Araştırma-inanma/Yaradılış-Evrim konusu
864 kez okundu,
3 kez cevaplandı. En son mesaj
Fırat Çölgeçen tarafından gönderildi.
Araştırma-inanma/Yaradılış-Evrim konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız
Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

25-07-09, 19:46
Fırat Çölgeçen
İnsanların tümü değişik inançlara sahip. Pek çok insan Tanrı'yı tanımadan yaşamlarını sürdürüyorlar. şöyle bir soru sorulabilir: " İnsanlar, Tanrı'yı tanımadan ve O'na inanmadan yaşıyorlar. O halde varlığı şüpheli olan Tanrı'yı araştırmaya ne gerek var ? Ona inanmadan da varlığımızı sürdürebiliriz. Niçin O'na inanalım ? "
Bu soruya yanıt vermeden önce, bir parantez açalım ve " evrim " ile " yaratılışın anlamları üzerinde duralım:
Evrim: Evrim terimini kullandığımız zaman, biz bu terimi genel evrim kuramınca belirlenen anlamıyla kullanıyoruz.
Genel Evrim Kuramı'na göre, canlı olan her şey, tek bir canlı kaynaktan, doğal, mekanik bir evrimsel süreç sonucu ve bu canlı kaynak da, bir ölüden bir cansız dünyadan, benzer bir süreç sonucu ortaya çıkmıştır. Bu kuram, " amipten insana " doğru bir evrimin var olduğunu savunan bir kurumdur.
Bu kuruma göre, canlı olan her şey aynı soyağacından gelmiştir. Örneğin, insan ve maymunun ortak bir atadan geldiklarine inanılmaktadır. Bu ortak atadan farklılaşma olayı, bu hikayeyi anlatanların yaptıkları farklı tahminlere göre 5 ile 20 milyon yıl önce gerçekleşti.İnsanlar ve maymunları kapsayan primatların ise, atlarla ortak bir atayı paylaştıklarına ve bu ortak atadan farklılaşmanın, yaklaşık 75 yıl önce gerçekleştiğine inanılmaktadır. ( 1 )
Yaratılış: Yaratılış kelimesi ile anlatmak istediğimiz, temel bitki ve hayvan türlerinin, Yaratılış'ın ilk iki bölümünde anlatıldığıgibi aniden ortaya çıkan bir emir ya da yaratılış süreci ile varoluşlarıdır.Biz, burada, kendi türlerine göre çoğalmaları emredilen bitki ve hayvanların, esasen bir anlık bir süreç yoluyla Tanrı tarafından yaratıldığını anlıyoruz.
Tanrı'nın nasıl yarattığını, nasıl süreçler kullandığını bilmiyoruz.
Çünkü Tanrı, şu an doğal evrenin hiçbir yerinde etkin olmayan süreçler kullandı. Tanrısal yaratılışı, özel yaratılış olarak nitelendirmemizin nedeni de budur. Biz, bilimsel araştırmalar yoluyla, tanrı tarafından kullanılmış olan yaratılış süreçleri hakkında hiçbir şey keşfedemeyiz. ( 2 )
Yaratılış ve evrim konusu, 21. yüzyıl konusu olmaktan çok, 19. yüzyıl konusudur. 19. yy.
Hristiyan düşünürleri, konuyu yeterince gündeme getirdikleri ve hem bilime hem de Kutsal Kitap'a hakkını veren oldukça tatmin edici bazı sonuçlara ulaştıkları için, bu tartışmanın 21 yy.'da nasıl tekrar canlandırıldığını ve konunun hala da etkin kaldığını görmek gerçekten şaşırtıcı. Bunun ilgi çekici bazı özel tarihsel nedenlei vardır. (3 )
Parantezimizi, burada kapatalım ve de birinci paragraftaki sorumuza yanıt vermeye çalışalım.
Niçin insanlar, ay ve yıldızları inceliyorlar ? ( İnsanlar, bu incelemeyi yapmadan da yaşayabilirler. ). Bir bilgin, niçin yaşamını kimseye yararı dokunmayan bir böcek hakkında bilgileri edinmek için harcıyor ? ( şimdiye kadar insanlar, o böcek hakkında bilgileri bilmeden de yaşayabildiler. ). Niçin insanlar, hi. görmedikleri tarihi öğrenmek için o kadar uzun ve zorlu uğraşlara girişiyorlar ? ( İnsan geçmişini öğrenmeden de yaşayamaz mı sanki! Bu soruya şu yanıt vermek çok basit: İnsanlar tarih öğreniyor ki; geçmişteki hataları tekrarlamasın. )
Bu sorulara verilecek tek yanıt var: İnsan, gerçeklere susamıştır. Merak denilen değnek, daima onu dürtmekte, kişiyi gerçeklere yöneltmektedir. Merak, insanı insan yapan özelliklerdendir. Gerçekler, özgür ve mutlu ediyor insanları. Aynı zamanda gerçekler, üstün kılıyor insanları. adeta gerçekleri arayıp bulmak, insanın kendi vicdanına karşı borçlu olduğu bir görev görünümündedir.
Tüm insanlar, gerçeğin kendisini isterler. İşte bunun için araştırmak gerekiyor Tanrı'yı. Eğer Tanrı yoksa insan bir şüpheden kurtulacaktır. Fakat ya varsa ?... Gerçekleri gerçek olduğundan dolayı kabul edebilecek mi insan ?
Kendinize - inanmıyorsanız - dürüst davranabilecek misiniz ? " Ben gerçeğim. " diyebilir misiniz ? Cesaretiniz var mı ? Eski inançlara ters düşse de; gerçeği gerçek olduğu için kabul etmeye hazır mısınız ? Tanrı'nın gerçekten olup olmadığını araştıracak gücünüz var mı ? Yoksa korkuyor musunuz gerçeklerle karşılaşmaya ? Ya da daha susamadınız mı gerçeklere ? İşte bunun için insan, Tanrı'yı araştırmalı ve gerçekse eğer O'na inanmalı.
Bunu da gerçeğe olan saygısından ötürü yapmalı ! (4 )
Çoğu kişi için Tanrı bir efsane niteliğini taşıyor. İnsanlar doğadan korktukları için, ölümden çekindikleri için uydurmuşlardır Tanrı'yı. Bazıları da, Tanrı kavramıyla etkinlik kazanmak, insanların üzerinde otorite kurmak, onları sömürmek arzusundadırlar. Bu tür görüşlere sahip kişilerin tanrılarının hiç bir anlamı ve gerçekliği yoktur.
Ama tanrı inancını reddeten kişiler, yukarıdaki noktaları reddetiyorlarsa ve gerçekci olarak biraz daha dürüst davranabilirlerse; Tanrı konusu üzerinde hiçbir ciddi araştırmaya girmediklerini kabul edeceklerdir !
Aklında olan sorulara yine kişinin kendisinin yanıt bulması yahut tek yanlı düşüncelerle yanıtlamaya çalışması, gerçeklerin bulunması için yanlış yöntemlerdir.Düşüncede oluşan tek yönlü görüşlerden kurtulma için bir amacımız da, Tanrı hakkındaki yanlış görüşleri ortaya çıkararak; gerçek Tanrı'yı en iyi biçimde sunmaktır.
(1 ) Denis ALEXANDER
( 2) Denis ALEXANDER
(3 ) Duane T. GISH
(4 ) M. GÜNAY
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız.
Yalnız inanmak değil, anlamak da gerekmektedir.
Araştırma-inanma/Yaradılış-Evrim
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Araştırma-inanma/Yaradılış-Evrim

26-07-09, 21:32
Fırat Çölgeçen
Evrimin ilgi çekici tarihsel nedenleri üzerinde duralım:
1- Görünüşe göre, özellikle ABD'de 1. Dünya Savaşı'nın dehşetine gösterilen tepkidir. Alman imparatorunun " güç doğrudur " felsefesi, büyük oranda " güçlü olanın hayatta kalması " fikrinden destek alıyordu ki; bu kavram, Darwin'in kuramına Herbet Spencer tarafından sokulmuş bir şeydi.Darwin, bu durumdan nefret ettiği halde; Spencer, 19. yy'da evrimi popüleştirmiş ve Darwin'in kafasındaki dostdoğru biyolejik çeşitliliğin kaynaklarını açıklayan şekilden çok, yaşamın tamamını, tarih ve insanlığın ilerleyişiyle ilgili bir felsefe gibi sundu. Darwin kuramının Almanya'nın askeri tutkularını desteklemek için kullanıldığı gerçeği, yayınlanan birkaç kitap aracılığıyla ABD'de duyuldu ve William Bryan üzerinde çok etkili oldu.3 kez yenilgiye uğramış demokrat ABD başkan adayı olan W. Bryan bir Prespiteryen din adamıydı ve o dönem Amerika'nın en popülist reformcularından biriydi. Byran, askeri fikirlerin Avrupa'dan Amerika'ya sıçrayıp yayılacağı ve evrimin " ülkenin gençlerinin ahlaki çökerteceği " yolundaki yaygın endişeyi kullandı. Evrim hakkında böyle bir görüşle silahlanmış olarak, yaratılış adına evrime karşı sıkı bir kampanya yürüttü.
Yaratılışcılara karşıt olarak, Teilhard de Chardin ve Frank Tpier gibi başka
Hristiyanlar, yaşamın evrim yoluyla nihai olarak mükemmel " omega noktasına " ulaşacağı şeklindeki büyük dinsel şemalarını desteklemek için evrimi kullandılar. Dini sınırın diğer tarafınd, Richard Dawkins gibi ateistler, evrim kuramını, bu gezegenin üzerindeki varlığımızın nihai bir anlamının olmadığı görüşünü desteklemesi için kullanmak istediler. Dawkins gibi ateist yazarlar, evrimi maddeci bir felsefeyi desteklemek için kullanmak istediklerinden, yanıt olarak Philip E. Johnson gibi
Hristiyanlık savunucularının, özde ateist olan evrime saldırmaları gerektiğini öne sürdüler.
Dini ve din karşıtı tartışmalarda kullanılmanın yanı sıra, çeşitli zamanlarda evrim ırkçılık, kapitalizm, komünizm ve daha çok " izmleri " desteklemek için kullanıldı.
Bu gözlemlerden anlaşılacağı gibi, " yaratılış " ve " evrim " tartışıldığında çoğunlukla kafalar karışıyor. Anahtar öneme sahip bu karışıklığın nedeni, tartışmaya katılan kişilerin bu sözcüklerin anlamı konusunda oldukça farklı düşüncelere sahip olmalarıdır. Bu durmda da katılımcılar, karşıt amaçlara yönelik konuştukları için tartışmaları aydınlatmak yerine kışkırtıyorlar. Biyolojik Darwin kuramı ile, Darwin'den bu yana çeşitli kişilerin bu kuramdan türetmeye çalıştıkları felsefeler arasında önemli bir fark var. Bu felsefelerin çoğunun ayrışık oluşu, hiçbirinin mantıksal olarak evrim kuramını baz almadıkları, tersine onun üzerinde asalak olabilecekleri konusunda bizi uyarmalıdır. Bilim tarihinin incelenmesi, bilimsel kuramların, özellikle de " büyük kuramların ", ideolojik nedenlerle kullanıldığı birçok örneği gözler önüne serer. Yaygın strateji, kuşkulu savlar kullanarak ya da tekrarlanan ifadelerle belirli bir stratejinin belirli bilimsel bir kuramla yakından ilişkisi olduğunu ima etmektir. Bu şekilde her tür fikir, bilimin büyük kuramlarında ilerleyebilir.
Sonuçta, bağlantılı ideolojiler gelişip ağırlaşınca hız keserler. Evrim kuramı da sıkça böyle bir kaderi paylaşmıştır. Yaratılış ve evrim konusunda anlamlı bir tartışma yapabilmek için bu terimlerin anlamlarını açmaya biraz zaman harcamalıyız. ( R. S. WHITE )
Rab, lütfu ile sizleri korusun
Yalnız inanmak değil, anlamak da gerekmektedir.
Araştırma-inanma/Yaradılış-Evrim
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Araştırma-inanma/Yaradılış-Evrim

29-07-09, 05:08
Fırat Çölgeçen
D. T. Gish, yaratılışla ilgili şunları ifade ediyor:
... evrimciler, hiçbir gerçek evrimsel dönüşüm gözlememişlerir ve bu, gelecekte de mümkün olmayacaktır. Aynı şekilde onlar, varsaydıkları evrimsel dönüşümün ne şekilde gerçekleşeceğini de asla öğrenemeyecelerdir.
Tanrı, yaratılış haftası süresince tüm temel bitki ve hayvan türlerini yarattı ve Kutsal Kitap'ta son bulmuş bir yaratıştan söz ettiğine göre, o zamandan bugüne hiçbir yeni tür var olmadı ( Yar. 2:2 ).Tanrı'nın yaratış işinin sonunda ortaya çıkmış olan çeşitlilik, sadece tür içi değişimlerle sınırlandırıldı.
Öyleyse özel yaratılış görüşü, çeşitliliğin kökeninin ve türlerin, yaratılmış orijinal bir türden geldiğini kabul etmektedir. İnanılan şey şudur: Her türün, yeterli genetik potansiyeli içinde barındıran gen havuzuyla yaratılmış olması, geçmişte var edilmiş olan bu türün ve günümüzde var olan türlerin içindeki tüm çeşitliliği ortaya çıkarmıştır.
Her tür bir gen çeşidiyle yaratıldı. Bu genler, cinsel üreme sürecinde, çok sayıda farklı yolla özelleşmiş olabilir. Örneğin, bugün dünyada yaklaşık beş milyar insan var ve özdeş ikizler ile çoklu doğumların gerçekleştiği diğer durumlar dışında hiçbir birey gerçekte benzer değil. Hiçbiri aynı gen kombinasyonuna sahip değil. Bu özelleşme süreci, birçok farklı birey oluşturmakla kalmadı, aynı zamanda farklı ırklar da ortaya çıkardı.Ancak hepsi de tek bir türün üyeleri kaldılar: Homo Sapiens.
Her durumda gerçekleşen değişimin sorumlusu olan büyük gen çeşitliliği, ilk yaratılmış tür vasıtasıyla tanıtılmaktadır. Ancak pek çok farklı yolla gerçekleşmiş bir özelleşme vardır. Hangi kombinasyonların var olabileceği önemli değildir. Çünkü insan türü daima insan olarak kalmış ve köpek türü de köpek türü olmaktan asla vazgeçmemiştir. Evrim kuramınca ortaya atılan dönüşüm asla gerçekleşmemiştir.
Burada eklenmesi gereken bir diğer şey: Tevrat'ın bazılarının söylediği gibi iki yaratılış hikayesi içermediğidir: 1. bölüm, yaratılışın adım adım ya da kronolojik anlamda açıklanması, 2. bölüm ise belirli özelliklerin vurgulanmasını amaçlayan tarzda anlatılmış bir yaratılış özetidir.
Rab, lütfu ile sizleri korusun.
Yalnız inanmak değil, anlamak da gerekir.
Araştırma-inanma/Yaradılış-Evrim
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Araştırma-inanma/Yaradılış-Evrim

30-07-09, 08:24
Fırat Çölgeçen
Prof. A. E. W. SMITH, şunları kalem alıyor:
".... Yaşamın temel taşları olan amino asitler, 20 ayrı türde bulunmaktadır. Bunlar olmadan yaşam oluşmaz. Bununla beraber bu amino asitlerin arasında tesadüfen oluşanlar da bulunmaktadır. Ama aşağıda vereceğim kanıtlarla göstermek istiyorum ki, tesadüfen oluşan amino asitler de, hiçbir zaman yaşam bulunmamaktadır.
Amino asitlerin iki yapılış biçimi var. (A) türü amino asitleri ve (B) türü amino asitleri. Bunlar, üst üste durdukları zaman tıpkı birbirinin aynısı gibi görünürler. Bu yüzden çokları, bunların farkını anlayamıyorlar. Ama üst üste duran bu iki tür amino asitler, birbirinden ayrılıp yan yana konulunca, (A) türünden olan amino asit molekülü sola doğru dönmekte olup, (B) türünden olan amino asit molekülü sağa doğru dönmekte olduğu görülür.
(A) türünden olup sola doğru dönen amino asitlere " Chiralitat ", sağa doğru dönene de " Razemata "adı verilir.
Deneylerde görüyoruz ki, yaşayan protoplazma yapan amino asitler, sola doğru dönen Chiralitat'lardan olmaktadır. Sağa doğru dönen Razemata'lar ise, bunlarda hiçbir zaman yaşam olmadığı gibi, bazen yaşam için zehirli bile olmaktadırlar.
Doğada bulunan Razematalar'ın hepsi sağa doğru dönmekte olup; asla yaşam için temel taşlar olmamaktadır. Çünkü bunlarda, hayat yoktur. Bunu yineleyelim, çünkü önemlidir. Yaşayan protoplazma için bütün yapı taşları, sola doğru dönenlerden olmalı ve sağa doğru dönenler ise, asla karışmamalıdır.
Bununla yukarıdaki iddiamı kanıtlayım: Yaşamın temel taşı olan ilk hücreler, doğa olaylarıyla, şimşek ile atmosferde tesadüfen oluşmadı. Tesadüfen, doğa olaylarıyla şimşeklerden oluşan amino asitlerin tümü Razematalardır. Yani sağa doğru dönenler ve yaşam için işe yaramayanlar, cansız olanlar.
80 yıldan beri bazı bilim adamları, sağa doğru dönüp içinde yaşam olmayan amino asitleri " razematalar " ilkel doğa şartları içine koyup, bunlardan tesadüf yolu ile hayat olmasını tecrübe ediyorlar. Ama şimdiye dek deneyleri boşa çıktı, bir sonuç alamadılar.
Bazı bilim adamları, bu eksik noktalarını bildiklerinden bu " Chiralitat " ve " Razemata " farkını öğretmemektedirler.
Temiz, sola doğru dönen Chiralitatlar, laboratuarlarda yapılır. Ben, onlardan kilolarca yaptım. Ama hiçbir zaman tesadüfle değil! kendi düşüncemle yaptım. Aynı zamanda çok komplike kimyasal işlemleri gerektirmektedir. Bunu yapmak için çok ( aptik ve aktif merkez ) gerekli ki, hiç asla tesadüfen oluşmaz. Bu işin yapılması için biri teadüflerden konuşsa, kimya bilginleri ona güleceklerdir !
Cansız olanlar, hiçbir zaman yarışa katılamazlar. Bunun gibi de okyanuslarda bulunan amino asitler, cansız durumda bulunuyorlar. Zaten su içinde amino asitler yaşayamazlar. Okyanuslarda patlayacak volkanların ısısı ile de bu işlem oluşamaz. Sıcaklık, bu amino asitleri zaten pişirip donmuş duruma getirmektedir ( Örnek, yumurtanın suda haşlanması gibi. )
Daha büyük bir laboratuar olarak evreni tanıtan kişilerin, geçen milyarlarca yıl içinde teadüflerin yaşayan amino asitlar ( Chiralitat ) yaptığını iddia etmeleri, sanki sihirbazların sihir değneği durumunda bulunuyor !
Çoğu biyologlar, biyolojinin razemata asitlerinden başladığını kabul etmezler. Bilinç ve enerji ancak Chiralitat amino asitlerini yapabilirler. Yapı taşı için gerekli olan, sola dönen amino asitler küçük bir makina gibidirler. Nasıl ki bir makina bilinçle yapılırsa, bunların da bilinçle yapılması zorunludur... Bu ise bilinçli bir Tanrı'nın yaratışını gösterir. "
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız.
Yalnız inanmak değil, anlamak da gerkmektedir.
Araştırma-inanma/Yaradılış-Evrim
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Araştırma-inanma/Yaradılış-Evrim
Araştırma-inanma/Yaradılış-Evrim konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.