| atariş |
|
İnsan mükemmel bir yaratıktır. İlk yaratıldığı zamanki güzelliği emsalsizdi. Adem ila Havva’nın cennette işledikleri atasal ilk günahla (yani Tanrι’ya itaatsizlikle), insan bu güzelliği kaybetti, ama iman ve vaftizle, Kilise’nin bireyi olarak onu tekrar bulur. Lâkin her zaman var olup yanda duran ve bizi kollayan günah insanı gerçekten uzaklaştırır, ruhî dengesizliğe yol açar ve insanı manevî bakımdan yoldan çıkarır. Günah aynı zamanda «insanın hayatını zehir eder ve soldurur». Günümüzün bilginleriden P. Tournier'in yazdığı gibi, «vicdan azabının sebebolduğu manevî ıstıraptan daha beter ve zararlı ıstırap yoktur». İnsan yani mümin, orada kalsaydı, bu kâbustan kurtulamasaydı, çok bahtsız olurdu. Ama inayetli Rab bunun gereğini görüp, tövbeyi ve günah itirafı sakramentini kendisi ihdas etti. Bununla mümin yine kendisine gelir, manevî bakımdan beslenir, ruhsal dengesini bulur ve Tanrι’nın yoluna döner. (Bkz Yuhanna 20:23.) Tövbe ve günah itirafı insanın manevî bakımdan yıkanıp temizlenmesidir. Manevî zihniyetli insan, günlük hayatın ruhsal yapısına bulaştırdığı her kir için bunu kendisine uygular. Vücudu*muzu kirlerden nasıl yıkamaya, onlardan arındırmaya koşuyorsak, aynı şekilde ruhsal dünyamızı da temizlemeliyiz. Bedenî temizlik zarurî ve mecburî ise, manevî temizlik de öyledir, çünkü insan beden ve ruhtan ibarettir. Bunun zarurî olduğunu Tanrι’nın sözünden, Kilise Azizlerinden, Pederlerden ve insan şahsiyetini incelemiş olan daha sonraki ve bugünkü bilginlerden görüyoruz. Kutsal Kitap’ta şunları okuruz: «Önce sen günahlarını söyle ki, hak bulasın» (Yeşaya 49:26) ve «Eğer günahlarımızı itiraf edersek, Rab sadakatli ve âdildir, günahlarımızı affedip bizi her haksızlıktan temizleyecektir.» (I Yuhanna 1:9). Kilise Pederleri bu işlem ve önemi hakkında ayrıntılı olarak konuşurlar: «İnsan rahip tarafından vaftiz edilirken Kutsal Ruhun lûtfu ile nurlanır. Aynı şekilde, tövbe edip günahlarını itiraf eden, günah affı ve İsa'nın lûtfunu rahip vâsıtası ile alır» der Büyük Atanas. Gördüğünüz gibi, yalnız af değil, lütuf da alır. Yuhanna Hrisostomos (Altιn Ağιzlι Yuhanna) da tövbenin ve günah itirafı sakramentinin büyük bir sakrament olduğunu yazar ve devam eder: «Bu kurum büyük ve çok insanseverdir, çünkü günah silinip gider, suçluluk yokolur, vicdan azabı diner, Tanrısal sükûnet kalbimizin içine yerleşir.» Yani vaftizle elde ettiğimiz ilk durumumuza döneriz. Onun için bu sakramente «ikinci vaftiz» de denir. Bilgin August Nicolaus günah itirafı hakkında şunları yazar: «Günahlarını itiraf edeni temkinli kılar ve teyakkuzda tutar. Üstün manevî kuvvetlere güç ve hayat verir. Ruhundan kibiri ve korkaklığı giderir.» Profesör Mesmer de şöyle yazar: «Muntazaman yapılan günah itirafı kendimizi dikkatle tetkik etmemize bizi alıştırır.... Böylece düşünmemize ve bütün eylemlerimizi inceleme*mize sebebolur.» Merhum Atina Başpiskoposu Hrisostomos Papadopoulos der ki: «Günah itirafı, Kilisenin müminlerin ruhlarına olan faydalı ve nimetli etkisinin en önemli yollarından biridir.» Demek oluyor ki, günah itirafı ve tövbe vasıtasıyla, Tanrι ile yine ve yine barışmış oluyoruz ve de kendi irademizle daha mücadeleci ve dikkatli oluyoruz ve «tekâmüle doğru yöneliyoruz». (İbraniler 6:1). Bir gün genç bir adam münzevi Sisois'e sordu: «Bir günahtan sonra ne yapmam lâzım?» Münzevi cevap verdi: «Sık-sık tövbe et ve günahını itiraf et.» Genç adam: «Ben bunu yaptım, ama yine günaha düştüm» dedi. «Yine aynı ilâçları kullan» dedi münzevi. «Peki, kaç defa doğrulup kalkmam gerekecek?» diye sordu genç adam. «Ölüm seni ayakta bulana kadar» diye cevap verdi münzevi. O kadar. İhmal etmeyelim. 8. Tanrısal Münakale Manevî beslenmemiz için elzem olan diğer yolların yanısıra, Hıristiyanlar için en önemlisi Tanrısal Münakaledir, yani İsa'nın Kutsal Vücudunu ve Kıymetli Kanını içimize almaktır. Bunu bir manevî beslenme vâsıtası olarak Rab’bimiz tâyin etmiştir. Kendisini dinleyenlere dedi ki: «Eğer İnsanoğlunun etinden yiyip kanından içmezseniz, içinizde hayat yoktur. Etimden yiyip kanımdan içenin ebedî hayatı vardır.» (Yuhanna 6:53-54). Yani mümin için Rab’bin eti ve kanı zorunlu bir manevî gıdadır. Ama bu esrarengiz beslenme nasıl olacaktı? Kutsal Perşembe gecesi Rab bunun gereğini görmüştür. Havarileri ile beraber son defa yerken, Tanrısal Münakale sakramentini tâyin etti. Yani biraz ekmek aldı, onu takdis etti ve Havarilerine vererek dedi ki: «Alın, yiyin. Bu benim vücudumdur.» Biraz sonra bir bardak şarabı takdis ederek onlara dedi ki: «Bundan hepiniz için. Bu benim kamındır.» Aynı şeyi yapmalarını (yani vücuduna ve etine iştirak etmelerini) tenbih etti. Yüzyıllar boyunca bütün Hıristiyanlar Rab’bin bu emrine itaat ederler. Aşa-i Rabba*ni âyinini okurken, rahip « Sana Senin olanları Senden alıp her şeyde herkese sunarız.» dediği zaman, biz de « Seni överiz, Seni kutlarız, sana şükrederiz ya Rab ve sana Dua ederiz. Τanrı’mız.» ilâhisini oku*ruz. O zaman rahibin duaları ve Kutsal Ruhun eylemi ile, mihrabın üzerindeki biraz ekmekle biraz şarap İsa'nın Vücut ve Kanιna dönüşür. Biz de bunlara iştirak ederiz. İsa'nın vücudundan ve kanından almak manevî hayatımız ve ilerlememiz için gereklidir. Bunu Rab’bin bize bıraktığı tenbihlerden ve de Kilise’mizin Azizlerinin verdiği sayısız öğüt ve tavsiyelerden anlarız. Tanrısal Münakale ile bize bolca takdis ve şifa verilir. Takdis, Azizlerin verdiği öğütlerde anlatılır. Tanrısal Münakale «Hıristiyanların hayatının merkezi ve temeli» sayılır. Böylece: • (1) Kutsal Sinodlarιn tesbit ettiği Kanunlar sık-sık Tanrısal Münakaleyi öngörür. • (2) Aziz Vasilios şöyle yazar: «Her gün bile münakalaye iştirak etmek iyi ve yararlıdır.» • (3) Kudüs Başpiskoposu Aziz Kirillos şunları yazar: «İsa'nın vücuduna ve kanına iştirak ile, İsa ile bir vücut ve kandaş oluruz, yani Hristofor [Mesihi içimizde taşıyanlar] olmuş oluruz.» Yani vücudumuz aynı zamanda İsa'nın vücudu olur, kanımızda da İsa'nın kanı dolaşır. • (4) Şamlı Aziz Yuhanna de buna benzer şekilde yazar ve devam eder: «Başka birçok insan da aynı şeyi yaptığı için, yani iştirakla İsa ile birleştiği için, biz de iştirak ettiğimiz zaman birbirimizle birleşiriz. Bir vücut ve bir kan oluruz: İsa'nın vücudu ve kanı....» Yani O'nun Kilise’sini teşkil ederiz. • (5) Bunların yansıra, Aşa-i Rabbani âyininde rahibin okuduğu duaların da gösterdiği gibi, Tanrısal Münakale ile, Kutsal Ruhun bütün nimetleri gelip müminin ruhunda yuva kurarlar. En değerli armağan olan Kutsal Ruhun lûtfu müminin üzerine gelir. Başka Pederlerin yazdığı gibi, Tanrısal Münakale ile mümin «gerçek üzüm bağına katılır», yani «tanrısal tabiatın bir parçası olur»; başka bir deyişle, gerçekten «tanrılaşır». • Krostand piskoposu Yuhanna şöyle der: «Tanrι’nın sonsuz sevgisinin bize ihsan ettiği bu sakrament, bütün diğer sakramenterden daha üstündür, bütün mucizelerin en şa-hanesidir. Silâhımız, ilâcımız, gıdamız ve içkimizdir. Ekmeğimiz ve kanımızdır. Hayatımızdır.» • Derin ve içten bir dindarlıkla «hayat bardağı»na yaklaşalım. Bu yegâne teçhizatla, bu hayattan semavî hayat ve hükümdarlığa doğru olan yolculuğa başlamamıza bizi nail kılması için, Kurtarıcı’mıza niyaz edelim. Amin. |