Eskatoloji Üzerine Bir Apoloji

hristiyanlık incil isa mesih tevrat zebur | HRİSTİYAN FORUM  > Temel Kavramlar > Eskatoloji : Eskatoloji Üzerine Bir Apoloji


HRİSTİYAN FORUM'A ÜYE OLUN! Hristiyan üyelerle sohbet etmek, etkinlik duyurularından haberdar olmak, forumda yazışabilmek için sitemize üye olmanız gerekmektedir.



HRİSTİYAN FORUM GİRİŞ
(Kullanıcı adınız)
(Şifreniz)





Bu konuya cevap yazmak için buraya tıklayınız
 
 

hristiyanlık
Sola Scriptura

Eskatoloji Üzerine Bir Apoloji


Sarkis
Sevgili Sabri kardeşim yazını ilgiyle okudum. Ama yanlış bir bilgilendirme sözkonusu olduğundan bu yazıyı ekleme gereğini gördüm. Belirttiğin gibi inanlı kiliselerinin çoğu Kilise’nin büyük sıkıntıdan önce göğe alınacağı görüşündedir. Ben de bu görüşü dogmatik olmaksızın tüm yürekten paylaşıyorum. Bu görüş kulağa ya da yüreğe hoş geldiği için değil ama Kutsal Kitap’ın son günlerle ilgili verilerinin doğal bir sonucu olduğundan. Sevgili kardeşim bu düşüncenin Kutsal Kitap dışı olduğunu, 1830’a kadar kilise tarihinde bu öğretiye rastlanılmadığını ve hatta bunun kaynağını ‘yanlış bir ruh’a atfetmektesin. Çok ağır ve yanlış bir suçlamada ve bilgilendirmede bulunduğunu kardeş olarak belirtmek isterim. Büyük Sıkıntı öncesi göğe alınmayı reddeden birçok kardeş maallesef derinden araştırmadan gazeteci Dave MacPherson’un 1975’te yazdığı kitaba (The Incredible Cover-Up) dayanarak bu iddiaları öne sürüyor. Ama bu iddiaların ne temeli var ne de kanıtı.John Darby’nin bu öğretiyi yanlış ruhun etkisinde ekstaza giren İskoçlu bir kızdan aldığı yada Irwing ve Lacunza adlı bir Cizvit papazından aldığı görüşleri tarihsel gerçeklere uymamaktadır. Bu düşünceyi çürütmek isteyen amillyanist görüşlü kardeşlerin sık sık kullandığı bu iddia gerçeklerin çarpıtılmasından başka bir şey değildir. İlkin, konusu edilen bu kişilerin kesinlikle John Darby gibi Kilisenin sıkıntıdan önce göğe alınacağını öğreten bir düşüncede olmadığı belirgin bir gerçektir. Bu kişilerin elimizde bulunan yazıları belirginlikle onların Post-tribulasyoncu yani kilisenin sıkıntıdan geçeceğini öğreten kişiler olduğunu belgelemektedir. İkincisi John Darby konusu edilen İskoçlu kızın rüyetinden veya İrwing’den seneler öncesi 1826’da bu görüşü zaten kabul etmişti. Bu kıza ait elde bulunan belgelerde bu kızın açık biçimde Kilisenin büyük sıkıntıdan geçeceğini Antikristin eline verileceğine inandığını kanıtlıyor. Darby’nin görüşlerine kaynak olarak verilen bu kişilerden hiçbiri Darby’le aynı öğreti çizgisinde olmadığı apaçık belirgindir. Birçok Hristiyan yazarı MacPherson’u bu yanlış bilgi ve karalama nedeniyle uyarmıştır. MacPherson bu görüşü savunan kiliseleri ve vaizleri o denli tehlikeli buluyordu ki bunları engelemme çabasıyla doğrulamadan bile böyle iddialarda bulundu.

Bahsettiğiniz dispensationalist premillenyalizm görüşü gerçekten de 1830 yılına kadar bilinmeyen ve öğretilmeyen bir doktrindi. Bu doktrini ilk öğreten kişi Katolik Apostolik Kilisesi’nin Irvingite sektinden Margaret MacDonald adlı bir bayandı. Margaret MacDonald’ı kişisel olarak tanıyan Robert Norton ise onun ağzından, “Mesih’in ikinci gelişinin ayrı iki safhaya bölünüşünün ilk defa bu bayanın öğrettiği bu doktrinle başladığını” yazmaktadır. Margaret’in görüşleri onun evini ziyaret edenler tarafından oldukça iyi biliniyordu. Bu ziyaretçilerin arasında John Darby’de vardı. İngiltere Plymouth’daki Brethren kiliseleri bile bu öğretiye “yeni bir doktrin” adını vermişlerdi. Kısacası bu konuda amilenyumcuları veya Dave MacPherson’ı suçlamanız yersizdir. Tarihi kayıtlar MacPherson’ın yazdıklarını doğrulamaktadır. Her ne kadar eskatoloji konusunda vardığınız bu sonuca Kutsal Kitap’ın detaylı olarak araştırılmasıyla ulaştığınızı iddia etseniz de bu öğretinin ne kilise babaları, ne Reformcular ne de ana akımdan Protestanlar tarafından öğretilmediğini kabul etmek zorundasınız. Bir öğretinin doğruluğunun onu öğretenlere bağlı olmadığı düşüncesindeyim ancak Tanrı’nın halkından birçok kişiye yüzyıllar boyunca vermediği bir yorumu birden bazı kişilere vermesini ben imkansız buluyorum. Genel olarak yanlış öğretilerin nasıl çıktıklarına bakarsanız hepsinin kilise tarihi boyunca Hristiyanların geneli tarafından öğretilmeyen doktrinler olduğunu görürsünüz. Tıpkı Toronto Blessings gibi... R.C Sproul bu konu hakkında çok doğru bir gözlemde bulunmaktadır: “Eğer Kutsal Kitap’taki belirli ayetler konusunda kilise tarihinin gözünden kaçmış bir yorum ortaya koyduysanız bu yorumu derhal terketseniz iyi ederseniz.”
Sarkis
Mesih’in bin yıllık yersel egemenliğini yadsıyan ve Kutsal Kitap’ı sürekli alegorik biçimde yorumlayan a-milleniyanist kardeşlerin çoğu da onun bu yazılarına dayanarak ve kontrol etmeden bu yanlış görüşlerin biçimlenmesine yardımcı oldular.

Malesef bir amilenyalist olarak bu söylediklerinizin hiçbirisine katılmıyorum. İlk olarak Kutsal Kitap’ı sürekli olarak alegorik şekilde yorumlayan şeklindeki ifadeniz Amilenyumcuların hermenütik ilkeleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınızı göstermektedir. Kutsal Kitap yorumunda kullanılabilecek tek ilke “analogia fide”dir. Yani Kutsal Kitap’ın asıl yorumlayıcısı Kutsal Kitap’tır. Amilenyumcular da bu ilkeden yola çıkarak yorum bilimi konusunda şu ilkelere inanmaktadırlar:
  • Eski Antlaşma, içeriği ve peygamberlikleri de dahil olmak üzere her zaman Yeni Antlaşma’nın ışığında yorumlanmalıdır.
  • Anlamı metinden veya bağlamından tam olarak anlaşılamayan bir ayet Kutsal Kitap’ın daha açık kısımlarına bakılarak tutarlı bir şekilde yorumlanmalıdır.
  • Metnin alegorik mi yoksa literal mi yorumlanması gerektiği kişinin teolojisine veya sadece alınan metnin etrafındaki ayetlere değil, hem bağlama, hem etrafındaki ayetlere hem de Kutsal Kitap’ın tüm öğretisiyle tutarlılığına göre yorumlanmalıdır.
Bu üç noktada Premilenyumcular ölümcül hatalar yapmaktadırlar. Aslında literal yoruma sadece kendilerinin sahip olduğunu iddia ederken birazdan da göreceğimiz gibi aslında literal olarak alınması gereken yerleri alegorik, alegorik alınması gereken yerleri ise literal olarak almaktadırlar.
Sarkis
İnanlıların büyük sıkıntıdan önce göğe alınacağını belirten şu 14 Kutsal Kitap kanıtı üzerinde düşünmemiz yararlı olur sanırım.

Rab seni bereketlesin
Kardeşin Sarkis


Kilise Ne Zaman Göğe Kaldırılacak? Büyük Sıkıntıdan Önce Mi Sonra Mı?

Bazıları göğe alınışın sadece bir ayet üzerine kurulu olduğunu ileri sürerek (1Se.4:15-17) bu gerçeği yadsıyacak kadar ileri giderler. Oysa bir öğretinin gerçekliği bu konuda var olan ayetlerin çokluğuyla belirlenemez. Tanrı’nın her sözü yinelensin veya yinelenmesin gerçektir ve olduğu gibi kabul edilmelidir (bkz. Yar. 2:17). Bunların dışında kalan öbür Mesih inanlıları yukarıdaki İncil ayetlerine dayanarak Kilise’nin birgün göğe kaldırılacağını kabul eder. Ama bu defa göğe kaldırılışın zamanı konusunda düşünceler ayrılır. Bu olayın zamanıyla ilgili inanlılar arasında benimsenen özellikle üç görüş bulunur:

1. Kilise büyük sıkıntıyı yaşayarak geçtikten sonra göğe kaldırılacak (post-tribulation).
2. Kilise büyük sıkıntı dönemine girecek; ama en şiddetli son üç buçuk yıla tanık olmadan orta yerde göğe kaldırılacak (Mid-tribulation).
3. Kilise büyük sıkıntı dönemine girmeden, sıkıntı döneminin başındagöğe kaldırılacak (pre-tribulation).

Bu üç görüşün sonuncusu Kutsal Kitap gerçeklerine en uygun görünenidir. Kilise büyük sıkıntıya girmeden bunun başlangıcında göğe kaldırılacak. Bazıları inanlıların yeryüzünde sıkıntı göreceğini vurgulayan bazı ayetlere dayanarak (bkz. Yu. 16:1-4, 33; 17:15; Mat. 5:11-12; Elç. 14:22), Kilise’nin büyük sıkıntıyı yaşayacağını ileri sürer. Kuşkusuz inanlıların sıkıntı ve baskı göreceği belirgin bir gerçektir. Fakat bu olağan sıkıntıları Mesih’in sözünü ettiği benzeri hiç olmayacak yedi yıllık evrensel büyük sıkıntıyla karıştırmamak gerekir. İnanlılar bu olağan sıkıntıları yaşayacak, ama Kutsal Kitap’ın genel bildirileri doğrultusunda söz konusu büyük sıkıntıyı görmeden göğe alınacak. Bu düşünceyi belgeleyen bazı Kutsal Kitap kanıtlarını inceleyelim.

Yukarıda “bazıları” diye bahsettiğiniz kişilerin verdiği ayetlerle Mesih’in sözünü ettiği benzeri hiç olmayacak yedi yıllık evrensel büyük sıkıntıyla karıştırmamak gerekir demişsiniz. Fakat asıl garip olan şey, sizin iddia ettiğiniz gibi Mesih’in bu yedi yıllık sıkıntıdan hiç bahsetmemiş oluşudur. Müjde kitaplarının ve mektupların hiçbirisinde bu yedi yıllık sıkıntı dönemiyle ilgili tek bir ayet yoktur. Bizlere bu iki olayı karıştırmamamızı öğütlerken Mesih’in nerede bu yedi yıllık sıkıntıdan bahsettiğini de açıklamanız gerekirdi. Bunu malesef açıklayamazsınız çünkü Mesih asla böyle birşeyden bahsetmemiştir. Yukarıda verdiğiniz ayetler ise sizin burada savunduğunuz tezi çürütebilecek güçtedirler.

Sarkis
1. Büyük sıkıntı dönemini anlatan Vahiy 6-19 bölümleri Kilise’den, yeryüzündedir diye hiç söz etmez. İlk üç bölümde kilise sözü 22 kez geçerken, dördüncü bölümden başlayarak büyük sıkıntıyı anlatan kısımlarda Kilise sözünün hiç kullanılmaması düşündürücüdür. Kilise büyük sıkıntı döneminde yeryüzünde bulun-saydı kuşkusuz onun hizmetinden, rolünden mutlaka söz edilecekti. Bu gizemli suskunluk Kilise’nin sıkıntı zamanında yeryüzünde değil, Mesih’le birlikte göklerde bulunduğunu imler. Ayrıca Vahiy 2. ve 3. bölümlerde yedi kez ''kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin'' anımsatması yineleniyor. Bu anımsatma büyük sıkıntıyı konu alan Vahiy 13:9’da da geçiyor; ama ilginç biçimde bu kez Kilise sözü kullanılmıyor, sadece ''kulağı olan işitsin'' deniliyor. Kilise ifadesi niçin kullanılmıyor? Bunun nedeni Kilise’nin büyük sıkıntının başlangıcında artık yeryüzünde değil, göklerde Rab’binin yanında olmasıdır.

Vahiy 6-19 bölümlerinde kilise adının geçmemesi kilisenin yeryüzünde olmayacağını nasıl kanıtlıyor anlamadım. Vahiy kitabının ilk dört bölümünün özellikle yeryüzündeki bazı kiliseler için yazılmış olması, kitabın geri kalanını gökyüzünde kilise için yazılmış şeklinde yorumlamamıza neden olamaz. İlk üç bölümde kilise sözü 22 kez geçmektedir çünkü Mesih bu kiliselere seslenmektedir. Dördüncü bölümden başlayarak diğer kalan bölümlerde Kilise kelimesinin geçmemesi kilisenin yeryüzünde olmayacağını kanıtlamaz. Çünkü bölüm 4’ten 18’e kadar Vahiy kitabı kilise sözcüğünü sadece yeryüzündeki imanlılar için kullanmamakla kalmaz aynı zamanda gökyüzündeki imanlılar için de kullanmamaktadır! Eğer sizin yorum mantığınızla devam edecek olursak nasıl bu bölümlerde yeryüzündeki imanlılar için kilise sözcüğü kullanılmadığı için kilisenin bu sıkıntı döneminde yeryüzünde olmayacağı sonucunu çıkarıyorsak aynı bölümler gökyüzündeki imanlılar için de kilise sözcüğünü kullanmadığı için bu imanlıların yok olduklarını düşünmemiz gerekir. Buna göre bütün kutsallar cenneti boşaltıp, Limbo’ya mı gitmişlerdir? Tabii ki hayır! Ester kitabında da Tanrı veya YHVH ismi tek bir kere bile geçmemektedir. Buna göre Ester kitabına bakıp Tanrı’nın var olmadığını veya sadece soyut bir fikir olduğu sonucuna mı varacağız? Tabii ki hayır! Bu bahsettiğiniz gizemli suskunluk bizi yorum konusunda çok yanlış yerlere götürmekten başka hiçbir işe yaramayacaktır.


Vahiy 6. bölümde Kuzu beşinci mührü açtıktan sonra şehit edilmiş olan imanlılar “hala daha yeryüzünde” olan ve kendilerine zulmetmiş olan kişilerden öclerinin ne zaman alınacağını sormaktadırlar. Ardından 11. ayette bu kişilerden “”Kendileri gibi öldürülecek
olan öbür Tanrı kullarının ve kardeşlerinin sayısı tamamlanıncaya dek kısa bir
süre daha beklemeleri istenmektedir.” “Kendileri gibi olan öbür Tanrı kulları ve kardeşleri” terimi Vahiy 6:11, 19:10 ve 22:9’da da kullanılmaktadır. Pavlus aynı terminolojiyi Koloseliler 1:7 ve 4:7’de kullanmaktadır. Bu yüzden kilisenin bu sıkıntı döneminde gökyüzünde olduğuna dair tek bir kanıt yoktur. Ayrıca şu ayetler sıkıntı döneminde kilisenin yeryüzünde olacağına dair birer kanıttırlar:

Tutsak düşecek olan Tutsak düşecek. Kılıçla öldürülecek olan Kılıçla öldürülecek. Bu, kutsalların sabrını ve imanını gerektirir.
Vahiy 13:10

Bu da, Tanrı`nın buyruklarını yerine getiren, İsa`ya imanlarını sürdüren kutsalların sabrını gerektirir.”
Vahiy 14:12

Bu ayetleri bağlamlarına göre aldığımızda imanlıların sıkıntı döneminde hala daha yeryüzünde olduklarını görürüz. Eğer durum böyle değilse neden Yuhanna sıkıntılardan bahsettikten sonra bunların İsa’ya imanlarını sürdüren kutsalların sabrını gerektirir desin? Cennette artık İsa’ya iman diye birşeyin olmayacağını biliyoruz çünkü Mesih’i olduğu gibi göreceğiz. Kutsalların sabretmesi de cennette olacak birşey değil yeryüzünde olması gereken birşeydir.
Sarkis
2. İsa Mesih Vahiy kitabında yedi Kilise’ye konuşur, öğüt ve uyarılarda bulunurken Ejder’den öbür iki canavardan (yani Antikrist ve sahte peygamberden), 666 sayısından, büyük Babil’den hiç söz etmez. Onlarla bağlantılı kiliseye yöneltilen hiçbir uyarı yoktur. Bu bize kilisenin Antikrist ve sahte peygamberle birlikte aynı anda aynı dönemde beraber bunlunmayacağını belirginlikle göstermektedir. Çünkü Kiliselerden söz edilirken ejderin, canavarların ve Babil’in varlığı belirtilmez (Vahiy 1-3 bölümleri); Ejder ve canavarlardan söz edilirken de Kilisenin hazır olunuşundan, varlığından söz edilmez (Vahiy 6-19 bölümleri). Vahiy altıncı bölümden itibaren Vahiy kitabının hitqp tonu, konusu ve etkinlikte olan kişiler tümden değişmekte. 6’ıncı bölümden itibaren yeni bir zaman dilimine girildiğ belirgindir. Bu gerçek Kilise’nin Ejder ve canavarlarla aynı anda bulunmayacağı dolayısıyla büyük sıkıntıyı görmeden alınacağını imgeler.

İsa Mesih tabii ki yedi kiliseye Mesih karşıtından, peygamberden ve Babil’den bahsetmeyecektir çünkü bu yedi kilise Vahiy kitabının yazıldığı dönemde yeryüzünde olan yedi kilisedir. Vahiy kitabı kendilerinden asırlar sonra gerçekleşecek olan olaylar konusunda neden 2. yüzyıldaki Hristiyanları uyarsın ki? “Bu gerçek” diye bahsettiğiniz şey yedi kiliseyi bütün Hristiyanlık tarihi boyuncaki kiliseler olarak algılamanızdan kaynaklanmaktadır. Metin hiçbir yerde bunu bize söylemezken malesef ayetleri literal olarak almak yerine alegorik olarak almaktasınız ve asıl anlamlarını boşaltmaktasınız. Amilenyumcuları suçladığınız şeyin aynısını burada yapmaktasınız.

Sarkis
3.İlginçtir, Kilise’nin tarihini özetleyen Vahiy 2. ve 3. bölümlerinin hemen ardından dördüncü bölümde şu sözleri okuruz:

''Bundan sonra gökte açık duran bir kapı gördüm. Benimle konuştuğunu işittiğim, borazan sesine benzeyen ilk ses şöyle dedi: 'Buraya çık! Bundan sonra olması gereken olayları sana göstereyim'' (Va. 4:1).

Birçok Kutsal Kitap yorumcularıyla birlikte 'gökte açık duran kapı' ve 'buraya çık' sözlerinin betimsel açıdan inanlıların göğe kaldırılmasına değindiğini düşünebiliriz. İki tanığın öldürüldükten sonra bedenen dirilip göğe yükselmesinde de aynı –‘Buraya çıkın’– sözü kullanılıyor (bkz. Va. 11:12). Kilise’nin tarihini betimleyen yedi kilisenin tanımından hemen sonra Elçi Yuhanna' nın Patmos adasından göğe çıkması, Kilise’nin büyük sıkıntının başlangıcında yukarıya çıkışına işaret ettiğini söyleyebiliriz. Çünkü burada anlatılan olaylarla Kilise’nin göğe kaldırılışını anlatan 1.Selanikliler 4:16-17 ayetleri arasında şaşırtıcı bir benzerlik bulunur. Örneğin, 1.Selanikliler 4:16-17'deki 'emir çağrısı', 'başmeleğin seslenmesi', 'Tanrı'nın borazanı' Vahiy 4:1’de neredeyse tıpatıp yinelenmekte. Ayrıca Vahiy 4. bölümden sonra Kilise’yi yeryüzünde görmüyoruz; Kilise’den, onun durumundan, eylemlerinden hiç söz edilmiyor.

Vahiy 4:1’den hemen sonraki ayette Yuhanna cennetteki tahtın önüne çıkarılmaktadır. Burada ne Yuhanna’nın kiliseyi temsil ettiği ne de tüm imanlıların cennete alındığı hakkında tek bir kelime bile edilmemektedir. Ayrıca burada Mesih’in geri dönüşü veya ölülerin dirilişi hakkında da tek bir söz söylenmemektedir. Vahiy 4:1’de bir borazandan bahsedilmektedir ama bu imanlıların göğe alınışını başlatan borazan değildir. Bu borazana benzeyen ses tıpkı Vahiy 1:10’da Yuhanna’nın duyduğu sesle aynı sestir.
Va.1: 10 Rab'bin gününde Ruh'un etkisinde kalarak arkamda borazan sesine benzer yüksek bir ses işittim.
Ayrıca Kutsal Kitap’ın sessiz kalışının Vahiy 4’ten sonra kilisenin yeryüzünde olmayışını kanıtlamadığını yukarıda açıklamıştım.

Sarkis
4. Vahiy 4. bölümde geçen yirmi dört İhtiyar Kilise’yi temsil etmektedir. Bu konumda sıkıntı süresince gökte Tanrı'nın tahtı önündedir. Yirmi dört İhtiyar dirilmiş ya da değiştirilerek göğe alınmış Kilise inanlılarını temsil eder. ‘İhtiyar’ sözü yunanca 'presbyteros' olup ruhsal varlıklarla değil, insanlarla ilgili bir kullanımdır. Yaşla değil ruhsal olgunlukla bağlantılıdır. Kilise’de veya İsrail halkı içinde önderlik yapanlarla ilgilidir. Yirmi dört sayısı aynızamanda Kilise’nin kahinlik hizmetinle işaret eder. Eski Antlaşma’da kahinlik görevini görenler yirmi dört sınıfa ayrılırdı (bkz. 1.Ta. 24:3-5). Beyaz giysilerle, başlarında taçlarla tahtlarda oturan İhtiyarlar melekler değil, göğe alınarak ödüle kavuşan Kilise inanlılarının temsilcileri olduğu belirgindir (bkz. 3:5, 18). Beyaz giysi, başlarında taçlarla tahtlarda oturmaları onların çoktan dirilip ödüllerini aldıklarını betimler. Yirmi dört İhtiyar’ın konumu ve yetkisi sadece Kilise’nin yetkisi ve konumudur. Görüldüğü gibi Kilise bu konumuyla tüm sıkıntı boyunca gökte olacak, İmansızların yargılanmasında kendine atanan yeri alacak. Ama Vahiy 19. bölümde, büyük sıkıntının sonunda da göksel orduların bir parçası durumunda Mesih'le birlikte gökten yeryüzüne inecek.
Tekrardan ayetlerin basit ve literal anlamlarını alıp alegorik şekilde yorumlayanın Amilenyumcu değil Premilenyumcu olduğunu burada görüyoruz. Ne ayetlerin kendisinde ne de tüm Vahiy kitabında tahtın önündeki ihtiyarların kiliseyi temsil ettiklerine dair tek bir ibare veya söz yoktur. Bu yorum sadece Kutsal Kitap’ın söylemediğini ayetlerin içine sıkıştırmaktır.

Sarkis
5. Büyük sıkıntının sonunda Mesih'in kutsallarıyla birlikte yeryüzüne döneceğini belirten parçalar inanlıların daha önceden Mesih'in yanına çıkmış olduğunu gösterir (bkz. Yah. 14-15; Kol. 3:4; 1Se. 3:13). Önceden göğe alınma olmasaydı kutsalların Mesih'le birlikte yeryüzüne dönüşünden söz edilemezdi. Vahiy yazısında Mesih’in yeryuvarlağına inişinde beyaz giysilerle O’nun ardınca gelen ordular Mesih’in Kilise’sini de kapsıyor. Konusu edilen giysiler Kilise’yle ilgilidir (bkz. Va. 19:8,14). Büyük sıkıntının sonunda Mesih’in gelişinde herhangi bir dirilişten ya da göğe alınmaktan da söz edilmediğine dikkat edilsin. Bu zamanda bir göğe alınma tasarlansa bunun anlamı olabilir mi? Mesih yeryuvarlağına geliyor; niçin kilisesi tersine göğe gitsin? İnanlılar büyük sıkıntının sonunda değil, başlangıcında büyük sıkıntıdan kurtarılmak için göğe alınacak.

Mesih'in kutsallarıyla birlikte yeryüzüne döneceğini belirten parçalar inanlıların daha önceden Mesih'in yanına çıkmış olduğunu göstermez. Bunun gösterdiği şey Pavlus’un Selanikliler kitabında açıkladığı şeydir. Yani Mesih geldiğinde yaşamakta olanlar Mesih’e ait olarak daha önce ölmüş olanlarla birlikte havada buluşacaklardır.
İsa`nın ölüp dirildiğine inanıyoruz. Aynı şekilde Tanrı, İsa`ya bağlı olarak gözlerini yaşama kapamış olanları da O`nunla birlikte geri getirecektir.
1. Selanikliler 4:14

Mesih’in kutsallarıyla birlikte yeryüzüne geliyor olması demek Mesih’te ölen kişilerin son günde onunla birlikte olacağından başka hiçbirşeyi kanıtlamaz. Bundan daha da öte bir yorum yapmak Kutsal Kitap’ın dışına çıkmaktır. Mesih’in gelişinde herhangi bir dirilişten bahsedilmediğine dikkat edilsin demişsiniz.
Çünkü Babam`ın isteği, Oğul`u gören ve O`na iman eden herkesin sonsuz yaşama kavuşmasıdır. Ben de böylelerini son günde dirilteceğim.”
Yuhanna 6:40

Her biri sırası gelince dirilecek: İlk örnek olarak Mesih, sonra Mesih`in gelişinde Mesih`e ait olanlar.
1. Korintliler 15:23


Sarkis
6. Selanikliler yazısında Antikrist'in ortaya çıkmasını önle-yen bir 'engelden' ve bu engelin 'ortadan kalkmasından' söz edilir (bkz. 2Se. 2:6). Bu engel ne olabilir? Bu, Kilise’de etkinliğini gösteren Kutsal Ruh'tur. Kilise çağının kapanışında yersel görevini sonuçlayacak olan Kutsal Ruh Kilise’yle birlikte ortadan kalkınca –göğe alınınca– helak oğlu Antikrist belirecek, büyük sıkıntı dönemi de o zaman başlayacak. Büyük sıkıntının başlaması kötülüğü frenleyen Kutsal Ruh’un ve Kilise’nin göğe kaldırılışıyla bağlantılıdr. Bu da, bir kez daha Kilise’nin büyük sıkıntıdan önce göğe alınacağını kanıtlar.

Dönemsel Premilenyalizm’e (Dispensational Premillenialism) görer Kilise göğe alındıktan sonra büyük sıkıntı dönemi Yahudiler’in üzerine gelecektir. Ayrıca bu görüşe göre göğe alınıştan sonra Vahiy kitabında bahsedilen 144.000 Yahudi Mesih’e iman edecektir. Fakat bu öğretide garip olan bakış açısı, bu Yahudileri dünyanın görebileceği en mükemmel müjdeciler yapmasıdır. Bu da Premilenyumcuyu ya kendi 2. Selanikliler 2:6-7 yorumunu inkar etmesine ya da günahkarların iman etmesinde Kutsal Ruh’un işini inkar etmeye sürükleyecektir. Kutsal Kitap hiçkimsenin Kutsal Ruh’un yenileyen işi olmadan iman edemeyeceğini öğretir (Hez. 36:25-26; Yuh 1:13; 3:5-8; Elç İşl. 5:31; 11:18; 16:13-14; 1 Kor. 2:12-14; 2 Kor. 4:6; Ef. 2:1, 5; Kol. 2:11; Tit. 3:5). Buna rağmen Premilenyumcular 144.000 Yahudi’nin Kutsal Ruh yeryüzünden kalktıktan sonra iman edeceğini öğretir. Bunun sonucu olarak da bu 144.000 Yahudi’nin Kutsal Ruh yeryüzünde olmadan vaaz ettiği müjde kilise çağı adı verdikleri dönemde Kutsal Ruh’la birlikte çalışan kilisenin vaaz ettiği müjdeden kat kat daha fazla verimli olacaktır!!! Kutsal Ruh olmadan kimse iman edemeyecektir – tek kişi bile.

Sarkis
7. Büyük sıkıntı dönemi son bulurken, Mesih yeryüzüne inmeden gökte Kuzu'nun düğünü yapıldığını okuyoruz (bkz. Va. 19:1-9). Kuşkusuz, bu olayda Kuzu'nun gelini, Kilise’nin de gökte bulunması gerekmekte. Çünkü gelinsiz, yani Kilisesiz düğün olamaz. Bu da büyük sıkıntıdan önce Kilise’nin göğe kaldırıldığını gösterir (bkz. Luk. 12:36).

Va.19: 7 Sevinelim, coşalım!
O'nu yüceltelim!
Çünkü Kuzu'nun düğünü başlıyor,
Gelini hazırlandı.

Bu ayetleri anlattığınız şekilde anlamak için özel bir çaba sarfetmek gerekiyor. Ayetlerde söylendiği gibi “Kuzu’nun düğünü başlamaktadır”. Yani Mesih yeryüzüne kilisesini almak ve kötüleri yargılamak için gelmektedir.
Verilen Luka 12:36 ayeti ise söylediklerinizi çürütür niteliktedir.
Luk.12: 36 Düğün şenliğinden dönecek olan efendilerinin gelip kapıyı çaldığı an kapıyı açmak için hazır bekleyen köleler gibi olun.
Eğer dediğiniz gibi bu düğün şenliğinde kilise düğünde olarak gökyüzünde ise Mesih kimlere kapıyı açmak için hazır bekleyen köleler gibi olun demektedir? İsa’nın burada seslendiği kişiler imanlılar yani kilisenin ta kendisidir. Mesih’in ne zaman kapıyı çalacağını bilmeyen imanlılar her an düğüne alınacaklarını bilerek her zaman hazır olmalıdırlar.



Sarkis
"Sözüme uyarak sabırla dayandığın için, yeryüzünde yaşayanları denemek üzere bütün dünyanın üzerine gelecek olan deneme saatinden seni esirgeyeceğim" (Va. 3:10).
Buradaki Yunanca kullanım ‘tireo’ daha güçlüdür: ‘Seni denenme saatinden dışarı’ veya ‘dışarda’ saklayacağım. Bu da Kilise’nin sıkıntı esnasında yerde korunacağını değil, büyük sıkıntının dışında olarak korunacağını belirtir. Bundan başka büyük sıkıntı inanlılarını korunmak bir yana, Antikrist’in eline verileceğini okuyoruz (bkz. Va. 13:7).

Deneme saatinden seni esirgeyeceğim cümlesi grekçe olarak premilenyum yorumuna karşı durmaktadır: ek tes horas tou peirasmou. Bu cümle kilisenin deneme saatinde gökyüzüne kaldırılacağına dair hiçbirşey belirtmemektedir. Cümle yapısı gereği bir hareket içermektedir. Grekçe “ek” eki ise kilisenin bu denenme saatinin kendisinden korunacağını anlatır. Bardağınıza sinek düşmesini istemiyorsanız illa da bardağınızı yerinden kaldırmanız gerekmez. Bardağınızı örterek veya üstünü kapatarak da koruyabilirsiniz. Yuhanna’nın burada kullandığı grekçe yapı da aynı anlamı taşır.
Vahiy 3:10 ile ilgili Premilenyum yorumunun bir diğer hatası ise temel hermenütik ilkelerini görmezden gelmesidir. Bu sözler ilk yüzyılda Anadolu’daki Filedelfiya kilisesine söylenmiştir. Bu yüzden İsa’nın özellikle bu kilise için söylediği bu sözleri direkt olarak tarihteki bütün kiliselere uygulamak yanlış olacaktır. Örnek olarak İzmir’deki kiliseye Mesih 10 gün boyunca deneneceklerini ve ölüm pahasına da olsa sadık kalmalarını söylemektedir. İzmir’deki kilise ikinci ölümden zarar görmeyeceği konusunda Mesih tarafından güvence altına alınmaktadır. Kendi üzerlerine bir sıkıntı gelmeyeceği konusunda ise hiçbir vaat almamışlardır. Ayrıca Filedelfiya’lı Hristiyanlar’a verilen vaat ise daha önceki davranışlarına göre verilmektedir. Mesih bu kiliseye “sözüme uyarak sabırla dayandığın” için... demektedir. Sözüme uyarak kelimesi bugün dilimizde olmayan aorist zaman kipinde kullanılmıştır. Bu zaman kipine göre ise yapılan hareket geçmişte devamlı yapılmaktadır. Yani Vahiy 3:10’u alarak bütün kiliseye uygulamak tamamen bir yorum faciası olacaktır.
İkinci olarak ayetteki zaman kavramının iki bin yıl sonra gerçekleşecek birşeyden bahsetmediği çok açıktır. Ayet bu gelecek olan denenme saatinin çok yakın olduğundan bahseder. Her ne zaman grekçe “mello” fiili şimdiki zamanda kullanılsa çok yakın zamanda gerçekleşecek bir olaya işaret eder (tes mellouses erchesthai). Bu vaadi ise Premilenyumcuların yaptığı gibi gelecek zamana yerleştirmek grekçenin temel dilbilgisini ve hermenütiği inkar etmek olacaktır. Mesih’in Filedelfiya’daki kiliseye iki bin yıl sonra gerçekleşecek olan birşeyden kendilerini koruyacağını vaat etmesi sizce ne kadar mantıklıdır? “Sevinin ilk yüzyıldaki Hristiyanlar, sizleri 20. yüzyıldaki atom bombalarından koruyacağım” (?)
Bu ayetin asıl anlamı Mesih’in özellikle bu kiliseyi denenme saatinde koruyacak oluşudur. Bu koruma Premilenyumcuların anladıkları gibi göğe alınma şeklinde olmak zorunda değildir. Mesih, Yuhanna 17:15’te “onları kötü olandan koru” diye dua ettiğinde bu dünyadan alınarak şeytandan tamamen uzaklaştırılmamız için değil şeytanın bize olan etkisinden korunmamız için dua etmişti. Tanrı Mısır’ın üzerine yargısını dökerken İsrailliler’i Mısır’dan çıkarmadan bunu gerçekleştirmişti.

Sarkis
Yazıldığı gibi, Tanrı Mesih’in bedeni ve gelini olan Kilise’yi öfke ve gazap için oluşturmamıştır:

''Gazaba uğrayalım diye değil, Rab’bimiz İsa Mesih aracılığıyla kurtuluşa kavuşalım diye belirledi'' (1Se. 5:9; 1:10).

Burada verdiğiniz ayetin konuyla hiçbir alakası yoktur. Konuştuğumuz konu soteryoloji değil eskatolojidir. Pavlus burada kurtuluş ile yargılanma arasında bir karşılaştırma yapmaktadır. Pavlus’un burada söylemek istediği Tanrı’nın kurtuluş planındaki amacı bizlerin iman ettikten sonra tekrar cehenneme gidebilmemiz veya sizin iddia ettiğiniz gibi sıkıntı zamanından geçmemiz değil, Tanrı’nın seçilmişlik hükmünden dolayı imanlıların asla kurtuluşlarını kaybetmeyecekleri gerçeğidir.

Sarkis
12.Kilise’nin büyük sıkıntıda kalıp şeytan ve Antikrist’in yetkisine teslim edilme düşüncesi de Mesih’in kilisesine verdiği yetkiyle çelişir:

''Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek'' (Mat. 16:18).

Kilise’nin Mesih karşıtının yetkisine teslim edileceğini hiçkimse öğretmemektedir. Bunu nereden çıkardınız?
Verdiğiniz ayet gene konuyla alakasız olarak kendi bağlamından tamamen koparılarak verilmiştir.
Mat.16: 16-18 Simun Petrus, "Sen, yaşayan Tanrı'nın Oğlu Mesih'sin" yanıtını verdi.İsa ona, "Ne mutlu sana, Yunus oğlu Simun!" dedi. "Bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki Babam'dır. Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrus'sun ve ben kilisemi bu
kayanın üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı
direnemeyecek.

Yukarıdaki yorumunuza göre ölüler diyarının kapıları kiliseye direnemeyecek demiş oldunuz. Bu yorumunuzun sizi Katolik öğretisine kadar yönlendirdiğini umarım görmüşsünüzdür. İsa’nın burada “ona” diye bahsettiği şey kilise değil Petrus’un söylediği, “sen yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin” sözüdür.


Sarkis
Sıkıntı döneminde tüm ulusların ve kutsalların şeytan ve Antikrist’in yetkisine teslim edildiği belirtilir (bkz. Va. 13:7). Oysa Mesih’in kilisesi ve gelini için böyle bir şey düşünülemez. Ölüler ülkesinin güçleri onun üzerine yetki kuramaz. Antikrist’in eline teslim edilen kutsallara gelince bunlar Kilise değil, büyük sıkıntıda imana gelmiş inanlılar olduğu belirgindir.

Nasıl oluyor da kutsallar antikristin yetkisine temsil ediliyor da Mesih’in kilisesi için böyle bir şey düşünülemez oluyor? Bu bahsedilen kutsalların kiliseden farkı ne? Bu kutsallar kimlerdir? Bu kişilerin sıkıntı zamanında imana gelmiş inanlılar olduğunu söylemek suyu dövmekten farklı değildir. Çünkü kiliseye dahil olan bir kişi ile sıkıntı zamanında imana gelmiş bir kişinin arasında ne gibi bir fark olabileceği sorusu hala cevapsız kalmaktadır. İki çeşit mi imanlı vardır?

Sarkis
Kutsal Kitap'ta birçok kez görüldüğü gibi, Tanrı günahlıara öfkesini dökmeden önce sadık bağlılarını güvenliğe alır. Örneğin, Tanrı yeryüzünü tufanla vurmadan önce, Nuh’la ailesine 'gemiye girmelerini' emreti. 'Kapı kapandığında' hem yerden hem gökten sular boşaldı (bkz. Yar. 6-7). Başka bir olay da korkunç günahların işlendiği Sodom ve Gomorra kentlerinin yargılanmasıdır. Tanrı ilkin Lut'u güvenliğe aldı, ardından Sodom ve Gomorra üzerine ''gökten ateş ve kükürt yağdırdı'' (bkz. Yar. 19:12-25). Günümüzde bile bir ülke öbür ülkeye savaş ilanı yapmadan önce temsilcilerini o ülkeden çeker. Tanrı da günahlı insanlığa yönelik öfkesini boşaltmadan önce temsilcilerini –Mesih’in gelini olan Kilise’yi– kendine çekecek (bkz. 2Ko. 5:20).

Bunun cevabını yukarıda verdiğim için tekrar etme gereği görmüyorum

Sarkis
İlk inanlıların başlangıçtan bu yana Mesih’in her an gelebileceğine inanmış olmaları da, Kilise’nin büyük sıkıntıdan ve Antikrist’in belirmesinden önce göğe kaldırılacağını kanıtlar. İlk inanlıların beklentisi büyük sıkıntıyı ya da Antikrist'i görmek değildi. Onlar hiçbir ön işaret gözetlemeksizin Mesih’in her an kendilerini almak için geleceğini bekliyordu.

Ben de Mesih’in her an gelebileceğine inanıyorum fakat bu beni kilisenin sıkıntıdan önce göğe alınacağı inancına yöneltmiyor. Post, Pre veya A-Milenyum olsun bütün imanlılar Mesih’in her an gelebileceğine inanır. Bu yüzden iddia ettiğiniz gibi bu inanış bahsettiklerinizi kanıtlamaz.

Sarkis
Bazıları elçi Pavlus’un 2 Selanikliler 2:1-3’deki sözlerine dayanarak inanlıların Antikrist’i ve büyük sıkıntıyı görmeden göğe alınmayacağını ileri sürer. Her ne kadar birinci ayet Mesih’in dönüşü ve inanlıların O’nunla toplanmasına değiniyorsa da, elçi Pavlus’un burada göğe alınıştan değil ‘Rab’bin gününden’ söz ettiği belirgindir. Başka bir deyimle ''imandan dönüş ve yasa tanımaz adam ortaya çıkmadıkça o gün'' yani büyük sıkıntı günü olmayacaktır. Bazıları yaşadıkları sıkıntıları o büyük günle karıştırıp 'Rab’bin gününün'geldiğinidüşünüyordu (bkz. 1,2).

Pavlus nerede Rab’bin gününden bahsetse ya Pazar gününden bahsetmektedir ya da Mesih’in görkemle herkesi yargılamak ve diriltmek üzere geleceği günden bahsetmektedir. Pavlus burada göğe alınışın son günde, Rab’bin gününde gerçekleşeceğini daha açık bir şekilde açıklayamazdı.
Şimdi tekrar kendinizle çelişmektesiniz. Daha önce bu sıkıntı zamanın süresinin yedi yıl olduğunu söylediğiniz halde şimdi tek bir güne düşürdünüz. Yalnız bu da değil Rab’bin gününü bahsettiğiniz sıkıntı günü yaptınız. Ayrıca verdiğiniz bilgi yanlıştır. Bazıları yaşadıkları sıkıntıları o büyük günle karıştırıp Rab’bin gününün geldiğini düşünmüyordu. Selanik kilisesine söylenen yalan Preterist’lerin de iddia ettikleri gibi Mesih’in dönüşünün İ.S 70 yılında gerçekleştiği yalanıydı.

Sarkis
Yine bazıları büyük sıkıntıyı görmeden göğe alınmanın yeni bir düşünce olduğunu, 1830 yılından önce böyle bir düşünceye hiçbir yerde rastlanılmadığını anımsatarak konuyu bulandırmaya çalışır.

Kilise tarihi ise tam tersini söylemektedir. Buraya kadar Premilenyumculuğun Amilenyalist öğreti için ortaya koyduğu bütün suçlamalardan aslında kendisinin suçlu olduğunu gördük. Ayetlerin asıl basit ve literal anlamlarından alarak alegorikleştiren ve neredeyse bütün anlamı yeniden belirleyen Premilenyumcu yorum kendi öğretisini kendisi yok etmektedir.
Sarkis
Buraya dek sıraladığımız Kutsal Kitap gerçeklerininse bu gerçeği yeterince onayladığını kanıtladık.

Buraya kadar sıralanan argümanlar ise Premilenyalizm’in Kutsal Kitap’ı ne kadar çarpıttığını göstermiştir.

Sarkis
Ayrıca, bu öğretinin sadece 1830 yılında belirdiğini söylemek de yanlıştır. İ.S. 175-195’te yaşamış ilk kilise atalarından İrenyus’un şu bildirisi ilginçtir:
''Son zamanlarda Kilise aniden kalıdırıldığında yazılmış olduğu gibi, hiç olmamış ve olmayacak olan bir sıkıntı olacaktır''(Edimcilere Karşı V.29:1).

Dördüncü yüzyılda yaşamış (İ.S. 306-307) Suriyeli Efrem’in bu doğrultudaki açıklamaları da düşündürücüdür:
''Dünyayı mahvedecek kargaşayı görmesin diye Tanrı’nın bütün kutsalları ve seçilmişleri gelecek sıkıntıdan önce Rabbe götürülecekler... '' (Suriyeli Ephraim, Des Dernier Temps, de l’Antechrist et de la fin du Monde).

303 yılında Victorinus adlı bir tanrıbilimci Vahiy’le ilgili bir yorumunda (De Fabrica mundi) Kilise’nin havaya kaldırılacağı görüşünü savunur:
''Tanrı’nın öfkesi daima söz dinlemezleri vurur... Bu, (yani vurma) son zamanlarda, Kilise onların arasından kaldırıldı-ğında olacaktır''(Europe, H.P. Medema, sf. 142).

Burada sadece Calvin’in Premilenyalizm’i çürüttüğü yazılarını çevirsem sayfalar tutacak. Bu yüzden dediğiniz gibi Kutsal Kitap’ın bu konuda ne dediğine bakmak en sağlıklısı olacaktır.

Sarkis
Kilise’nin büyük sıkıntıdan önce göğe kaldırılması Kutsal Kitap’ın son günlerle ilgili öğreti tablosuna en uygun düşenidir. Bu, Kilise’nin çağrılışı, umudu, nedeniyle uyumdadır. Büyük sıkıntının amacı Daniel peygamberin son hafta-senesiyle ilgili bildirilerine, inayetle kurtuluş öğretisine tamamen uyum oluşturur.

Evet kilise göğe kaldırılacaktır ama bu büyük sıkıntıdan önce değil sonra olacaktır. Kutsal Kitap bunu çok açıkça anlatmaktadır. Premilenyalizm’in yada Pretribülasyon öğretisinin bize anlattıkları ise Kutsal Yazılar’ı kendi kendileriyle çelişir durumda bırakmaktadır.
Herşey söylendi ve yazıldı ama söylemem gereken birşey daha var. Milenyum veya eskatolojik görüşümüz ne olursa olsun bizler Mesih’in tekrar dönüşünde el ele teselli bulmalıyız. Aynı Mesih’i aynı göklerden bekliyoruz. Ben Mesih’in 1000 yıllık egemenliğinin şu anda içinde olduğuma inanırken siz bu egemenliğin henüz daha gelmediğini söylüyorsunuz. Ama Mesih gerçekten göründüğü zaman gerçeğin ne olduğunu hepimiz anlayacağız. Ancak o gün artık eskatoloji konusmayı bırakıp, Mesih’in görkemi karşısında diz çökerek sevinçten coşacağız. O gün birbirimize bakarak artık kurtuluşumuzun tamamlandığını bildiğimizden dolayı gülerek Mesih’i karşılayacağız. Bu yüzden görüş farklılıklarımız özellikle bu konuda bizleri ayırmamalı fakat birleştirmelidir. Çünkü Mesih sadece Amilenyumcuları veya sadece Premilenyumcuları değil hepimizi yanına almak üzere gelecektir. O gün sadece ve yalnızca o yücelecek ve teolojinin kendisini gördüğümüzden artık teolojiyi unutmuş olacağız. Bu yüzden Pavlus’un dediği gibi Mesih’in ikinci gelişi gerçeğiyle birbirimizi teşvik edelim, yüreklendirelim ve teselli edelim.


Va.1: 7 İşte bulutlarla geliyor!
Her göz O'nu görecek,
O'nun bedenini deşmiş olanlar bile.
O'nun için dövünecek yeryüzünün bütün halkları.
Evet, böyle olacak! Amin.









Eskatoloji Üzerine Bir Apoloji


hristiyanlık
Sarkis

Eskatoloji Üzerine Bir Apoloji


Sevgili kardeşim,
Eskatoloji savunmanda seninle sadece iki görüşte hemfikirim. Birincisi her ne kadar bu konuda görüş ayrılıkları olsa da bunlar bizleri ayırmamalı ama Mesih'e hizmette birleştirmelidir. Mesih sadece Amilenyumcuları veya sadece Premilenyumcuları değil kendisine yürekten iman eden tüm yeniden doğmuşları yanına alacak. O gün sadece O yücelecek. İkincisi 'Kutsal Kitap'ı sürekli olarak alegorik şekilde yorumlayan a-milyanist kardeşler' ifadesinin gerçekten eksik olduğudur. Burası şöyle olmalıydı 'Kutsal Kitap'ın eskatologya bağlamındaki sözlerini sürekli alegorik biçimde yorumlayan amilyanist kardeşler'. Kutsal Kitap literal olarak ilham edildiğinden temel kural olarak da genel biçimde literal yorumlanmalıdır. Sadece bağlamı gerektiriyor ya da müsade ediyorsa o zaman sembolik yoruma başvurulmalıdır. Amilyanistlerin bu konudaki hermenötik hatası birçok konuya literal yaklaşırken sadece eskatologya konusunu alegorizmleştirmesidir. Premilenyucular bu konuda daha tutarlı yaklaşarak her konuyu (içinde eskatoloji de olmak üzere) tek bir hermenetik kurala göre anlamaya çalışırlar. Bağlamına göre sembolik yoruma müsade edilen parçaların dışında Kutsal Kitap'ı genel biçimde literal ve doğal anlamıyla yorumlamak.

Alıntı:
Bahsettiğiniz dispensationalist premillenyalizm görüşü gerçekten de 1830 yılına kadar bilinmeyen ve öğretilmeyen bir doktrindi. Bu doktrini ilk öğreten kişi Katolik Apostolik Kilisesi’nin Irvingite sektinden Margaret MacDonald adlı bir bayandı.


Sevgili kardeşim burada ilkini de aşan bir yanlış bilgilendirmede bulunuyorsun. İlkinde sadece erken göğe alınma görüşünün 1830'a kadar bilinmediğini söylerken burada tümden dispensationalist premillenyalizmin bu zamana dek bilinip öğretilmediğini söylüyor ve bunun ilk olarak M.MacDonald'ca öğretildiğini öne sürmektesin. Bu çok yanlış bir sunuş. Daha önce de belirttiğim gibi M.MacDonald kesinlikle dispensationalist premillenyalizmi öğreten ve buna inanan biri değildi. Onun görümlerinde kesinlikle bununla ilgili uzaktan yakından ilgili bir açıklama bulunmaz. MacDonald aynı amilyanistler gibi kilisenin büyük sıkından geçeceğini öğreten bir kişiydi. MacPherson bu konuda tümden yanlış, temelsiz ve hatta yalan bilgiler sunmaktadır. Bazı Amilyanist görüşlü yazarlar bile bunun bir yalan olduğunu savunurken 'tarihi kayıtlar MacPherson’ın yazdıklarını doğruladığını' öne sürmenizi anlamıyorum. Buna ilişkin ne kanıtınız var? Bende bizzat Margaret MacDonald'ın sözkonusu görümünü anlatan Fransızca yazısı var. O burada kesinlikle John Darby'nin öğretisini andıracak bir söylemde bulunmuyor. Tersine kilisenin sıkıntıdan geçeceğini söylüyor. O sadece Kutsal Ruh'la dolu olanların parça parça göğe alınacağını bildiriyor.

Alıntı:
Margaret MacDonald’ı kişisel olarak tanıyan Robert Norton ise onun ağzından, “Mesih’in ikinci gelişinin ayrı iki safhaya bölünüşünün ilk defa bu bayanın öğrettiği bu doktrinle başladığını” yazmaktadır.


Bu da tümden yanlıştır. MacDonald'ın Mesih'in ikinci gelişini iki safhaya ayırdığını belirten hiçbir öğretisi olmamıştır. O inanlıların parça parça alınacağını öğretiyordu. Eğer bu alınmaların her birini Mesih'in gelişinin ayrı safaları olarak kabul edilirse Mesih'in iki kez değil defalarca gizlice geleceğini kabul etmemiz gerekecek ki (ne Margaret) ne de John Darby böyle bir şey öğretmedi.
Buna karşın Mesih’in Kilise’yi almak iöin gelişini egemenlik sürmek ve yargı uyglamak için yeryüzüne gelişinde ayrı tutmak gerekir. Amilyanist kardeşlerin önemli yanılgılarından biri de göğe alınma olayıyla Mesih’in hüküm sürmek için gelişini aynı olay olarak algılamalarıdır. Oysa ki, İncil belirginlikle bunların aynı şey olmadığını bildirir. Belki şu karşılaştırma bunun ayrı iki olay olduğunu daha iyi anlamamıza yardımcı olur:

MESİH’İN KİLİSEİÇİN GELİŞİ
MESİHİN YERYUVARLAĞINA GELİŞİ
1. Mesih’in Kilise için gelişi ve göğe alınma bir sırdır (1Ko. 15:51-52-1Sel. 4:15-17)
1. Mesih’in yeryüzüne dönüşü bir sır değildir
2. Hiçbir ön işaret verilmiyor
2. Birçok ön işaret sıralanıyor
3. İsa Mesih yeryüzüne dek gelmiyor — havada buluş-madan söz ediliyor
3. İsa Mesih yeryüzüne ayak basıyor
4. Mesih tek başına geliyor
4. Mesih inanlılarıyla ve meleklerle geliyor
5. Mesih Güvey olarak geliyor
5. Mesih Hükümran olarak geliyor
6. İnanlılar göğe, Mesih’in yanına alınıyor
6. İnanlılar Mesih’le birlikte yeryüzüne iniyor
7. Sadece inanlılar bu olayı görüyor
7. Tüm insanlık bu dönüşü görüyor
8. İnanlılar gökte yargılanıyor
8. Uluslar yeryüzünde yargılanıyor
9. Büyük sıkıntı başlıyor
9. Milleniyum başlıyor
10. Şeytan yeryüzünü saptırıyor
10. Şeytan bağlanıyor
11. İnanlılara bereket, mükafat
11. Dünyaya yargı


Alıntı:
Her ne kadar eskatoloji konusunda vardığınız bu sonuca Kutsal Kitap’ın detaylı olarak araştırılmasıyla ulaştığınızı iddia etseniz de bu öğretinin ne kilise babaları, ne Reformcular ne de ana akımdan Protestanlar tarafından öğretilmediğini kabul etmek zorundasınız.


Sevgili kardeşim, kilise tarihini incelediysen premilenyumcu görüşün ilk üçyüzyıl boyunca ilk hristiyanlarca genel biçimde açıkça kabul edilip öğretilen bir görüş olduğunu kabullenmelisin. Clement, Barnabas, Hermas, Ignace, Polykarp,Papias, -Pothinus, Justin Martry, Melito, Hegesippus, Tatian, İrene, Tertulyen, Hippolytus, -Kipriyan, Lactantiyus, vb Doğrusu bu görüşün ilk olarak 1830 da çıktığını ileri sürmene şaşıyorum. İlk yüzyıllardaki hristiyanların genel olarak Mesih'in yeryüzüne gelerek bin yıllık yersel egemenliğini harfiyen kuracağına olan inançları tarihsel bir gerçektir. Ama daha sonra maddenin, bedenin kötü, ruhun iyi olduğunu öngören putperest felsefeden etkilenen bazı kilise pederleri (örneğin Orijen) Kutsal Kitap ayetleini maddi, literal anlamından soyutlayarak alegorizmleştirdi. Bin yılı bedensel, cismani görerek reddetmeye başladılar. Daha sonra Roma imparatorluğu Hristiyanlığı devlet dini olarak benimsediğinde bu konuda daha fazla ve köklü yan çizimler başladı. Herkes işte Tanrı'nı krallığı diye hristiyanlaşan Romayı selamladı. Bin yıllık yersel egemenliğin yerini o zamanın dinsel liderleri ve Roma yönetimi olarak algılanmaya başladı. Özellikle aziz Agustin Mesih'in milenyum egemenliğiyle ilgili ayetleri alegerorizm biçimde yorumlayarak bu yanlıs inancın kiliselerde oturmasına ve yayılmasına vesile oldu. Ondan bu yana da bu Katolikliğin resmi görüşü oldu. Reformatörlerse bu konuda politik nedenlerle resmi kilisenin görüşünü izlemeyi yeğlediler (bebek vaftizi gibi). Reformatörler zamanında Anababtistciler olarak bilinen hristiyanlar milenyum öğretisini canlandıranlar oldu. Ama kurulu kiliselerin baskıları nedeniyle bu görüş genelleşemedi.
19'uncu yüzyıl bu ve buna benzer başka görüşlerin daha fazla canlanması ve tanımlanması için uygun bir ortam oldu. Dipensationalismle ilgili görüş için de aynı gerçek geçerlidir. İlk kilise pederlerinin yazılarında (Ÿrene, Tertulyen vb) insanlık tarihinin belirginlikle bu tür dönemlere yada dispensationlara ayrıldığı görülmektedir. John Darby'den asırlar önce başka hristiyan araştırmacılar da buna benzer dönemlerden söz ettiler. Eğer deseydin ki dispensation premilenyalist görüşü ve kilisenin büyük sıkıntıdan önce göğe alınacağı görüşü 19'uncu yüzyılda John Darby tarafından daha fazla popüleştirildi ve tanımlandı o zaman bu daha fazla tarihsel gerçeklere uygun olurdu ve bunu kabul ederdim. Ama bu görüşlerin 19 yüzyıl boyunca hiç öğretilmeyip ilk kez 1830'da ortaya çıktı diye iddia etmenin hiçbir tarihsel dayanağı ve gerçekliği yoktur.

Alıntı:
'Tanrı’nın halkından birçok kişiye yüzyıllar boyunca vermediği bir yorumu birden bazı kişilere vermesini ben imkansız buluyorum.


İlginç bir kuram. Ama bunu tümden paylaşamam. Bir görüşün eski oluşu onun gerçekliğini kanıtlamaz. Bu kuram kurulu kiliselerin (Katolik Ortodoks) öğreti ve uygulamalarını savunmak için sürekli öne sürdükleri tezdir. Bu düşünceyle hareket edilirse Calvin'e, Luther'e ve diğer bütün reformatörlere karşı olmalıyız. Çünkü onların getirdiği yorumlar da o zamanın kiliselerine göre yeni açıklanan görüşlerdi. Bana göre bütün mesele bir görüşün eski olup olmaması değil ama Kutsal Kitap'a uygun olup olmamasıdır. Yeniliği yada eskiliği o denli önemli değildir.
Yukarıdaki açıklamalarım buna da yanıt oluşturduğundan detaya girmeyeceğim. Dediğim gibi dispensational premilenyumculuk ve kilisenin sıkıntıdan önce göğe alınacağı öğretileri Kutsal Kitap'tandır ve bunlar kilise tarihinde tam olarak yeşermeyen olgunlaşamyan (başka birçok öğreti gibi) tohum niteliğinde vardı. Bunlar 19'uncu yüzyılda yeşermeye, olgunlaşmaya ve daha fazla yayılmaya başladı. Bunlar öne sürdüğün gibi birden bire ortaya çıkmadı.

Alıntı:
Malesef bir amilenyalist olarak bu söylediklerinizin hiçbirisine katılmıyorum. İlk olarak Kutsal Kitap’ı sürekli olarak alegorik şekilde yorumlayan şeklindeki ifadeniz Amilenyumcuların hermenütik ilkeleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınızı göstermektedir. Kutsal Kitap yorumunda kullanılabilecek tek ilke “analogia fide”dir. Yani Kutsal Kitap’ın asıl yorumlayıcısı Kutsal Kitap’tır.

Bu konudaki görüşümü ilk giriş sözlerinde bildirdim

Alıntı:
Yukarıda “bazıları” diye bahsettiğiniz kişilerin verdiği ayetlerle (bkz. Yu. 16:1-4, 33; 17:15; Mat. 5:11-12; Elç. 14:22), Mesih’in sözünü ettiği benzeri hiç olmayacak yedi yıllık evrensel büyük sıkıntıyla karıştırmamak gerekir demişsiniz. Fakat asıl garip olan şey, sizin iddia ettiğiniz gibi Mesih’in bu yedi yıllık sıkıntıdan hiç bahsetmemiş oluşudur. Müjde kitaplarının ve mektupların hiçbirisinde bu yedi yıllık sıkıntı dönemiyle ilgili tek bir ayet yoktur. Bizlere bu iki olayı karıştırmamamızı öğütlerken Mesih’in nerede bu yedi yıllık sıkıntıdan bahsettiğini de açıklamanız gerekirdi. Bunu malesef açıklayamazsınız çünkü Mesih asla böyle birşeyden bahsetmemiştir.

Çok ilginç doğrusu. Mesih'in Matta 24:15-21’de söylediği şu sözlerden haberdar olmamanız beni şaşırtıyor:
"Daniel peygamberin sözünü ettiği yıkıcı iğrenç şeyin kutsal yerde dikildiğini gördüğünüz zaman, Yahudiye'de olanlar dağlara kaçsın. Damda olan, evindeki eşyalarını almak için geri dönmesin. O günlerde gebe olan, çocuk emziren kadınların vay haline! Dua edin ki kaçışınız kışa ya da Sept gününe rastlamasın. Çünkü o günlerde korkunç bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, ondan sonra da olmayacak…" (Mat. 24:15-21).
Sadece Müjde kitapları değil Daniel kitabı da bu büyük sıkıntıdan söz ediyor: ''O zaman senin halkını koruyan büyük önder Mikael görünecek. Ulusun oluşumundan beri hiç görülmemiş bir sıkıntı dönemi olacak'' (Dan. 12:1).
-Bu öyle bir sıkıntı dönemidir ki benzeri hiç olmamış ve olmayacaktır
-Öyle bir sıkıntı ki bireyle, ya da sadece bir ulusla ve bir ülke veya bölgeyle sınırlı olmayıp evrenseldir
-Öyle bir sıkıntı dönemi ki insanlık tarihinin belirli bir döneminde belirli bir zamanla sınırlı
-Öyle bir sıkıntı dönemi ki, kısaltılmamış olsaydı hiç kimse kurtulamazdı.
-Öyle bir sıkıntı dönemi ki Mesih'in yeryüzüne dönüşüyle kapanıyor.
Belirttiğim gibi bunu kesinlikle hergün yaşadğımız, gördüğümüz güncel sıkıntılarla karıştırılmamalıyız. Şimdiki sıkıntılar Kutsal Kitap'ın BENZERİ HİÇ OLMAYACAK BÜYÜK SIKINTI tanımıyla özdeşleştirmek safca bir yorumdur. Daniel ve Vahiy kitapları da bu sıkıntı dönemini belirginlikle yedi yıla eşit düşen bir haftaya ve iki kez 3.5 yıla birleştirir. Daniel peygamberin sözünü ettiği üçe ayrılan yetmiş hafta bilinen haftalar değil, yıl haftalarıdır (bkz. Dan. 9:24-27). Bu kapsamda sonuncu bir hafta da yedi yıl olacak (bkz. Lev. 25:8; Tek 29,17-20;Tek.29,27-30;Tek 31,41). Daniel ve Vahiy yazılarında sıkıntı zamanının süresiyle ilgili kullanılan '1260 gün', '42 ay', 'vakit, vakitler ve yarım vakit' ifadeleri üç buçuk yıl anlamında olup iki kez üç buçuk yıl sürecek zamanı anlatır (bkz. Va. 12:6,14; 13:5; Dan. 12:7). Özellikle Vahiy 11’ de iki tanıkla ilgili veriler büyük sıkıntı döneminin yedi yıl olacağını gösterir. İlk olarak iki tanığa üç buçuk yıla eşit düşen 1260 günlük bir tanıklıkta bulunma yetkisi veriliyor; ama tanıklıklarının sonunda yani üç buçuk yılın sonunda (büyük sıkıntının ortasında) iki tanık şeytansal yetkiyle donatılmış bulunan Antikrist tarafından öldürülüyor (bkz. Va. 11:7). Bunun ardından Antikrist’e, tüm gücüyle kullanabileceği üç buçuk yıllık bir yetki veriliyor. İki olayı ve sürelerini birleştirdiğimizde ortaya yedi yıllık bir zaman çıkar. Bu büyük sıkıntı dönemi, –bir hafta– kendi içinde ikiye ayrılır. Rab’bimiz İsa Mesih bunun ilk kesimini 'ağrıların başlangıcı', ikinci kesiminiyse ağrıların yoğunlaşarak doruğa ulaştığı ‘doğum sancılarına’ benzetti (bkz. Mat. 24:8). Önce ‘ağrıların başlangıcı’ olan ilk üç buçuk yıllık dönem, hemen ardından da sıkıntıların doruğa varacağı son üç buçuk yıllık dönem. Antikrist Yahudiler’le yaptığı bir haftalık (yedi yıllık) Antlaşma’yı haftanın ortasında, yani ilk üç buçuk yılın bitiminde bozacak ve hemen ardından Yahudiler’e baskı eylemine geçecek. Son üç buçuk yıl büyük sıkıntı dönemi olsa da, o son haftanın uzantısı olduğundan yedi yıl olarak belirtilir (bkz. Dan. 9:27).
Alıntı:
Yukarıda verdiğiniz ayetler (bkz. Yu. 16:1-4, 33; 17:15; Mat. 5:11-12; Elç. 14:22), ise sizin burada savunduğunuz tezi çürütebilecek güçtedirler.

Bu ayetlerin büyük sıkıntıyla değil ama güncel sıkıntılarla ilgili olduğu gün ışığı gibi ortadadır. Unutulmasın büyük sıkıntı dönemi kilise tarihinde 2000 yıl boyunca karşılaştığımız her zaman yaşanan olağan sıkıntılar değil Mesih'in bildirdiği benzeri hiç olmamış ve olmayacak olan kısa ve özel bir dönemdir. Senin kuramına göre bu dönem kısa ve özel bir dönem değil ama iki bin yılı aşan olağan bir dönem oluyor. Buysa açıkça Kutsal Kitap bildirilerine ters düşüyor.
Alıntı:
Vahiy 6-19 bölümlerinde kilise adının geçmemesi kilisenin yeryüzünde olmayacağını nasıl kanıtlıyor anlamadım. Vahiy kitabının ilk dört bölümünün özellikle yeryüzündeki bazı kiliseler için yazılmış olması, kitabın geri kalanını gökyüzünde kilise için yazılmış şeklinde yorumlamamıza neden olamaz. İlk üç bölümde kilise sözü 22 kez geçmektedir çünkü Mesih bu kiliselere seslenmektedir. Dördüncü bölümden başlayarak diğer kalan bölümlerde Kilise kelimesinin geçmemesi kilisenin yeryüzünde olmayacağını kanıtlamaz. Çünkü bölüm 4’ten 18’e kadar Vahiy kitabı kilise sözcüğünü sadece yeryüzündeki imanlılar için kullanmamakla kalmaz aynı zamanda gökyüzündeki imanlılar için de kullanmamaktadır!

Oysa bu oldukça açık. Büyük sıkıntı dönemini anlatan Vahiy 4-18 bölümlerinde neden kilise sözü birden bire kullanılmamaya başlıyor? Seni bilmiyorum ama bana göre bu Kilise'nin bu dönemde yeryüzünde olmayacağının önemli bir göstergesidir. Sözel olarak ilham edilen Kutsal Kitap'ın özellikle bu bölümlerinde kilise sözünün kullanılmamasında mutlaka Kutsal Ruh'un bir amacı olmalı.
Doğrudur ki, bu bölümlerde kilisenin gökte olduğu da doğrudan söylenmiyor. Bana göre bu doğaldır çünkü bu bölümler gökte kim var kim yok konusu yada kilisenin gökteki konumunu anlatmak değil ama yeryüzündeki olay ve gelişimleri anlatmaktır. Dördüncü bölümdeki 24 ihtiyarın konum, rol ve hizmet itibarıyla kiliseyi işaret ettiğini ve 19 da anlatılan Kuzu’yla Gelinin düğünü kilisenin gökte olduğunu belirttiğini düşünüyorum.

Alıntı:
Vahiy 6. bölümde Kuzu beşinci mührü açtıktan sonra şehit edilmiş olan imanlılar “hala daha yeryüzünde” olan ve kendilerine zulmetmiş olan kişilerden öclerinin ne zaman alınacağını sormaktadırlar. Ayrıca şu ayetler sıkıntı döneminde kilisenin yeryüzünde olacağına dair birer kanıttırlar: Tutsak düşecek olan Tutsak düşecek. Kılıçla öldürülecek olan Kılıçla öldürülecek. Bu, kutsalların sabrını ve imanını gerektirir.
Vahiy 13:10Bu da, Tanrı`nın buyruklarını yerine getiren, İsa`ya imanlarını sürdüren kutsalların sabrını gerektirir.”
Vahiy 14:12 Bu ayetleri bağlamlarına göre aldığımızda imanlıların sıkıntı döneminde hala daha yeryüzünde olduklarını görürüz.


Büyük sıkıntı boyunca yeryüzünde sıkıntıdan geçecek imanlıların-kutsalların bulunacağı belirgin bir gerçektir ve hiçbir premilenyumcu bunun tersini söylemez. Ama bunların kimliğinin saptamak gerekiyor. Bunlar Mesih'in gelini olarak tanımlanan kilise inanlıları değil ama büyük sıkıntıda imana gelen ve Eski Antlaşma sistemi inanlılarına dahil edilen İsrail - milletlerden oluşan kutsallardır. Konusunu ettiğin şehit edilmişlerin 'öç alma' isteği onların kilise inanlıları olmadığını gösterir. Çünkü kiliseye ait bir inanlın böyle öç alma duası onun doğasına aykırı düşer. Kilise inanlıları düşmanları için duaya çağrılmıştır (bkz. Elci 7:60)
Vahiy 6-18 bölümleri belirginlikle Daniel 9:24-27’de konusu edilen 70'inci haftanın son haftasıdır. Daniel kitabında son haftayla ilgili anlatılanlar mükemmel biçimde Vahiy'in bildirisiyle uyuşuyor. Tümden bina ediliş için öngörülen 70 haftanın 69'u Mesih'in ölümüyle doldu ama son 70'inci hafta hemen başlamadı. Çünkü bu hafta için bildirilen olaylar (on kral, antikrist, ve Roma'nın Mesih tarafından yıkılması Tanrı krallığının kuruluşu) gerçekleşmedi. 69'uncu haftayla 70'inci hafta arasında giz olan kilise dönemi başladı. Kilise büyük sıkıntını başında göğe alındığında son 70'inci hafta yürürlüğe girecek peygamberlikler 69'uncu haftada kaldığı yerden işlemeye başlayacak. Bu dönemde tövbe edecekler her ne kadar Kilise'ye ait olmasa da Eski Antlaşma'daki kutsalların durumuyla koşut olacak. Bunlar da Mesih'in kanıyla kurtulup bildirilen tüm bereketleri gönenecekler. Sıkıntı dönemini sağ geçenler milenyumun tüm bereketlerini imana dönen Yahudi halkıyla bedende gönenecek, şehit edilenler de dirilerek Kilise'nin yanında onunla kahin ve krallar olarak saltanat sürecekler. Bulunduğumuz şu dönemde Tanrı'nın tüm uluslardan seçtiği tek bir topluluğu-kilisesi vardır. Bu Tanrı'nın göksel özel topluluğudur. Ama unutulmasın ki, kilisenin oluşumundan önce de Tanrı'nın yersel bir halkı olmuştur. İsrail. Bu halktan olup sadık biçimde yaşayanlar iman edenler olmuştur. Bunlar her ne kadar kilise olmasa da Tanrı'nın halkıdır. Kilisenin sayısı tamamlanıp göğe alındığında büyük sıkıntıda da iman edenler ve sıkntıyı ölmeden geçenler bu eski zamanın kutsallarına dahil edilecek ve birlikte milenyumda pay alacaklar.

Alıntı:
İsa Mesih tabii ki yedi kiliseye Mesih karşıtından, peygamberden ve Babil’den bahsetmeyecektir çünkü bu yedi kilise Vahiy kitabının yazıldığı dönemde yeryüzünde olan yedi kilisedir. Vahiy kitabı kendilerinden asırlar sonra gerçekleşecek olan olaylar konusunda neden 2. yüzyıldaki Hristiyanları uyarsın ki?

Burada birbiriyle çelişen ilginç bir yorumda bulunuyorsunuz. Yedi kiliseyle ilgili bildirileri ikinci yüzyıl hristiyanlarıyla sınırlarken hemen sonraki bildirilerin asırlar sonrası için olduğunu bildiriyorsunuz. Bu tutarsız bir yorum. Premilenyumcu görüş bu sözleri o zamanda var olan yedi kiliseyle kilitlemeyerek o kiliselerin kimliğinde tüm kilise tarihiyle bağlantılı peygamberlik niteliğinde görür. Kuşkusuz Mesih Vahiy kitabında sadece insanlık tarihini değil ama kilisenin de tarihini bildirmektedir. Neden o dönemde yüzlerce kilise varken Mesih sadece yedi kiliseye konuşuyor? Mesih sadece bu yedi kilisenin mi ortasında bulunuyor? Diğerlerini terk mi etmişti? Yoksa diğerlerinin eleştirilecek, uyarılacak hiç bir eksiksikleri bulunmuyor muydu? Bundan başka Mesih'in Filadelfya kilisesine söylediği "yeryüzünde yaşayanları denemek için bütün dünyanın üzerine gelecek denenme saatinden seni esirgeyeceğim" sözleri acaba ikinci yüzyılda nasıl gerçekleşti? Filadelfya kilisesi yok oldu ama 'bütün dünyanın üzerine gelecek denenme saati' daha gelmedi? Rabbimiz acaba bu peygamberliğinde yanıldı mı? Bunun peygamberlik niteliğinde tüm kiliseler olarak algılamak daha uygun olmaz mı?
Alıntı:
Vahiy 4:1’den hemen sonraki ayette Yuhanna cennetteki tahtın önüne çıkarılmaktadır. Burada ne Yuhanna’nın kiliseyi temsil ettiği ne de tüm imanlıların cennete alındığı hakkında tek bir kelime bile edilmemektedir. Ayrıca burada Mesih’in geri dönüşü veya ölülerin dirilişi hakkında da tek bir söz söylenmemektedir.

Sevgli kardeşim burada da bir yanlış algılama var. Yuhanna kilise değildir. Göğe çıkması da kilisenin göğe alınması değildir. Burada sadece bir paralellik söz konusudur. Bununla anlatmak istediğim şey Yuhanna'nın böyle göğe alınışının kilisenin sıkıntıdan önce göğe alınışına bir örnekleme olmasıdır.

Alıntı:
Tekrardan ayetlerin basit ve literal anlamlarını alıp alegorik şekilde yorumlayanın Amilenyumcu değil Premilenyumcu olduğunu burada görüyoruz. Ne ayetlerin kendisinde ne de tüm Vahiy kitabında tahtın önündeki ihtiyarların kiliseyi temsil ettiklerine dair tek bir ibare veya söz yoktur. Bu yorum sadece Kutsal Kitap’ın söylemediğini ayetlerin içine sıkıştırmaktır.

Bunlar kiliseyi temsil etmiyorsa ayetlerin basit ve literal anlamına göre kimlerdir bunlar? Melekler mi yoksa çok özel bilmediğimiz bir tür varlıklar mı? Burada alegorik yorum diye bir şey yok. Tahtlar, taçlar, beyaz elbiseler, ihtiyarlar tanımı ve sıkıntı boyunca etkinlikeri bunların kilise temsilcileri olduğu yönündedir.
Alıntı:
Mesih'in kutsallarıyla birlikte yeryüzüne döneceğini belirten parçalar inanlıların daha önceden Mesih'in yanına çıkmış olduğunu göstermez.

Kusura bakma kardeşim ama buradaki yorum şeklini anlayamıyorum. Kutsallar Mesih'le yeryüzüne geliyorsa elbette önceden onunla buluşmuş birleşmiş olmaları gerekiyor. Başka ne şekilde onun gelişine eşlik edebilirler ki?
Alıntı:
Dönemsel Premilenyalizm’e (Dispensational Premillenialism) görer Kilise göğe alındıktan sonra büyük sıkıntı dönemi Yahudiler’in üzerine gelecektir. Ayrıca bu görüşe göre göğe alınıştan sonra Vahiy kitabında bahsedilen 144.000 Yahudi Mesih’e iman edecektir. Fakat bu öğretide garip olan bakış açısı, bu Yahudileri dünyanın görebileceği en mükemmel müjdeciler yapmasıdır. Bu da Premilenyumcuyu ya kendi 2. Selanikliler 2:6-7 yorumunu inkar etmesine ya da günahkarların iman etmesinde Kutsal Ruh’un işini inkar etmeye sürükleyecektir. Kutsal Kitap hiçkimsenin Kutsal Ruh’un yenileyen işi olmadan iman edemeyeceğini öğretir (Hez. 36:25-26; Yuh 1:13; 3:5-8; Elç İşl. 5:31; 11:18; 16:13-14; 1 Kor. 2:12-14; 2 Kor. 4:6; Ef. 2:1, 5; Kol. 2:11; Tit. 3:5).

Yine premilenyum inancının eksik bir tanımı sözkonusu. Kutsal Ruh üçlü birliğin üçüncü şahsıdır ve Tanrı'dır. Kutsal Ruh Tanrı olarak yerde olsun gökte olsun her zaman etkindir. Onun etkisi Mesih'inki gibi sadece yeryüzünde bulunmasıyla sınırlı değildir. Nasıl Mesih hizmetini sonunda göğe yükselerek etkinliğini oradan sürdürüyorsa Kutsal Ruh da kiliseyle bağlantılı hizmetini bitirdiğinde göğe dönecek. Eski Antlaşma dönemindeki konumunu alarak yine insanların tövbesini ve kurtuluşunu sağlayacaktır.
Alıntı:
144.000 Yahudi’nin Kutsal Ruh yeryüzünde olmadan vaaz ettiği müjde kilise çağı adı verdikleri dönemde Kutsal Ruh’la birlikte çalışan kilisenin vaaz ettiği müjdeden kat kat daha fazla verimli olacaktır!!!

Ne ben ne de benim bildiğim başka hiçbir premilenyumcu böyle bir şey öne sürmez. Bunu nereden çıkardığınızı bilmiyorum. Büyük sıkıntı döneminde kurtulanların olacağı bir gerçek olsa da asla kilisenin vaaz ettiği müjdeden kat kat verimli olmayacağı açık bir olgudur.

Alıntı:
Va.19: 7 Sevinelim, coşalım!
O'nu yüceltelim!
Çünkü Kuzu'nun düğünü başlıyor,
Gelini hazırlandı.

Bu ayetleri anlattığınız şekilde anlamak için özel bir çaba sarfetmek gerekiyor. Ayetlerde söylendiği gibi “Kuzu’nun düğünü başlamaktadır”. Yani Mesih yeryüzüne kilisesini almak ve kötüleri yargılamak için gelmektedir.

Ayeti tümden aktarman konumuzu daha fazla aydınlatırdı: Va.19: 7 "Sevinelim, coşalım! O'nu yüceltelim! Çünkü Kuzu'nun düğünü başlıyor, Gelini hazırlandı. Giymesi için ona temiz ve parlak ince keten verildi. İnce keten kutsalların adil işlerini simgeler. Sonra melek bana 'Yaz' ne mutlu Kuzu'nun düğün şölenine çağrılmış olanlara" (Va.19:7-8) Gelinin çoktan hazırlanmış olması ve kendilerine giyinmek için ince keten verilmiş olması onların gökte bulunduğunu imgeler. Ayrıca asıl yunanca "Kuzu'nun düğünü başlıyor" değil "Kuzu'nun düğün günü geldi"dir. Bundan başka Kuzu'nun nişanlısı olarak tanıtılan Kilise burada artık nişanlı olarak değil ama "gelin" olarak tanıtılması da dikkate değer. Bu sözlerin hemen devamında İsa Mesih'in Rab olarak yeryüzüne inişini görmekteyiz. Gelin-Kilise de Mesih'in ardınca gelen "ince ketene bürünmüş" orduların bir parçası olarak yeryüzüne indiğini okuyoruz (ayet 13).
Alıntı:
Verilen Luka 12:36 ayeti ise söylediklerinizi çürütür niteliktedir.

Ayeti dikkatli biçimde okursan ne demek istediğimi kavrayabilirsin. Burada "Düğün şenliğinden dönecek olan efendiden" söz ediliyor. Yani sözkonusu efendi olmuş bitmiş bir düğünden SONRA geliyor. Bu bölümü Matta 25'te anlatılan on bakire kız örneğiyle de parelelleştirebiliz. Orada da beş akıllı bakirenin düğün ŞÖLENİNE girmesinden söz edilir. Beş akıllı bakire düğüne değil düğün şölenine giriyor. Burada şu belirtilmeli ki DÜĞÜN GÖKTE ama ŞÖLENİ yeryüzünde tüm davetlilerin huzurunda oluyor. Düğün Kiliseyle ama şöleni meleğin bildirdiği gibi şölene çağrılanlarla oluyor 'Yaz' ne mutlu Kuzu'nun düğün şölenine çağrılmış olanlara" (Va. 19:7-8). Kuşkusuz bir gelin kendi düğününe çağrılamaz, davet edilmez. Anlaşılacağı gibi bir düğünde Gelin (Kilise) -Güvey (Mesih) ve bir de davetliler (büyük sıkıntıyı sağ geçenler) vardır. Vaftizci Yahya'nın da bildirisi bu doğrultudadır (Yuhann 3:29). Sonuç olarak kapıyı açmak için hazır bekleyen köleler kilise değil büyük sıkıntı inanlılarıdır.

Alıntı:
Deneme saatinden seni esirgeyeceğim cümlesi grekçe olarak premilenyum yorumuna karşı durmaktadır: ek tes horas tou peirasmou. Bu cümle kilisenin deneme saatinde gökyüzüne kaldırılacağına dair hiçbirşey belirtmemektedir. Cümle yapısı gereği bir hareket içermektedir. Grekçe “ek” eki ise kilisenin bu denenme saatinin kendisinden korunacağını anlatır.

Kardeşim bu konudaki grekçe yorumuna hiç katılmadığımı söylemeliyim. Eğer bu ayet dediğin gibi kilisenin sıkıntıda kalarak sıkıntı boyunca esirgeneceğini anlatmak isteseydi o zaman "ek" değil ama "dia" "en" ya da "eis" sözleri kullanılmalıydı. Bu böyle değildir. "Ek" İncil'de 800'den fazla kullanır. Kullanıldığı her yerde de iligili olduğu şeyin dışında bir eylemi dile getirir. (Sadece Gal. 3:8'de bu imana göre biçimde çevrilmiştir.)Örnek "Oğlumu Mısır'dan çağırdım" (Mt 2:15) "Önce gözünden merteği çıkar" (Mt. 7:5) "Ağızdan çıkan şeyler insanı kirletir" (Mt. 15:19). Ayetin doğal ve normal anlamı inanlıları sıkıntıya girmeden bundan dışarda olmalarıdır. Buda göğe alınmayı gerektirir.
Alıntı:
Mesih, Yuhanna 17:15’te “onları kötü olandan koru” diye dua ettiğinde bu dünyadan alınarak şeytandan tamamen uzaklaştırılmamız için değil şeytanın bize olan etkisinden korunmamız için dua etmişti. Tanrı Mısır’ın üzerine yargısını dökerken İsrailliler’i Mısır’dan çıkarmadan bunu gerçekleştirmişti

Burada yine bir çelişki görmüyorum. İsa Mesih 'kötü olandan koru' derken şeytandan, bir kişiden korunmaktan söz ediyor. Korunan inanlılar kötü olanın içinde değil ama dışındadır. Burada belirli birinin etkisinden korunmak sözkonusu. Büyük sıkıntıysa evrenseldir. Ondan korunmanın en doğal yolu dünyadan dışarıya çıkarılarak korunmaktır. Ayrıca büyük sıkıntı boyunca belirttiğiniz gibi inanlıların hiç de korunmadığını ama kötü olanın eline verildiğini okuyoruz. Bundan başka İsa Mesih Yuhanna 17'de inanlıların geleceğinden yada büyük sıkıntıdan değil ama yeryüzü hizmetinin başlangıcından söz ediyor. Daha hizmetin başlangıcındayken Mesih'in onları dünyadan kaldırılması için dua etmesi acaba ne derece makul olurdu? Mısır örneğiyse güzel bir parelelizme ama yetersiz bir örnektir. Yeni Antlaşma kilisesinin konum ve doğasını Eski Antlaşma inanlılarıyla karıştırılmamalıdır.
Alıntı:
Vahiy 3:10 ile ilgili Premilenyum yorumunun bir diğer hatası ise temel hermenütik ilkelerini görmezden gelmesidir. Bu sözler ilk yüzyılda Anadolu’daki Filedelfiya kilisesine söylenmiştir. Bu yüzden İsa’nın özellikle bu kilise için söylediği bu sözleri direkt olarak tarihteki bütün kiliselere uygulamak yanlış olacaktır.

Yine tuaf ve çelişkili bir iddia. Burada hermenütik ilkeleri bence görmezden gelen daha ziyade amilyanistlerdir. Peygamberlik içeren Vahiy kitabını özellikle yedi kiliseyle ilgili bildirileri SADECE ilk yüzyıla kilitlemek Vahiy kitabının amaç ve içeriğini yermektir. Bu preterist yanılgısıdır. Bu bildiriler sadece ilk kiliselerle kalmaz ama onların kimliğinde bütün kiliselere peygambersel biçimde hitap eder. Premilyanist görüş bunları hem o zamanki hem de ondan sonra var olacak kiliselerle ilgili peygaberlik niteliğinde görür.
Alıntı:
Örnek olarak İzmir’deki kiliseye Mesih 10 gün boyunca deneneceklerini ve ölüm pahasına da olsa sadık kalmalarını söylemektedir. İzmir’deki kilise ikinci ölümden zarar görmeyeceği konusunda Mesih tarafından güvence altına alınmaktadır. Kendi üzerlerine bir sıkıntı gelmeyeceği konusunda ise hiçbir vaat almamışlardır.

İzmir kilisesinin buradaki tanımı her ne kadar o zaman bulunduğu durumu yasıtsa da gerçekte peygambersel biçimde hemen elçileri izleyen ilk üçyüzyıl kiliselerini temsil ettiğini söyleyebiliriz. Gerçekten de o dönemlerin kiliseleri Konstantin'e dek büyük zulümler gördüler, öldürüldüler. Bunu önceden gören Mesih onlara böyle bir vaatta bulunması elbette uygun omazdı. Ama sözünü ettiğimiz Filadelfya kilisesini bununla karıştırmamak gerekiyor. Filadelfya 6'ıncı kilise olarak son zamanların sadık kiliselerini peygambersel biçimde temsil ediyor. Mesih büyük sıkıntının eşiğinde bulunan bu kiliselere hitaben bütün dünya üzerine gelecek denenmeden onları saklayacağını vaat ediyor.
Alıntı:
İkinci olarak ayetteki zaman kavramının iki bin yıl sonra gerçekleşecek birşeyden bahsetmediği çok açıktır. Ayet bu gelecek olan denenme saatinin çok yakın olduğundan bahseder. Her ne zaman grekçe “mello” fiili şimdiki zamanda kullanılsa çok yakın zamanda gerçekleşecek bir olaya işaret eder (tes mellouses erchesthai). Bu vaadi ise Premilenyumcuların yaptığı gibi gelecek zamana yerleştirmek grekçenin temel dilbilgisini ve hermenütiği inkar etmek olacaktır. Mesih’in Filedelfiya’daki kiliseye iki bin yıl sonra gerçekleşecek olan birşeyden kendilerini koruyacağını vaat etmesi sizce ne kadar mantıklıdır? “Sevinin ilk yüzyıldaki Hristiyanlar, sizleri 20. yüzyıldaki atom bombalarından koruyacağım” (?)

Burada yine preterist yanılgısına düşerek Vahiy'in peygamberlik kitabı olduğunu gözardı ediyorsun. Bu ayetin hemen devamında Mesih'in yine aynı kiliseye yönelttiği "işte tez geliyorum" sözünü nasıl anlamalıyz? Asırlar sonra gerçekleşecek dönüşü için Mesih'in ilk yüzyıldaki hristiyanları uyarması senin aynı yorum sistemine göre mantıklı görünüyor mu? Görüyorsun sevgili kardeşim yorum faciasını ben yapmıyorum. Şunları da sormalıyız: İlk yüzyılda ne zaman böyle tüm yeryüzünü kapsayan ve herkesin üzerine gelen özel bir denenme saati olmuştur? Olduysa neden korunacağı vaat edilen Filadelfya kilisesi mevcut değildir? Bunlar bize bu sözlerin peygambersel olarak alınması gerektiğini göstermiyor mu?
Alıntı:
''Gazaba uğrayalım diye değil, Rab’bimiz İsa Mesih aracılığıyla kurtuluşa kavuşalım diye belirledi'' (1Se. 5:9; 1:10). Burada verdiğiniz ayetin konuyla hiçbir alakası yoktur. Konuştuğumuz konu soteryoloji değil eskatolojidir. Pavlus burada kurtuluş ile yargılanma arasında bir karşılaştırma yapmaktadır.

Ayeti işlenen konunun bağlamında incelersek bunun sadece cehennem yargısıyla değil ama gazap günü olan büyük sıkıntıyla ilgili olduğunu görmekte zorlanmayız. Pavlus hemen üstteki bölümde kilisenin göğe alınış konusunu (1Sel. 4:13-18) işledikten sonra beşinci bölümde bunun bir devamı niteliğinde başlayacak olan Rabbin gününden, gebe kadının aniden sancılanmasına benzeyen yıkımdan söz eder. Pavlus "ama siz karanlıkta değilsiniz ki o gün sizi hırsız gibi yakalasın" diyerek yüreklendiriyor. Ve hemen sonra da "Tanrı bizi gazaba uğrayalım diye değil kurtuluşa kavuşalım diye belirledi" der. 1Sel. 1:9-10'da aynı doğrultudadır. Vahiy 6:16-17'de başlayan büyük sıkıntı dönemi "Kuzu'nun gazabı" "gazabının büyük günü" olarak tanımlanır.

Alıntı:
Kilise’nin Mesih karşıtının yetkisine teslim edileceğini hiçkimse öğretmemektedir. Bunu nereden çıkardınız?



Amilyanist görüşünden bu çıkıyor. Vahiy 13:7'de Antikrist ve son dönem inanlılarıyla ilgili şu sözleri okuyoruz:
" (Canavara-Antikrist'e)Kutsallarla savaşıp onları yenmesine izin verildi"
Aynı doğrultuda Daniel kitabında da şunları okuyoruz:
"Ben baktığım sırada bu boynuz (Antikrist) kutsallarla savaşıyor ve onları yeniyordu.. Kutsallar üç buçuk yıl için eline teslim edilecek" (Dan. 7:22,25).
Burada canavarın yani Antikrist'in eline verilen kutsallar amilyanist görüşe göre Kilise’dir. Ama böyle bir şey belirttiğim gibi Mesih'in kilisesine verilen yetki, konum ve doğasıyla uyuşmaz. Bunlar büyük sıkıntıda tövbe edecek özellikle Yahudiler’den oluşan kutsallardır. ve Eski Antlaşma 70'inci haftanın devreye girişinde olacak olaylardır.
Alıntı:
Verdiğiniz ayet gene konuyla alakasız olarak kendi bağlamından tamamen koparılarak verilmiştir. Mat.16: 16-18 Simun Petrus, "Sen, yaşayan Tanrı'nın Oğlu Mesih'sin" yanıtını verdi. İsa ona, "Ne mutlu sana, Yunus oğlu Simun!" dedi. "Bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki Babam'dır. Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrus'sun ve ben kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek. Yukarıdaki yorumunuza göre ölüler diyarının kapıları kiliseye direnemeyecek demiş oldunuz. Bu yorumunuzun sizi Katolik öğretisine kadar yönlendirdiğini umarım görmüşsünüzdür. İsa’nın burada “ona” diye bahsettiği şey kilise değil Petrus’un söylediği, “sen yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin” sözüdür.

Yine düşünceleri birbirine karıştırıyorsunuz. Kilise'nin Petrus'un değil ama onun tanıklığı üzerine kurulduğunda seninle hemfikirim. Ama burada konu bu değildir. Petrus'un tanıklığı üzerine kurulan Kilise'ye karşı ölüler diyarının kapılarının direnemeyeceğidir. ‘Ona karşı’ sözü Petrus'un tanıklığıyla değil Kiliseyle bağlantılıdır Bu berraktır.
Alıntı:
Nasıl oluyor da kutsallar antikristin yetkisine temsil ediliyor da Mesih’in kilisesi için böyle bir şey düşünülemez oluyor? Bu bahsedilen kutsalların kiliseden farkı ne? Bu kutsallar kimlerdir?

Bunun cevabını üstte verdim. Kutsal Kitap Kilise inanlılarından ve Eski Antlaşma inanlılarından söz eder. Bunları birbiriyle karıştırmamak gerekir.
Alıntı:
Bu kişilerin sıkıntı zamanında imana gelmiş inanlılar olduğunu söylemek suyu dövmekten farklı değildir. Çünkü kiliseye dahil olan bir kişi ile sıkıntı zamanında imana gelmiş bir kişinin arasında ne gibi bir fark olabileceği sorusu hala cevapsız kalmaktadır. İki çeşit mi imanlı vardır?

Ana konu Kilise-İsrail ayırımında bulunuyor. Bunu kavradığımızda bazı düşünceler daha berraklaşır. Kutsal Kitap’ın Eski Antlaşma inanlıları ve kilise inanlıları olarak iki kitle inanlılardan söz ettiği belirgin bir gerçektir. Şu inayet çağında Yahudi ve uluslardan iman eden yeniden doğan her kişi hiçbir ayırı gözetilmeksizin kiliseyi Mesih'in ruhsal gelinini oluşturur. Ama kilisenin sayısı dolup göğe alındığında kilise dönemi kapanacak İsrail devreye sokularak (Rom. 11) Daniel peygamberin bildirdiği 70'inci son hafta başlayacak. Bu dönemde Mesih'in kanıyla kurtulanlar kilise değil ama eski Antlaşma kutsalları sıfatıla Tanrı'ya ve Mesih'e hizmet edecekler.

Alıntı:
Ben de Mesih’in her an gelebileceğine inanıyorum fakat bu beni kilisenin sıkıntıdan önce göğe alınacağı inancına yöneltmiyor. Post, Pre veya A-Milenyum olsun bütün imanlılar Mesih’in her an gelebileceğine inanır.

Kusura kalma sevgili kardeşim ama gerçek bir amilyanist için bu olanaksızdır. Mesih'in her an gelebileceğine inanmak için ya preterist ya da dönemsel premilenyumcu olmak gerekir. Amilyanist görüşe göre 2Sel. 2:1-11'deki ön işaretler olmadıkça (imandan dönüş ve Antikrist belirmedikçe) Mesih gelemez. Mesih'in her an geleceğine inanabilmek için ya bunların çoktan gerçekleştiğini öğreten preterist görüşlü yada premilenyumcu olmak gerekir
Alıntı:
Pavlus nerede Rab’bin gününden bahsetse ya Pazar gününden bahsetmektedir ya da Mesih’in görkemle herkesi yargılamak ve diriltmek üzere geleceği günden bahsetmektedir. Pavlus burada göğe alınışın son günde, Rab’bin gününde gerçekleşeceğini daha açık bir şekilde açıklayamazdı.
Şimdi tekrar kendinizle çelişmektesiniz. Daha önce bu sıkıntı zamanın süresinin yedi yıl olduğunu söylediğiniz halde şimdi tek bir güne düşürdünüz. Yalnız bu da değil Rab’bin gününü bahsettiğiniz sıkıntı günü yaptınız. Ayrıca verdiğiniz bilgi yanlıştır. Bazıları yaşadıkları sıkıntıları o büyük günle karıştırıp Rab’bin gününün geldiğini düşünmüyordu. Selanik kilisesine söylenen yalan Preterist’lerin de iddia ettikleri gibi Mesih’in dönüşünün İ.S 70 yılında gerçekleştiği yalanıydı.

Ben Rabbin gününün 24 saatlik bir gün olduğunu öne sürmedim. Kutsal Kitap’a göre Rabbin gününün 24 saatlik bir gün olmadığı açık bir gerçektir. Rabbin günü kilisenin göğe alınışından sonra başlayacak uzun bir dönemdir. Engel olan -yani Kutsal Ruh- kiliseyle yeryüzünden kalktıktan sonra Rabbin günü başlıyor ve yeni yer yeni göğün yaratılmasıyla da bu gün kapanıyor. Dolayısıyla sözü edilen Rabbin günü büyük sıkıntıyı, milenyumu, dirilişleri, yargılama gününü de içine almaktadır.

Buraya kadar sıralanan argümanlar ise Premilenyalizm’in Kutsal Kitap’ı ne kadar çarpıttığını göstermiştir.

Kusura bakma kardeşim ama biraz ağır dil kullanmışsın. Ben burada Kutsal Kitap'ı çarptırdığıma ilişkin hiçbir iz göremiyorum. Tüm mesele anlayış ve yorum farklılığıdır. Dikkat edelim ve bizimle aynı görüşü paylaşmayanları hemen yargılamayalım.
Alıntı:
Burada sadece Calvin’in Premilenyalizm’i çürüttüğü yazılarını çevirsem sayfalar tutacak.

Doğrusu Calvin benim bu konuda hiç de referansım değildir. Onun premilenyumculuk hakkındaki aşağılayıcı yorumlarını biliyorum. Kuşkusuz Luther gibi Zwingli gibi Calvin'in de çok değerli saygıdeğer yorumları vardır. Eklesioloji ve Eskatoloji dışında birçok konuda Calvin'in düşüncelerini paylaşıyorum. Ama bana göre premilenyumculuğa karşı durmakla o çok büyük bir yanılgı yaptı. Var olan kurumlaşmış geleneksel Katolik kilisesinin amilyanist görüşünü sürdürerek Katolik kilisesinin etkisinden tümden özgür olamadı. Amilyanist görüş Augustin'den bu yana kurulu Katolik kilisesini Tanrı'nın kilisesi olarak algılar Mesih'in kilise aracılığıyla bu milenyumu çoktan yaşadığını öne sürer. Bu görüş Katolik görüşüdür. Protestan amilyanistler de bazı değişikliklerle aynı çizgide gider. Reformcular Calvin de içinde olmak üzere hakim olan antsemizinden etkilenerek ve Mesih'in yersel krallığını ruhaniliğe yakıştırmayarak karşı durdular. Bu bir ‘Yahudi masalıdır’ yada ‘düşüncesidir’ diyerek milenyum karşıtı görüşler inanç amantülerine dek sokuldu. Bana göre Vahiy kitabının premilenyalizmi öğrettiği gün ışığı gibi ortadadır (Vahiy 20:1-6).
Alıntı:
Ben Mesih’in 1000 yıllık egemenliğinin şu anda içinde olduğuma inanırken siz bu egemenliğin henüz daha gelmediğini söylüyorsunuz.


Şu an milenyumun içinde yaşadığınıza inanmanıza doğrusu şaşıyorum. Kutsal Kitap dünyanın şu anki reisinin şeytan olduğunu ve bütün dünyanın onun etkisinde bulunduğunu bildirirken nasıl böyle bir şeye inanabilirsiniz? Düyadaki olup bitenleri gözleyen biri gerçekten Mesih'in bin yıllık egemenliğinde olduğunu nasıl kabullenebilir? Mesih'in krallığı bu denli başarısız bu denli düşük olabilir mi? Şeytansal ve bozuk bu dünya sistemini yada kiliselerin durumunu bir inanlı olarak nasıl Mesih'in parlak kutsal egemenliğiyle özdeşleştirebiliriz? Büyük sıkıntıdan önce kilisenin göğe alınışını bir yerde tartışabiliriz ama Vahiy' 20:1-6'da açıkça öğretilen Mesih'in bin yıllık saltanatını yokumsamak ya da çoktan o egemenlikte olduğumuzu öne sürmek bence çok ciddi bir yanılgıdır. Henüz Milenyum’da değiliz. Milenyum Mesih görkemle yeryüzüne geldiğinde kurulacaktır. Pavlus’un şu sözleri inanlıların şu anda milenyumda bulunlmadıklarına belirgin bir kanıt oluşturur:
‘‘Zaten tok ve zenginsiniz! Biz olmadan krallar olmuşsunuz! Keşke gerçekten krallar olsaydınız da, biz de sizinle birlikte krallık etseydik!Kanımca Tanrı biz elçileri, en geriden gelen ölüm hükümlüleri gibi gözler önüne serdi. Hem melekler hem insanlar için, bütün evren için seyirlik oyun olduk.Biz Mesih uğruna akılsızız, ama siz Mesih`te akıllısınız! Biz zayıfız, siz güçlüsünüz! Siz saygıdeğer kişilersiniz, bizse değersiziz!Şu ana dek aç, susuz, çıplağız. Dövülüyoruz, barınacak yerimiz yok.Kendi ellerimizle çalışıp emek veriyoruz. Bize sövenlere iyilik diliyoruz, zulmedilince sabrediyoruz.İftiraya uğrayınca tatlılıkla karşılık veriyoruz. Şu ana dek adeta dünyanın süprüntüsü, her şeyin döküntüsü olduk.’’(1Ko. 4:7-13).


Bu yazıyı tümden paylaştığım şu son sözlerinle sonuçlamak istiyorum.

Kardeşin Sarkis

Milenyum veya eskatolojik görüşümüz ne olursa olsun bizler Mesih’in tekrar dönüşünde el ele teselli bulmalıyız. Aynı Mesih’i aynı göklerden bekliyoruz. Ama Mesih gerçekten göründüğü zaman gerçeğin ne olduğunu hepimiz anlayacağız. Ancak o gün artık eskatoloji konusmayı bırakıp, Mesih’in görkemi karşısında diz çökerek sevinçten coşacağız. O gün birbirimize bakarak artık kurtuluşumuzun tamamlandığını bildiğimizden dolayı gülerek Mesih’i karşılayacağız. Bu yüzden görüş farklılıklarımız özellikle bu konuda bizleri ayırmamalı fakat birleştirmelidir. Çünkü Mesih sadece Amilenyumcuları veya sadece Premilenyumcuları değil hepimizi yanına almak üzere gelecektir. O gün sadece ve yalnızca o yücelecek ve teolojinin kendisini gördüğümüzden artık teolojiyi unutmuş olacağız. Bu yüzden Pavlus’un dediği gibi Mesih’in ikinci gelişi gerçeğiyle birbirimizi teşvik edelim, yüreklendirelim ve teselli edelim.

Va.1: 7 İşte bulutlarla geliyor!
Her göz O'nu görecek,
O'nun bedenini deşmiş olanlar bile.
O'nun için dövünecek yeryüzünün bütün halkları.
Evet, böyle olacak! Amin.





Eskatoloji Üzerine Bir Apoloji


hristiyanlık
Sola Scriptura

Eskatoloji Üzerine Bir Apoloji


Sayın Rev. Sarkis Paşaoğlu

Yazıma cevaben yazdığınız yazıyı detaylı bir şekilde okudum. Zamanınız ve emeğiniz için teşekkür ederim. Fakat yazınızın içeriğinde savunduğunuz veya karşı çıktığınız noktaları bir önceki yazımda belirttiğim için tekrardan bir cevap yazmayacağım.

Şu sıralar yoğunluğum ve işlerim nedeniyle uyumak için bile çok az zaman bulabiliyorum. Bu yüzden yazınıza daha önce yaptığım gibi satır satır cevap veremeyeceğim. Ancak gerçekten size katılmadığım çok noktanın olduğunu burada belirtmeden geçemeyeceğim. Umarım daha fazla boş vaktimin olduğu bir zamanda bu katılmadığım noktaların ne olduklarını belirtebilirim.

Bu yüzden bu konuda son sözü size bırakıyorum ve sanırım iki görüş de adil bir şekilde burada savunulduğu için bundan daha fazlasını yazmanın okuyucunun bu konuyu daha bulanık görmesine neden olacağını düşünüyorum.

Ayrıca daha önce de söylediğim gibi tarihteki diğer Amilenyumcu ve Premilenyumcu apolojistlerin düştükleri hataya düşerek bu konuyu, yüce ümidimiz olan İsa Mesih'in gelişinden, teolojik farklılıklardan doğan argüman savaşına dönüştürme hatasına düşmek istemiyorum.

Aynı Mesih'i aynı göklerden bekliyoruz ve O'nun hiç beklemediğimiz bir zamanda geleceğine iman ediyor ve bizleri, Babası'nın evinde bizim için hazırladığı yerlere götürmesi ümidiyle yaşıyoruz. O'nun nasıl, ne zaman ve ne şekilde geleceğini kardeşler olarak tartışabiliriz. Ama sonunda aynı noktada tartışmayı bitirmesek bile, O'nun gelişindeki umuttan dolayı aynı şekilde sevinçten çoşarız. Bu konuda tek isteğim de budur.

Rab ruhunuzla olsun




Eskatoloji Üzerine Bir Apoloji


hristiyanlık
Sarkis

Eskatoloji Üzerine Bir Apoloji


Sevgili kardeşim, eğer herhangi bir söz veya ifadeyle incittiysem özür dilerim. Rab tüm uğraş ve hizmetlerini bereketlesin.
Sarkis




Eskatoloji Üzerine Bir Apoloji

Bu konuya cevap yazmak için buraya tıklayınız
 
 



Eskatoloji Üzerine Bir Apoloji konusuna benzer konular;

Vahiy Kitabı Üzerine-5 <meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"><meta name="ProgId" content="Word.Document"><meta name="Generator" content="Microsoft Word 10"><meta name="Originator" content="Microsoft Word 10"><link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cilhan%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"><o:smarttagtype namespaceuri="urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" name="metricconverter"></o:smarttagtype><!--><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables/> <w:SnapToGridInCell/> <w:WrapTextWithPunct/> <w:UseAsianBreakRules/> </w:Compatibility> ...


Vahiy Kitabı Üzerine-4 <meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"><meta name="ProgId" content="Word.Document"><meta name="Generator" content="Microsoft Word 10"><meta name="Originator" content="Microsoft Word 10"><link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cilhan%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"><!--><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables/> <w:SnapToGridInCell/> <w:WrapTextWithPunct/> <w:UseAsianBreakRules/> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> </w:WordDocument> </xml><!--><style> <!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal,...


Vahiy Kitabı Üzerine-3 <meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"><meta name="ProgId" content="Word.Document"><meta name="Generator" content="Microsoft Word 10"><meta name="Originator" content="Microsoft Word 10"><link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cilhan%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"><!--><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables/> <w:SnapToGridInCell/> <w:WrapTextWithPunct/> <w:UseAsianBreakRules/> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> </w:WordDocument> </xml><!--><style> <!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal,...


Vahiy Kitabı Üzerine-2 <meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"><meta name="ProgId" content="Word.Document"><meta name="Generator" content="Microsoft Word 10"><meta name="Originator" content="Microsoft Word 10"><link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cilhan%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"><!--><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables/> <w:SnapToGridInCell/> <w:WrapTextWithPunct/> <w:UseAsianBreakRules/> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> </w:WordDocument> </xml><!--><style> <!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal,...


Vahiy Kitabı Üzerine-1 <meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"><meta name="ProgId" content="Word.Document"><meta name="Generator" content="Microsoft Word 10"><meta name="Originator" content="Microsoft Word 10"><link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cilhan%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"><!--><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables/> <w:SnapToGridInCell/> <w:WrapTextWithPunct/> <w:UseAsianBreakRules/> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> </w:WordDocument> </xml><!--><style> <!-- /* Font Definitions */ @font-face...



Şu anda bulunduğunuz sayfa: hristiyanlık incil isa mesih tevrat zebur | HRİSTİYAN FORUM  > Temel Kavramlar > Eskatoloji : Eskatoloji Üzerine Bir Apoloji





Click "Give Now", then choose "Turkey"

(Tax-Deductible for US Citizens)





Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ile ilgilenenler için bilgiler

| HRİSTİYANLIK ARAMA MOTORU | İNCİL | İNCİL .TV | HRİSTİYAN GAZETE | HRİSTİYAN OLMAK | HRİSTİYAN CHAT | HRİSTİYAN FORUM FACEBOOK | HRİSTİYAN FORUM TWITTER | HRİSTİYAN FORUM YOUTUBE | BEDAVA İNCİL |



GÜNLÜK BÜLTEN EMAİL ABONELİĞİ
hristiyanlık Email adresinizi yukarıdaki kutucuğa yazıp "abone ol" tuşuna basınız, açılan pencerede göreceğiniz harfleri yazıp onaylayınız. Daha sonra email adresinize gelecek emaildeki linke tıklayınız


Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ile ilgilenenler için bilgiler

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.