|
|
Alıntı:
|
Eski Diyanet İşleri Başkanı Dr. Tayyar Altıkulaç, 10 yıllık çalışma sonucunda orijinal 4 mushaf ile günümüz Kur'an-ı Kerim'ini kelime kelime ve harf harf kontrol ederek, aralarında herhangi bir değişikliğin olmadığını kanıtladı.
12:40 | 14 Ağustos 2010
Altıkulaç, AA muhabirine, günümüz Kur'an-ı Kerim'i ile dünyadaki 4 orijinal mushaf üzerinde IRCICA ve Türkiye Diyanet Vakfı'nın katkılarıyla yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Yıllardır "Kur'an-ı Kerim'in hiç değişmediği, tahrife uğramadığı"nın ifade edildiğini ancak kanıtlanamadığını dile getiren Altıkulaç, IRCICA ve Türkiye Diyanet Vakfı'nca basılan orijinal mushafların özel faksimile nüshalarının, Kur'an-ı Kerim'in herhangi bir değişikliğe uğramadan günümüze ulaşmış bir kitap olmasıyla ilgili olduğunu söyledi.
Mushafların en eski belgelerinin kütüphanelerde saklı bulunduğunu ve kimsenin bunların kapağını açıp inceleme fırsatı bulamadığını anlatan Altıkulaç, teknolojik gelişmelerin sonucu dijital çekim sayesinde kütüphanelerdeki mushafları dijital ortama aktardıklarını ve kitap haline getirdiklerini kaydetti.
Orijinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan ve Halife Hz. Osman'a izafe edilen Mushaf-ı Şerif'in IRCICA tarafından hazırlanan özel faksimile nüshası ile bugün dünyanın her yerinde okunmakta olan Kur'an-ı Kerim'i kelime kelime, harf harf, hatta diş diş kontrol ettiğini ve arada herhangi bir değişikliğin olmadığını tespit ettiğini anlatan Altıkulaç, aynı çalışmayı Kahire'de bulunan ve yine Hz. Osman'a ait olduğu söylenen El-Meşhedü'l-Hüseyni mushafı üzerinde de yaptığını kaydetti.
"İmla farklılıkları var ama esası ilgilendiren hiçbir şey yok"" Taşkent, Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde bulunan mushaflar üzerinde de aynı çalışmayı yürüttüğünü belirten Altıkulaç, "Bunlar hep ayrı ayrı coğrafyalarda henüz hicretin birinci asrı içinde yazılmış mushaflar. Mushaflar birbirleriyle tam bir paralellik içinde oldukları gibi, dünyanın her yerinde okunan Kur'an-ı Kerim'lerle de aynı paralelliği gösteriyorlar. Küçük, basit esasıyla ilgisi olmayan imla farklılıkları var ama esası ilgilendiren hiçbir şey yok. Ne fazla, ne eksik. Bu çok muhteşem ve huzur verici... Müslümanlar için çok önemli bir sonuç olarak değerlendiriyorum" dedi.
Altıkulaç, çalışmalarının San'a mushafı üzerinde devam ettiğini belirterek, "O da bitmek üzere, yakında matbaaya göndereceğiz" diye konuştu.
Tayyar Altıkulaç, çalışmalarının 10 yıldır devam ettiğini ifade etti.
İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, çalışmanın çok önemli sonuçlar ortaya çıkardığını belirterek, "Çalışmalar sonucunda Kur'an-ı Kerim'in vahyedildiği andan bugüne olduğu gibi ulaştığı, bir harfinin, bir kelimesinin ne fazla ne az olduğu tespit edildi" diye konuştu.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Türkiye'de Hz. Osman dönemine ait 3 önemli mushaf bulunduğunu, bunların birini Diyanet Vakfı'nın, diğer ikisini de IRCICA'nın neşrettiğini belirterek, 'San'a Mushafı'nın da yakında neşredileceğini bildirdi.
Mushaflar üzerindeki çalışmaları Tayyar Altıkulaç'ın yaptığını ifade eden Bardakoğlu, "4 neşir ortaya çıkardı ki, indirildiği andan bu yana Kur'an-ı Kerim mushafları arasında en küçük bir değişiklik yoktur ve Müslümanlar Allah'ın da bir korumasının sonucu olarak, Kur'an-ı Kerim'i gözleri gibi korumuşlardır" dedi.
|
http://www.milliyet.com.tr/kuran-i-k...00/default.htm
HRİSTİYANLARI SEVİNDİRECEK NOKTALAR;
- İNCELEME BAŞLADI: Öncelikle sevinmek gerekir ki müslümanlar biraz geç de olsa Kuran'ın Orjinali olduğu iddia edilen nüshaları incelemeye başladılar.
- İNCELEMELERDE TARAFSIZLIK, AÇIKLIK: İkinci olarak bir gün ümit ederiz ki bu nüshaları müslüman olmayan, tarafsız bilimadamları da inceleyebilir ve Karbon testine tabi tutabilirler. Eğer kendi araştırmalarının doğruluğuna ve Kuran'a güveniyorlarsa bir gün tarafsız bir araştırmaya da izin vereceklerdir diye düşünüyoruz. Yahudi-Hristiyan kutsal metinleri dünyanın bir çok yerindeki müzelerde, uygun araştırma yeterliliği kabul edilen her inançtan bilimadamının incelemesine açık durumdadır yıllardan beri. Bu noktada durup düşünmek gerekir...
- İLK YÜZYILA AİT KOPYALARIN İSPAT SAYILMASI: Üçüncü olarak müslümanlar; "ispat" olarak öne sürdükleri araştırmalarda ellerindeki kopyaların "hicretin birinci asrına ait" olduğunu ifade etmektedirler. Oysaki hristiyan bilimadamları ve tarafsız bilimsel araştırmacıların hristiyanlığın ilk asrına ait İncil nüshalarını gösterip ispat olarak öne sürmeleri müslüman ilahiyatçılar tarafından kabul edilmemektedir. Eğer bir müslüman yukarıdaki haberdeki araştırmayı Kuran'ın Değiştiğini İddia Eden -çoğunlukla ateist kitle- kişilere değişme olmadığına dair ispat olarak sunuyorsa, bu ispat metodolojisini/denklemini kullanıyorsa, işte o anda hemen bir hristiyan da aynı metodolojiyi kullanarak Kutsal Kitap'ın değişmediğini müslümanlara karşı kullanmalıdır.Bu noktada da durup düşünmek gerekir...
- İMLA FARKLILIKLARI, KÜÇÜK, BASİT FARKLILIKLARIN ÖNEMSENMEMESİ: Müslümanlar "imla farklılıkları ve dilin kendisinde zaman içinde meydana gelen değişiklikler"i Yahudi-Hristiyan kutsal kitaplarının değiştiğine dair delil olarak kullanmaktaydılar. Şimdi kendi araştırmalarında ise bunları gözardı etmektedirler. Farklılıkların küçük, basit ve bazılarının da imla farklılığı olduğunu söyleyip ardından "esası etkileyen bir şey yok" demektedirler. İşte bu ifadelerin AYNISINI hristiyanlar da söylemektedir. Öyleyse dürüst olmak gerekir, kendi araştırmalarınızda gözardı ettiğiniz bu detayları hristiyanlara karşı değişiklik ispatı olarak kullanmak dürüstlüğe, doğruluğa sığmaz. Bu noktada da durup düşünmek gerekir...
- FARKLI COĞRAFYALARA YAYILMIŞ KOPYALARIN İSPAT SAYILMASI: Hristiyanlar tüm Ortadoğu, Afrika, Uzakdoğu Asya, Anadolu, Balkanlar, Akdeniz, Kafkas bölgelerinde, hristiyanlığın ilk yüzyılına ve sonraki yüzyıllarına ait kutsal kitap kopyalarına sahiptirler. Bu kadar farklı coğrafyaya dağılmış olma durumunu "değiştirilmeyi imkansızlaştırıcı" etmen olarak öne sürerler. İşte şimdi aynı yöntemi müslümanlar kendi kutsal kitaplarının değişmediğini ispat etmeye çalışırken kullanmaktadırlar. Hristiyanlık dönemi daha eski olmasına rağmen Kutsal Kitap kopyaları Kuran'a kıyasla çok daha fazla sayıda ve çok daha fazla/uzak coğrafyalara yayılmıştır. Bu noktada da durup düşünmek gerekir...
- KARBON TESTİ VE BELGE YAŞINA DAİR ESER SAHİPLERİNİN SÖZSEL İFADESİ: Tarihi belgelerin yaşının tespit edilmesinde kullanılan, her zaman yüzde 100 doğru sonuç vermese de şu anda en geçerli test olarak kabul edilen KARBON TESTİ'ne dair haberde her hangi bir bilgi geçmemektedir. Nüshaların hicretin ilk asrına ait olduğunu iddia edenler yine müslümanlardır. Umarız ki ilerde bu nüshalar KARBON TESTİ gibi objektif olan, kişisel yorum/iddia gibi subjektif olmayan testlere de açılır. Bu noktada da durup düşünmek gerekir...
- KOPYALAR ARASI PARALELLİĞİN VAHİY ANI KOPYASINA BAĞLANMASI VE İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ: Kopyalar arasında tutarlılık olması henüz yaşı tam olarak bilinmeyen, KARBON TESTİ yapılmamış bu kopyaların "Allah'ın vahiy anı"ndan kaldığını veya o andan itibaren bu kopyalara kadar olan bir değişiklik olmadığını göstermez. Çünkü bu kopyalar vahiy anı kopyaları değildirler. Yaşları konusundaki tek delil yine bu araştırmayı yapan müslümanların sözsel ifadesidir. Haberde yine kendileri bu kopyaların "hicretin ilk asrından" olduğu ifade edilmektedir. Dolayısıyla vahyin ilk anından bu kopyaların yazıldığı an -hicretin ilk asrı- arasında bir boşluk vardır. Ancak tabi ki bu boşluk "Kuran'ın Değiştiği"ni göstermez fakat aynı şekilde vahiy anı ile kopyanın yazılış zamanı arasında bir değişiklik olup olmadığını da göstermez. İşte bu noktada Kuran'ın Değiştiğini İddia Eden kişilerin bu boşlukta meydana gelmiş bir değişiklik varsa bunu delilleriyle ispat etmeleri gerekir. Yani iddia sahibi iddiasını ispat etmelidir, müslümanların bir şey yapmalarına gerek kalmamıştır. Müslümanların karşı tarafın iddiasının yanlış olduğunu ispat etme yükümlülüğü yoktur, iddia sahibinin iddiasını ispat etme yükümlülüğü vardır. Tabi aynı mantık/metodoloji Yahudi-Hristiyan kutsal kitaplarının değişmezliğine uygulandığında; benzer zaman boşlukları yahudi-hristiyan nüshaları konusunda da mevcuttur. Ama bu sefer roller değişmiştir. Değişti diyenler ateistler değil müslümanlardır, dolayısıyla ispat yükümlülüğü olanlar müslümanlardır. Eğer ilk vahiy anı ile eldeki ilk kopya arasındaki boşluk hristiyan kutsal kitaplarının değişmediğini ispat ederken yeterli sayılmıyorsa, müslümanların da Kuran'ın Değişmediği'ne dair yaptıkları bu haberdeki savunma da yeterli sayılmamalıdır. Bu noktada da durup düşünmek gerekir...
- KURAN'IN DEĞİŞMEDİĞİNİ SAVUNMAK VE KUTSAL KİTAP'IN DEĞİŞMEZLİĞİNİ İSPAT METODOLOJİLERİNİ ONAYLAMAK: Kısaca olarak; Kuran'ın Değişmediğini İspat için kullanılan bu metodolojiler eğer yeterli/geçerli yöntemler ise yahudi-hristiyan kutsal kitapları için de yeterli/geçerlidir. İki arada bir derede kalmak bu olsa gerek; Kuran'ın Değişmediğini Savunmak mı, Kutsal Kitap'ın Değişmezliğini İspat Eden Metodolojileri Onaylamak mı? Bu noktada da durup düşünmek gerekir...
- BAZI MÜSLÜMAN KESİMLERİN HRİSTİYANLIĞA KATKILARI: Bazı ilahiyatçı ve cemaatlerin yaptıkları şeyler / çalışmalar bazen gerçekten hristiyanlığa çok hizmet etmektedir... Bu noktada da durup düşünmek gerekir...
|