Maymunist imanla nereye kadar? (Mehmet Yılmaz) konusu
472 kez okundu,
0 kez cevaplandı. En son mesaj
admin1 Ken Block tarafından gönderildi.
Maymunist imanla nereye kadar? (Mehmet Yılmaz) konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız
Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

15-06-10, 01:07
admin1 Ken Block
Mehmet Yılmaz
Bir sıvının asitlik ya da bazlık derecesi
pH denen ölçü birimiyle belirlenir. Eğer H+ (hidrojen iyonu) yoğunluğu OH- (hidroksid iyonu) yoğunluğundan fazla ise
“çözelti asidik” denir. Yani
pH değeri 7 den düşüktür. Sirke, limon suyu, çay ve kahve böyledir, asitlikleri ağır basar. Sabun, amonyak, çamaşır suyu bunun tam tersidir.
OH- yoğunluğu
H+ yoğunluğundan fazla olduğu için onlara
“bazik” denir,
pH değerleri 7 den büyüktür.
Tanrı’sızlık ve/veya dinsizlik noktasında samimi olmak için insanın
saf su gibi olması, “bilmiyorum” demesi gerekir diye düşünüyorum. Yani
pH=7, bir başka deyişle “pH Nötr” olmak. Aksi takdirde inanılması İslâm’dan çok daha fazla itaat gerektiren bir iman noktasında buluruz kendimizi:
“ben görmedim, o halde yoktur!”
Yani her hangi bir ilâhi bir varlığın, yaratıcı gücün yokluğuna iman etmekten daha da zor olan nokta şu: “ben her şeyi, her varlığı, görürüm, duyarım” (=
Bir şeyi görmüyorsam o şey yok demektir)
Neden zor yokluğa iman etmek? Billûr gözlerine bakarken dünyanın geri kalan kısmını unuttuğumuz o sevgili yok mu ah o sevgili? Elini tuttuğumuzda hatta telefonda sesini duyduğumuzda içimizi titreten o his. Aşk’ı gören, resmini çeken var mı bu güne kadar? Ama Aşk var. Çin’de, Rusya’da, Türkiye’de insanlar aşık oluyor. Bin yıl önce oldukları gibi ve yarın da olacakları gibi.
Gelin de sevgilinize Aşk diye bir şeyin olmadığını, Aşk sandığı şeyin aslında memeli hayvanların üremesi için gerekli bir süreç, hormonal bir tepki olduğunu söyleyin.
“Sen veya bir başka kadın fark etmez, hissettiklerim cinsel cazibeden başka bir şey değil” deyin. Hanımefendi suratınızın ortasına bir tokat patlatır, çok da iyi eder!
Peki ya tersi? gördüğümüz halde var olmayan bir çok şey yok mu hayatta? Meselâ Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Noel Baba, ABD’nin Irak’a özgürlük ve demokrasi getirmek için uğraşması, İsrail’in meşru savunma hakkını kullanmak için öldürdüğü 2500 Filistinli çocuk… Bunları duyarız ve görürüz ekranlarda ama aklımız teyid etmediği için varlıklarından, gerçek olduklarından şüphe ederiz.
Madeni bir para kadar görünen Güneş’in Hakikat’i uçan bir nükleer santral olmasıdır hem de Dünyadakilerin toplamından kat kat büyük. Kum tanesi kadar görünen yıldızların Hakikat’i ise bazen Güneşimizden bile büyük ve daha da sıcak olmalarıdır.
Neticede bırakın Tanrı’yı, kendisini bile görmekten aciz bir et parçası olan gözden bundan fazlasını beklemek zaten akıl kârı değil. Gözlerine (ve diğer dört duyuya) dört elle yapışan ateistler burada hata ediyor işte. Meselâ doğuştan kör olan, elleri ve kulaklarıyla bu eksikliği tazmin eden bir insana renklerden bahsederseniz sözlerinizi inkâr edebilir. Benzer şekilde elin hissettiği sertlik ve yumuşaklık kulak için yoktur. Kulağın duyduğu sesler burun için yoktur. Bu beş duyunun etraftan toplayıp getirdiği kokular, sesler, renkler bizim aklımızla bilgi haline gelir. Yoksa
“gözüm bilmiyor demek ki yok!” ilkesiyle yarış atını sırtında taşıyan bir jokere benzeriz ki bu çok sakat. Kim Sahip? Kim binek?
Gözlü İnsan köpeğini kumsalda gezdiren bir adama benziyor. Köpek koşarak uzaklaşıyor adamın yanından, ağzında bir cisimle geri dönüyor. Adam bazen gülüyor, bazen de kızıyor köpeğe:
“Aferin! Ah! Hayır! Bırak o pis şeyi! Nereden bulursun bunları?” Bir dal parçası. Bazen bir pislik, kıyıya vurmuş ve çürümüş bir balık, turistlerin boynundan düşüp kaybolmuş bir altın kolye… Ama neyin pis, neyin kıymetli olduğuna karar veren bir sahip var.
Hiç adalet duygusunu görmüşlüğünüz var mı? Kardeşine oyuncak alındığını görüp ihmal edildiği için ağlayan bir bebek meselâ? Başkasına bile yapılsa midenizi bulandıran haksızlıklar? Ya da adalet uğruna canlarını feda ederek, ölümü bile göze alarak savaşan insanlar?
Adalet hissinin de bir rastlantı, bir kaza, bir yanılgı olduğunu iddia edebilir miyiz? Evrim sürecinde ortaya çıktığı söylenebilir mi meselâ? Deneyelim:
“Maymun sürülerinde disiplini sağlamak için önce güçlü olan erkekler yiyordu, sonra dişiler ve yavrular. Buna karşılık tehlike anında erkekler sürüyü koruyordu. Böylece daha disiplinli maymun sürülerinin hayatta kalma ihtimali arttı ve…” Roma hukuku, Fransız ihtilâli, 1917 devrimi, Türk Kurtuluş Savaşı ve 1 Mayıs’ta Taksim meydanını dolduran işçiler böylesi bir maymunist bakışa hapsedilebilir mi? İnsan’ı maymunistlerin yaptığı gibi hayvan kökenli kabul edersek adalet kavramının hiç bir anlamı kalmıyor.
Meselâ hırsızlık yaparken yakalanan birini nasıl mahkeme edeceğiz? “Hakim Bey, benim genlerim/hormonlarım bozuk, zaten çocukken fakirlik içinde yaşadım, hırsız olmam KAÇINILMAZDI” gibi determinist/maymunist bir argümanla kendini savunabilir. Hakim ona “Hayır, sen özgürdün, çalmak ZORUNDA değildin!” demek için maymunizmden dışarı çıkmak zorunda değil mi? Dine dayalı olsun ya da olmasın bütün hukuk sistemleri insanların HAYVANLARDAN FARKLI OLARAK özgürce karar ve hareket yeteneğine sahip olduğuna İMAN EDER. Laik, dinsiz hatta din düşmanı dahi olsalar kanunları yapanlar ÖZGÜRLÜK fikrini yani İnsan’ın hayvan olMAdığı ilkesine iman etmek zorundadır!
Ya güzellik? Ya sanat? Ya müzik? Mozart’ın 40cı senfonisi ya da İsmail Dede Efendi’nin Hicaz Semaîsi (
Ey büt-i nev-edâ olmuşum müptelâ) hangi maymunun çiftleşme çığlıklarının evrilmesi sonucu oluşmuştur? Zannediyorum Goethe idi
“Tanrı Kâinat’ı yaratırken Bach’ın müziğini düşünüyordu” diyen. Bach’ın eserlerinin Bach’tan önce var olabilme ihtimali bile ne büyük bir tefekkür kapısı. Saçma mı geldi size? Peki biz keşfetmeden önce fizik kanunları neredeydi? Hangi dolaptaydı? Newton’un yerçekimini yarattığını söyleyecek kadar delirdik mi yoksa? Bizzat kendisinin tevazuyla ifade ettiği gibi:
”Ben yerçekimi kuvvetinin ne olduğunu bilmiyorum. Sadece bunun şiddetini hesaplamaya yarayan bir formül keşfettim”
Olan Alem ile Mümkün Olan Alem‘in içinde barınabileceği bir Varlık düşünebiliyor musunuz? Mümkünlük olarak var olan ama bu halden Olma haline henüz geçmemiş olan… Bu alemlerin arasındaki geçiş köprüleri ve hepsinin Mimar’ı, Sahibi Zaman’dan ve Mekân’dan münezzeh olan kim?
Bach bir Kalvinist, Vivaldi Katolik bir rahip olmasaydı, ilâhî bir ilham bu insanların yüreklerini titretmeseydi o anıtsal eserler doğabilir miydi? Maymunist imanı haiz okuyucular belki de herkesten kıskandıkları, o gizli Tanrı’ya sarılacaklar şimdi: Milyonlarca yıl! Milyonlarca yıl! Maymunizm Tanrı’sının adı bu: Milyonlarca yıl! Leonardo Da Vinci? Milyonlarca yıl! Taj Mahal’in mimarı Üstad İsa? Mimar Sinan? Milyonlarca yıl! Konfiçyüs? Milyonlarca yıl!
Aklı başında bir insanın
“Henri Bergson = Şempanze + Milyonlarca yıl” şeklindeki maymunist duaya amin demesi bana imkânsız görünüyor. Bunun için baştan beri en “saygıdeğer” imansızlığın ateizm değil agnostizm olduğunu savunuyorum. İnan(a)amayan bir insanın
“bilmiyorum” demesi gerekmez mi?
Maymunist imanla nereye kadar? (Mehmet Yılmaz)
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Maymunist imanla nereye kadar? (Mehmet Yılmaz)
Maymunist imanla nereye kadar? (Mehmet Yılmaz) konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.