kusura bakmayın. Konuyu açtım ama yoğun bir sınav döneminin içinde olduğum için cevap yazamadım. Aslında yazmaya başlamıştım. Henüz bitmedi. Ama cevapların biriktiğiniz görünce yazmak zorunda olduğumuz düşündüm. Daha önce yazdıkalrıma hızlı bir sonuç ekleyip buraya koydum. Bu yüzden çok fazla yazım yanlışı olabilir. Aslında yazıyı daha geniş olarak ilerleyen zamanlarda ekleyeceğim. Umarım bu kısım Tanrısal Nefreti açıklamada, en azından şimdilik yeterli olur. Tanrımız İsa Mesih'in lütfu hepiniz ile birlikte olsun.
TANRISAL NEFRET
Bir Hristiyan nefret edebilir mi? İlk bakışta bu soruya cevabımız, KESİNLİKLE HAYIR olacaktır. Ben de böyle olduğuna, yani nefret edemeyeceğine inanıyordum. Ancak Kutsal Kitap’ta Tanrısal nefret ile tanıştım. Belki şimdi neden bu kadar önemli olsun ki bu konu diye düşünebilirsiniz. Ama Tanrısal nefreti kavramak, sevmenin, özellikle kardeş ve insan sevgisinin en önemli taşlarından biridir. Nedir Tanrısal Nefret?
İsterseniz bunu öncelikle birkaç soruya yanıt arayarak cevaplamaya çalışalım.
Tanrı tarih boyunca hiç nefret etmiş midir?
Birçok kez Tanrı’nın sevgi olduğunu duymuşsunuzdur. Neredeyse her Pazar, her kilise toplantısında tekrarlanan bir sözdür. İncil’de de yer eden bu söz kesinlikle doğrudur. Tanrı sevgidir. Ama tek başına Tanrı sevgidir, sözünün üzerine iman inşa edilemez. Ve böyle bir iman kolay kolay, özellikle eski antlaşmada karşılaştığımız yıkımlara cevap bulamaz. Aslında araştırmamız gereken, sevgi sözcüğünün, bizim akıllarımızda oluşturduğu çağrışım değil, Tanrı’nın açıkladığı sevgi olmalıdır. Aynı Nefret gibi. Yani insan düşüncesinden kaynaklanan sevgi ya da nefret değil Tanrısal sevgi ya da nefret.
Başlangıçta Tanrı yarattığı her şeyin iyi olduğunu özellikle vurguluyor. Bu vurgudan Tanrı’nın yarattıklarına karşı olan, üstün sevgisini görmek hiçte zor değildir. Ama aynı şekilde Tanrı’nın, kendi nefretini de vurguladığını, yaratılış kitabı boyunca okumamız mümkündür. İlk nefreti, orijinal günah olarak nitelendirdiğimiz, ilk günahta görüyoruz. Buraya, Kutsal Kitap, Tanrı’nın müthiş sevgisi ile yarattığı yaratışı açıklarken, Tanrı’nın nefretini, öfkesini ve yargısını göstermeye başlıyor. Musa bu yazıları kendi üretimi olarak sunmadı. Bizzat Tanrısal esin yoluyla aldı. Yani Tanrısal nefretin bilinmesini Tanrı bizzat kendisi istedi. Şimdi dikkat edelim. Burada aynı anda bazı kavramları ayırma konusuna dikkat çekelim.
1-Şeytanın Adem ve Havva’yı ayartması
2- Adem ve Havva’nın kendi istekleri ile günaha düşmeleri
3- Tanrı’nın günaha tepkisi(Öfke ve nefret)
4- Yargı ve Adalet
5- Merhamet
6-Lütuf
Birinci şık üzerinde öncelikle durmayacağım. O yüzden 2. şıkkı birinciymiş gibi ele almak istiyorum. İlk önce Adem ve Havva’nın günah işlediğini, yani Tanrı’ya İTAATSİZLİK ettiğini görüyoruz. Hemen arkasından Tanrı’nın nefreti ve öfkesi ile karşılaşıyoruz. Şimdi diyeceksiniz ki bir dakika bu nefret değildi. Hayır. Bu kesinlikle nefretti. Tanrı’nın Adem ve Havva’yı günahları sonucunda azarladığını görüyoruz. Yalnız dikkat etmemiz gereken nokta Tanrı’nın kimden ya da neden nasıl nefret ettiğidir. Tanrısal sevgi başta söylediğimiz gibi tüm yaratılışı sarar. Ve biz insanoğluna ait olan dışsal bir sevgiyle değil ancak özde bir sevgiyle. Yani Tanrı ellerinin eseri olan Adem ve Havva’yı sadece tapınma işleri için değil, özlerinde yaratımın bir parçası, Tanrı’nın kendi ellerinin eseri olduğu için seviyordu. Ve nefret. Aynı şekilde yine Tanrı insan gibi nefret etmez. İnsan özde nefret ederken, Tanrı sadece işlerden nefret eder. Yani nefret ettiğimiz bir kişi, deyim yerindeyse ağzıyla kuş tutsa sevgimizi kazanamaz. Ondan sadece işleriyle değil, ama kendisiyle nefret ederiz. Ama Tanrı Adem ve Havva’nın kendisinden değil itaatsizliğinden, yani günahlarından nefret ediyor. Ve bu nefretin hemen arkasından merhamet, yargı, adalet ve lütufla karşılaşıyoruz. Bu konular üzerinde daha sonra dururuz. Bu gün nefret konusuna biraz daha devam etmek istiyorum. Tanrı Adem’in günahından ötürü Ademin günahına karşı öfkeleniyor. Dikkat edelim, Tanrısal nefret Yaratılışın kendisinden değil, yaratılışın eyleminden nefret ediyor. İyi de eğer Tanrı sadece Adem’in eyleminden nefret ettiyse, bu neden yargıyı beraberinde getirdi. Bu konu başka bir konu, ama nefreti incelemek için her bölümde kısaca deyinmek zorundayız. Evet Adem yargı ile karşılaştı. Ama bu yargı nefretin ya da Tanrısal nefretin sonucu değil, Tanısal adaletin sonucu idi. Tanrı Kutsal Söz’ünde kendisini adaletli Tanrı olarak tanıtıyor. Ve Kutsal Kitap bizlere, Tanrı’nın kendi özüne aykırı davranamayacağını açıkça belirtiyor. Tanrı her türlü suçunun cezasının Tanrısal adalet ile cezasını bulacağını söylüyor ki Tanrı, hiçbir zaman bu sözünü boşa çıkarmamıştır. Tanrı Tarih boyunca her türlü günahın karşılığını, Tanrısal adalet ile vermiştir. Bizlerin günahlarının karşılığını da. Konuya dönelim, Adem yargıyı Tanrısal adaletin sonucu aldı. Tanrı Ademin günahından nefret etti. Ama Ademi nefret ile değil, merhametle ve Tanrısal adalet ile yargıladı. Adalet Adem’e ölümü getirdi. Ve merhamet Adem’e yeniden yaşamı sundu.
Ve hemen insandan kaynaklanan nefrete göz atalım. Yaratılış 4. bölüm Hayin ve Kayin’in hikayesinden söz ediyor. Tanrı Habil’in sunusunu kabul etmiş ancak Kabil’in sunusunu red etmişti. Kabil Tanrı’ya ve kardeşine öfkeleniyor. Kardeşinden nefret ediyor. Ve 8. ayet bize bu nefretin sonucunu gösteriyor.
“Tarlada birlikteyken, kardeşine saldırıp onu öldürdü.”
Şimdi dikkat edelim. Tanrısal nefret hemen arkasından, adaleti ve merhameti beraberinde getiriyor. Oysa insandan kaynaklanan nefret, hemen arkasından ölümü getiriyor.
Kutsal Kitap’ın birçok bölümünde bu tür olaylar ile karşılaşabiliriz. Hatta daha büyükleri ile. Nuh Tufanı, Sodom ve Gomorra… Tanrısal adalet, kimi zaman insanlarıni kimi zaman ulusların yok olmasına izin vermiştir. Çünkü günahın sonucu ölümdür. Günah istinası olarak her insan beraberinde ölümü getirir. Bizlere de getirdi. Ve Tanrısal Merhamet ise yaşamı getirdi. Adalet tufanda dünyaya ölümü getirdi, merhamet, Nuh’a ve ailesine yaşamı ve yeni bir soyun varlığını. Adalet Sodom ve Gomorra’yı yok etti, ama merhamet, bu topraklarda yaşayan Lut’a ve kızlarına yaşamı getirdi.
Şimdilik kısaca toparlamak zorundayım. Tanrısal nefret yaratılışın özünden değil sadece günah eyleminden nefret eder. Evet şu bir gerçektir ki Tanrı günahtan nefret eder. Bu nefret öfkeye yol açan bir nefret değildir. Şu bir gerçek, Tanrı günahtan nefret eder ve günahı Yargılar. Dolayısı ile günahkarı da yargılar. Ancak bu yargı nefretin değil adaletin sonucu ortaya. Tanrı Adem ve Havva’yı ağacın meyvelerini yemeleri sonucunda ölecekleri konusunda uyarmıştı. Ve Tanrı aykırı davranamayacağı için, Adem ve Havva’nın günahını yargıladı. Ve onlara cezalandırdı. Ancak hemen arkasından merhamet ve lütfu sundu. Ve Tanrı günahın sonucu ölümdür diyor. O halde bu yargı kesinlikle gerçekleşecek. İstisnasız. Herkes bu bedeli ödeyecek. Ama lütufta ortadadır. Mesih, ona iman edenlerin yerine ölecek. Ve bu gerçekleşmiştir. Bizler Meshi le birlik te öldük ve O’nunla birlikte dirildik.
O halde Tanrısal nefret bireyden ya da yaratılıştan değil ancak onun günah eyleminden içtenlikle nefret eder. İşte Hristiyanın nefreti budur. İnsan düşüncesinden kaynaklanan nefreti, insanın özünden nefret etmeye kadar götürür. Bireyin varlığından dahi huzursuzluk yaratır. Sevgiyi öldürür. Oysa Tanrısal nefret. Bireyin günahından nefret eder. Ve bu nefret, bizi o kişi için duyulan merhamete, sevgiye ve lütfa yöneltir. Kardeşimzi günah işlediği zaman o na nasıl bakıyoruz. Nefretimiz ona karşı mı yoksa sadece günahına karşı mı. Martin Luther buna şöyle cevap veriyor. Kardeşinizin varlığı ya da yaşamı sizi rahatsız mı ediyor, ya da kuşku mu uyandırıyor. Ya da onu affetmekte güçlük mü çekiyorsunuz. Ferisilerde aynısını yapıyorlardı.
Kiliseler hiçbir zaman mükemmel imanlılarla dolu olmadı. Günah insanoğlu var. Rabbin gününe kadar da var olacak. Biz net olarak günahtan nefret etmek zorundayız. Ve günaha karşı olan nefretimizi ve tavrımı açık bir şekilde ortaya koymalıyız. Aynı İsa’nın para bozanları tezgahlarını devirirken yada satıcıları azarlarken yaptığı gibi. Ancak unutmayalım. Bizler ruhtan doğanlarız. O halde nefretimiz bedenden doğanlar gibi değil ruhtan doğanlar gibi olmalıdır. Yani beraberinde Tanrısal nefretin getirdiklerini getirmelidir. Yargı! Bu bizim işimiz değil. Unutmayalım. Herkes çoktan yargılandı. İmanlı iseniz Mesih’te yargılandınız, değil iseniz Mesih’te olmadığınız için. Yani yargı işini Tanrı çoktan tamamladı. Merhamet! İşte nefretin hemen arkasından gelmesinden gereken öğe. Tanrısal nefret, merhameti yaratır. Eğer kardeşimizin sadece günahından nefret edersek, Onun yaşamaya başlarız. Onun yükünü paylaşmak için çabalarız. Ve onu Tanrısal sözle yola getirmek için didiniriz. Ve lütuf! Unutmayalım, Yargı eylemi gerçekleşti. Yargı altında olan bizler, değil, Ancak Tanrı’nın kendisi bu eylemi gerçekleştirdi. Unutmayalım! Hırsız hırsızı yargılayamaz. Bizlerde bir zamanlar hırsızdık. Ama lütuf gördük. O halde günaha karşı nefretimizi, Tanrı Ademe yaptığı gibi beraberinde merhamet ve lütfu getirmeli. Kardeşimize yada diğerlerine karşı gösterilen, yürekten merhamet ve lütuf. Tanrı’dan bunu aldı ve bizler bunu vermek zorundayız.
Sonuç olarak bir hristiyan kesinlikle nefret edebilir. Alında Nefret etmelidir. Ama Tanrısal nefret ile, Yani yaratılışa karşı değil sadece onun günaha eylemine karşı.
Esenlik sizlerle olsun.