BU HAFTAKİ OKUMA - VAAZ : 14/03/2010 - KAREM DEVRESİ - 4. Pazar konusu
261 kez okundu,
0 kez cevaplandı. En son mesaj
Katolikmoderator tarafından gönderildi.
BU HAFTAKİ OKUMA - VAAZ : 14/03/2010 - KAREM DEVRESİ - 4. Pazar konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız
Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

16-03-10, 01:31
Katolikmoderator
14/03/2010 - KAREM DEVRESİ - 4. Pazar Günü - C
Bir adamın iki oğlu vardı.
Lk. 15,1-3.11-32 İsa, «Bir adamın iki oğlu varmış» dedi. «Bunlardan küçüğü babasına, `Baba' demiş, `malından payıma düşeni ver bana.' Baba da servetini iki oğlu arasında paylaştırmış.
«Bundan birkaç gün sonra küçük oğul her şeyini toplayıp uzak bir ülkeye gitmiş. Orada sefahat içinde bir yaşam sürerek varını yoğunu çarçur etmiş. Delikanlı her şeyini harcadıktan sonra, o ülkede şiddetli bir kıtlık baş göstermiş ve o da yokluk çekmeye başlamış. Bunun üzerine gidip o ülkenin vatandaşlarından birinin hizmetine girmiş. Adam onu, domuz gütmek üzere otlaklarına yollamış. Delikanlı, domuzların yediği keçiboynuzlarıyla karnını doyurmaya can atıyormuş. Ama hiç kimse ona bir şey vermemiş.
«Aklı başına gelince şöyle demiş: `Babamın nice işçisinin fazlasıyla yiyeceği var, bense burada açlıktan ölüyorum. Kalkıp babamın yanına döneceğim ve ona, Baba diyeceğim, Tanrı'ya ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim. Beni işçilerinden biri gibi kabul et.'
«Böylece kalkıp babasının yanına dönmüş. Kendisi daha uzaktayken babası onu görmüş, ona acımış, koşup boynuna sarılmış ve onu öpmüş. Oğlu ona, `Baba' demiş, `Tanrı'ya[ ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim.'
«Babası ise kölelerine, `Çabuk, en iyi kaftanı getirip ona giydirin!' demiş. `Parmağına bir yüzük takın, ayaklarına çarık giydirin! Besili danayı getirip kesin, yiyelim ve eğlenelim. Çünkü benim bu oğlum ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu.' Böylece eğlenmeye başlamışlar.
«Babanın büyük oğlu ise tarladaymış. Gelip eve yaklaştığında çalgı ve oyun seslerini duymuş. Uşaklardan birini yanına çağırıp, `Ne oluyor?' diye sormuş.
«O da ona, `Kardeşin geldi, baban da ona sağ salim kavuştuğu için besili danayı kesti' demiş.
«Büyük oğul öfkelenmiş, içeri girmek istememiş. Babası dışarı çıkıp ona yalvarmış. Ama o, babasına şöyle cevap vermiş: `Bak, bunca yıl senin için köle gibi çalıştım, hiçbir zaman buyruğundan çıkmadım. Ne var ki sen bana, arkadaşlarımla eğleneyim diye hiçbir zaman bir oğlak bile vermedin. Oysa senin malını fahişelerle yiyen şu oğlun eve dönünce, onun için besili danayı kestin.'
«Babası ona, `Oğlum, sen her zaman benim yanımdasın, neyim varsa senindir' demiş. `Ama sevinip eğlenmek gerekiyordu. Çünkü bu kardeşin ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu!'»
Kardeşin ölmüştü, yaşama döndü
İsa’nın, pek hoş olmayan ilişkileri vardı. Kötü yaşamlı insanlarla, günahkârlar, vergi memurlarıyla konuşmakla yetinmiyordu, onlarla yemek yiyordu. Kendinizi, kurallara uygun yaşayan o zamanki insanların yerine koyunuz. Onların için önemli olan din kurallarına kesinlikle uygun olarak davranmaktı. Eğer bizim için de, din bir gereklilikler listesine indirgendiyse, onları anlamamız kolay olur. İsa’nın zamanındaki Din Bilginleri ve Ferisiler için olduğu gibi bu insanın davranışları bizi şaşırtırdı. Bizim de, onların gibi, ilişki kurulmaz insanlar vardır.
Bu davranışını açığa kavuşturmak için İsa üç benzetme anlatacak. Bugün üçüncüsünü "Kaybolan Oğlun" benzetmesini dinledik. Gerçi adının "Kaybolan Oğlun Babasının benzetmesi" diye adlandırılması gerekirdi. Çünkü anlatılan bu benzetmenin en önemli karakteri oğul değil, babadır ve oğullarının babaları hakkındaki düşünceleri tamamıyla yanlıştı.
Bunun için, babaları hakkındaki görüşlerinin nasıl yanlış olduğunu incelememiz gerekir. Sonra da İsa’nın bize verdiği Allah imajının ne kadar aydınlatıcı olduğunu göreceğiz. Çünkü kuşkusuz bize İsa’nın anlattığı bu baba, Allah’tır. Her birimizin O’nun hakkından yanlış düşüncelerimiz olan ve yalnız İsa’nın, yaşamı ve öğretisiyle bize anlatmaya geldiği, Allah.
İki oğul ve Allah hakkında edindiğimiz yanlış görüşlerin arasından ikisi. En genci için baba, kendi yaşamını yaşamasına engel olandır. Vesayetinden kurtulmaya çabalıyor. Babası ona yaşam verdi, onu büyüttü, fakat şimdi otoritesini kaldıramıyor. Ondan kurtulması ve kendi yaşamını yaşaması gerekiyor… Tabi ki babasının parasıyla: babasından kalacak mirasını onun ölümünden önce istiyor. Ne yüzsüzlük! Bu zenginliğin, babasının çalışmasının semeresi olduğunu görmezden geliyor, kesin özgür olabilmesi için onun üzerine hak ileri sürüyor.
Büyük oğlanın görüşü farklıdır, fakat daha iyi değildir. Babası, kölesi olduğu bir patrondur. Sana hizmet ettim, sana itaat ettim : "Bak, bunca yıl senin için köle gibi çalıştım, hiçbir zaman buyruğundan çıkmadım". Kendi babasını, ilişkilerinde hiçbir duygululuk olmayan, sadece itaat ilişkileri olan, kolay tatmin olmaz bir işveren gibi görmek, ne biçim anlayıştır.
Böyle aileler olmuştur ve vardır kuşkusuz: babanın ailede kesin otoritesi olduğu zamanlar vardı ve belki bugün de vardır. Fakat İsa’nın bize açıkladığı Baba ile hiçbir alakası yoktur. İsa’nın bize açıkladığı Baba’nın imajı bu iki oğlun zihnindeki imajdan tamamıyla farklıdır.
Benzetmeyi tekrar okuyalım. Babanın böyle otoriter bir baba olmadığını görüyoruz. Tam tersine hiç karşı gelmiyor. Mallarını paylaşıyor ve küçük oğluna payını veriyor. Baba, onun gitmesine hiç engel olmuyor. Yıllar geçiyor ve baba bekliyor. Anlatı, "kendisi daha uzaktayken babası onu görmüş, ona acımış, koşup boynuna sarılmış ve onu öpmüş", diyor. Bu çocuk, pişman olduğu için değil, babası onu işe alsın diye eve döndü. Ve hâlâ anlamış değildir: Baba, sağa sola koşuyor, eğlence düzenliyor. Büyük oğlunun yanına koşuyor, onu da sevinmeye davet ediyor.
Kimdir Mesih İsa’nın Allah’ı? Onu bize daha önce anlatmıştı: kaybolan kuzuyu aramaya koşan çobandır, bir parasını kaybeden ve onu bulmak içim evini alt üst eden ev kadınıdır. Eski Antlaşmada da, Allah Baba olarak biliniyordu. Fakat İsa’nın tanıttığı Baba bambaşka bir babadır. Bizimle beklenmedik bir şekilde davranıyor. Hiçbir şeyi bize dayatmıyor. Bizi tamamıyla özgür bırakıyor. Bize verdiği armağanları gerini almıyor: bizi bekliyor, bizi umuyor ve ona yönelik her adım attığımızda, bizi karşılıyor ve seviniyor, hatta oynuyor. Ona sadık kalırsak bizim iyiliğimiz içindir : "nesi varsa bizimdir". Her şey karşılıksız, her şey lütuftur.
"Benim olan her şey senindir, seninkiler de benimdir. Ben onlarda yüceltildim". Bu sözlerle İsa, Babası ile yaşadığı birliğin sevincini göstermek ister gibidir. Baba’nın Oğul ile birliği bizim çözemeyeceğimiz bir gizemdir, bir sevgi gizemidir. Bunu bize açıklamak için İsa anlaşılır sözler kullanmaktadır: benim olan her şey senin, senin olan her şey, benim, diyor. Bizler de aramızda "bu benim" demediğimizde birlik yaşıyoruz: çünkü bu, genelde yüreklerimizde olan ve bizi birbirimizden ayıran egoizm ruhu ile hareket etmediğimizi gösterir. İsa’nın Baba ile olan birliği, bizim de katıldığımız bir gerçektir. İsa bu bildirimi yaparak daha önce dediğini açıklamaktadır, yani şakirtler Baba’ya aittirler, ama O’na verilmişlerdir. O halde O’na ait olmalarına rağmen, Baba’nındırlar: bizler de kendimizi İsa’nın şakirtleri veya Baba’nın evlatları olarak tanıtırken fark görmemekteyiz. Aralarında kıskançlık yoktur: Baba, İsa’yı dinlememizden mutludur, İsa da Baba’ya tapmamızdan mutludur.
İsa, Baba’dan yüceltilmeyi istemişti: şimdi şakirtleri düşünerek "onlarda" yüceltildiğini belirtiyor. Şakirtlerin yaşamı O’nun için yüceliktir, şandır. Onlar, İsa’nın sevgisinin ve ilahiliğinin tamlığının gözüktüğü "yerdir". Bu kendini göstermesi ne şekilde olabilir? İsa bunu bize bu duasının sonraki satırlarında söyleyecektir. O’nu yücelten en önemli şey şakirtlerinin aralarındaki birliktir, yani O’nun yeni emrini yaşamalarıdır. Ne zaman ki sen birini İsa için seviyorsun veya sevilmeyi kabul ediyorsun, ne zaman ki birini O’nun için affediyorsun ve haçını O’nun sevgisi için taşıyorsun, o zaman sen O’nun Ruhunu alıyorsun ve O’nun yaşamını yaşıyorsun. O zaman da O’nu yüceltiyorsun, senin yaşamın O’nun şanı oluyor çünkü yaşamın Allah’ın Oğlu’nun yaşamının bir yönünü göstermiş oluyor. İsa’nın şanı olduğumuzu bilmek bizim için teselli edicidir. Bundan daha büyük bir sevinç olabileceğini düşünemiyorum, öyle derin bir sevinçtir ki, onun sayesinde denenmelerde ve acılarda cesur ve sabırlı olabiliriz ve karşımıza çıkan olaylarda güçlü olup, İsa’ya tanıklık yapabiliriz.
İsrailliler vaat edilmiş topraklara vardıktan ve ilk Paskalya’yı kutladıktan sonra artık gökten düşen "manı" almıyorlar ve sonunda vardıkları yerin ürünü ile beslenmeye başlıyorlar. Bu tarihlerinin önemli bir anıdır. Sanki artık doğrudan Tanrı tarafından desteklenmiyorlar ve kendi ihtiyaçlarını işleriyle tedarik etmeleri gerektiği, gözükmektedir. Bu önemli bir değişikliktir: onlar o topraktan sorumlu olduklarını ve yaşamaları için gerekli meyveleri alabilmeleri için yorulmaya başlamaları gerektiğini anlıyorlar. Diğer taraftan çok arzuladıkları bir andır çünkü hürriyete kavuşmuşlardır. Artık kendi evlerindeler, oradaki her şeyi kullanıp, her şeyden faydalanabilirler.
Kutsal Yazıların bu bölümü "kaybolan oğul" benzetmesine giriş yapmaktadır. Bu oğul da uzun bir ayrılıştan sonra evine tekrar dönmektedir. Evden uzak olduğunda acı ve yalnızlık hissetmişti, açlık çekmişti, sadece ekmekten değil, sevgi, ahenk, kardeşlikten yoksun kalmıştı. Evden uzakken karar verme ve seçme imkânını da kaybetmişti, o kadar ki kendini egoist ve sadece parayı düşünen kişilerin kölesi hissetmişti, hatta olmuştu. Eve dönmek için kendi kendine düşündüğünde kopardığı bağları yeniden kurması gerektiğini anladı. Hür yaşamak isterken yaşam kaynağını terk etmişti, babası ve dolayısıyla kardeşi, babanın hizmetkârları ile ilişkilerini bozmuştu. Yalnız kalmıştı, sadece küçük bir miktar parası vardı ve bundan hürriyetinin zevki alacağını ümit ederek, ona sıkıca tutunuyordu. Ancak para hemen ondan, kendi sevme kabiliyetinden vazgeçmesini istedi. Gerçekten de para, zevk satın alabilme imkânı vererek sadece hayal kırıklığına uğratır.
Sonunda fakir kaldığında yoksulluk yüzünden mecbur olarak, o oğul aklı başına geliyor ve baba ve aile ile birlikte olup aynı ekmeyi paylaşmanın, ahenk içersinde yaşamanın ne kadar güzel olduğunu hatırlar. Geriye dönebilmek için yaptığından pişman olur ve af dilemeye karar verir: affı kuşkusuz babasından, ama aynı zamanda Gökten, yani Tanrı’dan da af dilemesi gerekir. Nitekim insanları sevmeyi ret ederek o, Tanrı’nın kendisini de ret etmiştir. Herkes, dinsizler bile, insanlarla tekrar barışabilmek için önce Tanrı ile barışmaları gerekir. Yaşamın kaynağı Tanrı’dır ve gerçek Baba da O’dur, kardeşlerimizi de veren, yine O’dur!
Her barışma sadece Tanrı ile barışma olduğunda, gerçektir ve yeniden birliği kurabilir. Bunun için bugün aziz Pavlus bizleri güçle şuna davet eder: "Tanrı ile barışın!". Bu barışma mümkündür çünkü İsa bizim için ölüp dirildi ve çünkü Kilise’ye "barıştırma görevi" verildi.İsa, kendisini Baba’ya tam bir itaat ve tam bir sevgi ile sunduğunda, Baba tüm insanlığın O’na döndüğünü gördü. İsa, Onunla birlik olan herkes için affı elde etti. O halde "Tanrı ile barışın!" şu anlama gelmektedir: "Tanrı’nın Oğlunu yaşamınıza kabul edin",İsa’yı kabul edin! Onunla birlik içersinde olduğumuzda Baba’nın hoşuna gitmekteyiz, geçmiş yaşamımızda günaha yer vermiş olsak da. İsa ile birlik içersinde olduğumuzda hem Baba’ya alçakgönüllülükle döneriz, hem de bizden daha fazla uzaklaşmış kardeşlerimizi de sevinçle kabul etmeye hazır oluruz. İsa benzetmesinde daha sadık olup da sadıksız kardeşlerini yargılayanlar için de konuşur. Onlar da yüreklerinde "kardeşlerimizin Suçlayıcısı"na, yani herkesi mahvetmek isteyenşeytana yer vermişlerdir. Yargılayanlar gerçekten de Baba’dan çok uzaktalar dır, o kadar ki O’na karşı konuşuyor ve sevinmeye çağrısını ret ediyorlar. Hepimiz "günahkâr" olma tehlikesi ile karşı karşıyayız ve affa ihtiyacımız vardır. O halde aziz Pavlus’un daveti hepimiz içindir: "Tanrı ile barışın!".
D u a
Baba, Sana karşı
Ve yalnız Sana karşı günah işledim
Oğlun olamaya layık değilim,
İşçin olmaya bile layık değilim.
Ya RAB, kendi gücümüzle yaşadık
Ve senden vazgeçtik.
Bize yabancı oldun
Ve Sana dönmeye cesaret edemiyoruz.
Oysa Sana dönmemiz için
En küçük hamlemizi sezmen yeter,
Uzaktan bile
Bize doğru koşarsın.
Sensin, bizimle barışmaya koşan,
Ellerini uzatan,
Boynumuza asılan, Sensin.
Bize bakıyorsun
Ve bakışın bizi paklıyor, değiştiriyor.
Biz ne kadar sefiliz,
Fakat Yüreğin o kadar büyüktür
Ve bizi öyle çok seviyorsun ki.
Baba, Merhametin adaletini aşıyor
Sevgine her türlü direnci
Bizde eritiyorsun.
Bize öyle yeniden buluşmalara
Hak veren suç, ne mutlu sana!
Yaşamımın her gününde
Seni öveceğim, ya RAB!
BU HAFTAKİ OKUMA - VAAZ : 14/03/2010 - KAREM DEVRESİ - 4. Pazar
"Kulak ver, ey İsrail! SHEMA ISRAEL
Yahve Tanrımız'dır, O tektir.
Tanrınız Yahve'yi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz."
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
BU HAFTAKİ OKUMA - VAAZ : 14/03/2010 - KAREM DEVRESİ - 4. Pazar
BU HAFTAKİ OKUMA - VAAZ : 14/03/2010 - KAREM DEVRESİ - 4. Pazar konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.
Türkçe olarak, Türkiye
Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh vaftiz iman dua ibadet inanç ruhsal papaz rahip peder papa patrik pastör presbiter katolik ortodoks protestan anglikan luteryen presbiteryen
Hristiyan olmak,
Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler,
Hristiyanlık ve
İncil ile ilgilenenler için bilgiler, chat,
sohbet,
bedava incil