İnsani Kötülük

İnsani Kötülük hristiyanlık incil isa mesih tevrat zebur | HRİSTİYAN FORUM  > Hristiyanlık İnancında Temel Kavramlar > Katoliklik : İnsani Kötülük konusu 244 kez okundu, 0 kez cevaplandı. En son mesaj Katolikmoderator tarafından gönderildi. İnsani Kötülük İçimizde kök salmış gururun en belirgin işareti yeterince alçakgönüllü olduğumuzu kastettiğimizdir . Seven kişi sevgilisine acı veriyorsa – geçmiş bölümdeki örneklerde olduğu gibi – bunun tek bir mazereti olabilir bu da sevgiliyi tamamen sevgiye değer kılma çabasıdır. Biz insanlar için böyle büyük çapta, böyle bir değişime neden ihtiyaç duyulacaktı. Hıristiyanlığın cevabı – ki biz özgür irademizi çok kötü olmak için kullandık – bu kadar çok bilindik ki neredeyse hiç anmaya bile gerek yok. Fakat bu öğretiyi çağdaş insanların ve çağdaş Hıristiyanların kafalarında yaşatmak çok zordur. Havariler vaaz verirken, uluslardan olan (putperestler) dinleyiciler zaten ilahi öfkeye layık olduklarının bilincindeydiler. Bu bilinci tatmin etmek için, putperest Misteriyenler (gizemler) vardı; epiküriyen... İnsani Kötülük

Geçersiz email adresi kullanan üyelikler, forum sistemi tarafından, otomatik olarak iptal edilir. Üyelik hesabı iptal edilmiş veya şifresini unutmuş üyeler buradan iletişime geçebilirler.

HRİSTİYAN FORUM GİRİŞ
(Kullanıcı adınız)
(Şifreniz)



HEMEN ÜYE OLUN! Üyelerle sohbet etmek, etkinlik duyurularından haberdar olmak, forumda yazışabilmek için sitemize üye olmanız gerekmektedir.


İnsani Kötülük konusu 244 kez okundu, 0 kez cevaplandı. En son mesaj Katolikmoderator tarafından gönderildi.

İnsani Kötülük konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olunuz.


İnsani Kötülük hristiyanlık incil isa tevrat zebur16-03-10, 01:43
İnsani Kötülük
Katolikmoderator



İçimizde kök salmış gururun en belirgin işareti yeterince alçakgönüllü olduğumuzu kastettiğimizdir .

Seven kişi sevgilisine acı veriyorsa – geçmiş bölümdeki örneklerde olduğu gibi – bunun tek bir mazereti olabilir bu da sevgiliyi tamamen sevgiye değer kılma çabasıdır. Biz insanlar için böyle büyük çapta, böyle bir değişime neden ihtiyaç duyulacaktı. Hıristiyanlığın cevabı – ki biz özgür irademizi çok kötü olmak için kullandık – bu kadar çok bilindik ki neredeyse hiç anmaya bile gerek yok. Fakat bu öğretiyi çağdaş insanların ve çağdaş Hıristiyanların kafalarında yaşatmak çok zordur. Havariler vaaz verirken, uluslardan olan (putperestler) dinleyiciler zaten ilahi öfkeye layık olduklarının bilincindeydiler. Bu bilinci tatmin etmek için, putperest Misteriyenler (gizemler) vardı; epiküriyen felsefesi insanı ,ebedi ceza korkusundan kurtarmak için hak iddia etti. Bu temele dayanarak İncil gerçekten bir müjde olarak algılanabildi. İncil, kendi ölümcül hastalığını bilen insanlara şifanın varlığı haberini verdi.
Fakat artık her şey değişti. Bugün Hıristiyanlık, terapi için ilgi bekleyemez, önce bir teşhis konmalıdır ve bu teşhis esasen çok kötü bir haberdir. Bu ilgi beklentisizliğinin başlıca iki nedeni vardır. – Birincisi, yaklaşık bir yüzyıldan beri tek bir meziyet üzerinde yoğunlaşmış durumdayız: ‘iyilik’ veya ‘merhamet’. Öyle ki ‘merhamet’ten başka iyilik, vahşetten başka kötülük yok diye kabullenmişizdir çoğumuz. Ahlakın gelişiminde böyle bir dar görüşlülük olağanüstü bir şey değil; başka çağların da tercih edilen meziyetleri ve tuhaf anlayışsızlıkları vardı. Varsın bir meziyet öbürlerinin sırtından geçinsin, o zaman gerçekten merhametten başka bir meziyetin daha çok hakkı yok – her Hıristiyan nefret ile vahşete yönelik her gizli propagandayı reddetmelidir, öyle ki bu tür propagandalar merhamete ‘insanlık saçmalığı’ ve ‘santimantalite’ gibi başka adlar vererek merhameti dünya üzerinden silmeyi düşünüyorlar.
Çetin olan, merhamet öyle bir sıfat ki uğursuz bir rahatlıkla tatminsiz bir neden ile bile benimseyebiliyoruz. İnsanın kendisini kızdıran bir şey yoksa, o anda herkes merhamet duyuyor. Böylece bir insan, gerçekten hiçbir zaman başkası için en küçük fedakarlık bile yapmamış olduğu halde ‘ben iyi birisiyim’ ve ‘karıncayı bile incitmem’ diyerek kötü adetlerin üzerinde durmayıp bununla kendini rahatlatıyor. Biz merhametli olmayı düşünüyoruz, halbuki yalnızca rahat durumdayız; bu nedenle özdenetimli, iffetli veya alçakgönüllü olduğumuzu düşünmek bize bu kadar kolay gelmiyor.
İkinci neden, psikanalizin kamuoyuna etkisidir, özellikle bilinç altına itme ve ket vurma öğretileridir. Bu öğretinin gerçek manası ne olursa olsun: çoğu insanda oluşan fikir şudur ki bir şeyden dolayı utanç duymak tehlikeli ve zarar vericidir. Tabiatın kendisi ve neredeyse bütün insanlığın gelenekleri bunu korkaklık, iffetsizlik yanlışlık ve kıskançlık ile bağladığı o çekingenliği ve o gizlilik arzusunu yenmek için çabaladık. ‘Her şeyi serbestçe konuşmaya’ davet ediliyoruz – fakat hiç de kendimizi alçaltmak için değil, aksine bazı ‘şeylerin’ olağan olduğundan ve bizim bunlardan dolayı utanç duymamız gerekmediğindendir.
Halbuki utanç anında duyduğumuz vicdan azabı kesinlikle doğru olmalıdır – yoksa Hıristiyanlık tamamen yanlış olurdu. Putperest toplumlar bile genellikle ‘utançsızlığı’ en düşük nokta saydı. Utancı yok etme denemesiyle insan ruhunun bir koruma duvarını çökertiyoruz. Akla aykırı bir şekilde yaptığımızla coşuyoruz – tıpkı Truvalıların duvarlarını çökertip atı şehir içine çektiklerinde duydukları coşku gibi. Olabildiğince çabuk duvarları yeniden inşa etmekten başka bir alternatif bana göre yoktur. İkiyüzlülüğü yok etmek için ikiyüzlülüğün teşvikini (utanç) yok etme isteği çılgınlıktır. Artık hiç utanç duymayacak kadar alçalmış kişilerin açık sözlülüğü çok ucuz bir açık sözlülüktür.
Günahın eski manasının yeniden bulunuşu Hıristiyanlık için önemlidir. Mesih İsa için şüphesiz insan günahkardır. İnsanlığı kurtarmaya geldiği dünyaya ait olmamıza rağmen İsa’nın fikrini gerçekten doğru bulmadıkça, onun sözlerini yönelttiği dinleyicileri sayılamayız. Kastettiği şeyi anlamak için ilk şarttan yoksunuz. Ve bu şarttan – günahkar bilinci – yoksun insanlar Hıristiyan olmaya çalışıyorsa neredeyse otomatik olarak Allah’a karşı bir tür öfke oluşur, öyle ki Allah her zaman imkansız olanı emrediyor ve her zaman anlaşılamayan bir şeylere öfkeleniyor. Ölüm döşeğinde papazın pişmanlık çağrısına ‘O’na ne yapmışım’ cevabını veren çiftçiye çoğumuz zaman zaman gizlice sempati duyuyoruz.
Can alıcı nokta budur! Allah’a karşı yaptığımız en kötü şey onu kendi haline bırakmamızdır – neden o bize bir lütufta bulunup aynı şey yapmıyor? Neden yaşamak ve yaşatmak değil (kendi haline bırakmak)? Neden tüm varlıklar arasında tek onun mesleği ‘öfkeli’ olmaktır? Halbuki kendisi için iyi olmak bu kadar kolay ki!
Bir insanın kendini gerçekten suçlu hissettiği an çok nadirdir, Allah’a tüm küfürler hemen yok oluyor. Bizim duygumuz şöyle olabilir ‘insanın zayıflığından kaynaklı bir çok şey affedilebilir ancak biri hariç: yaptığımız fakat arkadaşlarımızın hiç birinin yapamayacağı kadar adi ve iğrenç eylem, öyle ki X gibi küçük ve kurnaz bir herif bile bundan utanç duyardı ve biz ne pahasına olursa olsun bunun kesinlikle kamuoyuna yansıtılmasını istemeyiz.’ Öyle anlarda gerçekten biliyoruz ki bu tür eylemde kendini gösteren karakterimiz, varsa insan üstü varlıklar ve bütün iyi insanlar için nefrete değerdir ve nefrete değer olmalıdır. ‘Buna’ amansız bir nefret ile bakmayan bir tanrı iyi olmazdı. Böyle bir tanrıyı kendimiz için isteyemiyoruz bile. Bu, bütün dünyadaki burunları yok edip yeni biçilmiş kuru otun, denizin ve gülün kokusundan mahrum kalmayı nefesinin kokmasına bağlamak gibi bir şeydir.
Yalnız kötü olduğumuzu söyledikçe, Allah’ın öfkesi barbar bir öğreti gözüküyor; kendi kötülüğümüzü algıladıkça, kaçınılmaz bir şey, Allah’ın iyiliğinin doğal gölge olayı gözüküyor. Bu nedenle Hıristiyan imanının gerçek bir anlayışı için tarif edildiği anda bize geldiği anlayış her zaman yeniden canlandırılmalıdır; gerçekten affedilmez kötülük her zaman yeni olan maskeler arkasında aranmalıdır.
Bu tabi ki yeni bir öğreti değildir. Bu metin için özel bir mükemmellik hedef tutulmuyor. Ben sadece, ahmak cennetinden ve hayalden ilk adım atmak için okuyucumu (ve daha çok kendimi) iletişim köprüsü üzerine çıkarmaya çalışıyorum. Fakat hayal bu çağdaş zamanda o kadar güçlü oldu ki; gerçek hakikati daha az inanılmaz gözükmek için birkaç düşünce eklemeliyim.



1.Yalnız şeylerin dış tarafına bakarsak, kendimizi aldatırız. Kendimizden az çok tahmin ediyoruz ki herkesin onu kabul edilebilir iyi bir insan saydığı X’den daha çok kötü değiliz ve kesinlikle o çekilmez Y’den daha iyiyiz, halbuki bunu yüksek sesle söyleyemezdik.
Büyük ihtimalle yanıldığımız çok yüzeysel bir bakışla söylenmelidir. Senin arkadaşlarının kendini X kadar iyi olduğunu sanma. Sırf onu kendinle kıyaslamak için seçtiğin şüphelidir: büyük ihtimalle senden ve ortamdan fersah fersah üstündür. Fakat varsayalım X ve sen ‘fena değil’ diye sayılırsınız. X’in değerinin ne kadar aldatıcı olduğunu sadece X ve Allah’ı ilgilendirir. Belki aldatıcı değildir. Fakat aldatıcı olduğunu biliyorsun.
Bu düşünce belki sana sadece bir numara gibi gelebilir, çünkü aynı şeyi X’e ve sırayla her insana söyleyebilirdim. Fakat püf noktası budur! Çok azizce veya çok kibirli olmasa da, her insan öbür insanların dışsal davranışlarına uygun yaşamalıdır, fakat toplumda en dikkatsiz davranışlardan ve en açık laflardan daha alçak bir şey olduğunu bilir. Senin arkadaşın bir şey konuşurken duraksadığı bir anda senin kafandan neler geçiyor? Hiçbir zaman gerçeğin tümünü söylemedik. Çirkin işleri, en adi korkaklığı veya iğrenç yalancılığı itiraf edebiliriz – fakat o zaman nüans doğru olmuyor. İtiraf eylemi; geçici, aldatıcı bir bakış; biraz da kendi kendine esprili ki bunların tümü senin gerçek kişiliğinden ayrılmana neden oluyor. Bu şeylerin kendinle ne kadar samimi, ruhuna eşdeğer, bütün o öbür şeylerle ne kadar uygun olduğunu hiç birisi tahmin edemezdi; oranın derinliğinde rüya göreceği bir ortamda bu kadar kötü bir ses vermiyorlar; orada yaklaşık olarak bile tuhaf gözükmüyorlar; bir defa söz alıncaya kadar da kendi kişiliğinden ayrılacak değiller.
Biz sık sık haksız yere varsayıp inanıyoruz ki gerçekten sürekli kötü bir adet olan hareketler yalnız istisnadır. Fakat faziletlerimizle aykırı hataya düşüyoruz – tıpkı kötü bir tenisçi gibi. O, kendi olağan performansını kötü bir güne bağlayıp kendini affediyor ve nadir olan başarıya normal diyor. Kendimiz üzerinde olan hakikati söyleyemiyorsak, bunda bizim hatamız olduğuna inanmıyorum; ısrarla, ömür boyu içsel kötülüğün fısıldaması, kıskançlık, şehvet, açgözlülük ve kendini beğenmişlik hiç de kendinden söz ettirmek istemiyor. Fakat bizim kaçınılmaz hatalı olan kendimizi ifademiz, içimizde en kötü olanı kusursuz haklı çıkarma olarak yanlış anlamamak önemlidir.




2. Sadece özel burjuva ahlak anlayışına karşı bugün aslında iyi olan bir tepki, sosyal vicdanın uyanışı ortaya çıkıyor. Kendimiz adaletsiz sosyal bir sisteme yakalandığımızı hissediyoruz; toplum suçuna ortak olduğumuzu hissediyoruz. Bu doğrudur. Fakat düşman, bizi kandırmak için gerçekleri bile kullanabilir. Toplum suçunu bahane ederek bin yıllık egemenliği[1] beklemeden kendisiyle uğraşabildiği ‘o sistem’ ile bağlantısı olmayan ‘o sıkıcı, modası geçmiş, özel suçlardan’ dikkatini saptırmaktan sakın.
Çünkü toplum suçu, özel suç kadar aynı ağırlıkta hissedilmez. Yapımıza göre çoğumuz için toplum suçu fikri, gerçek sorulardan kaçmak için bir bahaneden başka bir şey değildir. Bir defaya mahsus bizim şahsen moral bozukluğumuzu bildikten sonra o zaman toplum suçu üzerinde düşünmeye başlayabiliriz; ve bunun üzerinde fazla düşünmek mümkün olamaz. Fakat koşmaktan önce yürümeyi öğrenmeliyiz.
3. Zaman, kendisi günahı yok ettiğinin tuhaf hayali içindeyiz. Şimdiki anlatanla hiç alakası olmamış gibi, başkaları ve kendimi tekrar tekrar, gülen yüz ile, gençliğimden zalimleri ve yalanları anlattıklarını duydum. Fakat ne günahın gerçeği için ne suç için zamanın önemi yok. Suç zamanla yıkanmıyor, aksine pişmanlıkla ve Mesih’in kanıyla yıkanıyor. Eğer o eski günahlarımızdan pişman olduysak, onlarının affının bedelini düşünerek susacağız. Günahın gerçeğine gelince: herhangi bir şeyin onu sildiği muhtemel mi? Bütün zamanlar Allah için ebedidir. Onun, kendisinin çok boyutlu sonsuzluktan herhangi bir çizgisinde, her zaman senin bir sineğin kanatlarını çıkardığın anda çocuk odasında gördüğü; her zaman dalkavuklu, yalancı, şehvet ile dolu bir öğrenci olarak; her zaman korkaklığın veya küstahlığın o anında olan küçük memur olarak seni gördüğü en azından mümkün değil mi?
Belki kurtuluş, o ebedi anların silinmesinden değil, aksine utancı ebediyen taşıyan; Allah’ın merhametine çıkan her fırsatta sevinen; bütün dünya bundan haber alınca sevinçli olan alçakgönüllülükten oluşuyor. Belki o ebedi anda Havari Petrus efendisini devamlı inkar ediyor – yanılıyorsam beni affedecek. Öyle olsaydı, çoğumuz, şu anda olduğumuz gibi, cennetin sevinçleri, herkesin zevkine göre olmadığı ve insanın o zevki bulmaya yeteneksiz yapan hayat kurmanın şekilleri var olduğu gerçekten doğru olurdu. Belki kaybolanlar anlar ki, böyle bir aleni yere gitmeye cesaret edemezler. Tabii ki, öyle olduğunu bilmiyorum. Sanırım ki sadece böyle bir olanak olduğu dikkatli olmamız gerektiğini hak ediyor.


1İncil’in esinleme bölümünde bu mecaz olarak bulunmaktadır. Bazı Hıristiyan fondamentalistler (kökten dinciler) bunu kıyamet gününden önce belli bir zaman olarak anlıyorlar. Bütün ümitlerini bu zamana bağlıyorlar. Bu nedenle şimdiki zamana pek önem vermiyorlar.


-----------------

4. Sanki kitlede emniyet olduğunun hissinden tetikte olmalıyız. Hıristiyanlara göre bütün insanlar kötüyseler o zaman kötülük affedilebilir düşüncesi anlaşılır. Eğer herkes imtihanda geçemiyorsa – o zaman sınav işleri fazla ağır olmamalı mıydı? Başka okulların aynı sınavda yüz öğrenciden doksanı başardığını öğreninceye kadar gençlere öyle gelir. O zaman hatanın belki denetçide olmadığını yavaş yavaş anlamaya başlıyor.
Çoğumuz, kötü bir hava egemenlik eden insani toplumun herhangi unutulan köşesinde, belli bir okulda, özel bir kolejde, askeri bir bölükte veya meslekte yaşamanın tecrübesini yaptık. O köşede belli hareketler çok normal (‘Herkes öyle yapıyor’) ve belli başka hareketler fazla zorlayan‘edepli’ ve Donkişotluk olarak sayıldı. Fakat o kötü toplumdan çıktığımızda dışsal dünyada hiçbir edepli insan, bizim normal dediğimizi yapmayı düşünmediğinin bile ve bütün Donkişotluğun kendiliğinden anlaşıldığını edebinin azami sayıldığının korkunç keşfini yaptık. O unutulan köşede bize hastalıklı ve fantastik tereddüt olarak göründüğü, şimdi, orada kendisinden sevinmiş olduğumuz tek sağlıklı olan meydana çıktı. İnsan ırkının tümü evrende cüzi bir şey; kötülüğün yerel köşesi; tenha bir okul; veya edebinin azamisi kahramanca fazilet olarak ve en aşırı bozukluk affedilir eksiklik olarak sayılan bir bölük olabilmenin imkanını göze almak belki akılsızlık değildir.
Fakat Hıristiyan öğretisinin haricinde, öyle olduğu için herhangi bir ispat var mı? Korkarım ki evet.
İlk olarak, yerel ölçeği kabul etmeyen; bambaşka bir davranış fiilen imkansız olmadığının gerçeğini gösteren o tuhaf insanlar aramızdadır.
Fakat daha kötüsü var. O insanların, yer ve zaman ile birbirinden ayrılırsa bile, asıl meselede tek bir düşüncede bulunmanın şüpheli marifetine sahip olmalarının gerçeği var. Sanki köşenin dışında daha büyük alenî bir kanaat ile temas ettiği gibi. Zerdüşt’ün, Yeremia’nın, Sokrates’in, Gotama’nın, Mesih’in hemfikirde bulunduğu bayağı esaslıdır. ( Burada insan olan tanrı insani öğretmen arasında sayıyorum ki, onun ve onların esas farkı, burada isteğim olan ahlaki öğretişinde değil, aksine kişilik ve görevde olduğunun gerçeğini belirteyim.)
Üçüncü olarak, hiç birisi bunu uygulamıyorsa da, içimizde bugünlerde bile o davranışa teorik bir tasvip ediyoruz. O köşede bile adaletin, merhametin, cesaretine tevazünün değeri olmadığını söylemiyoruz; sadece yerli adetler, akıla göre bekleninceye kadar adil, cesaretli, tevazünlü ve merhametli olduğunu söylüyoruz. Kötü bir okulda bile, ihmal edilen okul kurallarının daha büyük bir dünya ile temasta bulunduğu– ve, dönem sona ererse, kendimiz, o daha büyük olan dünya ile yüz yüze gelebildiğimiz gözüküyor.
Ama en kötüsü şu: Şu anda fazla zorlayan saydığımız faziletin derecesinin bizim ırkımıza – bu gezegende bile – belki mahvolmasından kurtulabileceğini görmemezlik edemiyoruz. Görünüşe göre dışarıdan o köşeye giren ölçek, köşenin içindeki durumlar için korkunç önemli olarak meydana çıkıyor. Yani, o kadar önemli ki, eğer insan ırkı sadece on sene boyunca faziletli davransa dünya bir kutuptan öbür kutba barış, bolluk, refah, sağlık ve nefes aldıran sevinç ile dolu olacaktı. Bu yeryüzünde, talimatın, ölü bir harf olarak veya mükemmellik için sırf bir öğüt olarak muamele etmenin geleneği olabilir; fakat şimdi bile, düşünmek için ara veren herkes, eğer savaş başlarsa o aldırışsızlığın hepimizin hayat pahasına mal olabileceğini görebilir. O zaman bölüğüne silah atmayı, siperlenmeyi ve su yedeği korumayı gerçekten öğreten o ‘hastalıklı’ kişiden, o titizden, o heyecanlıdan kıskanacağız.



5. İnsani ‘köşeye’ karşı koyduğum daha büyük topum – bazı kişiler söylediği gibi – var olmayabilir. Ne meleklere ne ‘düşmemiş’[1] insan ırklarına rastlamıyoruz. Fakat tam kendi ırkımızın içinde o gerçekten ince bir sezgiyi bulabiliriz. Farklı çağlar ve kültürler, birbirleriyle aynı oranda ‘köşe’ olarak seyredilebilir. Farklı çağlar, farklı faziletlerden belli edildiğini birkaç sayfa önce söylemiştim. Eğer, biz çağdaş batı Avrupalılar[2] – başkalarıyla nispeten – insani olduğumuz için gerçekten bu kadar kötü olamayız diye söylediğin için sınanmışsan, yani Allah’ın bu nedenle seninle bayağı memnun olabildiğini düşünmüşsen, o zaman Allah’ın, kendilerinin cesur ve iffet ile belli ettiği için zalim çağların vahşîliğinden memnun olabilmenin düşüncesinde bulunduğunu kendine sor. Bunun imkansız olduğunu hemen anlayacaksın. Atalarımızın vahşiliği bizim bakışımızda nasıl göründüğünü düşünürsen bizim yumuşaklık, dünyevilik ve korkaklık onların gözünde nasıl göründüğünü fikrini alabilirsin – ve artı buna göre Allah’ın gözünde ikisi nasıl görünebilirdi.
6. Belki sık sık iyiliğinden konuşmam birkaç okuyucunun protesto etmesine meydan okudu. Biz gerçekten daha zalim bir çağ içinde değil miyiz. Belki. Fakat bütün faziletleri ‘iyiliği’ azaltma denemesinden öyle olduğuna inanıyorum. Çünkü Eflatun haklıdır: fazilet tektir. Öbür faziletlerin tümüne sahip değilsen, iyi de olamazsın. Eğer, korkak, aldatıcı ve tembel olduğun halde başka bir insana büyük bir zarar vermemişsen bu, komşunun selametiyle senin emniyetinle, kendini beğenmişliğinle veya tembelliğinle tesadüfen çatışmadığından dolayı bu böyledir. Herhangi bir kötülük vahşiliğe yol açıyor. Eğer kendisi sevgiyle ve adaletle frenlenmezse merhamet gibi iyi bir his, öfke aracılığıyla vahşiliğe yol açıyor. İğrenç hareketlerin çoğu, düşmanın iğrenç hareketlerin haberleriyle meydan okunur; zulüm edilen sınıflara merhamet, eğer ahlak kurallarının tümünden ayrılmışsa, çok doğal bir süreç ile diktatörlüğün daima vahşetlerine yol açıyor.


[1] Hiç günahı tatmayan.
[2] C.S.Lewis batı Avrupalılar için yazıyor. Siz kolayca Türkler için başka örnekler bulabilirsiniz.
----------------------



7. Birkaç çağdaş ilahiyatçılar, Hıristiyanlığın aşırı ahlaki yorumuna karşı haklı yere protesto ettiler. Allah’ın kutsallığı, ahlaki mükemmelliğinden daha yüksek ve farklı bir şeydir; ve bize doğru olan Allah’ın hakkı, ahlaki görevlerinin hakkından daha yüksek ve farklıdır. Bunu yalanlamıyorum. Fakat ‘toplu suç’ kavramı gibi o itiraz da en önemli sorudan geçmeye çok kolay kullanılır. Allah, ahlaki iyiliğinden daha yüksek bir şey olabilir, fakat daha az değil. Vaat edilmiş toprağa giden tek yol Sina üzerinden geçiyor. Ahlaki yasa, kendisinden geçmek için var olabilir; fakat önce ahlak yasasının talebini kabul etmiş, bütün gücüyle o talebe uygun olmaya çalışmış ve şöyle böyle başarısızlığının gerçekliğine göze almış olmayan için geçiş yok.
8. ‘Ayartılan kişi ‘Tanrı beni ayartıyor’ demesin’ (İncil, Yakup 1,13). Birçok düşünme okulları, davranışımız için olan sorumluluğu tabiatın herhangi bir hayat gereğinin, yani dolaylı yaratıcının sırtına yüklemeye teşvik ediyor. Kötülük adlandırdığımızın, hayvansal atalarımızın kaçınılmaz çeyiz olduğu o evrimsel teori; veya kötülüğün, sınırlılığımızın sonucundan başka bir şey olmadığı o idealist öğreti, o bakışın popüler biçimidir.
Pavlus mektuplarını doğru anlamışsam, Hıristiyanlık, kalbimizde yazılmış bulduğumuz biyoloji seviyesinde bile gerekli olarak anladığımız o ahlaki yasanın insan tarafından kusursuz itaatle uygulanamadığını kabul ediyor. Bu sorumluluğumuz bakımından gerçek bir sorun ortaya çıkaracaktı – eğer ‘kusursuz itaat’ çoğumuzun hayatıyla fiilen bir ilişkisi olsaydı ... .Buna rağmen senin ve benim becermediğimiz itaatin belli bir derecesi kesinlikle mümkün. Sorunun dışsal biçimi bahane olarak kullanılmamalıdır. Çoğumuz için aziz Pavlus’un sorusundan daha çok William Law’un basit teşhisi geçerlidir: ‘Eğer burada durup kendine neden ilk Hıristiyanlar kadar dindar olmadığını sorarsan, kendi kalbin sana sebebin ne bilgisizlik ne de yeteneksizlik olduğunu söyleyecek, aksine tek bunu: kökten hiçbir zaman istemedin.’
O bölümden ‘tamamen bozukluğun’ öğretisinin bir yenilemesinin manasını çıkarmak isteseler, bunu yanlış anlayacaklardı. Bir taraftan, eğer bozukluğumuz tamamen olsa, bozuk olduğumuzu bilmeyecektik diye o mantıklı sebepten dolayı, öbür taraftan tecrübenin, insani tabiatında çok iyilik olduğunu gösterdiği için o öğretisine inanmıyorum. Genel kederi tavsiye etmiyorum. Utanç kımıldanması duygu kımıldanması olarak değil, aksine götürdüğü anlayıştan dolayı benim için önemlidir. O anlayışın sürekli her insanın ruhunda canlı olmalı düşüncesindeyim. Onunla birlikte gelen o acıklı kımıldanması da tespit edilerek teşvik edilip edilmemesi, üzerinde uzman olmayan olarak konuşmak pek uymadığım ruhsal rehberliğin adeta teknik bir sorunudur. Benim görünüşüm, eğer bir şeye yararmışsa, böyledir: Her kederlilik, eğer belli bir günah üzerinde olan pişmanlıktan kaynaklanıp belli iyileşmesine veya kefaretine nişan almıyorsa, veya acımadan gelip eğer hemen fiilen yardıma değişmiyorsa kötüdür. İnanıyorum ki hepimiz herhangi başka bir şeyle kadar, havarisel ‘sevinin’ uyarışının gereksiz yok sayılmasıyla günah işliyoruz. İlk şok geçtikten sonra alçakgönüllülük neşeli bir fazilettir. Yalnız sürekli yeni hayal kırıklığından yaralanmış, ‘insani tabiatına inancını’ ümitsizce korumaya çalışan o büyük ruhlu imansız gerçekten kederlidir.
Duygusal değil, ruhsal bir etkiyi hedefledim. Okuyucuyu göstermeye çalıştım ki: şimdiki durumumuzda realistçe bakarsak kendimiz için dehşet olduğumuz gibi Allah için belli bir manada dehşet olmalıyız. Bu bana göre tam bir gerçektir. Bir insanın aziz oldukça bu gerçekten daha bilinçli olduğunu teşhis ediyorum. Belki o azizlerin alçakgönüllülüğün, Allah’ın üzerinde gülümsediği bir dindar hayal olduğunu düşündün. O aşırı tehlikeli bir yanılgıdır. Bir fazilet (yani bir yetkinlik) bir hayal (yani bir yetkinsizlik) ile bir tutmana – bu doğal olarak saçmadır - yol açtığı için teorik tehlikelidir. Kendi bozukluğundan olan ilk sezgilerine yanlış yere budala kafasında etrafında olan nur halesinin ilk başlangıcını tutmasına teşvik ettiği için pratik olarak tehlikelidir. Hayır, güvenebilirsin ki: Eğer azizler, kendilerin – onlar bile – alçak, adi, kötü olduğunu söylüyorlarsa, bilimsel itina ile doğruluğunu kaydediyorlar.




Kilise Arşivinden Alıntıdır..





İnsani Kötülük

katoliklik ortodoksluk protestanlık kilise barnabas türkler türkiye "Kulak ver, ey İsrail! SHEMA ISRAEL

Yahve Tanrımız'dır, O tektir.
Tanrınız Yahve'yi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz."mesih peygamber tanrı rab allah kuran yhvh islam muhammed



İnsani Kötülük

FORUMA ÜYE OLUN! / HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM / İnsani Kötülük

İnsani Kötülük konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

 






İnsani Kötülük konusuna benzer konular;

Tanrı ve kötülük Soru: Kötülüğü Tanrı mı yarattı? Yanıt: İlk bakışta, eğer her şeyi Tanrı yarattıysa, o zaman kötülük de Tanrı tarafından yaratılmış gibi görünebilir. Ancak, kötülük bir kaya ya da elektrik gibi bir “şey” değildir. Bir kavanoz kötülük alamazsınız. Kötülüğün kendi kendine bir varlığı yoktur; kötülük aslında iyiliğin eksikliğidir. Örneğin, çukurlar gerçektir ama sadece başka bir şeyin içinde vardırlar. Toprağın olmadığı bir yere çukur deriz ama çukur topraktan ayrılamaz. Bu yüzden, Tanrı yarattığı zaman, yarattığı her şeyin iyi olduğu doğrudur. Tanrı’nın yarattığı iyi şeylerden biri, iyiliği seçme özgürlüğüne sahip olan yaratıklardı. Gerçek bir seçime sahip olunması için, Tanrı’nın seçilmek üzere iyilikten başka bir şeyin var olmasına izin vermesi gerekiyordu. Bunun üzerine Tanrı, bu...


Kötülük var mıdır? Kötülük sorununa yanıtlar serisi düşünmeme yol açtı. paylaşım için çok teşekkür ederim öncelikle. bir şeyin kötü olup olmadığı olaya nereden baktığınıza göre değişir bence. mesela; herhangi bir savaşta, kendi tarafınız iyi iken, karşı taraf kötüdür. savaşın sonuçları hep aynıdır, iki taraf da insandır ve iki tarafında yaptıkları aynıdır ama hangi taraftan baktığınıza göre bireyler hem katil, hem de kahraman olabilmektedirler. Sanırım Mesih bu yüzden size bir tokat atana diğer yanağınızı çevirin demiştir. ki her koşulda kötü olabilecek bir şey yapmayalım. ya da, (yine çocuk olacak, biliyorum) ben mendil satan bir çocuktan mendil aldığımda akşam ona bunu yaptıranlardan dayak yemesini önlemiş olacağım, ama yine bu hareketle onları teşvik etmiş ve çocukları kullanmalarına sebep...


Mitolojizm'in Kötülük Problemine Dair Mantıksal Hataları Mitolojizm'in Kötülük Problemine Dair Mantıksal Hataları 2. Mitolojizm : Tanrı masaldır, mitolojidir Ateizm kelimesinin duyulmasından ve onlara verdiği saygıyı azaltmasından korkan aydınlar ve kişiler Mitoloji terimini kullanırlar. Bunlar Ateistler gibi Tanrı yoktur, mucizeler yoktur, diriliş yoktur ve tüm bunlar yalandır demek yerine; Kutsal Kitap’taki anlatımların harfi harfine doğru olduğunu reddeder ve Kutsal Kitabın bir gerçek ve bir mit olduğunu söylerler. Mucize bebeğimiz doğduğunda, güneş batımında veya İsa’nın iyi ve hoş bir insan olduğu zaman kullanılır ancak Meryem’in bakire olması fikri İsa’nın hoş bir insan olması gibi mitolojik birşeydir. İsa gerçekten dirilmiştir ancak bu mezarda değil onu izleyen öğrencilerin yüreğindedir!


İnançların Kötülük Problemine Dair Mantıksal Hataları İnançların Kötülük Problemine Dair Mantıksal Hataları Kötülük problemine ilişkin mantıksal hatalar aşağıdaki seçeneklere uygulanmaktadır: 1. Tanrı vardır. 2. Tanrı mutlak iyidir. 3. Tanrı herşeye kadirdir. 4. Kötülük vardır.


Dünyada neden acı ve kötülük var? Dünyada neden acı ve kötülük var? Soru kendi içinde iyi bir Tanrının varlığını içerir. Eğer iyi Tanrı varsa demek ki kötülük varolmamalıdır çünkü herşeye kadir iyi Tanrı bunu durdurmalıdır. Gerekli iki soru sormalı ve bunları yanıtlamalıyız. İlk olarak, kötülük nedir? Tanrı’ya karşı olan şeydir. Ahlaken kötü ve yanlış olan herşey kötüdür. Bunlar fiziksel yaralarımız, ahlaken yoldan çıkmışlık ve kötülüktür. Bazı bilinen örnekler, cinayet, tecavüz, çalmak, yalan söylemek ve dolandırmak. İkinci olarak, Tanrı’nın tüm kötülüğü mü yoksa bizim istediğimiz bazı kötülükleri mi durdurmasını istiyoruz? Diğer bir deyişle, eğer sadece bazı kötülükleri durdurmasını istiyorsak, neden bazılarını istiyoruz? Eğer kötülüklerin bazılarını durdurmasını istersek, o zaman biz hala Tanrı’ya...








HRİSTİYANFORUM @ YOUTUBE
Altyazılı videolarda Türkçe altyazıyı görebilmek için videonun alt satırındaki CC tuşuna basınız





HRİSTİYAN OLMAK
nasıl hristiyan olunur Nasıl Hristiyan Olunur? Hristiyan olmak için neler yapmalısınız? sorularına cevaplar için...

HRİSTİYAN GAZETE
hristiyanlık Tüm mezheplerden, tüm etnik kökenlerden, tüm teolojilerden hristiyanlar için haberler, tanıtımlar, duyurular ve arşiv.

HRİSTİYANLIK ARAMA MOTORU
hristiyanlık Tüm mezheplerden, tüm teolojilerden hristiyanlık hakkında makaleler, kitaplar içinde araştırmalar için arama motoru...

İNCİL
incil Tüm Türkçe İncil çevirilerini dipnotlarıyla beraber okuyabilmek ve dinleyebilmek için...

İNCİL .TV
incil Tüm mezheplerden, tüm kiliselerden filmler izlemek için...

Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh vaftiz iman dua ibadet inanç ruhsal papaz rahip peder papa patrik pastör presbiter katolik ortodoks protestan anglikan luteryen presbiteryen Hristiyan olmak, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ve İncil ile ilgilenenler için bilgiler, chat, sohbet, bedava incil

hristiyan forumincilrab isa mesihhristiyan türkhristiyanlık ve islamiyethristiyanlık ve islamiyethristiyan forumhıristiyanlıkhristiyanlıkincilrab isa mesihhristiyan forumturkish christiansturkish christiansturkish christiansturkish christiansincilhıristiyanlıkrab isa mesih

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
K A P K A N