Yahudiye kralı Hirodes zamanında, Abiya bölüğünden Zekeriya adında bir kâhin vardı. Harun'un soyundan olan karısının adı ise Elizabet'ti. Her ikisi de Tanrı'nın gözünde doğru kişilerdi, Rab'bin tüm buyruk ve kurallarına eksiksizce uyarlardı. Elizabet kısır olduğu için çocukları olmuyordu. Her ikisinin de yaşı ilerlemişti. (Luka 1:5-7)Luka daha sonra ise Zekeriya'nın kahinlik görevi esnasında yaşadığı olağanüstü deneyimi (tapınakta buhur sunarken bir melek tarafından ziyaret edilmesini) anlatır.
Zekeriya, hizmet sırasının kendi bölüğünde olduğu bir gün, Tanrı'nın önünde kâhinlik görevini yerine getiriyordu. Kâhinlik geleneği uyarınca Rab'bin tapınağına girip buhur yakma görevi kurayla ona verilmişti. Buhur yakma saatinde bütün halk topluluğu dışarıda dua ediyordu. Bu sırada, Rab'bin bir meleği buhur sunağının sağında dikilip Zekeriya'ya göründü. Zekeriya onu görünce şaşırdı, korkuya kapıldı. Melek ona, «Korkma, Zekeriya» dedi, «duan kabul edildi. Karın Elizabet sana bir oğul doğuracak, onun adını Yahya koyacaksın. Sevinip coşacaksın. Birçokları da onun doğumuna sevinecek. (Luka 1:8-14)Meleğin ziyaretinden ve Yuhanna'nın doğum müjdesinden sonra Zekeriya tapınaktan çıkıp halka ancak işaretlerle konuşmuştur; zira meleğin müjdesine inanmakta zorluk çektiği ve bir işaret beklediği için cezalandırılmış ve oğlunun doğumuna kadar dilsiz kalmıştır:
Melek ona şöyle karşılık verdi: «Ben Tanrı'nın huzurunda duran Cebrail'im. Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim. İşte, belirlenen zamanda yerine gelecek olan sözlerime inanmadığın için dilin tutulacak, bunların gerçekleşeceği güne dek konuşamayacaksın.» Zekeriya'yı bekleyen halk, onun tapınakta bu kadar uzun süre kalmasına şaştı. Zekeriya ise dışarı çıktığında onlarla konuşamadı. O zaman tapınakta bir görüm gördüğünü anladılar. Kendisi onlara işaretler yapıyor, ama konuşamıyordu.(Luka 1: 19-22)Temelde bu anlatıyı benimseyen Muhammed, onu ufak tefek değişikliklerle Kur'an'a kopyalamıştır. Ancak bu kopyalama sırasında öyküyü kısaltma yoluna gittiği için aşağıdaki garip anlatımı üretmiştir:
Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır. Hani o Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı. O şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım.” “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!” Allah şöyle dedi:) “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.” Zekeriyya, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?” (Vahiy meleği) dedi ki: “Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: “Bu bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.” Zekeriyya, “Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına)bir işaret ver”, dedi. Allah da, “Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır” dedi. Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara “Sabah akşam Allah’ı tespih edin” diye işaret etti. (Sure 19:2-11 Diyanet)Bu gerçekten de çok kötü ve anlaşılması güç bir anlatımdır. Kur'an'ı yazan kişi veya kişilerin yazılı anlatım konusunda son derece yeteneksiz ve tecrübesiz oldukları kesindir. Kur'an'ın Allah'ın kitabı olduğunu iddia eden Müslümanların bu iddialarını bir anlığına kabul edersek "Allah'tan gelen bir anlatım bile bu kadar kötüyse, Kur'an acaba insanlar tarafından yazılsaydı ne durumda olurdu?" diye merak etmemek mümkün değildir. Anlatımın anlaşılır olması için belli bir sırayı takip etmesi gerektiği ilkesiyle dalga geçercesine, Kur'an'ın yukarıdaki öyküsünde Zekeriya'nın durup dua ettiği yerin "mihrab" olduğunu (mescitlerde kıbleyi gösteren ve imamın durduğu yer) ancak hikayenin sonunda öğreniyoruz!
| Theophilos |
|
İSLAM'DA VAFTİZCİ YAHYA HRİSTİYAN İNANCINDA YUHANNA Vaftizci Yuhanna, Hristiyan inancında son derece önemli bir peygamberdir. Hristiyanlığın Yuhanna hakkındaki öğretilerini özetleyip sıralamak gerekirse: *Yuhanna, Mesih olan Yeshua'nın yolunu hazırlayan kişidir. Gelecek olan Mesih'e hazırlık kapsamında halkı günahlarından tövbe edip Ürdün Nehri'nde vaftiz olmaya çağıran Yuhanna'ya, vaftiz göreviyle bağlantılı olarak Vaftizci unvanı verilmiştir. *Yuhanna, Mesih'i Ürdün Nehri'nde vaftiz eden ve böylece O'nun İsrail halkına açınlanmasına aracılık eden öncü peygamberdir. *Yuhanna, Mesih tarafından "gelecek olan İlyas" şeklinde tanımlanmıştır. Böylece Yuhanna'nın gerek yaşam tarzı (kıyafetleri ve yedikleri) gerekse büyük ve önemli görevi sayesinde İlyas'a benzer olduğu vurgulanmıştır. İlyas peygamber, kral Ahab döneminde yaşamış ve yönetimin günahlarını eleştirdiği için öldürülmek istenmiştir. Kral Ahab'ın karısı putperest Jezebel, İlyas'ı öldürtmenin yollarını aramıştır. Vaftizci Yuhanna ise Kral Hirodes'in yönetiminde yaşamış ve onun Yasa'ya aykırı evliliğini eleştirdiği için yakalanıp hapse atılmıştır. Hirodes'in karısı, kocasına Yuhanna'yı öldürtmeye çalışmış ve yaptığı plan sayesinde Yuhanna'nın kafasını kestirmeyi başarmıştır. *Mesih'e göre, kadından doğanlar arasında (yani insanlar arasında) Yuhanna'dan üstünü yoktur. *Mesih, Yuhanna'nın Kutsal Yasa döneminin sonu olduğunu belirtmiştir. *Vaftizci Yuhanna, kısır bir anne (Elizabet) ve yaşlı bir babadan (kâhin Zekeriya) mucize eseri doğmuştur. Annesinin rahmindeyken, Rabbin annesinin sesini duyan Yuhanna, sevinçle kıpırdayıp Meryem'in rahmindeki kurtarıcıya ilk tanıklığını vermiştir. *Mesih'in öğrencilerinden birkaçı önce Yuhanna'nın öğrencisi olmuşlar ve onun tarafından Mesih'e yönlendirilmişlerdir. İSLAM'DA YAHYA İslam'da Zekeriya'nın oğluna Yuhanna yerine Yahya ismi verilmiştir ve Yuhanna hakkında Hristiyan inancında yer alan pek çok öğreti Kur'an tarafından onaylanmamıştır. Örneğin, Kur'an'da Yahya'nın vaftiz etme görevinden hiç söz edilmez. İlyas'ın göğe alındığı yolundaki öğretiden ve onun Rabbin büyük gününden önce Rabbin yolunu hazırlamak üzere geri gönderileceği yolundaki kehanetlerden habersiz görünen Kur'an'da Yahya ile İlyas arasında hiçbir bağlantı kurulmamıştır. (İşin ilginç yanı, Kur'an İlyas'ın İsrail'de peygamberlik görevinde bulunduğundan bile habersiz görünmektedir!) Kur'an'da Yahya'nın ölümü konusunda da bilgi verilmemiştir. Kur'an'daki anlatımlarda sadece Yahya'nın gelmiş geçmiş peygamberlerden biri olduğu ve kısır bir anne ile ihtiyar bir babadan mucize eseri doğduğu öğretilir. Burada vurgulanması gereken konu, Kur'an'da Yahya'nın her zaman Mesih ile birlikte anılmasıdır. Bu da bize Muhammed bin Abdullah'ın, Yahya konusundaki bilgileri Hristiyanlardan ve Hristiyanlık hakkındaki metinlerden aldığını göstermektedir. Başka bir deyişle, Vaftizci Yuhanna ile Mesih arasındaki bağlantıyı Kur'an anlatımlarında koruyup tekrarlayan Muhammed, özellikle Luka İncili'nde kaydedilen anlatımdan etkilenmiş ve Yuhanna'nın doğumu ile Mesih'in doğumu arasında paralellik kurmuştur. İşte bu sebeple Kur'an'da Yahya hakkındaki ilk kıssa bile (19. Surede) onun mucizevi doğumuyla ilgili olup Meryem'in kıssasından hemen önce anlatılmıştır. 19. SUREDE YAHYA Kur'an'ın 19. Suresinde Yahya'nın mucizevi doğumunun öyküsü anlatılmıştır ve bu anlatım Luka İncili'ndeki anlatımla temelde çok büyük benzerlikler içerir. Elbette, Muhammed'in isteğiyle öyküde kısaltmaya gidildiği için anlatımda bir takım tuhaflıkların ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur. Luka İncili'nin birinci bölümündeki anlaşılır ve detaylı anlatımın tersine Kur'an'ın 19 .Suresinde son derece kısa ve bağlamsal kopukluklar sonucunda anlaşılması güçleşmiş bir öykü mevcuttur. Örneğin, İncilci Luka, Yuhanna'nın babasının tapınakta görevli bir kâhin olduğunu ve karısının kısırlığı yüzünden çocuk sahibi olamadığını belirtmiştir. Yahudiye kralı Hirodes zamanında, Abiya bölüğünden Zekeriya adında bir kâhin vardı. Harun'un soyundan olan karısının adı ise Elizabet'ti. Her ikisi de Tanrı'nın gözünde doğru kişilerdi, Rab'bin tüm buyruk ve kurallarına eksiksizce uyarlardı. Elizabet kısır olduğu için çocukları olmuyordu. Her ikisinin de yaşı ilerlemişti. (Luka 1:5-7)Luka daha sonra ise Zekeriya'nın kahinlik görevi esnasında yaşadığı olağanüstü deneyimi (tapınakta buhur sunarken bir melek tarafından ziyaret edilmesini) anlatır. Zekeriya, hizmet sırasının kendi bölüğünde olduğu bir gün, Tanrı'nın önünde kâhinlik görevini yerine getiriyordu. Kâhinlik geleneği uyarınca Rab'bin tapınağına girip buhur yakma görevi kurayla ona verilmişti. Buhur yakma saatinde bütün halk topluluğu dışarıda dua ediyordu. Bu sırada, Rab'bin bir meleği buhur sunağının sağında dikilip Zekeriya'ya göründü. Zekeriya onu görünce şaşırdı, korkuya kapıldı. Melek ona, «Korkma, Zekeriya» dedi, «duan kabul edildi. Karın Elizabet sana bir oğul doğuracak, onun adını Yahya koyacaksın. Sevinip coşacaksın. Birçokları da onun doğumuna sevinecek. (Luka 1:8-14)Meleğin ziyaretinden ve Yuhanna'nın doğum müjdesinden sonra Zekeriya tapınaktan çıkıp halka ancak işaretlerle konuşmuştur; zira meleğin müjdesine inanmakta zorluk çektiği ve bir işaret beklediği için cezalandırılmış ve oğlunun doğumuna kadar dilsiz kalmıştır: Melek ona şöyle karşılık verdi: «Ben Tanrı'nın huzurunda duran Cebrail'im. Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim. İşte, belirlenen zamanda yerine gelecek olan sözlerime inanmadığın için dilin tutulacak, bunların gerçekleşeceği güne dek konuşamayacaksın.» Zekeriya'yı bekleyen halk, onun tapınakta bu kadar uzun süre kalmasına şaştı. Zekeriya ise dışarı çıktığında onlarla konuşamadı. O zaman tapınakta bir görüm gördüğünü anladılar. Kendisi onlara işaretler yapıyor, ama konuşamıyordu.(Luka 1: 19-22)Temelde bu anlatıyı benimseyen Muhammed, onu ufak tefek değişikliklerle Kur'an'a kopyalamıştır. Ancak bu kopyalama sırasında öyküyü kısaltma yoluna gittiği için aşağıdaki garip anlatımı üretmiştir: Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır. Hani o Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı. O şöyle demişti: �Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım.� �Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!� Allah şöyle dedi:) �Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.� Zekeriyya, �Rabbim!� �Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?� (Vahiy meleği) dedi ki: �Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: �Bu bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.� Zekeriyya, �Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına)bir işaret ver�, dedi. Allah da, �Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır� dedi. Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara �Sabah akşam Allah�ı tespih edin� diye işaret etti. (Sure 19:2-11 Diyanet)Bu gerçekten de çok kötü ve anlaşılması güç bir anlatımdır. Kur'an'ı yazan kişi veya kişilerin yazılı anlatım konusunda son derece yeteneksiz ve tecrübesiz oldukları kesindir. Kur'an'ın Allah'ın kitabı olduğunu iddia eden Müslümanların bu iddialarını bir anlığına kabul edersek "Allah'tan gelen bir anlatım bile bu kadar kötüyse, Kur'an acaba insanlar tarafından yazılsaydı ne durumda olurdu?" diye meral etmemek mümkün değildir. Anlatımın anlaşılır olması için belli bir sırayı takip etmesi gerektiği ilkesiyle dalga geçercesine, Kur'an'ın yukarıdaki öyküsünde Zekeriya'nın durup dua ettiği yerin "mihrab" olduğunu (mescitlerde kıbleyi gösteren ve imamın durduğu yer) ancak hikayenin sonunda öğreniyoruz! Dahası, Allah tarafından anlatıldığı iddia edilen bu öyküde Zekeriya önce çocuk dilemek için dua etmiş ve hemen ardından Yahya'nın doğum müjdesini almıştır. Hikayenin sonundaki ayetten Zekeriya'nın bu olay esnasında hep mihrab denilen yerde durup dua ettiğini anlıyoruz. Bunun sonucunda da Zekeriya'nın çocuk dilemesi ile Yahya'nın doğumunun müjdelenmesinin aynı anda gerçekleştiği izlenimi oluşmaktadır. İşte bu sebeple Zekeriya'nın Allah ile yaptığı konuşmada araya melek girmekte ve Zekeriya meleğe "Rabbim" diye hitap etmektedir! En ilginç nokta ise, bu öyküde Zekeriya "karısının kısır ve kendisinin de çok yaşlı olduğunu" belirterek dua ettiği ve bir erkek evlat istediği halde, isteğinin kabul edildiğinin bildirilmesi üzerine "karısının kısır ve kendisinin çok yaşlı olduğunu" bir kez daha belirterek bu çocuğun nasıl doğacağını sormuştur! Nedense Allah da Zekeriya'ya "Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Bu sorunların olduğunu bilerek çocuk istedin; demek ki benim sana sorunlarına rağmen bir çocuk verebileceğimden emindin. Şimdi ne oldu da değiştin?" dememiştir. Yine hatırlatalım, anlatımdaki bu problem Zekeriya'nın çocuk sahibi olma isteğine yönelik daha önceki duasının Kur'an'da yanlışlıkla meleğin müjdesinin anlatımına eklenmesiyle oluşmuştur. Bu tuhaf ve hatalı anlatımda Zekeriya'nın niçin mihrapda bulunduğu ve onun duası esnasında halkın neden dışarıda beklediği sorularına da yanıt verilmemektedir. Zekeriya, çocuk sahibi olamadığı için, mescide girip oturma ve dua eylemi mi yapmıştır? Allah kendisine bir çocuk vermediği için protesto amacıyla Mescidi işgal mi etmiştir? Yoksa Yahudi ibadet yerleri tek kişilik kulübe biçiminde midir? Bu tür soruları çoğaltmak mümkündür. Çarpıcı gerçek ise bu Sureyi düzenleyen kişinin çok önemli açıklamaları atlayıp hikayeyi anlamsız ve belirsiz kıldığıdır. devam edecek.... |
| moderator1 |
|
Çok iyi bir nokta yakalamışsınız sevgili Theophilos! Yazınıza yardımcı bir ek olarak; http://www.hristiyanforum.com/forum/...hannadir-t4555 |
Nasıl Hristiyan Olunur? Hristiyan olmak için neler yapmalısınız? sorularına cevaplar için...
Tüm mezheplerden, tüm etnik kökenlerden, tüm teolojilerden hristiyanlar için haberler, tanıtımlar, duyurular ve arşiv.
Tüm mezheplerden, tüm teolojilerden hristiyanlık hakkında makaleler, kitaplar içinde araştırmalar için arama motoru...