atariş
KİLİSE NEDİR?
1. Kilise Nedir?
KİLİSE kelimesini birçok defa duyuyoruz ve kullanıyoruz. Birçok kişi bu kelimeyi duyduğu zaman aklına kilise binalarını getirir. Bazı kişiler de ruhanileri ve rahipleri düşünürler. Ama bu anlamlar bize Kilisenin tabiatını ve özünü vermezler.
Kilise sözünü ederken, şimdiden belirtelim ki, imanımızın sakramentlerinden birini kastediyoruz. Altιn Ağιzlι Υuhanna'ya göre, «dünyanın herbir yanındaki müminlerin—hem şimdikilerin, hem geçmişte yaşamış olanların, hem de şimdiden sonra dünyaya gelecek olanların» İsa ile nasıl bir bütün teşkil ettikleri, bir kutsal sakramenttir (sırdır). Herbir sakrament kendiliğinden «anlaşılamaz» ve «ifade edilemez» olduğu için, bu sakramenti anlayabilmemiz için, Tanrı’dan ışık alan Havariler ve Kilise Pederleri hayattan birtakım imajlar alıp kullanmışlardır. Söyle ki, bu «büyük sakrament»in (yani Kilise denen sakramentin) esasını bize anlatabilsinler.
En başarılı imaj (temsil), Havari Pavlus tarafından kullanılmıştır. Pavlos, Mektuplarında yirmiden fazla satırda, belirgin ve kesin bir şekilde belirtir ki, Kilise bir vücuttur. İnsan vücuduna benzer: Başı ve organları vardır. Lâkin bu sakramenti biraz anlamamız için, bu tarifi biraz basitleştirelim. Pavlos, Kilisenin İsa ve müminlerden ibaret olduğunu yazar.
· (1) Kilise organik bir vücut ve bütündür. Kilise, İSA'NIN VÜCUDUDUR. Pavlos bu gerçeği çok canlı bir şekilde tasvir eder. Korintlilere yazdığı birinci mektupta (12:12-27) der ki:
12 Beden bir olmakla birlikte birçok üyeden oluşur ve çok sayıdaki bu üyelerin hepsi tek bir beden oluşturur. Mesih de böyledir.
13 İster Yahudi ister yunan*, ister köle ister özgür olalım, hepimiz bir beden olmak üzere aynı Ruh`ta vaftiz edildik ve hepimizin aynı Ruh`tan içmesi sağlandı.
14 İşte beden tek üyeden değil, birçok üyeden oluşur.
15 Ayak, “El olmadığım için bedene ait değilim” derse, bu onu bedenden ayırmaz.
16 Kulak, “Göz olmadığım için bedene ait değilim” derse, bu onu bedenden ayırmaz.
17 Bütün beden göz olsaydı, nasıl duyardık? Bütün beden kulak olsaydı, nasıl koklardık?
18 Gerçek şu ki, Tanrı bedenin her üyesini dilediği biçimde bedene yerleştirmiştir.
19 Eğer hepsi bir tek üye olsaydı, beden olur muydu?
20 Gerçek şu ki, çok sayıda üye, ama tek beden vardır.
21 Göz ele, “Sana ihtiyacım yok!” ya da baş ayaklara, “Size ihtiyacım yok!” diyemez.
22 Tam tersine, bedenin daha zayıf görünen üyeleri vazgeçilmezdir.
23 Bedenin daha az değerli saydığımız üyelerine daha çok değer veririz. Böylece gösterişsiz üyelerimiz daha gösterişli olur.
24 Gösterişli üyelerimizin özene ihtiyacı yoktur. Ama Tanrı, değeri az olana daha çok değer vererek bedende birliği sağladı.
25 Öyle ki, bedende ayrılık olmasın, üyeler birbirini eşit biçimde gözetsin.
26 Bir üye acı çekerse, bütün üyeler birlikte acı çeker; bir üye yüceltilirse, bütün üyeler birlikte sevinir.
27 Sizler Mesih`in bedenisiniz, bu bedenin ayrı ayrı üyelerisiniz.
Burada, Pavlus'un yazdıklarıyla, İsa ile müminleri arasındaki sıkı ve kırılmaz bir iç bağ görülüyor. Bu müminler İsa'ya inanırlar ve kendisini Kurtarıcı olarak tanırlar.
· (2) Pavlus açıklar ki, Hıristiyanlar bu vücudun bireyleridir ve aynı zamanda, vücudun «başı» İsa'dır. Efeslilere yazdığı mektupta (1:22-23) şöyle der:
22 Her şeyi ayakları altına sererek O`na bağımlı kıldı. O`nu her şeyin üzerinde baş olmak üzere kiliseye verdi.
23 Kilise O`nun bedenidir, her yönden her şeyi dolduranın doluluğudur.
Daha ileride (Efesliler, 4:15-16), yukarıdakileri de belirterek şöyle yazar: 15 Tersine, sevgiyle gerçeğe uyarak bedenin başı olan Mesih`e doğru her yönden büyüyeceğiz.
16 O`nun önderliğinde bütün beden, her eklemin yardımıyla kenetlenip kaynaşmış olarak her üyesinin düzenli işleyişiyle büyüyüp sevgide gelişiyor.
«...gerçek iman ve sevgi ile, herşeyimizi İsa'ya teslim edelim, O ki başımızdır», çünkü «erkek kadının başı» olduğu gibi, «İsa Kilisenin başıdır». Niçin? Çünkü İsa Kilise vücudunun bir bireyi değil, başıdır. Yani Kilisenin yöneticisi ve kurtarıcısıdır.
· (3) Havari Pavlus bize öğretir ki, Hıristiyanlar İsa ile beraber bir vücut teşkil ederken, bu vücut gelişip büyüyecek ve «Tanrι tarafından verilen gelişme»yi kabul edecektir. Yani nasıl ki insan vücudu, yaşaması ve büyümesi için gerekli gıdalara muhtaçtır, aynı şekilde İsa'nın vücudu olan Kilisenin de, gelişmesi ve hayırla ilerlemesi için özel bir beslenmeye ihtiyacı vardır. Bunun için Rab «Kiliseye Havarileri, Peygamberleri, öğretmenleri koymuştur ki, mümin Hıristiyanlar öğrensin....» Bu demektir ki, bir Hıristiyanιn manevî gelişmesi ve ilerlemesi İsa'nın vücudunun (Kilisenin) dışında vuku bulamaz. İlerleme yoksa, kurtuluş ta olamaz. Bunun için Aziz Kiprianos «Extra Ecclesiam nulla salus» (Kilisenin dışında kurtuluş yoktur) diye yazmıştır.
Unutmayın ki, Tanrι bize inayet etmiştir. Birer Hıristiyan olarak, İsa'nın vücudunun birer bireyiyiz.
2. Tek Vücut Olmak
Bir önceki kısımda, «Kilise» derken bir «vücudu» kastettiğimizi gördük. Bunun başı İsa, bireyleri ise asırlardan beri gelip geçmiş, bütün kuşaklara ait olan Hıristiyanlardır. Lâkin bir insan nasıl bu vücudun bir bireyi olur? İsa'nın vücudu olan Kilisenin nasıl bir parçası olur? Bunu dakik bir şekilde Havari Pavlus anlatmıştır. Lâkin bu gerçeği ilk öğreten Rab İsa'dır. Dirilişinden sonra ve Miracınden biraz önce, Havarilerine emir verirken yapmıştır. Dedi ki: «Bütün dünyaya gidiniz, İncilin şen mesajını bütün insanlara veriniz.» Ve ekledi: «Kim inanıp vaftiz olursa, o adam kurtulacaktır» (Mark 16:15-16). Yani Rab imanı ve vaftizi, Kiliseye mensub olup kurtulan biri için iki temel şart olarak tâyin etmiştir. Bunları biraz daha inceleyelim.
• (1) İman: Rab kısaca imandan bahsederken, birçok insanın sandığı şeyi kastetmiyordu; yani müphem olarak üstün bir kuvvete veya ilâhî takdire veya rasgele bir öğretiye olan inancı kastetmiyordu. Kendisinin ve Allahtan ışık alan Havarilerinin öğretip emrettiği şeylere olan imanı kastediyordu. Bu iman hem bilgili hem cahil, bütün insanlar içindir. Bunu ilâhî Pederler ve Öğretmenler, İmanımızın Sembolü olan «İnanıyorum ki» metninde özlü olarak ifade etmişlerdir. Bütün imanımızın özü oradadır.
Özellikle, bir insanın, İsa'nın vücudu olan Kilise’nin bir bireyi olması için, İsa'nın «gerçek bir Tanrι’dan gelen gerçek Tanrι» ve insanların Kurtarıcısı olduğuna inanması lâzımdır. Onun için İman Sembolü yazılmadan önce, İncil mesajını dinleyenlere «Rab İsa`ya iman et » deniyordu (Elçilerin Işleri 16:31). Lâkin İsa'nın dediklerine binâen, Kilise bireyi olmak için vaftize de ihtiyaç vardır.
• (2) Vaftiz: Vaftiz, müminlerin üç defa suya daldı*rılmalarıdır. Bu da Rabbin öğretisine dayanır. Havarilerine, her kim inanıyorsa, kendisini vaftiz etmelerini emretmiştir. Bu da, «Pederin, Oğlun ve Kutsal Ruh’un adına» (Matta 28:19) olur. Vaftizle İsa'nın vücudunun (Kilisenin) birer parçası oluruz. Bunu hem Havari Pavlous'un yazdıklarında, hem de vaftizde okunan bir duada görürüz. Duada rahip Τanrι’ya yalvarır ki, vaftiz edilen insanı «Kilisenin kıymetli bir bireyi» ve de «ışığın evlâdı ve hükümdarlığının miras*çısı» kılsın. Yani vaftiz bir manevî işlemdir. Dünyanın her yerinde, bir çocuk doğduğu zaman, ana-babası onu nüfus dairesinde kaydettirip o ülkenin vatandaşı yaparlar. Yani o çocuk ülkesinin halkına katılır. Vaftizde de mütekabil işlem yapılır, ama bu başka türlü olur. Vaftiz olan şahıs Tanrι’nın hükümdarlığının «Kitabında» esrarengiz bir şekilde kaydolur. Vaftizle «Kilisenin kıymetli bireyi» ve de Tanrι’nın hükümdarlığının «oğlu ve mirasçısı» olur. Yani İsa nasıl «tabiat bakımından» Τanrι’ın Oğlu ise, vaftiz olan da, vaftiz olduğu andan beri «lütuf yoluyla» Τanrι’ın oğlu olur. O andan itibaren semadaki Pederin çocuğudur ve bütün hayatı boyunca Pedere bir çocuk gibi yönelip, «Ey göklerdeki Pederimiz....» duasını seslenebilir. Bu özel imti*yaza yalnız vaftiz olanlar, yani İsa'nın vücudu olan Kilisenin bireyi olanlar sahiptirler. Doğru imanı olmayanlar ve vaftizsiz kalanlar buna sahip değildirler.
Bir gün Rab Havarilerini vaiz vermek ve hastaları ve cinli saralıları tedavi etmek için gönderdi. Havariler, Rabbin kendilerine verdiği lütuf ve güçle, bu işi başarıp sevinçle geri döndüler ve yaptıkları mucizeleri anlattılar. Rab onlara dedi ki: «Cinlerin size itaat ettiklerine o kadar sevinmeyin. Daha çok isimlerinizin gökte yazılmış olduğuna sevinin.» (Luka 10:20). İsa'nın vücudu olan Kilise ile bir vücut olmamız bize sonsuz bir sevinç vermelidir, çünkü bizim için bundan daha büyük takdis ve bereket yoktur. İsa'nın kutsal Vücudunun yani Kilisenin birer bireyiyiz. Böylece Tanrι’nın hükümdarlığında adımız yazılmıştır. Böylece HIRİSTİYAN oluyoruz ve bu adı alıp taşıyoruz. En BÜYÜK ADI almış oluyoruz. Bu önemsiz bir şey değildir. Rab’bimiz İsa Mesih’e minettar olup kendisine teşekkür edelim.
SAMANDAĞ ORTODOKS