Kuran'ın Orjinal Kaynakları

Kuran'ın Orjinal Kaynakları hristiyanlık incil isa mesih tevrat zebur | HRİSTİYAN FORUM  > Hristiyanlık İnancında Temel Kavramlar > Kur'an-ı Kerim : Kuran'ın Orjinal Kaynakları konusu 1065 kez okundu, 1 kez cevaplandı. En son mesaj meto tarafından gönderildi. Kuran'ın Orjinal Kaynakları Kuran'ın Orjinal Kaynakları ANTİK Çağ’ın Yunan düşünürü Demokritos’un, “Hiçbir şey yoktan var olmaz” sözü çok doğrudur. İslam da kesinlikle bu kuralın dışında değildir. Sonuç ne olursa olsun bu dinin insanlık tarihinde oynadığı önemli rol ve birçok Doğu ülkesinde hala süren geniş çaplı etkisi, insanlık tarihinin bu en önemli akımlarından birini ister dinsel ve tarihsel ister sadece felsefi bakış açısından olsun, incelemek isteyen herkesi bu dine ilginin başlangıcını incelemeye iter. Almanya’da Sprenger ile Weil’in, İngiltere’de Sir W. Muir gibi yazarların emekleri Muhammed’in yaşamı, karakteri ve Muhammet’in dünyasının tarihiyle ilgili bilinmesi gereken her şeyi bilmemizi sağlamaktadır. Bu nedenle bizim burada bu konuları ele almamız gereksizdir. Ayrıca Müslümanların, dinlerini doğrudan... Kuran'ın Orjinal Kaynakları

Geçersiz email adresi kullanan üyelikler, forum sistemi tarafından, otomatik olarak iptal edilir. Üyelik hesabı iptal edilmiş veya şifresini unutmuş üyeler buradan iletişime geçebilirler.

HRİSTİYAN FORUM GİRİŞ
(Kullanıcı adınız)
(Şifreniz)



HEMEN ÜYE OLUN! Üyelerle sohbet etmek, etkinlik duyurularından haberdar olmak, forumda yazışabilmek için sitemize üye olmanız gerekmektedir.


Kuran'ın Orjinal Kaynakları konusu 1065 kez okundu, 1 kez cevaplandı. En son mesaj meto tarafından gönderildi.

Kuran'ın Orjinal Kaynakları konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olunuz.


Kuran'ın Orjinal Kaynakları hristiyanlık incil isa tevrat zebur13-06-10, 17:05
Kuran'ın Orjinal Kaynakları
admin1 Ken Block


Kuran'ın Orjinal Kaynakları

ANTİK Çağ’ın Yunan düşünürü Demokritos’un, “Hiçbir şey
yoktan var olmaz” sözü çok doğrudur. İslam da kesinlikle bu
kuralın dışında değildir. Sonuç ne olursa olsun bu dinin insanlık
tarihinde oynadığı önemli rol ve birçok Doğu ülkesinde hala
süren geniş çaplı etkisi, insanlık tarihinin bu en önemli akımlarından
birini ister dinsel ve tarihsel ister sadece felsefi bakış açısından
olsun, incelemek isteyen herkesi bu dine ilginin başlangıcını
incelemeye iter.

Almanya’da Sprenger ile Weil’in, İngiltere’de Sir W. Muir gibi
yazarların emekleri Muhammed’in yaşamı, karakteri ve Muhammet’in
dünyasının tarihiyle ilgili bilinmesi gereken her şeyi
bilmemizi sağlamaktadır. Bu nedenle bizim burada bu konuları
ele almamız gereksizdir. Ayrıca Müslümanların, dinlerini doğrudan
Muhammet’ten aldıklarını kabul ettikleri de herkes tarafından
bilinmektedir. Onun peygamberlerin sonuncusu ve en
büyüğü olduğunu ve inançlarının, Muhammed’in insanlara ulaştırmakla yükümlü olduğu Tanrısal Vahyi içeren Kuran’a dayandığını öne sürerler. Ayrıca peygamberlerinin ağzından çıkan,
müritleri aracılığıyla nesilden nesle aktarılan ve üzerinden çok uzun zaman geçtikten sonra yazılan güvenilir hadislere çok büyük
önem verirler. Bu ikisi, yani Kuran ve hadisler bir arada ele
alındığında Müslümanlığın temelini oluşturmaktadır. Eski Kuran
yorumcularına ve eski şeriatçılarla ulemaların Kuran’dan
çıkardıkları sonuçlara da çok önem verilir. Fakat İslami inanışların
ve uygulamaların kaynağına ilişkin araştırmamızda, Müslümanların
gerçekten neye inandıklarına ışık tutanların dışında
kalanlarla pek ilgilenmeyeceğiz. Araştırmamızda bu hadisler
bile ikinci derecede rol oynamaktadır, çünkü –en azından Avrupalı
bakış açısına göre– bunların güvenilirliği hiç de kesin değildir.

Farklı mezheplerde de farklı hadis derlemeleri kabul
edilmektedir 1; bu hadisleri derleyenler bile, yazdıklarının birçoğunun doğruluğunun kuşkulu olduğunu itiraf ederler. Üstelik
hadislerin büyük çoğunda Muhammed’in söyledikleri ve yaptıkları
ele alındığı için, bunlardan ara sıra, ancak Kuran’da öğretilenleri
bazı noktalardan güçlendirip açıkladıkları durumlarda
söz edeceğiz. Kuran’da, kolay anlaşılmayan, güç bölümler vardır.

Bunların anlamının hadislere gönderme yaparak açıklanması
gerekmektedir. Örneğin, Kuran’ın ellinci suresi yani Arapça
adıyla “Kaf” suresi böyle bir suredir ve “Kaf” sözcüğü Arap alfabesindeki “kaf” harfidir. Surenin adının göndermede bulunduğu
Kaf Dağı1 konusunda neye inanılacağını bize anlatan hadislere
başvuruncaya kadar bunun ne anlama geldiğinden emin
olmak imkansızdır. Yine, “Gece yolculuğu” adını taşıyan surenin
(Sure XVII) ilk ayetinde, “Kulunu (Muhammet’i) bir gece
Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i
Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir” sözünü okuyoruz. Bu
ayeti anlayabilmek için de, doğal olarak yine hadislere başvurmamız
gerekmektedir… Böylece, bütün İslam Ulemalarının,
genellikle Muhammet’in Göğe Yükselişi (Mi'raç) olarak adlandırılan
bu yolculuğu bildiklerini öğreniyoruz.

Müslümanların inançlarını ve dinsel törenlerini ele alırken, ilke
olarak, Kuran’da veya Muhammedilerin dünyasındaki diğerlerinin
Müslüman kabul etmedikleri Hindistan’daki Yeni Muhammediler
gibi kısmi ayrıcalıklılarla birlikte, bütün Muhammedilerin
evrensel olarak kabul ettikleri hadislerde açıkça veya üstü
örtülü olarak öğretilmeyen ya da emredilmeyen hiçbir öğretiyle
ya da uygulamayla ilgilenmemeyi kural edineceğiz.

Şu gerçeğe işaret etmek yerindedir, gerçek ve güvenilir hadislerin
bir ölçüde esinlendiği kabul edilse de, bunların yetkisi, Kuran’ınkinden çok daha farklıdır, yine de hadisler ikinci sırada
yer alır. Bu, farklı vahiy şekillerinden farklı şekillerde söz ederek
belirtilmektedir. Kuran’a “Ezbere Okunan Vahiy”, hadislere
ise “Ezbere Okunmayan Vahiy” denmektedir, çünkü sadece ve
sadece Kuran’ın, Tanrı’nın sözlerinden oluştuğu kabul edilmektedir.

Bu nedenle bir hadisin doğruluğu kanıtlanmış olsa da, Kuran’ın
tek bir ayetiyle bile açıkça çeliştiğinde, o hadisin kabul
edilmemesi kuralı getirilmiştir. Muhammedi inancı ele alırken
bu, dikkat edilecek önemli bir kuraldır. Hangi hadislerin gerçek,
hangilerinin kuşkulu ve hangilerinin güvenilmez olduğuna gelince,
labirentin dehlizlerine girmemiz gerekmez. Şu andaki amacımız için, hadislerin Kuran metninden çok geç bir tarihte
yazıldığını görmek bizim için yeterlidir.

Kuran’ın bütün Müslümanlarca kabul edilen tarihi konusunda
oldukça fazla ve tatmin edici bilgiye sahibiz. Muhammet’in çok
sayıda olduğu söylenen yazıcıları, surelerin bazılarını, onun ağzından ilk çıktığında hemen ellerine geçen herhangi bir malzemenin üzerine yazmış olabilirlerdi. Muhammet’in zamanında
yazı yaygın alarak bilinmiyor değildi, çünkü bazı Mekkelilerin
esir düştüklerinde, Medine’deki bazı insanlara sanat öğreterek
özgürlüklerine kavuştukları bize bildirilmektedir. Bunlar hemen
yazılsın ya da yazılmasın anında ezberleniyordu ve cemaatin
ibadeti sırasında ya da başka fırsatlarda ezbere okunuyordu.

Muhammet sağken parçadaki lafzın doğruluğuyla ilgili bir kuşku
duyulduğunda sık sık ona başvuruluyordu. Hadiste, bazı surelerin
ya da ayetlerin Muhammet sağken eşlerinin evlerinde
yazılı halde saklandığından söz edilmektedir. Hatta bize bu yazılı
ayetlerin bazısının kaybolduğu ve bir daha bulunamadığı da
anlatılmaktadır. Zaman zaman Peygamber, yeni vahiy edilen
ayetlerin bazı surelere dahil edilmesini yönlendirmiştir. Bunların
biçimleri daha önce tahmin edilmiş ve şu andaki adlarını almış
olmalıdır. Yine de, bu surelerin düzeniyle ilgili belirlenmiş
sabit bir sıralama yok gibidir. Her biri az çok bağımsız bir bütün
oluşturmaktadır. Sureleri ezberleme görevi, Muhammed’in kendini
adamış müritlerinin sadece aşkla yaptıkları bir iş değildi,
saygınlık ve kâr kaynağı da olmuştu, çünkü çok eski dönemlerde
adları konmuş bu ayetlerden en çoğunu ezbere okuyan kişiler
sadece İmamlık yani cemaate ibadet ederken önderlik etme görevini üstlenmiyor, diğer Müslümanlara göre ganimetlerden daha
büyük pay talep etme hakkına da sahip oldukları düşünülüyordu.

Buhari’den öğrendiğimize göre, Kuran, Muhammed’in ölümünden
yaklaşık bir yıl sonra ilk kez bir araya getirilip derlenmiştir.

Bu, Ebu Bekir’in emri üzerine Muhammed’in arkadaşlarından ve yazıcılarından biri olan Zeyd b. Sabit tarafından, yapılmıştır.

Bu adımın atılmasının nedeni, Ömer İbn-i’ül-Hattâb'ın, Kuran’ı
ezbere bilenlerin çoğunun Yemame savaşında (Hicri, 12) öldüğünü
görerek Vahyin tümünün ya da bir kısmının kaybolacağından
endişe duymasıdır. Bu nedenle Halife’yi3 dağınık halde
bulunan surelerin bir araya getirilmesi ve güvenilir şekilde yazılı
olarak korunması emrini vermeye teşvik eder. Zeyd ilk önce
Peygamberin yapılmasının uygun olmadığını düşündüğü bir şeyi
yapmakta çok gönülsüz davranır ama sonunda Halife’nin emrine
boyun eğer. Hikayenin geri kalanı1, kendi ağzından şu şekilde
anlatılır: “Ebu Bekir bana şöyle dedi, 'Sen genç, bilgili bir
adamsın, sana itimatsızlık edemeyiz. Tanrı’nın Elçisine vahiy
kâtipliği yaptın. Şimdi Kuran'ın peşine düş ve onu derle!' Bana
bir dağı yerinden oynatma görevi verselerdi, bu bile bana, onun
buyurduğu şekilde Kuran’ı derlemekten daha ağır gelmezdi.

Ebu Bekir bu talebinin peşini bırakmadı, ta ki ‘Hattâb'ın ve Ebu
Bekir’in yüreğinin Allah’ın gönlünün arzusunu belli ettiğini’
fark edebilmem için, Allah benim de yüreğime konuşuncaya
kadar. Bu nedenle, yapraksız hurma dalarına, beyaz taşlara ve
insanların göğüslerine yazılmış Tevbe suresinin son cümlesini
(Sure IX, ayet 129) buluncaya kadar bütün Kuran’ı Ebu
Huzeyme-el-Ensarî ile birlikte aradım. Onu başka biriyle bulmadım.”

“Kuran’ı derlemek” ifadesinden, kitabın daha önceden tek bir
bütün haline getirilmiş olduğu bellidir. Zeyd’in efendisine duyduğu
saygı, doğal olarak, pek çok kişinin ona ezbere aktardığı
ve o dönemde kullanılan bazı malzemelerin üzerine yazılmış
olan surelere bir şey eklemesini ya da surelerden bir şey çıkarmasını
önleyecekti. Muhammed’in Tanrı tarafından görevlendirilmiş
bir peygamber olduğu iddiasını zayıflatan bazı durumların günümüzde de Kuran’da bulunması, Zeyd’in kendisine verilen
görevi tam bir dürüstlükle yerine getirdiğinin nihai kanıtıdır.

O dönemde kimsenin metne dokunması da mümkün değildi. Bir
iki sene içinde bu görevi tamamlayarak bütün sureleri, her birini
ayrı kağıtlara yazdı. Görünen o ki, günümüzdeki surelerin sırasının
o dönemden kalmış olduğuna inanmak için bir neden vardır.

Fatiha Suresi’nin, o zaman bile evrensel olarak dua diye
kullanıldığı ve diğerlerinden daha iyi bilindiği için, kitabın girişi
olarak en başa konmasının dışında bu sıralamanın hangi sisteme
dayandığını söylemek zordur. Diğer sureler en uzunu en başa
koyma ilkesine göre düzenlenmiştir. En kısa sure kitabın en sonundadır.

Bu, kronolojik sıralamaya neredeyse tümüyle terstir.

Hadis, surelerin birçoğunun ve kimi zaman da ayetlerin hangi
sırayla ve hangi durumda “vahiy edildiğini” bize bildirmektedir
ama şu andaki incelememizde bu konuyu1 bütünüyle ele almamız
gerekmiyor. İnancın, Muhammet’in zihninde yavaş yavaş
şekillenmesi kadar sürekli gelişmesini de incelerken bu, kuşkusuz
önemlidir.

Zeyd, çalışmasını bitirdiğinde şüphesiz Kufi yazıyla yazılmış
olan el yazmasını, Ebu Bekir’e teslim etmiştir. Ebu Bekir ölümüne
kadar metni özenle korumuştur. O öldüğünde metni,
Ömer korumuştur. Ömer’in de ölümünün ardından, metinden
kızı, Muhammed’in dul kalan eşlerinden Hafsa sorumlu olmuştur.

Sonradan ayrı surelerin kopyaları ya bu metinden ya da
Zeyd’in kullandığı orijinal kaynaklardan yararlanılarak oluşturulmuştur.

Kuran metni ezbere okunurken veya olasılıkla bu parçalar kopya
edilirken yavaş yavaş hatalar ya da en azından farklar olmuştur.

Ebu Bekir, Zeyd’in yazdığı tek bir el yazmasının güvenilir bir
kopyasını yaptırmamıştır. Bu nedenle, sözlü olarak kuşaktan
kucağa geçen başka bir çalışma gibi Kuran’ın da birçoğunu ya
da bütününü doğal şekilde değiştirme eğilimine karşı konulamamıştır.

Buhari,1 Huzeyfe’nin Osman’a şöyle dediğini anlatır: “Ey Müminlerin
komutanı, Yahudilerin ve Hıristiyanların yaptıkları gibi,
bu insanlar Kitaptan farklı hareket etmeye başlamadan önce
onlara engel ol.”. Bu nedenle Halife, Hafsa’ya, kopyalanması
için özgün elyazmasını kendisine göndermesini buyurmuştu. İş
bittiğinde onu Hafsa’ya geri vereceğine söz vermişti. Sonra bu
çalışmayı düzeltme görevini Muhammet’in kabilesi olan
Kureyş’ten üç kişiyle birlikte Zeyd’e verdi. Kullandığı dil, en
azından bunu göstermektedir, çünkü bu üç Kureyşliye şöyle
demişti: “Siz ve Zeyd bin Sabit, Kuran’ın herhangi bir yerinde
anlaşmazlığa düşerseniz Kureyş lehçesiyle yazın, çünkü o, bu
dilde vahiy edilmiştir.” Bize, yeni düzeltmenin özgün elyazmasından
kopya edildiği anlatılmaktadır, şüphesiz bu durum, büyük
bir bölümü için geçerlidir. Fakat alıntı yaptığımız sözler
bazı değişikliklerin gerekmiş olduğunu kanıtlamaktadır. Gerçi
bu, tam bir imanla ve ilke olarak kitaptaki Mekke lehçesinin
saflığını koruma adına yapılmıştır. Bu değişikliğin başka bir
kanıtı ise Zeyd’in bu kez ilk kopyada yer almayan ve Muhammet’in
ezbere okuduğunu duyduğu bir ayeti hatırladığına dair
ifadedir. Yine de bunu sadece kendi yetkisini kullanarak metne
dahil etmeye cesaret edememiş ama aynı ayeti ezbere okuyabilen
başka birini arayıp bulmuştur. Bundan sonra bu ayet
Suretü’l Ahzab’a dahil edilmiştir. Daha sonra “Osman cüzleri
Hafsa’ya iade etti. Her bölgeye, kopyaladıklardan bir örnek gönderdi. Kuran’ın bunun dışındaki her cüzünün ve cildinin yakılmasını emretti. 1 ”

Bu davranış keyfi gelebilir2 fakat bu, Muhammedi ülkelerde o
günden bu güne Kuran metninin pratikte bir ve aynı yapıda korunmasını sağlamıştır. Osman’ın emriyle yapılan gözden geçirilmiş
kopyadan önemli ölçüde farklı olan Hafsa’daki kopya da
Mervan döneminde yakılmıştır. Günümüze gelen farklı Kuran
kopyalarında gayretli bir araştırmanın ortaya koyduğu çok az
okuma farkları, neredeyse bütünüyle ‘ ve harflerini
birbirinden ayıran noktaların yerinden kaynaklanmaktadır3,
eski Kufi yazısında bu harfleri tanıtan işaretler yoktur.

Bütün bunlar bugün de Kuran’ın, hala Muhammet’in bıraktığı
gibi olduğu sonucuna varmamıza neden oluyor. Bunun sonucunda,
metnin doğruluğundan hemen hemen çok emin olarak,
İslam dininin temellerini oluşturan Kuran’da yer alan ve hadislerde
ayrıntılarıyla açıklanan Muhammet’in öğrettiklerini ve
çeşitli açıklamalarla öğretileri nereden aldığını saptamak için bu
kitabı incelemeye devam edebiliriz.

İslam Ulemalarının, dünyanın yaratılışından çok önce Yüceler
Yücesinin, Gök’te “levh-i mahfuz” üzerine yazdırdığı Kuran’ın,
Allah’ın sözü olduğunu her zaman öne sürdükleri iyi bilinmektedir.

Fakat Halife El Memun döneminde (Hicri 198-218
= M.S. 813-33) ve sonrasında Kuran’ın ezeli olduğunu kabul edenlerle sonradan yaratılmış olduğuna inananlar arasında, bizim
girmemizin gerekmediği çok sayıda şiddetli tartışma çıkmasına
rağmen, bütün Müslümanlar, Kuran’ı Muhammed’in ya da
başka bir insanın yazmadığını her zaman kabul etmişlerdir. Tersine,
kitabın tamamen Allah’ın işi olduğuna ve bu nedenle Muhammed’in,
tek görevi İlahi kitabı alarak insanlara ulaştırmak
olan, Allah’ın elçisi olduğuna inanmaktadırlar. Hadiste kitabın,
daha sonra yavaş yavaş ayetleri ve bölümleri Muhammet’in aklına
ve diline yerleştiren Başmelek Cebrail tarafından belirli bir
gecede1 göğün en üst katından en alt katına indirildiği bize anlatılmaktadır.

Bu durumda Kuran’da insandan kaynaklanan hiçbir
şey yoktur: Onun menşei, bütünüyle başından sonuna kadar İlahi’dir.

Okurlarımız bunun, bu konudaki geleneksel bir Muhammedi
görüş olduğunu kavrayabilsinler diye burada tanınmış Arap yazarı
İbn-i Haldun’un bu konuyla ilgili iki yazısından alıntı yapıyoruz.

2 “Böylece bilin ki, Kuran Arapça ve Arapların belagatine
uygun inmiştir, herkes birçok bölümündeki farklı anlamları ve
bunların birbiriyle ilişkisini anlamış ve öğrenmiştir. Gereken
koşullar çerçevesinde, bu ayetlerden bazıları Allah’ın Tek olduğu
öğretisini ve farizaları açıklamak için, bölüm bölüm ve ayet
grupları halinde inmeye devam etti. Bu ayetlerden bazıları
imanla ilgili maddeleri, bazıları ise davranış kurallarıyla ilgili
emirleri içermektedir.” Aynı yazar başka bir metinde şöyle demektedir: “Senin için bütün bunlar1, İlahi kitaplar arasında bunun, aynı sözlerle ve aynı fasıllarla ezbere okunabilecek şekilde Peygamberimize (s.a.v.) esinlenen Kuran olduğunun kanıtıdır;
öte yandan Tevrat, İncil ve diğer bütün Semavi Kitaplar, Peygamberlere, kendilerinden geçtikleri bir zamanda, düşünceler olarak vahiy edilmiş ve peygamberler yeniden sıradan bir insan
haline geldiklerinde bunlar, onlara kendi dillerinde açıklanmıştır:

Bu nedenle bu kitapta mucizevi hiçbir şey yoktur.” Yani İslam
Ulemaları, Muhammet’ten önce başka peygamberlerin geldiğini,
insanlara ilahi mesajları ilettiğini kabul etseler de, Kuran’ın
esinlemesinin diğer kutsal kitaplardan, örneğin; Tevrat ve
İncil’den sadece mertebe olarak değil, aynı zamanda tür olarak
da farklı olduğuna inanırlar. Bu kitapların yazarları Allah’tan bir
şekilde belirli fikirler almışlardır, daha sonra bu kavramları
kendilerine göre açıklamışlardır ve bu nedenle bunların kaynağının
insandan daha yüce bir kaynak olduğunu iddia edemezler.

Muhammed ise tam tersine, Kuran’ın her bir kelimesinin gökteki
“Levh-i Mahfuz”a yazıldığı şekilde Cebrail tarafından iyice
işitilebilecek bir tarzda yüksek sesle kendisine okunduğunu
duymuştur. Arapçanın göğün ve meleklerin dili olduğu kabul
edilir ve Kuran’daki kelimeler Allah’ın Söz’üyle birebir aynıdır.

Kelimelerin, mecazların, yansıtmaların, hikayelerin, üslubun
başından sonuna kadar menşei bütünüyle ilahidir.

Bu görüşün Kuran’daki anlatımlara bütünüyle uyduğundan hiç
kuşku yoktur. Bu ilahi kaynağa “ümmü’l-kitap” denir (SureXIII, Rad, 39). Kuran’da böyle iddialar farklı biçimlerde tekrar
tekrar görülmektedir: “Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap)
şanı yüce bir Kuran’dır. O, “korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz’da)dır” (Sure LXXXV, Büruc, 21, 22). “Ezbere okuma” anlamına gelen Kuran kelimesi de buna işaret etmektedir. Başka
bir yerde ise Yüceler Yücesi Allah’ın Muhammed’e “Allah benimle
sizin aranızda şahittir. İşte bu Kuran bana, onunla sizi ve
eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu” demesini buyurduğunu
okuyoruz (Sure VI, En’Am, 19). Aynı şekilde, XCVII,
Kadr Suresinde de Allah’ın Kuran ile ilgili “Şüphesiz, biz onu
(Kuran’ı) Kadir gecesinde indirdik” dediği belirtilmektedir.

Böyle neredeyse sayısız alıntı yapılabilir.1

Bu durumda, İslamiyet’in kaynağının bütünüyle Kuran’a dayandığına
dair Muhammedi açıklamaya göre, İslam dininin tek
kaynağı ve çeşmesi Allah’tır. Onun kaynağı, hiçbir insan değildir.

Tevrat’ı ve İncil’i doğrulamak için vahiy edildiği açıklanmış
ve bunların özgün, bozulmamış öğretişleriyle bağdaştığı iddia
edilmiş olsa bile, tek bir parçası bile doğrudan ya da dolaylı olarak
daha önceki vahiylerden ya da başka dinlerden alınmamıştır
(Krş. Sure LVII, Hadid, 26 vd).

Avrupalı okurlar, genelde İslam’ın kaynağıyla ilgili bu görüşün,
özelde de Kuran’ın savunulmazlığının kanıtlanmasına pek ihtiyaç
duymazlar. Kitabı Arapça aslından okuyamayanlar, onun
öğretişini çeşitli çevirilerden yararlanarak araştırabilmektedirler.

Pek çok Avrupa diline çevrilen Kuran’ın en çok bilinen İngilizce
versiyonları Sale, Rodwell ve Palmer’ın versiyonlarıdır.

Aklı başında düşenen biri için, göz önüne aldığımız bu iddia
kendi kendini yalanlar. Dahası, Kuran’daki ahlak, İlahi Tabiat’a
bakış, kronoloji yanlışları ve daha birçok hata, bunu Muhammed’in
yazdığından kuşkulanmamazı imkansız duruma getirir.

Sureler yazıldıkları tarihe göre düzenlendiğinde ve Muhammet’in
yaşamındaki olaylarla karşılaştırıldığında, bu yazıların
Müslümanların dediği gibi –vahy edilmediğini ama– Muhammed’in
yaptığı her bir değişikliği onaylamak için, koşullar gerektirdiğinde
zaman zaman yazıldığı ifadesinde büyük bir gerçek
payı vardır.1

Aynı zamanda bir sorun ortaya çıkmaktadır: Muhammet, kurduğu
bu dine dahil ettiği fikirleri, hikayeleri, ilkeleri nereden almıştır?
Bunların hangileri, onun buluşudur? Hangileri eski sistemlerden
alınmıştır? Kendisininkinin başka dinleri kabul edenlerin
öğretiş tarzlarından ne ölçüde yararlanmıştır? Başka sistemlerden
alıntılar yaptıysa, Kuran’ın hangi bölümlerinin, hangi
ibadet tarzlarının, hangi kavramlarının, hangi hikayelerinin,
hangi emirlerinin izi asıl kaynaklarına kadar sürülebilir? Bu sonuçların
ne kadarı Muhammed’in karakterine, ne kadarı döneminin
koşullarına bağlıdır? Bunlar bu kitapta kısa ve öz olarak
açıkça çözmeyi amaçladığımız sorunlardan bazılarıdır. Araştırmayı
hangi bakış açısından ele alırsak alalım, bu konunun ilgi
uyandırmaması pek mümkün değildir. Böyle bir araştırma dürüstlükle
yapılırsa bir Müslüman’a, atalarının inancının gerçek
değerini gösterir. Karşılaştırmalı Dinler araştırmacısı, böyle bir
analizden, yakın tarihte bir Etnik İnancın nasıl ortaya çıktığını
öğrenecektir. Ancak akıllıysa tek bir örnekten acele sonuçlar
çıkarmaya yönelmeyecektir. Hıristiyan hizmetliler de araştırmalarımızdan sonuç çıkarmayı çok önemli bulabilirler. Bu araştırmalarda, Müslüman araştırmacılara durumlarının savunulmazlığını algılatan yeni bir metot keşfedebilirler. Yine de, bütün bu düşünceleri bir yana bırakarak Kuran’ın asıl kaynaklarının
aslında neler olduğunu sorgulamaya devam edeceğiz.

S. C. T.

Kuran'ın Orjinal Kaynakları

Kuran'ın Orjinal Kaynakları

FORUMA ÜYE OLUN! / HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM / Kuran'ın Orjinal Kaynakları

Kuran'ın Orjinal Kaynakları hristiyanlık incil isa tevrat zebur13-06-10, 21:27
Kuran'ın Orjinal Kaynakları
meto


Yönetim Notu: Sitemizde İslami misyonerlik yasaktır.

Kuran'ın Orjinal Kaynakları

Kuran'ın Orjinal Kaynakları

FORUMA ÜYE OLUN! / HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM / Kuran'ın Orjinal Kaynakları

Kuran'ın Orjinal Kaynakları konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

 






Kuran'ın Orjinal Kaynakları konusuna benzer konular;

Kuran'ın Tarihsel Oluşumu Kuran'ın Tarihsel Oluşumu Historical Development of the Qur’an By Canon Edward Sell, D.D., M.R.A.S. December 1, 2006 Turkish language 'THE FAITH OF ISLAM,' 'THE RELIGIOUS ORDERS OF ISLAM,' 'THE LIFE OF MUHAMMAD,' 'ISLAM: ITS RISE AND PROGRESS' KITAPLARININ YAZARI Simpkin, Marshall, Hamilton, Kent & Co.


Zerdüşt Unsurların Kuran'ın Oluşumuna Etkisi Arap ve Grek yazarlardan öğrendiğimize göre, Muhammet döneminde ve öncesinde Perslerin, Arabistan yarımadasının bazı yerleriyle çevresindeki ülkelerde çok büyük etkileri vardı. Örneğin; Ebu’l Fide, Hıristiyanlık çağının yedinci yüzyılının başında büyük Pers fatihi Hüsrev’in (ya da Arapların verdiği adla Kisra’nın) Fırat kıyılarında bulunan Hire krallığını işgal ettiğini, Kral Hire’yi tahtından indirdiğini ve onun yerine tahta Munzir Mai’s Sama adlı kölesini geçirdiğini belirtmektedir. Çok geçmeden Anuşiravan, ülkeyi ele geçirmiş olan Etiyopyalıları sınır dışı etmek ve Yemen Prensi Ebu Şerif’e atalarının tahtını geri vermek için Vahraz adındaki generalin komutasında Yemen’e bir ordu gönderdi. 1 Ama Pers kuvvetleri ülkede kaldı ve sonunda general tahta çıktı, tahtı kendi soyundan gelenlere...


Hristiyan İnancında Orjinal günahlı olarak doğmak ne anlamdadır? Kadınla ilgilisoruları okurken birşey dikkatimi çekti." Yalnız kadınlar değil, erkeklerde günahlı doğmuştur!.." bu nasıl oluyor? Neden günahlı? Anne rahminde nasıl günah işleniyor? Bu işin mantığı nedir?


1. bölüm - Duanın kaynakları 1. KONU Duanın kaynakları 2652 Kutsal Ruh dua edenin yüreğinden "sonsuz Yaşam için fışkıran" (Yu 4, 14) diri sudur. O bize Kaynaktan Mesih’i kabul etmemizi öğretir. Hıristiyan yaşamında Mesih’in bize Kutsal Ruh’tan içirmeye hazır olduğu birçok nokta vardır: Tanrı’nın Sözü


Reform'un (Orjinal Protestanlık) 5 sola'sı (Five Solas of the Reformation) Reformun Beş Sola’sı Gregg Strawbridge, Ph.D. Bu döküman 1993 yılında Reform Kutlamaları sırasında, MS, Laurel ‘deki Audubon Drive İncil Kilisesinden yazarın izni alınarak yayınlanmıştır. Bu ilkeler, gerçek protestanlığın temel ilkeleridir.








HRİSTİYANFORUM @ YOUTUBE
Altyazılı videolarda Türkçe altyazıyı görebilmek için videonun alt satırındaki CC tuşuna basınız





HRİSTİYAN OLMAK
nasıl hristiyan olunur Nasıl Hristiyan Olunur? Hristiyan olmak için neler yapmalısınız? sorularına cevaplar için...

HRİSTİYAN GAZETE
hristiyanlık Tüm mezheplerden, tüm etnik kökenlerden, tüm teolojilerden hristiyanlar için haberler, tanıtımlar, duyurular ve arşiv.

HRİSTİYANLIK ARAMA MOTORU
hristiyanlık Tüm mezheplerden, tüm teolojilerden hristiyanlık hakkında makaleler, kitaplar içinde araştırmalar için arama motoru...

İNCİL
incil Tüm Türkçe İncil çevirilerini dipnotlarıyla beraber okuyabilmek ve dinleyebilmek için...

İNCİL .TV
incil Tüm mezheplerden, tüm kiliselerden filmler izlemek için...

Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh vaftiz iman dua ibadet inanç ruhsal papaz rahip peder papa patrik pastör presbiter katolik ortodoks protestan anglikan luteryen presbiteryen Hristiyan olmak, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ve İncil ile ilgilenenler için bilgiler, chat, sohbet, bedava incil

hristiyan forumincilrab isa mesihhristiyan türkhristiyanlık ve islamiyethristiyanlık ve islamiyethristiyan forumhıristiyanlıkhristiyanlıkincilrab isa mesihhristiyan forumturkish christiansturkish christiansturkish christiansturkish christiansincilhıristiyanlıkrab isa mesih

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
K A P K A N