ALLAH’A AİT OLANI ALLAH’A VERİN
1.Tanrı görünen ve görünmeyen bütün varlıkların ve uzay sistemlerinin yaradanıdır. Aynı zamanda hem bedeni yaradılışın hemde bundan önce olan ruhi yaratılışın da yaradanıdır.
2. Tanrı yalnız yaratıcı değil bütün hayatın düzenleyicisi ve bunun dekorasyoncusudur. Çünkü O hayata şekil verir, milyarlarca yıl boyunca her şey kusursuz olarak O'nun iradesi ile ilerlemekte ve bu güne dek gelmekdedir. Bütün yaradılış ve yaşam sistemlerinin bu mükemmelliği O'nun sayesindedir.
3. Yaşamakta olan milyarlarca insana bakarken onların kalplerinin içini bilen Tanrı'yı görmemezlikten gelemeyiz. O, bizi kendi suretinde yaratmıştı. Kendi suretinde yaratılan insan O'nun özelliklerinden bazılarını da hediye olarak almıştır. Bunlar mantık, vicdan, ruh ve düşünebilme yeteneğidir.
4. Rab bizleri gezegen denen bu dünya üzerinde hayata koydu. Bu dünyanın sonsuz uçlarında bolluk ve bereket kaynamaktadır. İnsan zamanla bu kayanakları zedeleyerek tabiatın paklığını ve görkemini tahrip etmiştir. Bununla yetinmeyerek hastalıklar ve cezalar yaratıldı diyerek Tanrı'ya hakaret ediyor. Halbuki hayvanlar bile efendilerine nankörlük etmezler.
5. Ama bunu gören Rab, insanın daha da uzağa gitmesini ve kopmasına izin vermedi, bizleri günahtan kurtardı. Bu kurtuluşu Rab Mesih bizler için çarmıha gerilerek kanını fidye olarak bizler için akıtmıştır. Daha sonra bu kurtuluşu devam ettirmek için kilisesini kurmuş ve ona bütün sevgisini uzatmıştır. Kilise Mesih'in kurtuluş hazinesidir. Bunun aracılığıyla Mesih'e ve kurtuluşa ancak kavuşuruz. Bizler O'na inanmaya ve O'na tapınmaya çağrıldık. Kolayca sürüklenen ve ilmi ile kendisinin gücüne dayanan insan kendisi için putlar yapmış ve bunlara tapınmaya başlamıştır. Bunun için Tanrı on emrinde "Kendine put yapıp buna tapınmayacaksın"der.
Put insanın ruhunu işgal eden yoldan sapmış kişilerin tpınmak için yaptıkları heykelleridir. Eski ve ölmüş ideolojikleri ve Asya ülkeleri tanrılarına başvurmak ta putperestliktir. Bununla birlikte medyumcular, falcılar, el ve kahve falcıları ve buna benzer her türlü faliyet ve davranış hrıstiyanlıkta yer almayıp günah ve yasak sayılmaktadır. Bunlara iman olmaz. İman yalnız
Tanrı'ya dır.
Bu saydıklarımıza inanmayan ve onları tanımayan, yani gerçek Allah'ı kabul etmeyen biri, yanında temiz ve duru akarsu varken susuzluğunu pis binkilerden gidermeye çalışan atal adama benzer. İmanımızın sarsılmaz, ve eylemimizin de kuvvetli olamasına bakalım. Bunu yapan bizler her zaman Tanrı'nın himayesi altında olacağız.
TANRI'YA SAYGI VE İBADET
Musa aracılığıyla Sina Dağında İsrail halkına verilen on emirin üçüncü emri "Tanrı'nın adını boş yere ağzına almayacaksın" demektedir. Bunun için İsrailoğulları korkmaya başladılar. O günlerden sonra bu korku nedeniyle Tanrı kelimesini artık çok az kullanmaya başladılar, bunun yerine Rab yani efendi anlamına gelen kelimeyi kullanır oldular. Bu durum daha sonraki dönemlerde de aynı şekli korudu. Dönemin en ünlü bilim adamlarından Newton Tanrı kelimesine çok saygı duyardı. Bu kelime konuşulduğunda ve dile getirildiğinde ayağa kalkar ve şapkası varsa bunu çıkarırdı. Bu durum günümüzün insan topluluklarında bazı insanların ağızlarında normal bir kelime, bazen saygısızlık hatta bazen buna küfür ederek hakarette edilir. Bu durum çok acı veren bir durumdur. Bu tip insanlar bu davranışlarıyla toplumun gözünden düşerler, buna paralel olarak Tanrı kelimesi bazı kişilerin ağızlarında alay ya da fıkralarda gülünç kaynağı olmuş ve artık bu çok genelleşmiştir.Bazı insanlar Tanrı'nın adına yemin eder bu durumda bu insanlar hem Tanrı'ya karşı günah işlemiş hemde adaleti aldatarak yanlış kararlar alınmasına neden olmuş olurlar. Fakat buna katlanan ve bu sözlerde bulunan ve hatta bunu duyduğunda sert bir cevap vermeyen yani sesini çıkarmayan kişi bile yargılanacaktır. Bu insanlar ebedi hüküm giymeye ve cezalandırılmaya adaydırlar.
İlk insan topluluklarında Tanrı ile ibadet değişik yollarda da olsa yapılıyordu. Bu insanlar isteklerini ve düşüncelerini kurbanlar sunarak Rab'e bildiriyorlardı. Tanrı'ya ibadet edilecektir, diye buyuran bu emir insanların Tanrı karşısında ki görevlerini bildiriyordu. Bu durum zamanla günümüze de taşınmış, hala dünyanın her yerinde insanlar Tanrı'ya kurbanlar ve adaklar sunarak bunun da bir ibadet şekli olduğuna inanırlar. İsrail halkı o dönemde Tanrı'dan başka bir emir aldı. Emir: "Haftanın bir gününü Tanrı'ya ayıracaksın o gün hiç çalışmayacak ve yalnızca O'na tapınacaksın, O kutsal gün de cumartesi günü olacaktır" demekteydi. Bununla birlikte tapınacak yerleri olmayan İsrail oğulları için, Tanrı Musa'ya geçici bir tapınak yapmasını söyledi. Tanrı bunu Musa'ya detylı bir şekilde açıkladı. Bu durum İbranililer'in çölden çıkıp Filistin topraklarına gelmesiyle sonra erdi. Orada sinagoklarda ve daha sonra da Süleyman'nın muhteşem tapınağında Tanrı'ya tapınmaya başladılar. Bu Mesih'in sinagoklara gidip öğretiler ve konuşmalar yapmasıyla sona erdi.
Atık kilise kurulmuş ve bütün hrıstiyanlar kiliselerde Tanrı'ya tapınmaktaydı. Biz hristiyanlar bu kutsal günü ibadet ve istirhat olarak sayar ve bunu pazar günü olarak kabul etmişizdir. O gün kutsaldır, çünkü Rab'in diriliş günüdür. Bizler de o günden itibaren bu günü Rab'in günü olarak adlandırdık. Öyleki her pazar günü Tanrı'ya ibadet eder o gün istrahat ederek kendimizi Tanrı'ya veririz. O gün bizim Tanrı ile buluşma günümüz, O'na ilahiler ve ezgilerle şükranlar sunma günümüzdür. Aziz Pavlos'un dediği gibi: "Tanrı'nın iradesi bizim kutsallaşmamızdır. " Bunun için her pazar günü Tanrı'yı hatırlayarak o güne kendisine bağışlamalı ve Rab'imizin dirilişini hatırlamayız. Öyleki Yeni Ahidte biz hristiyanlar her pazar dünü Mesih'in aracılığıyla O'nunla birlikte günahlarımızdan ve kusurlarımızdan dirilmekteyiz.
İNSANLARA KARŞI GÖREVİMİZ I
Eski Ahidte verilen on emrin ilk dört emri Tarı ile ilgili olduğunu görmekteyiz. Bundan sonraki altı emir ise insanların kendi aralarında ki ilişikileri ve ahlaki düzenleri ile ilgilidir. Beşinci emir "Annene ve babana karşı saygı duyacaksın" diye buyreder. Bu emre itiatta bulunmalı ve anne-babamızı eylemlerimizle şereflendirmeliyiz. Buna göre uzun ömürlü olur ve bu davranışlarla hem Tanrı'nın isteğini yerine getirmiş olur hemde çocuklarımıza örnek oluruz.
Tanrı'dan sonra anne-babanın gelmesi çok doğal ve mantıklı bir durumdur. Tanrı yaratılıştan sonra onları yardımcı olarak kullandı, kendilerine çoğalma nimetini vererek bizi onların aracılığıyla dünyaya getirir. Daha sonra anne-babalarımız bizim bebeklikten büyüp kocaman olana dek bizi var güçleriyle her kötülükten ve dış darbelerden korur. Bizi büyütür, onların bir parçası oluruz. Bizleri severler ve çocukları için en iyi şeyleri ve en güzel imkanları sağlamaya çalışırlar. Sonsuz sevgileri ve değerli tecrübeleri ile bizlerin hayatını garanti almaya ve onu geliştirmeye çalışırlar. Bunun için çocuklar anne-babalarına karşı saygı duymalı ve onları yaptıkları her işlerinde şereflendirmelidirler. Bu davranışlar ve onurlandırmalar kendilerinden çocuklarına geçmeli ve bu bir adet gibi sürmelidir. Çocuklar hayata gözlerini kapamış olan anne-babaları için dualarda bulunmalı ve onları rahat uyutacak bir hayat yaşamalırı gerekmekdedir.
Tanrı'nın altıncı emri de "Zina etmeyeceksin" diye buyurur. İmanlılar yakınlarının manevi değerlerine ve ahlaki namusuna zarar vermemeli ve hakaret etmemelidirler. Evlilik dışında ahlaksız erkek-kadın ilişkisi yapılmamalı ve buna çok dikkat edilmelidir. Rab Mesih ve Aziz Pavlos evlilik gayesi olmadan ve evlilik olmadan yapılan her türlü kadın-erkek ilişkisini ve her türlü seksual faliyet, eylem ve düşünceyi zina olarak nitelmiş ve bunu kesinlikle yasaklamış ve günah olarak saymıştır. Bunun için Rab sadece eğlemi değil arzuyu da günah saymış ve şöyle açıklamaktadır. "Her kim bir kadına şehvetle bakar ve onu arzularsa o kadınla zina etmiş sayılır." (Matta 5:28). Aziz Pavlos mektuplarında her vaftizli hrıstiyan bireyinin vücudu Tanrı tapınağı ve Kusal Ruh'un meskeni olduğunu ve Ahlaksız insanın hem kendi vücudunu hemde Mesih'in vücudunu kirlerttiğini yazar. Daha sonra vücudumuzun Mesih'in vücudu olduğunu ve bunu bir fahişenin ayaklarına atılamayacağını açıklar. (Korontililer I 6:15).
Yedinci emir de şöyledir. "Çalmayacaksın" Rab Tanrı yeryüzünü bereketlemiş ve toprağı bir çok ürün verebilcek şekilde kutsamış ayrıca bütün denizi ve içindeki canlıları insana vermiştir. Bu dünyadan insan ya atalrında miras ya da kendi çabası ve işgücü ile Tanrı'nın nimetlerinden bir kısmını elde eder. Bunlar gerek maddi gerekse de manevi olsun insanın bu dünyadaki malını ve servetini teşkil ederler. Tanrı, başkalarının malına el sürmememizi resmen yasaklar. Hırsızlık cinayette, rekabette ve davalara kadar gidebilir, ve bunu yapan hırsız yalnız Tanrı tarafından değil devlet tarafından da cezalandırılır. Tanrı hem hırsızlığı hemde haksızlığı yasaklar. Çünkü haksızlık ta bir nevi hırsızlıktır. Bunun için Aziz Pavlos "Günahkarların Tanrı'nın egemenliğini miras almayacağını biliyormusunuz? Aldanmayın! Ne fuhuş yapanlar, ne puta tapanlar, ne oğlanlar, ne oğlancılar, ne hırsızlar, ne aç gözlüler, ne ayyaşlar, ne sövücüler nede soyguncular Tanrı'nın egemenliğine giremeyeceklerdir."(Korontililer I 6: 9-10). Tanrı'nın kural ve kanunları bizler için verilmiş, bize bunları öğrenme ve uygulama görevi düşmektedir. Her kim bu görevi kendi hayatının rotası olarak görür ve bunu içinden kalbinin derinliklerinden severek uygularsa sonsuz yaşama hak kazanacaktır. Amin.
İNSANLARA KARŞI GÖREVİMİZ II
Gerek Eski Ahitte verilen On Emir gerekse Yeni Ahitte Mesih'in dağdaki konuşması insanların bir arada saygı, sevgi ve ahlaklı yaşamalarını öğretir. Toplu bir şekilde yaşayan bireylerin kendi aralarında sevgiye dayanan bir ilişki ve bir bağ kurar.
Sekizinci emir şöyle der: "Öldürmeyeceksin" çünkü hayat Tanrı'nın insanlara verdiği armağandır. Tanrı'nın isteği olmadan hiç kimse dünyaya gelemez, buna göre Tanrı'nın bir bize verdiği bu canı ve hayatı bizim başkalarından almamız yasaktır. Hayatı yalnızca onu veren ve istediği zaman yani uygun oduğu zaman alabilir. Her insanın özel karakterleri ve görevleri vardır ki o insan bunlarda muhteşemdir. Bunun için insan Tanrı sureti altında yani Tanrı'ya benzer bir şekilde yaratılmıştır. (Tekvin 1: 21). Buna bağlı olarak bütün yaratılışın başı olan insan kendisine verilen bu hediye için Tanrı'ya şükranlar ve hamdlar sunar. Çünkü bunu yapabilen ve kendisini anlatabilen tek bedeni yaratıktır. İnsan doğuşundan bütün karakterlerine sahip değildir. Karakterlerini zamanla ve hayatta yavaş, yavaş kazanır. Buna sadece kendisinin iç benliği değil çevrenin de etkisi olmakta ve bir insanın karakteri yanındakilerin eğitim ve öğretimine de bağlıdır. Bunun için her yeni doğan çocuk olgun olana dek iyi bir eğitim görmeli anne ve babasını örnek almalıdır. Bunun için de anne-baba çocukların bu gelişimlerine dikkat ederek doğru olanı yapmalı ve onları eğitmeli ve kilise hayatı içinde büyütmelidir.
Cinayet toplum tarafından dışlanan ve reddedilen korkunç ve mekruh bir olaydır. Bu Kabil'in kardeşi Habil'i öldürdüğü ve işlenen ilk cinayetten bu güne dek böyle sürmektedir. Bunun içindir de cinayet eden hem Tanrı hem de Devlet tarafından cezalandırılır. Tabiatıyla en değerli nesne hayat değil, özgürlüktür. Bunun için insan kendi hürriyetini ve özgürlüğünü kaybetmemek için kendi malını ve bazı manevi değerleri kaybedebilir. Sadece milli ya da kendi şahsi hürriyetimeze zarar verildiğinde veya bizden alınmaya çalışıldığında adam öldürme yani cinayet kabul edilebilir. Bu yalnızca tehlikeye düştüğümüzde kendi can ve mal güvenliğimiz tehdit edildiğinde son çare olarak kullanılır. Bununla birlikte bazı durumlarda insan iman ettiği manevi dini değerleri için tehlikeye düştüğünde ve kendisinden bunu değiştirilmesi istendiğinde bu gibi zor durumlarda insan ölümü yani bile-bile canını fidye olarak verebilir. Fakat bu durmlarda olduğunca kaçınmalı ve kimsenin dinine ve bu manevi değerlere zarar vermemeliyiz. Bir çok cinayetin nedeni olan kin, şidet, kızgınlık, sert ve kahredici sözler, kıskançlık ve buna benzer bütün kötü durumlardan kaçınmalı ve bize karşı yapılan bir haksızlığı ilgili resmi kuruluşlara (Polislik) daha sonra da Tanrı'ya bırakmalıyız. Bizim inkamımızı intikam alan sonsuz ve her şeye kadir ve her şeyi gören Allah'a bırakmalıyız.
Dokuzuncu emir, "Yakınına karşı yalancı şahitlik etmeyeceksin" diye buyurur. Bu emir de hem Tanrı tarafından hemde devlet tarafından yasaklanmıştır. Buna göre yalancı şahitlik yapan bir çok kişi ve ya kişilerin hak etmedikleri hükümü giymelerine ve adaletsizce yargılanmalarına ve son olarak haksız yere ceza çekmelerine neden olur. Bu durumda bu insan bu kişi veya kişilere hem bedeni hemde ruhi bir ceza vermiş olur. Çünkü haksız bir şekilde yargılanan hem bedenen hemde ruhen çöker, onun bütün ahlaki durumu alt-üst olur. Bunu yapan insan hem Tanrı tarafından hemde bu öğrenildiğinde insanlar tarafından hor görünerek dışlanır. Yalan söylemeye bakmış olanlar bu kanuda dikkat etmelidir, çünkü Tanrı'nın bu konudaki sözü kesin ve netttir. "Yalanın yaratıcısı şeytandır." (Yuhanna 8: 44). Yalanın yaratıcısı olan şeytan ilk yalanı cennete Adem ve Hava'ya karşı söyleyerek onları Tanrı'dan uzaklaştırdı. Bunun için aziz Pavlos şidetle uyarır, "Birbirinize yalan söylemeyin çünkü aynı vücudun parçalarıyız, aynı vücudun bireyleri olan biri nasıl yalan söyleyebilir?" (Kolosililer 3:9).
Yalancı insan yalnız başkasına değil kendi has nefsine ve ruhi dengesine de zarar verir. Bu insanın yalancı olduğu bir gün mutlaka öğrenilecektir. Çünkü yalanın sonu yatsıya kadardır. İşte o zaman bu insan herkesin gözünden düşerek kıymetsiz biri olacak ve artık hiç kimse ona inanmyacaktır. Oysa iyi ve doğruyu söyleyen insan her zaman şerefli ve kıymetli kalır, bu insan büyük bir hata etse bile, bu hatta affedilip diğer insanlar tarafından sevilmeye devam edilir.Çünkü bu insan gerçeğe ve doğruya hizmet eder, yalan ve yalana sürükleyen bütün yollardan uzaktır. O Mesih'in gerçek olduğu gibi gerçektir.
Son emir de "Başkasının malına göz dikmeyeceksin" diye buyurur. Bu emir bütün diğer emirlerin içinde bulunan bütün insanlarla olan ilişkimizin özetidir. Burada vurgulana şey, başkalarının malına, hayatına ve şerefine zarar verilmemelidir. Başkalarına ait olan şeyleri de heveslenmemeliyiz. Çünkü o şey onlara aittir.
İsrailoğullarına verilen bu on emir o zaman ki toplumun bir arada yaşaması ve adaletin korunması için verildiler. Bu emirler şimdiki her toplum içinde gereklidir. Çünkü bunların bulunmadığı bir ortamda adalet ve haktan bahsedemeyiz. Bu on emre katkı olarak Mesih'in ve havarilerinin öğretisi katıldığında gerekli olan ve her şeyden üstün adil bir yaşam tarzı ortaya çıkmaktadır. İşte bu yaşam tarzı bizim yaşam tarzımız olmalı, ve hayatımız başkalrının önünde pırıl-pırıl parlamalıdır. Çünkü biz hrıstiyanlar kilisenin evlatları olarak kilisenin günlük hayattaki dış görünümümüzdür. Kilisenin başıda Mesih olduğuna ve O her şeyden daha temiz ve nur olduğuna göre bizler O'nu olabildiğince temiz ve gerçekçi bir şekilde gösterelim. Amin.
LÜTUF KANUNU
Şimdiye kadar bahsetmiş olduğumuz on emir bir ahlak kanunu olup o zaman ki devirin ve insanların adalet kanunuydu. Bunun gayesi zor bir halk olan İsarailoğullarının eğitilmesi, bunun aracılığıyla zaman gelince Mesih'in incildeki geçekleri kabul etmek üzere başka halkalrında hazırlanmasıydı. Bunun için Yuhanna şöyle der: "Yasa Musa aracılığıyla geldi, ama Tanrısal Lütuf ve Gerçek Mesih'in aracılığıyla geldi." (Yuhanna 1: 17). Tanrı'nın lütuf ve gerçeğinin verilmesi için O'nun biricik Oğlu ve Rab olan İsa Mesih, insan şeklini alarak aramıza geldi, ve bize sonsuz doluluğuyla Tanrı lütfunu ve gerçeğini getirdi. O ilk konuşmasında "Ben Yasanın ve peygamberlerin öğretisini iptal etmeye değil, bunları tamamlamaya geldim." diyerek bunu baştan açıkladı. (Matta 5: 17). Buna göre Rab'in dağdaki konuşması bizim ahlaki değerlerimizin ve kutsallığımızın bir ifadesi ve özetidir. Bu göz önüne alındığında Rab bizim diğer insanlarla olan ilişkimizi ve ahlaki yapımızı düzenleyerek bunların nasıl olması gerektiğini belirtir. Bu konuşma Matta incilinin 5,6, ve 7'inci bablarında bulunmaktadır. Bunu dikkatle okuduğumuzda buralarda şu hususlara varırız.
1. Bir imanlı önce Musa'nın getirdiği on emri uygulamazsa Mesih'in ve hristiyanlığın ön gördüğü kanunu uygulayamaz. Musa'nın yasasında kendilerine yapılan bir kötüleğe karşı vemeleri normal sayılıp buna izin veriliyordu. Yani göze göz, ve dişe diş konunu uygulanmaktaydı. Oysa Mesih bunu yasaklıyor ve imanlılardan daha büyük ve ulu şeyler bekliyor. Başka bir ifade ile Mesih kendimize yapılan bir kötülüğü unutmamızı be bunu yapanları affederek yaptıkları hatayı görmelirne yardım etmemizi istmektedir.
2. Yeni kanunun temel ve belirgin karakteri sevgidir. Mesih şöyler buyurmaktadır : "Size yeni bir buyruk veriyrum: Birbirinizi sevin, sizleri sevdiğim gibi sizde birbirlerinizi sevin, birbirinize sevginiz sayesinde her kes benim öğrencilerim olduğunuzu anlayacaktır." (Yuhanna 13: 34-35). Bu buyruk incilin en mükemmel buyruğudur. Mesih'in bizleri sevdiği ve bizler için yeryüzüne gelerek çarmıha gerilip bizi günahlarımızdan kurtardığı ve bizi hala sevdiği gibi, bizimde birbrimizi sevmemizi istiyor ve bunu büyük bir buyruk olarak belirtiyor. Rab o kadar sevgidir ki bize şöyle buyuruyor "Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin' dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. Öyleki göklerdeki Babanız'ın oğulları olasınız. Çünkü O güneşini hem iyilerin hemde kötülerin üzerine çıkarır, yağmurunuda hem iyilerin hemde kötülerin üzerine yağdırır. Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz bunda övünecek ne var? Putperestlerde aynı şeyi yapmıyor mu? Yalnızca karddeşlerinize selam verirseniz bunda övülecek ne var? Putperestlerde bunu yapmıyor mu? Bu nedenle göksel Babanız'ın yetkin olduğu gibi sizde yetkin olun." (Matta 5: 44-48). Buna ek olarak ta Kusal Kitap'ta Tanrı'nın en kısa ve en özlü tanımı: "Allah sevgidir" tanımı yapılır.
Büyük Vasilyos bu konudaki görüşlerini şöyle açıklamaktadır. "Tanrı sen ve senin gibi günahkarları nasıl afeddiyor ve onları seviyorsa sende yanındaki insanı sever ve onu afedersen ve ona sevgi gösterirsen Tanrı'ya benzemiş olursun."
3. Mesih konuşmasında yine yasada olan bazı noktaları telafi ederek yemi tamamen yasaklar, samimiyeti ve dürüstlüğü ön görür. Sadaka vermemizi önerir, gerçek ve anlamlı orucun kurallarını tayin eder. İmanlıların bağışlayıcı olmalarını ve maddi ve dünyevi zengillikler değil manevi ve gökteki zengillikler edinmelirini ister. Paranın kıymetsiz olduğunu ve gerçek hazinenin göklerde olduğunu açıklar. Bunun için maddi gereksinimlerimizi bilen Tanrı bunları bize vereceğini ve bunun için kaygı ve telaşa gerek olmadığını söyler. Önce kendi kusurlarımızı daha sonra da başkalarının kusurlarını görmemizi ister. Bununla birlikte duanın nasıl yapılacağını ve nelerin söylenmesi gerektiğini belirtip ve imanlılara öğretilier de bulunur.
4. Aynı konuşmada Rab imanlılara büyük misyonun ve sorumluluğundan da bahseder. İmanlılar müjdeyi bütün dünyaya ulaştırmalı ve bunu saf ve katkısız olarak yapmalıdır. Bunun için imanlıları "dünyanın tuzu ve ışığı" olarak tasfir eder. "Yeryüzünün tuzu sizsiniz. Ama tuz tadını yitirirse bir daha nasıl tuz tadı verilebilir? Artık dışarı atılıp ayaklar altında çiğnenmekten başka bir işe yaramaz. Dünyanın ışığı sizsiniz." Buna göre tuz nasıl yemekleri tatlandırıp onalara güzel tad veriyorsa ve ışık nasıl karanlıkta parlıyor ve aydınlık sağlıyorsa sizlerde imanınız ve eylemlerinizle toplumu güzelleştirmeli ve günahtan donmuş ve buzlanmış kalpleri sevginizle ısıtmalı ve onları tekrar elde etmelisiniz. Bu yolla başkalarına örnek olacak ve diğer insanların gözünde daima yüksek bir mevzide olacaksınız.
Rabbimiz dağdaki konuşmasında dünyanın duyulmuş en duygulandırıcı ve etkileyici gerçekleri söyleyerek büyük bir öğretiyi bizlere vermiştir. "İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, sizde başkalarına öyle davranın. Çünkü Kutsal Yasa'nın ve peygamberlerinde söylediği budur." İşte bu kural uygulanırsa her kes barış içinde yaşar ve toplumda sükunet olur. Mesih'in incildeki öğretisi özetlenecek olursa: İman, umut, insan sevgisi, affetmek ve sana yapılmasını istemediğin şeyleri sende başkasına yapma diye özetlenebilir. Fakat düşmanlarımızı nasıl affedebiliriz? Bu zor olmasına rağmen hrıstiyanlıkta önemlidir. İnsanı yücelterek ona iç rahatlığı, mutluluğu ve refahlığı verir. İnsan bu şekilde güneş gibi parlar başkalarının gözünde büyükleşerek Tanrı'ya layık olmaya çalışır. İşte hrıstiyanlıkta buna dayanır.
ALLAH'IN ÖĞRETTİĞİ DUA
1. Rab duayı, semavi Peder Allah'la bir şahsi konuşma, iletişim ve dileme aracı olarak tarif etmiştir. "Siz dua edeceğiniz zaman odanızıa geçin kapıyı örtün ve gizlide olan Babanız'a dua edin. Gizlilik içinde olanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir." (Matta 6:6).
2. Duanız Allah'a yakışır şekilde olmalıdır. "Dua ettiğinizde putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar. Siz onlara benzemeyin. Çünkü Babanız nelere gereksinim duyduğunuzu siz daha O'ndan dilemeden önce bilir." (Matta 6:6).
3.Mesih şahsi duayı ortaya koyarken o zamanki sinagoklarda ve şimdilik kiliselerde yapılan duayı iptal etmiyor, fakat bunun doğru bir şekilde yapılmasını ve putperestlere benzemememiz için bunun onlar gibi yüksek sesle ve gösterişle yapılmamasını ister. "Dua ettiğinizde ikiyüzlüler gibi olmayın. Onlar her kesin kendilerini görmeleri için havralarda ve caddelerin baş köşelerinde dikilip dua etmekten zevk alırlar. Size doğrusunu söyleyeyim onlar ödüllerini almışlardır." (Matt 6: 5).
4. Bu Rabbin bizlere öğrettiği kişisel duamızdır.
Göklerdeki Pederimiz, Adın yüceltilsin. Hükümdarlığın gelsin. Göklerde olduğu gibi, yeryüzünde de Senin isteğin olsun. Günlük ekmeğimizi bu gün de bize ver. Bize kötülük edenleri bağışladığımız gibi,
Sen de bağışla suçlarımızı. Bizi günah işlemekten koru kötülükten kurtar. Çünkü hükümdarlık, kudret ve yücelik ebediyen senindir. Amin.
(Matta 6: 9-13).
Bu dua bir duada bulunması gereken bütün unsurlar bulunmaktadır. Hamd, şükran, yüceltme ve teşerkürler sunulur ve hayatta lazım olduğumuz temel şeyleri dileyerek O'nu sonsuza dek yüceltiriz. Burada duaya başlarken cennetten kovulmuş olan insan Tanrı'yı çok sert görüyordu. Ama Mesih'in gelişi ile ve vaftizimizle bizler artık O'nu sert Tanrı olarak değil Baba olarak çağırıyoruz. Daha sonra O'nun adının yüceltilmesi ve kutsal kılınmasını diler ve egemenliğinin ve sonsuz hükümdarlığının gelmesini isteriz. Göklerde olduğu gibi O'nun iradesinin ve isteğinin yüryüzünün her tarafında olmasını dileriz. Sonra da bu hayattaki vücudumuz için gerekli ekmeği ve diğer hayatta ruhi benliğimiz için Tanrısal komünyomu diler ve talep ederiz. Aynı şekilde hatalarımızı kabul eder ve bunları bizim diğer kardeşlerimizin bize karşı olan günahlarını affettiğimiz gibi kendi günahlarımızın da O'nun sonsuz yüceliğinde affedilmesini isteriz. Ayrıca bizi her türlü kötülükten ve kötülüğe sürekliyen her şeyden bizi korumasını isteriz. Duanın sonunda Tanrı'nın ebedi kadir ve hükümdar olduğunu kabul eder ve O'nu sonsuzlara dek yüceltiriz.
Mesih'in bize öğrettiği bu dua yüzyıllar boyunca söylenmekte ve ebediyete kadar söylenecektir. Bu kutsal dua imanlı bir hristiyan tarafından günde en az üç defa söylenmelidir. Mesih'in ta kendisi insan şekinde (insani tabiatında, çünkü iki tabiata sahiptir. Gerçek Allah, Gerçek İnsan) çölde şeytan tarafından denendiğinde ve 40 gün boyunca oruç tutuğunda, Romalı askerlerin kendisin yakalamarından önce akşam zeytin dağında taşın üstünde ve çarmıhın üstünde iken Davut'un mezmurlarından bir mısra okuyarak dua ettmiştir. Bütün bunları bir insan olarak bize bir örnek bırakmak için yaptı. İnsan dua ile dini bağ ve hislerini kuvetlendirir, moralini yükseltir,ve cemaat gurubunda hristiyan kardeşliğini esinler.
KUTSALLAŞMA VE KURTULUŞ GEMİSİ
İkinci dünya savaşında Atina Alman işgali altındayken hiç kimse kimin dost ve kimin düşman olduğunu bilmiyordu. Bir öğrenci yurdunda çok dindar ve saygıdeğer bir ihtiyar vardı her gün yurdun kapısını açtığında giren her öğrenciye "kurtuluş gemisine gir oğlum, dışarısı kıyamet" diyordu.
İmanlılar her devirde bu ve buna benzer kıyametlerden kurtulmak ve Rab'bin sevgisi altında kalmak için Mesih'in kurmuş olduğu bu kurtuluş gemisine gelirler. Orada ayinler, kişisel dualar, terennüm ve ilahilerle Tanrı'yı yücelterek kalplerinde huzur ve sükunet bulurlar. Diğer sırlarla beraber bu sırda Mesih'in kendi iradesi ve isteğiyle Kutsal Ruh aracılığıyla havariler bu sırları açıklamıştır. Bununla birlikte bu sırların dış görünümü her ne kadar kilise, rahip, dualar ve kullandığı yağ bu sırların dış görünümünü oluştururlar, bunların özü ve gerçek anlamı ise derinliklerinde olan imanımızdır.
Kilisenin yedi sırrı vardır, bunlar sırasıyla; Vaftiz, Krizma, İtiraf, Komünom, Rahiplik, Evlilik ve Kusal yağ dır. Bunların ilk dörtü imanlı için mecburidir diğer üçü ise isteğe bağlıdır. Bunların ilk üçünü gördük, şimdi dördüncüsünü kısaca görelim.
Bu sırda vaftiz edilmiş olan imanlı Tanrı'ya daha yakın olabilmesi için ve O'nun nimetlerinden yararlanabilmesi için başına kutsal yağ sürünür. Bu havariler tarafından da yapılmaktaydı. Böylece imanlı bu kutsal yağın gücüyle şeytanı ve onun güçlerini yenebilsin.
Rahiplik sırrı ise Tanrı'nın kullandığı vasıtalarıdır. Mesih'in seçtiği ilk havariler bunu bize devretmiş olup bu bugüne kadar sürmektedir. Rab'e hizmetmek isteyen ve buna ruhen ve bedenen olgun olan bu sırrı almaktadır. Bu sır üçe bölünür, Episkoposlar, papazlar ve diyakozlar dır.
Evlilik, Tanrı'nın Adem'i ve Hava'yı kutsayıp onlara çoğalma emini vermesiyle başlar. Bu Rab'in yaratılışının çoğalması ve kutsallaşması içindir. Bu sırda insan anne ve babasını bırakarak artık kendisini eşine adar. Onlar artık iki vücut değil ama tek bedendirler.
Havari Yakup mektuplarında Kutsal Yağ sırrına değinmekte ve açıklamalarda bulunmaktadır. (Yakup 5: 14-15). Burada havirininde açıkladığı gibi bu sırla kaybolan ve hastalanan bütün imanlıları toplar onlara şifa verir ve Kutsal Komünyoma hazırlar.
KUTSALLAŞMAMIZ ALLAH'IN İRADESİDİR.
Tanrı'nın isteği şudur; Kusal olmanız ve fuhuştan kaçınmanız. (Selanikliler I 4: 3). Bu konuyla ilgil olarak insan hem Tanrı'ya karşı ama hemde kendisine karşı günah işlemektedir.
İğrenç, ahlaksız ve edepsiz bir şey yaptın mı?
Sinemada, tiyatro ve televizyonda edepsiz şeyler seyrediyor musun?
Porno veya hristiyanlığa karşı olan yayın ve broşürleri okuyor musun?
Görünüşüne dikkat etmeyip başkalarını günaha kışkırtıyor musun?
Kağıt ve kumar oynuyor musun?
Zararlı ve ahlaksız şarkılar dinliyor musun?
Küfür ediyor musun?
Yalan söylüyor musun?
Başkalarını gerek işte gerekse günlük hayatta aldatıyor musun?
Kavgacı mısın?
Zor durumlarda ümidini kaybedip Tanrı'ya imanını kaybediyor musun?
Kibirli misin?
Cimri misin?
Fakirlere edebildiğin kadar yardım ediyor musun?
Aziz Pavlos her vaftiz olan kişi Tanrı'nın tapınağını oluşturur, diyerek vücudumuza karşı saygı duymamızı ve buna dikkat etmemizi önermektedir.
İMANIMIZ
İman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır. Herkesi seven Tanrı insanı mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Bütün yaratıkların başı olan insan bunu aklına ve imanına borçludur. İman insanın bu dünyadan çıkıp ruhun araştırıcı özelliğine dayanarak her şeyi araştırmamıza ve bunlara bir anlam vermemize yardımcı olur. İmanlı her kim olursa olsun, iman, onun ışıkta parlayan bir mumudur. İman bir güneş gibi parlayarak onu temiz kılar. Ruhun sayesinde insanın ulaşamayacağı dünyaötesi varlık ve şahıslarla irtibatta geçer.
Buna göre hristiyan imanı gerçeğe dayalı olan bir imandır. Mesih bizi her zaman parlak ve dünyevi bunalıktan uzak tutmak ister. Bunun için aziz Pavlos Romalılar'a mektubunda şöyle yazar. "Tanrı'nın insanı akladığı Müjde'de aklanır. Aklanma yalnız imanla olur. Yazılmış olduğu gibi "İmanla aklanan yaşayacaktır." Tanrı katında hiç kimsenin Yasayla aklanmadığı kesindir. Çünkü imanla aklanan yaşayacaktır. Doğru adamım imanla yaşayacaktır, ama geri çekilirse ondan hoşnut olmayacağım."
( Romalılar 1: 17, Galatyalılar 1:17, İbranililer 10: 38). Buna ek olarak Mesih'i açıkça kabul etmemiz gerekmektedir. Mesih Matta inciinde şöyle demektedir. "İnsanların önünde beni açıkça kabul eden herkesi bende göklerdeki Babam'ın önünde açıkça kabul edeceğim. İnsanların önünde beni inkar edeni bende göklerdeki Babam'ın önünde açıkça inkar edeceğim." (Matta 10: 32-33).
İmanı açıklayan ve bunun değerini açıkça gösteren eylemlerdir. Havari Yakup ve diğer bütün havariler buna değinmiş ve bunun anlamını açılamıştır. Açıkça imanını söyleyen ama bunu eylemlerinde göstermeyen biri imanlı sayılamaz. Çünkü ağaçlar meyvelerinden insanlarda eylemlerinden anlaşılır. (Yakup 2: 14-17).
TÜKENMEYEN KAYNAK
Mesih yaratılışın ilk doğanıdır. O yaratılmamış ama Baba bağrından doğmuştur. Bunun için O hayat ve yaşam kaynağıdır. Kendisi canlı su dur. O Samiryeli kadınla konuşurken ona vereceği suyla ebedi hayat fışkıran iç kaynağa sahip olacağını söyledi. "Oysa benim vereceğim sudan içen sonsuza dek susamaz. Benim vereceğim su içinde sosuz yaşam için fışkıran bir pınar olacaktır. (Yuhanna 4: 14). Bunu diğer bölüm ve inciller dede görüyoruz.
Bütün bunları daha iyi incelemek ve Kutsal Yasayı gerçekten tanımak için Kutsal Yazı'yı dikkatle okumalı ve gerekli yerlerde ilgili kilise babalarına sorarak yardım istemeliyiz. Çünkü Kutsal Yazı gerek Yeni Ahid Gerekse Eski ahid dikkatle incelenmelidir. Öyleki Mesih'in de deiği gibi O'nun sözlerinden en ufak bir nokta bile kaybolmayacaktır. Öyleki Kutsal kitap bir hazinedir, tükenmeyen bir pınardır. Yalnız Kutsal Kitap okuyarak yanlışlarımızı ve hatalarımızı görebilir ve Tanrı'dan af dileyebiliriz. Çünkü yaptığının hata veya günah olduğunu bilmeyen bir insan nasıl af dileyebilir. Buna ek olarak Kutsal Kitap Tanrı'ya ezgi, terennüm ve ilahileride bizlere vermektedir.
Şimdi Kutsal Kitap'ı oluşturan kitaplardan bahsedeceğiz. İsa'dan önce yazılan bütün kitaplar O'nun geleceğini hazırlamak için yazılmış olup Eski Ahidi oluştururlar. İsa'dan sonra yazılana kitaplar isa Yeni Ahidi oluştururlar. Kutsal Kitap büyük ve küçük bir çok kitaptan oluşur. Bunlar yaklaşık 1400 yıllık bir süre içinde yazılmıştır. Eski Ahid 49, Yeni Ahid ise 27 kitaptan oluşmaktadır. İlk yazar olan ve Eski Ahidin ilk kitabını yazan Musa dır, Yeni Ahidin son kitabını yazan da Yuhanna dır. Bu iki yazar arasında büyük bir zaman dilimi bulunmakta ve bu zaman diliminde Tanrı mesaj ve sözlerini insanlara değişil peygamberler aracılığıyla farklı açılardan bildirmektedir. Bu kitapları görecek olursak;
ESKİ AHİD
Yaratılış, Mısır'dan Çıkış, Levililer, Çölde sayım, Yasa'nın Tekrarı, Yeşu, Hakimler, Rut
1.Samuel, 2.Samuel, 1.Krallar, 2.Krallar, 1.Tarihler, 2.Tarihler, Ezra, Nehemya , Ester, Eyüp, Mezmurlar (Zebur), Süleyman'nın Özdeyişleri, Vaiz, Ezgiler Ezgisi, Yeşaya, Yeremya Ağıtlar, Hezekiel, Daniel, Hoşea, Yoel, Amos, Ovadya, Yunus, Mika, Nahum, Habakkuk, Sefanya, Hagay, Zekeriya, Malaki.
YENİ AHİD
Matta, Markos, Luka, Yuhanna, Elçilerin İşleri, Pavlus'tan Romalılar'a Mektup, Pavlus'tan Korintilier'e Mektup 1, Pavlus'tan Korintilier'e Mektup 2, Pavlus'tan Galatyalılar'a Mektup, Pavlus'tan Efesliler'e Mektup, Pavlus'tan Koloseliler'e Mektup, Pavlus'tan Selanikliler'e Mektup 1, Pavlus'tan Selanikliler'e Mektup 2, Pavlus'tan Timoteos'a Mektup 1, Pavlus'tan Timoteos'a Mektup 2, Pavlus'tan Titus'a Mektup, Pavlus'tan Filimon'a Mektup, Pavlus'tan İbranililer'e Mektup, Yakup'un Mektubu, Petrus'un 1. Mektubu, Petrus'un 2. Mektubu, Yuhanna'nın 1. Mektubu, Yuhanna'nın 2. Mektubu, Yuhanna'nın 3. Mektubu, Yahuda'nın Mektubu, Vahiy.
DİĞER KAYNAK
Yuhanna soyle der; "İsa'nin yaptigi daha bir çok şey vardi bütün bunları toplanıp yazılsaydı bu kitaplar butun dünyaya bile sığmazdı." Bunu Elcilerin İşlerinde gorğyoruz. Orada Pavlos şöyle demektedir. "Yaptıgım her işte sizlere boyle emek vererek gücsüzlere yardım etmeniz ve Rab İsa'nin 'Vermek almaktan daha büyük mutluluktur' diyen sözünü unutmamamiı gerektiğini gosterdim." İşte bu sözü hic bir incilde görmüyoruz, bu demektir ki her şey yazılmamıştır.
Her şeyi yazilmadağına dair büyük ispatlar vardır, ama yalnız insan mantığıyla da konuya baksak her şeyin yazılmadığını anlamaktayız. Buna göre kilisenin bazı geleneklerini sürdümemiz gerekmekte ve bunları aldığımız gibi diğer kusaklara aktarmamız gerekmektedir. Bunu havarilerin yaptıkları sözlu öğretilerdende anlamaktayız. Buna göre kilise aziz ve havarilerin duyduğu ve gördüğü oğretileri toplayarak bunları bir araya getirmiş ve kutsal ekumenik konsey ve sinodlarda resmen tanımış ve bunları yazılı hala getirmiştir.
Bu geleneği Protestantlar hic kabul etmezler, bunu saçmalık olarak görürler. Oysa gerçek şu ki İsa'nin dirilisinden sonra yaklaşık 50 yil boyunca insanlar yani ilk imanlı toplulukları ve havariler sözlu öğretiye dayanan bir imanla yaşıyorlardı. Bu 80 yıllarda yazıya geçti, fakat bununla birlikte sadece 4 incil değil çok sayıda inciller yazıldı. Bu inciller de öğretilerden ote hiç yapılmamış saçma ve şeyler de bulunuyordu. Kilise bunları tanımayarak birinci ve ikinci konseylerinde gerçek incilleri açiklar ver bunları sadece tanır. Bunun için gelenek havarilere kadar dayanır ve her yerde ve her zaman yapılan her turlu öğreti ve kilise hayatıdır.
İZAHAT HATIRASI
Kutsal ekumeniklerde toplanmış olan bütün konuşmalar gerek öğretiler gerekse İllahi şeklindeki yuceltmeler izahat hatırasını oluşturmaktadır. Bunlar zamanla kutsal ayin toreninde kullanılmakta ve kilisenin geleneğinde yer almaktadırlar. Bunun için gerek Yeni gerekse Eski Ahid olsun her iki bölümlerden alınan ve okunan parçaların yorumunda kesinlikle çatiş yoktur. Çünkü Ortodoks talimi bu gibi durumlarda hemen kilise babalarının yazılarına ve bundan sonraki yazılara bakarak bunu açıklarlar. Bu yorum ve tefsir kilise babalarindan bu gunku pederlere bir kutsal zincir mirası olarak gelmiştir. Şunu bilmekte yarar vardır ki dinimizdeki bütün oğreti ve doktrinler geçmis yılların babaları ve kutsal adamları tarafından yıllarıca üzerinde durulmuş Rab İsa Mesih'in ve gücü ve Kutsal Ruh'un aracılığıyla en derin noktasına kadar açıklanmıştır.
Mesih son konuşmasında "Bana nasıl zülmediliyorsa sizede aynı şekilde zülmedecekler" demektedir. Bu her hristiyan için kesindir. Buna göre zülme uğrayan her ımanlı İsa formunu taşımaktadır. Bunun için her zaman Mesih'in yolunda ve Mesih'e benzemeliyiz. Kendini Mesih uğruna adayan ve bu hayatın zorluklarını ve zülmerini goren ve bunlara katlanan her imanli Mesih'in imajidir, ve İzaahat Hatırasıdr.
ORNEKLER VE AZİZLER
Bu güne kadar yüzbinlerce imanlı Ortodoks aziz ve ornek olmuştur. Bu insanlar her şeylerini bırakıp Mesih'in pesinden gittiler. Oyleki Pavlos'un dediği gibi bu insanlar imanları sayesinde "Ülkekelerele geçirdiler, adaleti sağladılar, vaat edilenlere kavuştular, aslanların ağızını kapadılar. Kızgın ateşi sondürdüler, kılıcın ağzından kaçıp kurtuldular. Guçsüzlükte kuvvet buldular, savaşta guçlendiler, yabancı orduları bozguna uğrattılar. Kadınlar dirilen ölülerini geri aldılar. Başkalarıysa salıverilmeyi reddederek, dirilip daha iyi bir hayata kavuşma umuduyla işkencelere katlandılar. Daha başkaları alaya alınıp kamcılandılar, hatta zincire vurulup hapsedildiler. Taslandılar, testereyle bicildiler, kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu keci derisi içinde dolaştılar. Yoksulluk çektıler, sıkıntılara uğradılar, baskı gorduler." (İbraniller 11: 33-38).
Kilisemiz bu insanları tanımakta bunlara saygiı duymakta ve bunları aziz olarak nitelendirmektedir. Güneş nasıl diğer yıldızlardan farklı parlıyorsa azizlerde diğer insanlar arasında öyle parlar. Bunlar Eski Ahid'te peygamberler daha sonrada azizlerdir. Bununla birlikte milyonlarca kişi hayatını bu gerçek için adamış ve şehit olmuşlardır. Kilise bu şahisları her ayinde saygıyla anar ve onların adına Tanrı'dan merhamet diler. Kilisede bu azizlerin ve peygamberlerin başinda iki onemli sahsiyet bulunur. Bunlar Meryem Ana ve son peygamber olan Yahyadır.
BİR AZİZ NASIL AZIZ ILAN EDİLIR VE KABUL EDİLİR.
Çok eski devirlerde Rab Allah kendisine benzememiz için bize emretti. Öyleki azizleserek O'na benzeyelim. Aziz kutsanmış anlamına gelir. Kutsanmış yani hayatını ve kendini kutsallaşmaya adayan ve Tanrı yolunda yürüyen kişidir. Mesih kilisenin başı olduğuna göre ve O aziz olduğuna göre O'nun adıyla vaftiz olan her kes aziz adayıdır. Eski dönemlerde insanlar birbirlerine aziz diye seslenirdi. (Bakınız Romanlar 12: 13, I Korintililer 6: 2, Efesliler 14: 33). İlk zamanlarda her hristiyana aziz denmekteydi, daha sonra zamanla 2. yüzyılın başlarında bu terim sedece kilisedeki ünlü kişilere ve ilahiyatcılara verilmeye baslandı. Bu daha sonra sehitlere verilmeye ve daha sonrada bu terim dındar insanlara da kullanılmaya başlandı. Bu olay kendiliğinden dilden dile olmaktaydı.
Bu durum zamanla değişerek her patrikhane kendi azizlerini resmen tanıma imkanı sağladı. Buna göre sahiş Tanrı'ya yarasır bir hayat içindeyse ve bu herkes tarafından biliniyor ve buna katkı ediliyorsa işte o zaman kilise meclisi toplanarak bunu yazılı karala resmen tanır, ve bunu diğer patrikhanelere de bildirerek bütün ortodokslukta bu kişiye aziz unvanı ve anma günü verirlir. Bu olay şahisin ölümünden sonra olur, anma günüde ölüm günüdür.
Buna karşı saygı duymayan ve kilise dışı olan bazı tarıkatlar (Örneğın protestantlar ve yehova şahitleri v.b.) bizimle alay etmektedirler. Oysa bir ortodoks alemi olarak biz bunlara saygı duymaya devam edeceğiz. Çünkü biz kiliselerimizi Onların adina değil Onlariı ve bizim Tanrı'mız olan her şeye kadir Mesih'in adıyla inşa ediyoruz. Bu onlara taptığımız anamına mı gelir? Kesinlikle hayır, her uluş kendi atalarını anar ve onlara saygı duyarak onalara benzemeye çalışır. Bizler ortodoks kilisesi olarak ta bu azizlerimizi anmakta onlara saygı duymakta ve benzemeye çalısmalıyız.
ortodoksluk.org dan alıntıdır.rab sizi bereketlesin.
atariş