Onlar Yakup'un ve Yuhanna'nın yerinde idiler, daha doğrusu, onların olmak istedikleri yerde. Ama bunun için onlara izin verilmedi. İsa'nın sağında ve solunda ise iki hırsız vardır.
Kimse şanslı olduklarını söylemiyor, halbuki onlar, Allah'ın Oğlu ile aynı kaderi paylaşıyorlar. Belki onlar buna layık değillerdi, çünkü onlar ölümü hak ediyorlardı. Onlar gerçekten de günahkardılar. Hayduttular. Kimse onların ölümü için üzülmüyor, kimse onları kurtarmak istemiyor. İkisinin de vicdanlarında büyük yükleri var, onları ayıran bir şey yok. Halbuki aralarında ne büyük bir fark vardır! İkisi de kötü, ikisi de korkulacak bir geçmişe sahip, ikisi de ölmek üzere: oysa, bir şey onları tamamen ayırmakta. Bu nedir? Üçüncüye karşı, yani İsa'ya karşı olan bakış acılarıdır. İsa'ya bakış açıları onları o kadar farklı kılar ki, tanınamaz duruma gelirler. Biri İsa'ya alay ve öfke ile bakar: bu alçaltıcı bakışı karşısında, kanlı geçmişi bile bir tüy kadar hafif kalmaktadır. Diğeri ise İsa'ya hayranlıkla, sevgi ile bakmaktadır. Bu bakışı, çehresini aydınlatmaktadır. Kanlı geçmişi, karın güneşte eridiği gibi kaybolmaktadır.
Onlar insanlığın en kötü adamlarından, sadece ikisi, fakat tümünü temsil etmektedirler.
Kötülük ve günah, her insanın az veya çok taşıdığı, ağır yüklerdir, bunlar görünür veya görünmez. Onları ayıran bir şey yoktur. Sonuçta farklı bir şeye sahip değillerdir. Onları iki zıt dünyaya ait kılan, gözleridir. İsa'ya sevgi ile bakan, kendini İsa'ya sevgi ile bakan diğer insanlarla birlik içerisinde bulur, İsa'ya olan sevgisinden, yeni bir kardeşliğin, bütün kötülüklerini ve günahlarını örtüp iptal eden içsel bir aklanmanın doğmakta olduğunu hisseder.
İsa'ya alay ve nefret ile bakan kendini umutsuz bir şekilde bulur, içsel olarak ıstırap çeker, yaşayamaz ve yakınlarına sevgi sunamaz olur, dostluk sözcüğünü, İsa'ya ve ona ait olanlara karşı olan ortak nefreti belirtmek için kullanmaya başlar. Dünyalar iki tanedir. İsa haçta da olsa O'ndan hoşlanan dünya: bu, Baba'nın dünyasıdır. Diğerleri gibi günahkar olan birçok insan, orada ikamet eder, herkesle aynı acıları çeker, fakat sevgi ve itaat dolu bakışlarla İsa'ya bakarlar.
Acıya karşı isyan edenler, günahla elde edilmiş kendi ıstırapları reddedenler, işte bu dünya, İsa ile alay edip, O'nu hor görür.
Golgota tepesinde bu iki dünya mevcuttur. Orada, hangi dünyaya ait olmak istediğimizi seçebiliriz.
Mat 27,45: Bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü.
Aydınlık yok olmuştur. "Dünyanın gerçek ışığı" ölmekte iken, "gölgesi" de yok olmalıdır. Işık gibi yaratılmış gerçekler, tek gerçeğin gölgesidirler. Bu tek gerçek de, Aziz Pavlus'un öğrettiği gibi, Mesih'tir.
Gerçek yok olduğunda gölge de yok olur. Aynen artık Rabbe doğru bakmamaya karar veren insanın gözünden, ışık ve neşenin kaybolduğu gibi.
Karanlık olur.
İnsanlık tarihinin, Allah sevgisi tarihinin en önemli anıdır. Sevginin yeryüzünde en güçlü ve en yoğun olduğu andır. Sevgi olan Allah'ın, nefret edilen ve ölüme mahkum edilmiş olan bir insanın kalbinde en var olduğu andır.
Fakat Allah yeryüzüne gelip, harekete geçtiği zaman, insan göremez, bu yüzden "karanlık" olur.
Allah gece vakti harekete geçer.
Allah saklanmak istemez. Fakat insan O'nu ancak geçtikten sonra görebilir, aynen tepede Horev dağında İlyas' a belirtilmiş olduğu gibi.
Allah hareket halinde olduğu zaman, insan hiçbir şey görmez: gözleri sadece geçici şeylere, bedensel gerçeklere, yüzeysel olanı görmeye alışıktır. Allah'ın eylemleri ve varlığı insanların gözlerini, güneş gibi kör eder.
Bu yüzden Allah, insanların gecesinde hareket eder: onun ile rüyada buluşur, karanlıkta mücadele eder, insanlar uyurken, vücut alıp, insan olarak dünyaya gelir. Allah, insanların görmedikleri ve duymadıkları zaman hareket eder, insanlar hareket etmedikleri zaman: O'nun eylemleri şüphe kaldırmamalı, insanlarınkilerle karışmamalıdır. Bu yüzden O, gece harekete geçer. Gece, Allah'ın eylemlerine ve Varlığına refakat etmeye alışıktır. Bu yüzden, Baba'nın Sevgisi ve Oğul'un itaati bir araya geldiğinde, çıkagelir.
Gece, Allah'ın sırlarını, harikalarının gerçekleşmesini insanlardan saklar. İnsan, gerçekleşmesini görmediğinden, onlarla karşılaşınca şaşıracaktır! İnsan, Allah'ın harikalarını gerçekleşmiş olarak bulacaktır, aynen kadınların mezarın girişindeki taşı kaldırılmış olarak buldukları gibi.
Ve böyle meydana gelmeye devam edecektir. Arada bir, Allah'ın oğlu için karanlık olur. Bazen onun için karanlık uygun görülür.
Kabul etmek mi? Mücadele etmek mi? Allah'ın hareket etme zamanıdır.
Bütün bunlara hayranlıkla bakmak, iman tecrübesinin bize tavsiye ettiğidir. Görmeyen imanlı yürek, güvenle bekler, çünkü Sevgi olan Allah'ın hareket etme biçimlerini bilir: imanın güveni ve etin ıstırabı, umudun içinde karışırlar.
Mat 27,46: Eli, Eli, lemâ sabactâni? / Elohi Elohi lema şevaktani??
Öğleden sonra gelen beklenmeyen gece karanlığı sadece gerçeklerin rengini yok etmekle kalmıyor İsa'nın ruhuna da giriyor. O artık Baba'yı görememektedir. Dua gecelerinde O'na bakmaya alışmıştı, normal günlerde işaretlerini izlerdi, harika yaratışın eylemlerini hayranlıkla izlerdi, ve sadece kuşlara bakarak insanlara olan somut ve sadık sevgisini görebiliyordu. Yüreğinin gözleri Baba'ya karşı dikkatli idi, ama şimdi gece idi: artık O'nu görememektedir. Böylece, Allah ile yaşamaya alışkın bir çok insanın içsel savaşını anlatan mezmur yazarının bağırmasını anlıyor, bu insanlar yaşamı ilahi varlığın işareti olarak görmeye alışıktırlar ve aniden yaşamın yok olduğunu fark ediyorlar, yaptıkları iyiliklerin ve katlandıkları yorgunlukların bekledikleri meyveyi vermediğini fark ediyorlar. İsa bu bağrışmayı anlıyor, içinde taşıyor: Allah'ım, Allah'ım, niçin? Niçin artık yoksun? Niçin Sana ait olan benim için gücünü kullanmıyorsun? Bana saldıran kötülük güçleri tarafından niye yeniliyorsun?
İsa herkesin dememek için, birçok kişinin tecrübe ettiği, ümitsizliğin en şiddetlisini yaşamaktadır. Evet, yaşamımın birçok anında ben de bu kelimeleri kullandım: Allah artık benim için bir şey yapmıyordu. Sanki bana karşı hareket ediyordu. Artık O'nu göremiyordum.
Ama İsa, görmediği o Allah'a sesleniyor. O'nu görmese ve dinlemese de O'na bağırıyor. Evet, Baba İsa'yı görmeye ve dinlemeye devam ediyor.
Hatta, İsa'ya birkaç saat önce kendisinin söylediklerini hatırlatabiliriz: Ben ve Baba tek bir şeyiz! İsa, sen Baba'yı göremiyorsun, çünkü O'nun ile tek bir şeysin. Sen O'nun ile o kadar birlik içindesin ki, O'nun içine o kadar dalmış vaziyettesin ki, O'nu göremiyorsun. Sen şimdi Sevgi oldun, Sen şimdi Baba'nın dünya için Sevgisisin. Sen O'nu, uzaklaştığı için değil, Sen O'nun ile Sevgi birliğinin doluluğuna ulaştığın için, göremiyorsun. Şimdi senin itaatin, Ruhunu O'nunkiyle birleştirmeye kadar vardı, ve artık iki sevgi, Seninki ve Babanınki yok, artık tek bir Sevgi var.
Keşke Allah'ın arzusunu gerçekleştirdikten sonra, "Allah tarafından terk edildiğini" hisseden herkese, bunu söyleyebilseydim! Teselli ve ışık göremediğimiz en zor itaat zamanlarında Allah'ın içimize gelerek, bizi, ödül beklemeyen saf sevgiye dönüştürerek kendisine benzer kıldığını bilmek büyük bir teselli kaynağıdır.
Baba, ruhumu senin ellerine teslim ediyorum.
Mat 27, 54: İsa'yı bekleyen yüzbaşı ve beraberindeki askerler, «Bu gerçekten Allah'ın Oğluydu!» dediler.
İnsanlar, artık geç olduğunu düşünüyorlar! Artık geç! Ama elbette İsa'nın haçının yansıttığı yaşamın bu değildir. O bunun için geldi, insanların, günahkarların Allah'ın varlığını, sevgisini fark etmeleri, ve O'na bakarak aydınlanmaları için geldi. İsa, Oğul olarak sevgisini tamamlamadan önce, İsa, Oğul sevgisini bu dereceye kadar yaşamadan önce insanlar bunun ancak bir bölümünü fark edebilirlerdi. Sadece şimdi ise imanın mükemmelliğine ulaşabilirler, şimdi ki O, yaşamını verdi, şimdi ki O, yaşamını tamamıyla Baba'ya emanet etti.
Yüzbaşı ve ondan önce sadece haydut, nefret tarafından öldürülmüş İsa'ya bakarak Allah'ı ilk fark edendir.
İsa'ya bakarak, bağrışma ve gürültüler, karanlık ve kin tarafından saklanmış tek bir sevginin Varlığını yüzbaşı fark eder. İnsan dalgalarının eline teslim olarak, kendisini Baba'ya sunan Oğul sevgisidir. Yaşamın içlerinde olmadığını, yüreklerinin boş olduğunu fark etmeleri ve gerçek sevginin nerede olduğunu görebilmeleri ve aramaları için insanların ellerine yok etme becerisini bırakan Baba sevgisidir. İsa'nın cesedine bakan yüzbaşı hayretle ağzını açar ve tek bir kelimeyle hem hatasını, yanlışlığını itiraf eder hem de Allah'ın Gerçekliğini söyler.
Tohum yeni ölmüştür ve biz hemen meyvelerini görüyoruz. Askerlerin kendileri, yüreklerinde yeni bir hayat bulurlar: Oğlun hayatı. "Oğlan sahip olan hayata sahip olur".
Onlar O'nu tanıyorlar, ve kendi geçmişlerinden, henüz yapmış oldukları eylemden, şimdiye kadar hikmet olarak saydıkları kendi hatalarından, kendi imansızlıklarından kopuyorlar.
Geç mi? Hayır: şimdi tam zamanı gelmiştir. Işığın, gerçeğin, imanın, kurtuluşun zamanı, sadece İsa'nın ölümü ile gelmiştir.
Yüzbaşının geç farkına vardığını söylemek, Allah'ın planlarını iyi tanımamak olur, İsa'nın kurban edilmesini faydasız yada gereksiz saymak olur. Aksine: teşekkürler, dememiz gerekir! İsa'ya öldüğü için teşekkür etmemiz gerekir: insanlara hayat ondan gelir, lütuf bize ölümü sayesinde ulaşır!
Şöyle dememiz gerekir: Nihayet İsa öldü! Böylece Ruh'u içimize akabilir, Peder'e olan evlat sevgisi gözlerimizi değiştirebilir ve ellerimizi kardeşlere sevgiye doğru yönlendirebilir.
İsa, ölümün için sana teşekkür ederiz: şimdi sevebilmem için, Peder'in mutluluğunu tadabilmem için, içlerimize Ruh'unu katarak yaşamak için kalbimizi ve vücudumuzu yönetebilirsin!
Gerçekten de Allah'ın Oğlu Sen'sin! Şimdi yenilgilerimi, ölümümü kullanabilirsin, öyle ki başkaları da Peder'in varlığını farkına varabilsinler ve Sen'in ile dostluk içinde yeni bir hayata kavuşsunlar!
+++