Le Monde: "Türkiye'de Din devlet kontrolünde"

Le Monde: "Türkiye'de Din devlet kontrolünde"

Share to Facebook Share to Twitter Share to MySpace google translate Email it Print it Favorite it
 





Oyunlar Resimler Gruplar Forum Üyeleri En aktif üyeler



Bedava kitap, konserlerden, film gösterimlerinden email yoluyla haberdar olmak, hristiyanlarla sohbet etmek için;
< < < SİTEMİZE HEMEN ÜYE OLUN! > > >




incil
incil
.TV
Tüm hristiyan radyo ve
televizyonlar
1 Ağustos'ta Şan ve Org Konseri
(İSTANBUL)
Hristiyan Gazete hristiyan hristiyan
Son gönderilen konu ve mesajlar için hemen
gruplarımıza üye olun
Nasıl Hristiyan Olunur? incil
incil
.biz


Rab için, İngilizce'den Türkçe'ye kısa çeviriler yapabilecek gönüllüler aranıyor...



Le Monde: "Türkiye'de Din devlet kontrolünde"



Bu konuya yeni cevap göndermek için buraya tıklayınız.

Bu konunun bulunduğu bölümde yeni konu açmak için buraya tıklayınız.

 
  #1  

Le Monde: "Türkiye'de Din devlet kontrolünde"

06-12-05, 07:31

evangelion
Ziyaretçi


Le Monde: "Türkiye'de Din devlet kontrolünde"

Din devlet kontrolünde



Resmi görmek için tıklayınız.


PIERRE DE CHARENTENAY (Arşivi)

Çoğu zaman laikliğinden dolayı övülen Türkiye Cumhuriyeti aslında dini baskı uygulamaktadır. Siyasetin dine karışmaktan kaçınması gerekir ve bu, tersi için de geçerlidir. Fransa'da bunu uzun zamandan beri biliyoruz. 1905 yasası bizde bütün bu eğilimlere son vermeye çalıştı. Siyaset, temel haklar (buna dini özgürlük de dahil) çiğnendiği zaman dinlerle ilgilenir. Bu anlamda Türkiye'nin durumu incelenmeye değer, en azından Fransa'da sık sık büyük bir laik ülke olarak söz edildiği için.
Birliğin Türkiye ile müzakereleri konusundaki dönem raporunda (9 Kasım 2005'te yayımlanan) bu konularda genellikle çekingen davranan AB Komisyonu, Mustafa Kemal'in ülkesindeki dini durum konusunda şu ana kadar yaptığı en sert eleştiriyi yayımladı. Özellikle Ankara'da bir Protestan kilisenin açılışı gibi bazı gelişmeler tespit edilmiş. Buna karşın birçok nokta halen sorun olmaktan çıkmamıştır: Değişik dini toplulukların iyi işleme koşullarını sağlayacak yasal çerçeve halen mevcut değil. Museviler 1923'ten beri devlet tarafından tanınmış bir azınlık olduğundan belirli haklara sahipler. Buna karşın Hıristiyan topluluklar mülkiyet sahibi olamıyor, eğitim merkezleri yok, vize almakta zorluk çekiyorlar. Bazı kiliselere saldırılar da yapıldı.
Önemli bir Müslüman azınlık olan Aleviler de resmen tanınmış değil ve bunların çocukları Sünni din derslerine katılmak zorundalar. Avrupa Birliği raporu Sünni olmayan Müslümanlar ve Hıristiyanlar için temel hakların çiğnendiği yolunda şüphe götürmeyen daha birçok örnek içeriyor. Dini özgürlüğe bağlı olan bütün bu temel sorunlar sözde ülkesine laikliği getirmiş olan Kemal Atatürk'ün gölgesinde uzun yıllar saklanmıştır.
Atatürk aslında 1923 Lozan Antlaşması'nın ardından, Fransa'nın 1905'te Katolik Kilisesi için din ve devlet işlerinin ayrılmasına ilişkin kanunla yapmaya çalışıp başaramadıklarını gerçekleştirmiştir: Yani ülkedeki temel dini tamamen kontrol altına almak. Atatürk, 1925'te kapatılan tarikatlar dahil olmak üzere kamu alanında dinin bütün etkinliğini yasaklayarak bunu başarmıştır.
Bundan şimdiki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hiç söz etmiyor. Kendisi dinci olmasına rağmen (ılımlı İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi), dini özgürlük söz konusu olduğunda şaşırtıcı bir suskunluk sergiliyor. Bazı Hıristiyan azınlıklar (özellikle Latin azınlık, zira Ortodokslar en azından yasal bir varlıktan yararlanıyorlar) haklarının hiçbir şekilde olmayışından söz etmiyor. Eğer AB ülkeleri Kopenhag Kriterleri'ne sadık kalsalardı müzakereler sırf bu nedenle başlayamazdı.




İlginç bir laiklik anlayışı
Gerçekte Türk vatandaşının bütün dini hayatı 'çok güçlü' bir kontrol altındadır.
60 bin memurun çalıştığı bir devlet kurumu olan Diyanet İşleri, camilerin ve ilahiyat fakültelerinin bütün faaliyetlerini kontrol etmekle görevlidir. Diyanet görevlilerinin atamalarını yapmakta ve binalar inşa etmektedir. İmamlara ve ilahiyat profesörlerine maaş vermektedir. Belçika Devleti Adalet Bakanlığı'nın da kendi ülkesindeki bütün papaz ve Protestan din adamlarının maaşlarını doğrudan verdiğini söyleyerek buna itiraz edebiliriz. Ama bu papaz ve diğer din adamlarını piskoposlar özgürce seçiyor. Devletin dini kontrol ettiği Türkiye'deki laiklik ise ilginç bir laiklik.
Köktendinci taşkınlıkları engellemek için bir yöntem olduğu için buna sevinebilirdik. Ancak (30 yıl içerisinde askerlerin üç kez idareyi ele geçirdiği ülkede artık yerleşmiş olan) zor kullanma gereksinimi Türk laikliğinin, kanun çerçevesinde uygulandığı takdirde dini ifadenin özgür olduğu bir demokrasi laikliği olmadığının kanıtı değil midir? Bu konudan neden bahsetmeyelim ki? Bu dini suskunluk tam aksine bütün köktendincilikleri beslemez mi? Bir gerçeği görmezlikten gelince, şiddet şeklinde ortaya çıkar ya da totaliter bir rejimle buna karşılık verilir. Türklerin olduğu kadar çağımızın bütün insanlarının dini ihtiyaçlarının göze alınması ve onlara saygılı olunması, din ile siyasi iktidar arasındaki ilişkilerin barış içinde yaşaması için tek yoldur. Özgürlük iki taraf arasında saygıya dayanırsa, din ve siyasetin birbirinden korkmaları için hiçbir neden olmaz, ki bu Ankara ile İstanbul arasında yok gibi. Türkiye'de ve başka yerlerde laiklik konusundaki söylem dine gem vurma veya ondan kurtulma arzularına paravan olarak kullanılmamalı; zira bu, köktendinci muhalefeti azdırmaktan başka bir işe yaramaz.
İnanç ve aklın önemi
Bu, aynı zamanda toplum ile din arasındaki ilişkiler konusunda kulak verilmesi gereken bir derstir. Zira açık kalan soru şudur: Pozitif hukuk ve demokratik usuller liberal bir toplum içerisinde dayanışmayı ve birliği temin etmek için yeterli midir? Dinler olmadan var olabilirler mi? Başka bir deyişle aklın kendisi inanç olmadan var olabilir mi? İkisi için de cevap 'Hayır'dır. İnanç ve aklın karşılıklı saflaştırma süreçlerinden geçmeleri gerekiyor, filozof Jürgen Habermas ile o dönemde daha Kardinal olan Ratzinger arasında geçen olağanüstü diyaloğun da gösterdiği gibi.
Liberal bir toplumda, siyaset ve din her biri kendi dalında daha insani bir yaşamın inşa edilmesine katkıda bulunmak için özgür bir şekilde diyalog içinde olmaya çağrılıyorlarsa bu, kendi taşkınlıklarından korktuğu için dine gem vurulduğu bir toplumda daha da fazla olmalıdır. Türkiye'de ne toplum ne de din bu diyaloğun gerçekleşmesi için uygun ölçüyü bulamamıştır. Ankara'nın, bütün dini güçlerin özgür bir şekilde sivil toplumun bir parçası olduğu demokrasiye doğru giden yolu daha çok, ama çok uzundur. (Etudes dergisi yazıişleri müdürü, 2 Aralık 2005)

Alıntı ile Cevapla



  #2  

Le Monde: "Türkiye'de Din devlet kontrolünde"

09-02-09, 00:37

Gurthaur Gurthaur Çevrimdışı
Özel üye

YAHşuah (İsa Mesih): Rabbim değildir!
İnanç: Ateist
Kilise: YOK
Şehir: İzmir

Le Monde: "Türkiye'de Din devlet kontrolünde"

Yarım yamalak, tamamen bazı gerçekleri -özellikle darbelerle ilgili- göz ardı eden bir tutum. Ne yazık ki çoğulcu medyanın bizdeki yaklaşımının Fransız versiyonu.

Alıntı ile Cevapla



Bu konuya yeni cevap göndermek için buraya tıklayınız.

Bu konunun bulunduğu bölümde yeni konu açmak için buraya tıklayınız.



Le Monde: "Türkiye'de Din devlet kontrolünde" konusuna benzer konular;



Konu ile alakalı kelimeler
Yok






Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.


Nefret üzerine sevgi inşaa edilemez