Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)

hristiyanlık incil isa mesih tevrat zebur | HRİSTİYAN FORUM  > Temel Kavramlar > Çeviriler : Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)


HRİSTİYAN FORUM'A ÜYE OLUN! Hristiyan üyelerle sohbet etmek, etkinlik duyurularından haberdar olmak, forumda yazışabilmek için sitemize üye olmanız gerekmektedir.



HRİSTİYAN FORUM GİRİŞ
(Kullanıcı adınız)
(Şifreniz)





Bu konuya cevap yazmak için buraya tıklayınız
 
 

hristiyanlık
abud

Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)


İLGİNÇ BİR DİYALOG!
TANRI DA İNSAN GİBİ „ACI ÇEKİYOR“ MU?


Sayın Okuyucumuz! İlgi alanınız veya algılama yeteneğiniz bizimkisine benziyorsa, aşağıda size de ilginç gelen bir diyalog sunacağız. Konusu: “Acı çeken Tanrı!” Tanrıya “insanın günahları” acı çektiriyormuş! Günah yoğunlaştıkça, Tanrının çektiği acı da yoğunlaşıyormuş! Şöyle ki, yoğunlaşan günah yüzünden, Tanrının çektiği acı “işkence boyutuna” çıkarmış! Bu açıklamalar, bana verilen Protestan kökenli “Gerçeğe Doğru” adlı derginin (Tarih: Nisan 2008. Sayı: 20. Sayfa 19 da) “Acı çekmek ve Tanrının isteği” başlığı altında “Tanrı Kendisi Acı Çeker” paragrafında anlatılıyor.

Konunun yazarı “Wolfgang Hade,” böyle bir inanç açıklamasıyla, bir ara çelişkiye düştüğünü, yani baltayı taşa vurduğunu, şu soruyu sorarak fark ediyor: “Acaba Tanrının acı çekmesi Onun değişmez ve mutlak karakterine aykırı değil mi?”

Yazar “Wolfgang Hade” bu sorusuyla, her şeye gücü yeten, sonsuzlarca Egemen olan yüceler Yücesi Tanrının, “acı çeker” durumda olmasıyla; zavallı ve acınacak bir konumda; imkansızlıklar, acizlikler, perişanlıklar, çaresizlikler içinde kıvranarak; avuçlarını ovuşturur duruma düşürüldüğünü gayet iyi biliyor. Biliyor ama, sonra bu fahiş çelişkisini “Kutsal Kitaba” dayandırarak yok etmeye çalışıyor.

Neyse, biz daha fazla uzatmadan, isterseniz yaptığımız röportajın aşağıdaki diyaloguna geçelim. Diyalogdaki kısaltmalar: (A.Y.) “Araştırmacı Yazar” ve (P.İ.) “Protestan İmanlısı” olarak okunmalıdır.

A.Y. “Bayım, bana verdiğiniz derginizde ilginç başlıklar var. Ama bana en ilginç geleni, ‘Tanrının acı çektiği’ başlığı idi. Lütfen bana açıklar mısınız? Tanrı niçin acı çekiyor ve bu ne zaman başladı?”

P.İ. ‘”Efendim, bunu sadece biz söylemiyoruz. Kutsal Kitapta bu konuda ayetler var. Sadece iki örnek vererek yetineyim: Yaratılış kitabında 6. bölümde, insanların günahları çoğalınca “Tanrı yüreğinde acı duyduğunu” yazar. (Yar. 6: 5-6.) İlk başlangıcı ise, ilk insanın işlediği ilk günahtır.”

A.Y. “Yani yanlış anlamadımsa, ilk insan yaratılmadan ve günaha düşmeden önce Tanrı evreninde acı, macı duymuyordu. İnsanı yaratması ve onların günaha düşmesi Tanrının rahatını bozdu. Acı duymasına neden oldu; Tanrı, insanı yaratarak, acı çekmeye başladı ve başının belasını aldı, demek istiyorsunuz.”

P.İ. “Hayır efendim, Tanrının başının belası, melası yok, bunu siz söylüyorsunuz.”

A.Y. “İyi de, günah az olduğu zaman Tanrının acısı az, çok olunca Tanrının acısı da çok oluyor; yani, Tanrıya; “az günah karşısında az acı, çok günah karşısında çok acı çeken biri ” diyebilir miyiz?”

P.İ. “Efendim, bu sözlerle nereye varmak istiyorsunuz?”

A..Y. “Şuraya: Günah çoğalıp doruğuna varınca Tanrının acısı da doruğuna varıyordur. Bu durumda Tanrının acısı, işkenceye dönüşür. Yani, Tanrının da kendine ait bir ‘Cehennemi’ var demektir! İnsanı yarattığından beri, Tanrı da bu cehenneminde yoğun işkenceler çekiyordur...”

P.İ. “Efendim bakıyorum da siz gırgır geçiyorsunuz! Önemli konularla alay ediyorsunuz...”

A.Y. “Tanrısal konuları hafife almak, gırgır geçmek, alay etmek ne haddime? Asıl siz bu yargıyı verirken; veya yargısız infazınızı yaparken, inancınızla ifade ettiğiniz alayınıza hiç dikkat ettiniz mi? Her şeye gücü yeten, sonsuzlarca Egemen ve Hakim olan yüceler Yücesi Tanrıyı, ‘acı çeker’ durumda göstererek, zavallı ve acınacak bir konumda, imkansızlıklar, acizlikler, perişanlıklar, çaresizlikler içinde kıvranarak, avuçlarını ovuşturan duruma düşürdüğünüzün ayıbını, hakaretini, küfrünü, alayını, gırgırını... niçin görmüyorsunuz?”

“Bir örnek vereyim: Hani, servetinin miktarını hesap edemeyen ‘Petrol Kralları’; veya 1. sınıf Holding sahipleri olur ya, işte bu Holding sahiplerinin veya petrol krallarının, parası pulu olmayan zavallı, yoksul ve fakirlerin çöplükten karınlarını doyurmaya çalıştıkları gibi; petrol krallarının veya holding sahiplerinin de tıpkı yoksul, fakirler gibi, gidip de çöplükten karınlarını doyurmaya çalışmalarına benzetiyorum yüce Tanrının acı çekmesi inancını veya öğretisini!”

P.İ “Beyim, size daha önce söyledim! Bunu biz değil Kutsal Kitap söylüyor!”

A.Y. “Bu daha da kötü ya? Keşke sadece siz söyleseydiniz ve Kutsal Kitapta yazılı olmasaydı! Eğer Kutsal Kitap: ‘Nezle ve grip mikrobunu Tanrı yaratmıştır. Bu yüzden Tanrı da ara sıra nezle ve grip olur’ diye yazsaydı, Kutsal Kitap yazdı diye buna da mı inanacaktınız? O yüceler Yücesi, her şeye anında gücü yeten Tanrının acı çekmesi gibi, böyle bir hakaretin, küfrün, aşağılamanın, ‘Tanrı Kitabında’ yer alması; bu olayın korkunçluğunu, fahiş hatasını ortadan kaldırır mı? Bu çok, çok daha utanç verici bir durum değil mi?”

P.İ. “Siz Kutsal Kitaba saldırıyorsunuz! Bu tartışmanın bir yararı yok.. Burada keselim isterseniz..”


A.Y. “Durun lütfen! Biraz yavaş olun! Hemen diyalogu keserek kaçmaya çalışmayın.. Kim Kutsal Kitaba saldırıyor? Kim onu savunuyor? Gerçekleri ortaya koyalım lütfen!”

“Yineleyeceğim: Karşılaşacağı acı verecek olumsuz olayların üstesinden gelemeyen, her şeye yeten gücüyle acı verecek olayları anında alt edemeyen; tersine acı verecek olaylara yenik düşen, çaresiz kalan, perişan olan, olanaksızlık içinde kıvranan; bu yüzden kah “acı” çeken, kah acısı yükselerek ‘işkence çeken,’ böylesine aciz bir ‘tanrı kavramı’ üreten kimdir? Orijinal Tanrı, Kendisini böyle mi tanımlıyor? Kendisi hakkında böyle mi konuşuyor, böyle mi esin veriyor? Yoksa, Orijinal Tanrıyı kendisine benzeten, aciz, teolojik bilgiden uzak, ilkel, cahil insanlar mı Tanrıya hakaret ediyor ve bu hakareti Kutsal Kitap sayfalarının arasına serpiştirerek Tanrıya ve Kutsal Kitaba mı saldırıyor?”

“Size aşağıda örneğini veriyorum: Toplanan üç beş kişilik Kutsal Kitabı tercüme heyetleri, 2001 Ağustos baskısında, Sül. Özdeyişleri 8:22 ayetinde, orijinal İbrani’ce sözcükte tam altı anlama gelen ‘Qanah’ sözcüğünde, Tanrının bilgeliğini ‘yaratmak’ gibi bir uzak bir anlamı seçen heyetler, kolaylıkla yüce Tanrıyı, ‘kendine bilgelik yaratan” bir zombi durumuna getirdiler de kimse itiraz etmedi ve kınamadı. Kendine bilgelik yaratan zombi durumundaki içler acısı tanrı, hala kitaplarda kullanılıyor. Oysa, ‘Qanah’ sözcüğünde Tanrıya yaraşır anlamlar da ifade edilmektedir. Yani, ‘beni yarattı’ yerine, ‘bana MALİKTİ’ veya ‘ bana SAHİPTİ. Cahil ve şerefsiz tercüme heyetleri, gittiler ve ne uyuşmaz, en kötü anlamı Tanrıya ait ettiler.”

“Bir örnek daha vermeme izin verin lütfen! Siz, imanlı bir Protestan olarak, -Tanrı korusun, - çocuğunuz kötü bir kansere yakalansa üzülmez ve acı çekmez misiniz? Sorarım size!”

P.İ. “Tabi ki herkes gibi ben de üzülür ve acı duyarım.”

A.Y. “Çünkü herkes gibi, kanser karşısında, iyileştirecek şifa gücünüz yok! Peki, ölüleri dirilten Hz. İsa yanınızda olsa ve anında çocuğunuza şifa vermeye razı olsa, siz de bunu bilseniz, o acınız ve üzüntünüz bir anda yok olmaz, sevince ve şükrana dönüşmez mi?”

P.İ. “Beyim iyi örnek verdiniz ama, Kutsal Kitapta bulunan “Tanrının acı çekmesi” ayetlerini, kimse sonradan Kutsal Kitaba sokmamıştır. Kutsal Kitap ne ise odur. Hepsi de Tanrı esinidir. Tanrı Kutsal Kitabında kendisini böyle tanımlıyorsa, bizim itiraz ve ret etmeye hakkımız olamaz!

A.Y. “Peki, diyelim ki – atıyorum – Kutsal Kitapta şöyle ayetler bulunsaydı: ‘Hastalık mikroplarını Tanrı yaratmıştır. Bu yüzden yarattığı hastalık mikropları veya virüsler Tanrıya da bulaşır. Tanrı bazen nezle, grip, kızamık, su çiçeği, bazen de kansere yakalanır. Tanrı olduğu için onun hastalıkları yıllarca sürer...’ Kutsal Kitap yazıyor diye böyle şeylere de inanır mıydınız?”

P.İ. “Efendim, tamamen saçmalıyorsunuz. Kutsal Kitap böyle yazmıyor. Böyle şeylere inanan kim?”

A.Y. “Yani Tanrının hastalık mikrobu veya virüsü kapacağına inanamazsınız, ama ‘günah hastalığı’ karşısında çaresizce kıvrandığına, perişanlıklar ve imkansızlıklar içinde acı veya işkence çektiğine inanabilirsiniz. Öyle mi? Siz, yukarıda ‘Kutsal Kitabın tüm yazılarının Tanrı esini’ olduğunu söylediniz. Peki, Tanrınızın günahlar karşısında acı çektiğine inandığınız gibi, bir zamanlar ‘zombi’ olduğuna da inanıyor musunuz?”

P.İ. “Hoppala! Bunu da nereden çıkardınız şimdi?”

A.Y. “Şuradan çıkardım: Ağustos 2001 baskılı, Çağdaş (!) Türkçe, İngilizce, Grekçe, Arapça, Süryanice, Ermenice... Kutsal Kitap tercümeleri; Sül Özdeyişleri 8:22. ayeti bunu anlatıyor da ondan! Tanrının bilgelik veya hikmeti, yaratıcı bir Mimar gibi kendisinde bulunmaktadır. (Sül. Özdeyiş. 8:30.) Ancak, Tanrının bilgelik veya hikmeti, ezelden beri kendisinde bulunmamaktadır. Bu özelliklerin kendisinde bulunmadığını, yaratmaya başlayacağı zaman Tanrı fark eder. Bu eksikliğini Tanrı fark edince de, bu durumda yaratamayacağını anlar. Bu durumda yapması gereken ilk şey, kendisinde bilgelik yaratmaktır.”

“Bilgelikten ezelden beri yoksun olan tanrı, bu durumuyla kendine ilk olarak nasıl bilgelik yaratır, o da çözülmesi olanaksız bir bilmecedir. Bu çözümsüz bilmece bir yana, yaratacağı zamana dek tanrı bilgelikten yoksun, beyinsiz veya beyini hasarlı “zombiler” gibi var olmuş ve yaşamıştır. İşte Sül. Özdeyişleri 8:22. ayeti bu harika gerçeği (!?) veya göksel esini (!) bir “ayet” olarak sunmaktadır. Eğer tanrı kendine “ilk olarak bilgelik yaratmışsa,” bu da açıkça demektir ki, ezelden beri yarattığı o ana dek bilgelikten yoksun, beyisiz veya beyin hasarlı bir zombiye benziyordu!”

“Bilgelik veya hikmetten yoksun bir tanrı, yaratmaya başlayacağı zaman, kendisindeki bu eksikliğin farkına varır. “Bilgeliğim olmadan yaratamam” der. “Yaratmaya başlayabilmem için ilk önce kendime bilgelik veya hikmet yaratmalıyım” der ve “ilk önce kendine bilgelik yaratır!” (Bak. Türkçe çağdaş tercüme Sül. Özdeyişleri 8:22.).

“Kitabı Mukaddes Şirketi, tercüme heyeti olarak adamlar tutar, onlara maaş vererek, yaptıkları böyle fahiş hatalı tercümeleri onaylar. Sonra da bu tür fahiş hatalı “Kutsal Kitapları” (!) kullanılmaya sunar. Yüz binlerce basar. Bu fahiş hatalı Kutsal Kitaplar, kiliselerde, evlerde, kütüphanelerde, kitapçılarda... baş yerlerini alır. Sekiz yıl geçmesine rağmen kimse itiraz veya protesto etmez. Şimdi tekrar sorarım size: Kendisine hikmet veya bilgelik yaratan bir “tanrı” var mıdır? Bu SİZİN tanrınız mıdır? Her bir sözü Tanrısal, göksel esin olan Kutsal Kitapta, tanrınız kendini böyle bir zombi olarak mı tanımlıyor?”

P.İ. “Beyim, bu dediğiniz olsa, olsa tercüme hatası olabilir... Tanrımız zombi falan değildir.”

A.Y. “Demek ki, “tümü Tanrı esinidir” dediğiniz Kutsal Kitabın içine, böyle tercüme hataları sokulmuştur. Bunu siz de itiraf ettiniz. Demek ki, Yüce Tanrıyı “bir zombi” yapabilecek türden fahiş tercüme hataları Kutsal Kitabın içine girebiliyor! Demek ki, Kutsal Kitabın tercümeleri Tanrısal koruma altında değil. Demek ki, ellerimizde okuduğumuz tercümelere “katkısız, saf, kusursuz, halis, hatasız, orijinal göksel esin’ diyemeyiz.”

“Buradan da şuraya gelmek istiyorum: Beş – on yıl gibi kısa bir sürede Kutsal Kitap tercümesi bu tür fahiş deformasyona gebe kaldı ise; ilk yazıldığı yaklaşık üç bin yıl sürecinde, ta bize gelinceye dek, aktarıla, aktarıla ne tür deformasyonlara gebe kalmıştır? İşte bu deformasyonlardan bir diğeri de, her şeye gücü yeten yüce Tanrının, kendi Tanrısal özellik veya yeteneğini yitirerek ‘acı duyan’ aciz bir karaktere düşürülmesidir.”

P.İ. “Beyim siz, Hz. İsa’nın çarmıhta acı çektiğine inanıyor musunuz?”

A.Y. “Tabi ki inanıyorum. Ben araştırmacı bir yazar olsam da bir ateist değilim.”

P.İ. “Peki, Hz. İsa’nın Tanrı olarak çarmıh ve öncesinde acı çekmesini nasıl açıklayacaksınız?”

A.Y. “Zannettiğiniz gibi Hz. İsa “Tanrı” olarak acı çekmedi. Onun ‘İnsanoğlu’ diye tanımladığı insansal doğası da vardır. Maalesef yozlaşan Hıristiyanlığın dejenere olan taraflarından biri de, Hz. İsa’yı dünyaya geldiği ve göründüğü şekliyle Onu ‘Tanrı’ yerine koymak olmuştur. İşte bu yüzden de Hz. İsa’yı doğuran o kutsal kadına hak etmediği, küfür niteliğinde isimler vermişlerdir. Yani Hz. Meryem’e ‘Allah’ı doğuran’(astvatzatzin) ve ‘Allah’ın anası’ (astvatzamayr) da demektedirler.”

“Bu durumda (Haşalar olsun) Allah, Hz. Meryem’in rahminde şekil almıştır. Allah, kadının doğum organından doğmuştur. Allah, kadının memesinden süt içmiştir. Allah, “ınga ıngaaa” diye ağlamıştır. Allah, altını ıslatmış ve kirletmiştir. Allah büyümüş arkadaşlarıyla sokakta oynamıştır. Allah, acıkmış, susamış, yemiş içmiş, gelişmiştir. Allah, haçta işkence çekmiştir. Nihayet Allah ölmüştür. Evren üç gün Allahsız kalmıştır. Bu durumda şeytana en güzel fırsat doğmuştur. Allah’ın egemenliğini şeytan gasp etmiş ve “bu dünyanın egemeni” olmuştur. Sonunda da egemenliğini şeytana kaptıran Allah, ‘egemenliğinin gelmesi’ için dua istemiş; (Mat.6:10.) sonunda meleklerinin ordusuyla şeytanla savaşmıştır. Savaşı kazanan Allah, yine eskisi gibi dünyada egemenliğini ve hakimiyetini kazanacaktır. (Bak Vahiy Esinleme 11:15 ve 12:7-10. vb.)”

“Böylece Hz. İsa’nın insansal doğasını ortadan kaldırırsak, Ona her yönüyle “Tanrılık” verirsek, yukarıdaki acıklı olduğu kadar gülünç, yani trajikomik durumlar ortaya çıkarırız. Hz. İsa’nın acı veya işkence çekmesini sadece insansal doğasına verebiliriz. Çünkü Tanrı, acı çekmenin ne olduğunu bildiği halde, acı çekmeye bulaşmaz. Tıpkı günahın ne olduğunu bilip de günaha bulaşmadığı gibi! Tıpkı güneşin altın sarısı ışınlarının lağım üzerine vurup da lağımdan etkilenmediği gibi! Çünkü acı çekmek GÜNAHIN, insan zayıflığının, acizliğin, çaresizliğin ve imkansızlığın sonucudur. Tanrının her şeye gücü yeten, her şeyin üstesinden kolaylıkla gelen özelliği hiçbir zaman azalmaz ve yok olmaz!”

“Üstelik, Tanrının acı çekmesini bir tarafa bırakın, tam tersine, Tanrı ‘SEVİNÇLER TOKLUĞUNA’ sahiptir.Yani, her zaman her an, sevincin doruğundadır! (Bak Mez.16:11. 30:11.vb.)”

P.İ. “Beyim görüyorum ki; acı çekmemek hususunda sanki Tanrının avukatı kesilmişsiniz!”

A.Y. “Çok doğru! Gerçi Tanrının avukata ihtiyacı yoktur ama öyleyim! Ben vicdan sahibi bir insan olarak, yoksullara, fakirlere, sakatlara, körlere, topallara, sağırlara, geri zekalılara acıyorum. Ama bilin bakalım, bunlardan kat, kat fazla kime, neye acıyorum biliyor musunuz?”

P.İ. “Nereden bileceğim? Bunu bilmek için kahin ya da ermiş olmalı...”

A.Y. “Söyleyeyim: Biçare zavallılardan ziyade, ACI ÇEKEN tanrınıza ACIYORUM! Ne yapsam da acı çeken tanrınızın acılarını biraz olsun hafifletebilsem diyorum, ama bir yol bulamıyorum.”

P.İ. “Yolunu göstereyim: Günahtan dön, günahlıları geri çevir. Tanrının acılarını hafifletirsin!”

A.Y. “Sözümü daha tamamlamamıştım: Acı çeken tanrınıza acıdığım gibi, günaha çare bulamayan, veya insana verdiği özgür irade ve seçeneğine dokunamayan türden; ürettiğiniz bir inanç sisteminizle, elini kolunu sanki bağladığınız ve böylece tutukladığınız tanrınıza acıyorum!

Dahası aciz insan gibi deneyerek öğrenen, akıllanan, (Yar. 22:1, 12. Mısırdan çıkış: 16:4. vb.)Aciz insan gibi Nadim / Pişman olan: (1. Samuel. 15:29. 15:1.ve Yar: 6:5-6.vb.) Aciz insan gibi şaşıran: (Yeşaya 59:16. 63:5.vb.) Her şeyi bilmesine rağmen, insanın özgür irade ve seçeneğiyle nasıl karar vereceğini bilemeyen... tanrınıza acıyorum!

P.İ. “Lütfen kendinize gelir misiniz beyim? Tanrımız asla tutuklu değildir!”

A.Y. “Doğru söylediniz ama, inancınıza göre: ‘Tanrınız, insana verdiği özgür irade ve seçeneğine maalesef dokunamıyor. İnsan da dokunulmazlık zırhıyla her türlü günahı işleyebiliyor. Bu durumda insana müdahale edemeyen tanrınız, haliyle çok acı çekiyor, üzülüyor...’ Dokunamamanın, müdahale edememenin, imkansızlığın, çaresizliğin olanaksızlığı içinde kıvrandırarak, tanrınızı ACI ÇEKME TUTSAKLIĞINA SİZ SOKUYORSUNUZ!

Daha doğrusu, Ağustos 2001 baskılı “Çağdaş tercümelerinizde” (!) Yüce Tanrıyı, kendine bilgelik yaratan bir zombi yaptığınız gibi; Orijinal, gerçek Tanrı özelliklerini hiçe sayan; kendi insansal aciz, cahil, ilkel düşüncelerini tercüme yoluyla, “göksel esin” aldatmacasıyla Kutsal Kitabın içine, zaman süreci içinde sokan Kutsal Kitap tercüme heyetleri, maalesef yüce Tanrıyla alay ettiler ve ediyorlar. Tutsak ettiler ve de ediyorlar. Buna ses çıkarmayan, aldırmayan, kınamayan, protesto etmeyen ismen, sözde “Protestanlar” da, maalesef bu yanlış tercümelere onay vermiş oluyorlar!”

Diyalogla İlgili Değerli Düşüncelerinizi Duymak İsteriz!
Hazırlayan: Araştırmacı Yazar: Murat Arman.





Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)


hristiyanlık
levent islek

Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)


Tanrı insan olarak yeryüzüne geldi.Gelmiş geçmiş ve gelecekte ki tüm insanlığın acılarını çekti.Bu insanlığın acılarının en üst noktasıydı. Mesih'te bu acıları yaşadı.
Biz hristiyanlar çarmıha baktığımızda bizim için yaptığı o büyük lütfu görüyoruz.
Tanrı Mesih'te bizim için acılar hissetti.O yüzden çarmıhta bir anlık da olsa baba beni niye bıraktın dedi.Orada tanrı kısaca insanlık için acı çektiğini bize gösterdi.
Tanrı şimdi İsa'da senin için ödediği bedeli görmeyip kabul etmediğin için üzülüyor.




Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)


hristiyanlık
abud

Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)


Levent işlek isimli üyeye yanıttır.

Yazılan yeni Mesaj: Tanrı insan olarak yeryüzüne geldi.
Gelmiş geçmiş ve gelecekte ki tüm insanlığın acılarını çekti.
Bu insanlığın acılarının en üst noktasıydı.
Mesih'te bu acıları yaşadı. Biz hristiyanlar çarmıha
baktığımızda bizim için yaptığı o büyük lütfu görüyoruz.
Tanrı Mesih'te bizim için acılar hissetti.
O yüzden çarmıhta bir anlık da olsa baba beni niye bıraktın
dedi. Orada tanrı kısaca insanlık için acı çektiğini bize gösterdi.
Tanrı şimdi İsa'da senin için ödediği bedeli görmeyip kabul etmediğin için üzülüyor.”
Sayın Levent İşlek, Lütuf ederek, Sevgili Abud aracılığıyla, “ilginç bir diyalog” adlı yazıma, zaman verip yukarıdaki şekliyle yanıtladığınız için size teşekkür borçluyum. Ancak eğer bana biraz daha izin verir ve tahammül ederseniz, yazınızla ilgili birkaç noktaya açıklık getirmek üzere değinmek istiyorum.

Sayın Levent İşlek! Önce hatırlamanızı isterim ki, “Kilise Tarihine” baktığımızda, daha ortaçağ karanlığına gelmeden önce, İsa’dan sonra, daha 4. ve 5. yüzyıllarda, dönemin İmparatoru tarafından Hıristiyanlık ülkenin “resmi dini” olarak ilan edilince; tüm putperestler bu kafalarıyla kendilerini “Hıristiyan” olarak tescil ettirmek zorunda kaldılar. Öyle ki, ortaçağda bile Hıristiyanlık bu denli karanlıklara gömülmemişti. Hıristiyan kilisesine, inancına ve Kutsal Kitap tercümelerine, putperestlikten kalma pek çok yanlışlıklar adapte edildi. Bunların hepsini buraya almak için “tarih” yazmak gerekir. Araştırırsanız görürsünüz.

Putperestlikten adapte edilen, konumuzla ilgili olan kısmını eğer ele alırsak, yozlaşan ve deforme olan Hıristiyanlık inançlarında, Rab İsa’nın “İNSANSAL” ve “TANRISAL” iki ayrı doğası bulunduğu “iman ikrarında” belirtilmesine rağmen; zaman sürecinde Rab İsa’nın “insansal ve Tanrısal” iki ayrı doğası, ayrı, ayrı ele alınmayıp BİRBİRİYLE KARIŞTIRILDI. Böylece Rab İsa’ya sadece “Tanrı” olarak bakıldı ve inanıldı. Amaç, pagan putperestlikteki “gökler Kraliçesini” tekrar geri getirmekti.

Bu yüzden Rab İsa’nın insansal doğası, yani İncillerde tanımlanan “İNSANOĞLU” tabiatı sanki yok edildi, ortadan kaldırıldı. İsa, her yönüyle artık “Tanrıydı”! Tabii İsa gibi Tanrıyı doğuran Hz. Meryem de “tanrılaşmalı!” ve paganlıktaki “Gökler Kraliçesinin” yerini almalıydı! Hz. Meryem’e bu yüzden (Ermenice’de) “SURP ASDVATZAMAYR” Yani Türkçe’si: “Kutsal TANRI ANASI” ve “SURP ASTVATZATZİN” yani “TANRIYI DOĞURAN kutsal” adları verilerek eski pagan “gökler kraliçesini” tekrar kiliseye oturttular!
Bununla ne demek istiyorum?

Sayın Levent Işık kardeşim, siz cevabi yazınızda “Mesih’in Tanrı olduğunu ve Tanrı olarak da çarmıhta acı çektiğini” savunuyorsunuz. Rab Mesih’in tabii ki Tanrılığı da vardır! Oysa, Rab İsa’nın bizzat kendisinin dediği gibi: “Allah’ın Oğlu” yani (Tanrısal doğasını) ve “İnsanoğlu” yani (insansal doğasını) her iki ayrı tabiatını maalesef birbirleriyle karıştırıyorsunuz! Böyle yapmakla da, tarihte ve bugün yozlaşmış, deforme olmuş, klasik kiliselerin işlediği fahiş hatayı işliyorsunuz. Farkında mısınız?

Evet Mesih Tanrıdır! Ama evet Mesih aynı zamanda bir insandır. Kamil bir insan! Mesih’in çektiği acılar, hiç kuşkusuz onun insanlığına aittir. Tanrısallığına ait değil! Mesih’imiz kamil bir insan olarak, insan sevgisinde, sosyal yardımlaşmada, dayanışmada, kötülük ve haksızlıklarda, tahammül ve sabırda... acizlik nedeniyle değil, tam tersine bizzat isteyerek, bizlere Baş örnek olmak için, acı çekmiştir.

Yoksa yazdığım diyalogda, belki de dikkat etmediğiniz, TRAJİKOMİK şöyle bir “tanrı” kavramına mı inanıyorsunuz? (Diyalogdan alıntı):

“Bu durumda (Haşalar olsun) Allah, Hz. Meryem’in rahminde şekil mi almıştır? Allah, kadının doğum organından mı doğmuştur? Allah, kadının memesinden süt mü içmiştir? Allah, “ınga ıngaaa” diye mi ağlamıştır? Allah, altını ıslatmış ve kirletmiş midir? Allah büyümüş ve arkadaşlarıyla sokakta oynamış mıdır? Allah, acıkmış, susamış, yemiş içmiş, gelişmiş midir? Sonunda Allah, haçta işkence çekmiş midir? Nihayet Allah ölmüş müdür? Allah haçta ölünce evren üç gün Allahsız mı kalmıştır?

Bu durumda şeytana en güzel fırsat mı doğmuştur? Şeytan, Allah’ın egemenliğini gasp edip, “bu dünyanın egemeni” mi olmuştur? Sonunda da egemenliğini şeytana kaptıran Allah, ‘egemenliğinin dünyaya gelmesi’ için dua istemiş; (Mat.6:10.) sonunda meleklerinin ordusuyla şeytanla savaşarak, savaşı kazanan Allah, yine eskisi gibi dünyada egemenliğini ve hakimiyetini mi kazanıyor? (Bak Vahiy Esinleme 11:15 ve 12:7-10. vb.)


Orada (çarmıhta) tanrı insanlık için acı çektiğini bize gösterdi.” Diyorsunuz.
Yukarıdaki paragrafı dikkate aldığınızda; insana ait şeyleri Tanrıya
yüklediğinizde; Rab İsa’nın “İNSANLIK DOĞASINI” yok ederek,
“acı çekmesini” “insanlığına” değil de “Tanrılığına yükleyerek,
“tanrınızı” ne denli trajikomik bir duruma düşürdüğünüzü
fark edebiliyor musunuz? Elem ve acıları İsa’nın “insansal doğasına”
değil de, “Tanrısal doğasına” atfederek, O Yüce Tanrıyı ne denli aşağılıyor,
küçümsüyor ve alay ettiğinizin acaba farkında mısınız?
Özür dilerim, sizi benim benzeyişimde bir insan, aynı zamanda Mesih’te ruhsal bir kardeş gibi görüp sevdiğimden dolayı bunları yazıyorum, zamanımı telef ediyorum!

Yazınızın sonunda: “Tanrı şimdi İsa'da senin için ödediği bedeli görmeyip kabul etmediğin için üzülüyor.” Diyerek sözünüzü noktalıyorsunuz. Sevgili ve değerli kardeşim! Bu cümleniz üzerine şu soruyu sormak isterim: “Tanrınız, benim görmediğim ve kabul etmediğim bedeli” bana gösteremeyecek veya kabul ettirmeyecek derecede aciz, zayıf bir varlık mıdır? Benim görmek istememem ve kabul etmek istemem, Tanrının göstermek ve kabul ettirmek istemesinden daha güçlü müdür?

Neden insanı daha güçlü ve Tanrıyı daha güçsüz yapıyorsunuz? Yapmayın! Lütfen rica ederim! Tanrısal özellikleri biraz olsun bilin ve tanıyın! Onun her şeye gücü yeter! Kimse, ne ben ne de sen, Onun evrensel Egemenliğine, Hakimiyetine, Yönetimine, Denetimine, Gücüne karşı koyamadı ve koyamaz!

Ne de deforme olmuş o saçma inanç gibi: “İnsanın özgür iradesi ve seçeneği o denli güçlüdür ki, Tanrının müdahalesini bile alt edecek güçtedir. İnsanın özgür irade ve seçeneği, Tanrının elini kolunu bağlamıştır. Bu yüzden insana ve kötülüğe dokunamaz, müdahale edemez, ancak olumsuzlukları görünce, ELİNDEN BİR ŞEY GELMEMENİN, ÇARESİZLİĞİN VE İMKANSIZLIĞIN İÇİNDE KIVRANIR..., haliyle ÜZÜLÜR ve ACINIR,

Bu tür kişilerin tanrısı NEDEN “acır ve üzülür?” NEDEN çaresizlik ve imkansızlık içinde kıvranır? Çünkü insanın kafasına şu inanç yerleştirilmiştir: 1.- Çünkü tanrı insanın özgür iradesine ve seçeneğine dokunamaz. 2.- Çünkü insanın özgür irade ve seçeneği tanrının elini kolunu bağlamıştır. 3.- Çünkü, insanın özgür irade ve seçeneği tanrının egemenliğinin üstüne çıkıp bu egemenliği alt etmiştir. 4.- Çünkü, insanın özgür irade ve seçeneği, milletvekillerinde olduğu gibi, tanrı karşısında insana DOKUNULMAZLIK ZIRHI vermiştir...

ŞİMDİ, Bu inanca sahip olanların zavallı “tanrısı” üzülmeyip de kim üzülsün? Bu inancı savunanların “tanrısı” acı duymayıp da kim acı duysun?

(Kaldı ki ne ben ne de sevgili Abud kardeşim, “Tanrının İsa’da ödediği bedeli” görmemiş ve kabul etmemiş değiliz. Bunları görmüş ve kabul da etmiş olmamız, bizim becerimizle değil, Tanrı gücü ve lütfuyla olmuştur!)

Sayın ve sevgili Levent İşlek kardeşim! Bu tür, dokunamayan, müdahale edemeyen, gücünü yitirmiş, imkansızlıklar ve perişanlıklar içinde kıvranan; bunların sonucu olarak da elinden bir şey gelmediği için üzülen ve acı duyan... zavallı bir “tanrı” kavramı üretmekte kararlıysanız, buyurun, bu “tanrınız” sizin olsun. Doya, doya, seve, seve kullanın. Ben böyle zavallı uyduruk bir “tanrı müsvettesine / oyuncağına” inanmaktansa, tanrısız olmayı yeğlerim!

Aslında benim başka, orijinal ve gerçek Tanrım var! Bu Tanrının, yani BENİM TANRIMIN sevinci, ayetin dediği gibi: “Her an tazelenir ve her an O SEVİNÇ TOKLUĞUNDADIR.” (Bak Mezmurlar. 16:11. 30:11.vb.) Yani sevinç veya meserretin doruğunda, zirvesinde yaşar. Tersine, sandığınız gibi, “üzüntü, sıkıntı ve acı çekme” CEHENNEMİNDE değil!

Kutsal Kitap şirketi, Ağustos 2001 Baskısında, Sül. Özdeyişleri 8:22 ayetini, korkunç cehaletle ve insafsızca tercüme ederek fahiş bir hata yaptı. Yani, Tanrıyı, başlangıçta kendisine “bilgelik YARATAN” bir zombiye benzetti! Bu fahiş hatanın benzerliğinde, eski zaman sürecinde, Kutsal Kitabın içine birçok bozuk çeviriler veya aktarmalar sokuldu. Orijinal Tanrı özelliklerini hiçe sayan veya ayak altında çiğneyen birçok uyduruk “tanrı profilleri” Kutsal Kitabın içine sokuldu. Bunlardan bazıları: Örneğin: “ acı duyan, üzülen, pişman ve nadim olan, deneyerek öğrenim kazanan, şaşıran” çaresiz, aciz bir varlık olarak tanımlanmaya çalışıldı. Bu hain ve insafsız tercümelerden bazı örnekler vereyim:

Aciz ve zavallı bir insan gibi deneyerek öğrenen uyduruk bir tanrı kavramı:(Bak. (Yar. 22:1,12. Mısırdan çıkış: 16:4. vb.) Aciz insan gibi Nadim / Pişman olan, Acı duyan uyduruk bir tanrı kavramı:: (Bak. 1. Samuel. 15:29. 15:1. ve Yar: 6:5-6.vb.) Aciz bir insan gibi şaşıran uydurma bir tanrı kavramı: (Yeşaya 59:16. 63:5.vb.) Şimdi Kutsal Ruh, bu gibi Tanrıyı aşağılayan hakaret niteliğindeki uyduruk deformeleri tek, tek ortaya çıkarıp; deforme edilmiş kilisesini ve sözünü aklıyor! Şimdi uyanma ve aklanma zamanı!

Sonuç olarak, müjdeyi duymayanlara duyurmaya çalışmaktan ziyade, Kutsal Ruh ruhsal gözlerimizi açsın da, yozlaşan, deforme olan Hıristiyanlığın kökleşmiş asılsız inançlarını; ve bu inançlara yön veren Kutsal Kitaptaki bozuk, ilkel insan yapısı, uyduruk, tercümelerdeki ayet bozuntularını görelim! + Gerçekçi olarak araştıralım! + Hataları, deformeleri ret edelim! + Kınayalım! + Protesto edelim! + Başımızı kuma gömmeyelim! + İnatçı ve insafsız olmayalım! + Deformelerin düzelmesini sağlamak için biz de katkıda bulunalım!.

Kendi başımız kel iken, “saç çıkaran ilacımızı” yani “müjdelemeyi” diğer kellere sunmadan, önce kendimiz kullanalım ve şifa bulalım. En derin sevgilerimle: Araştırmacı Yazar: Murat Arman.




Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)


hristiyanlık
levent islek

Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)


Tanrı istediği zaman insanlaşabilir. ama insan tanrı olamaz. eğer olmaya kalkarsa problem o zaman ortaya çıkar. öyle değil mi?




Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)


hristiyanlık
K.Ulaş

Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)


Sizlere esenlik olsun;

Sayın Araştırmacı Yazar Murat ARMAN beyefendi;

Yazınızı ilk okuduğumda bu komediye cevap verme gereği hissetmemiştim fakat şimdi tekrarlanmış aynı görüşünüzü okuduğumda anlatım yolunuzun sevimsizliği beni yazmaya itti. Hoş sizin röportaj (ki röportajdan çok bilgisiz birini kendi arzularınız için kullanışınızı görüyorum) dediğiniz istemli veya istem dışı işgüzarlıktan doğan bir sapmadır. Burada sizin oluşturmaya çalıştığınız komedi içerisinde ne sahne alırım nede alkış tutan seyirci olurum.

Tanrı’dan aldığımız hikmet doğrultusunda ve Kutsal Ruh’un yönlendirimi ile insanları yönlendirim elbette ki hoş bir eylemliliktir. Fakat birilerini aşağılayarak veya ifade genişliği için Yaratıcı ile dalga geçerek ortaya konulan bir eylemliliğin tasvip edilir yanı yoktur. Gerçi henüz algılayabilmiş değilim, Gerçek bir Mesih takipçisi misiniz yoksa farklı bir inanıştan olup da provakasyon yaratma girişiminde misiniz? Levent kardeşimin (evet İSA MESİH RAB’bim ve Kurtarıcımdır diyen ve buyruklarına uyan herkes imanda öz kardeşimdir) yaklaşımı hatalı veya eksik olabilir veya gerçekte ifade etmek istediği temayı da ifade edememiş olabilir fakat her imanlı öğrenme ve Ruhça eğitilme sürecinde evrilir. Kardeşlerimiz ile diyalogda seçtiğimiz yöntem onun sürçmesine veya öfkelenmesine sebep olmadan doğru olanda onu ileri taşıyabilmek yönünde olmalıdır.

Öncelikle şunu belirtmeliyim. Elbette ki RAB’bimiz Mesih İsa 100’de yüz insan ve 100’de yüz Tanrı’ydı. Ortodoks veya Katolik algısı gibi Meryem anayı Tanrı doğuran olarak nitelendirmiyoruz çünkü o zaman İsa’nın etini, kemiğini ve kanını da Tanrılaştırmış oluruz ki bu hiç de hoş bir sürüklenme olmaz. O ‘söz’dü der Kutsal Yazılar. (Yuhanna 1:1-14) Evet, İsa bakire bir kadının rahminden dünyaya gelmiştir fakat özellikle dikkat çekilen nokta şudur; İsa insanlık tarihinin veya günahlı soyun bir ürünü değildir. Bakire, Tanrı’nın istemi ile, Kutsal Ruh aracılığı ile hamile kalmıştır ve o günahlı soydan olmayan bir çocuk doğurmuştur. (Fakat vaat edildiği gibi Davut soyundan gelir, Meryem’den dolayı.) Çünkü günah bir insan aracılığı ile insanlık tarihini mahkûm etti(Âdem) ve ancak tertemiz bir insan aracılığı ile yok olabilirdi(İSA). Bu Tanrı’nın kendi adalet sistemi içerisinde ortaya koyduğu bir yargıydı. Tertemiz yaşayabilecek olan, ancak bir insan bedeninde konut kurmuş olan Tanrı idi. Fakat burada açıklamak gerekir ki Tanrı Ruh’tur. Öyle insan algısının kısırlaştırabileceği kadar dar ve küçük değil. Söz insan olup aramızda yaşarken dünya üzerindeki etkinliğinden sıyrılmış değildi ki bu da O’nun her şeye egemen oluşu ve sonsuz gücü ile alakalıdır. Nitekim Kutsal Yazılar da görüyoruz; 30’una gelen İsa vaftiz olur ve görevine başlar. O bedende o ana değin aktif olarak bedenin temiz kalmasını sağlayan Ruh artık 3 yıl boyunca insanlar arasında yaşayan SÖZ olmuştur.

Kuşkusuz Tanrı yolunun sırrı büyüktür. O, bedende göründü, Ruh`ça doğrulandı, Meleklerce görüldü, Uluslara tanıtıldı, Dünyada O`na iman edildi, Yücelik içinde yukarı alındı.
1. Timoteos 3:16

Ve çarmıha gerildiği zaman….. o tertemiz beden insanların günahlarını yüklenmiştir. Bu yüklenme ve ölüm sürecinde ne görüyoruz…?
Saat* üçe doğru İsa yüksek sesle, “Eli, Eli, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı.Matta 27:46
O tertemiz beden günahları yüklenmiş olarak oradaydı, peki ya Ruh?
Mesih`ten işittiğimiz ve şimdi size ilettiğimiz bildiri şudur: Tanrı ışıktır, O`nda hiç karanlık yoktur.1. Yuhanna 1:5 sanırım yoruma gerek yok!

Yani sayın araştırmacı, sizin acımanıza ihtiyaç duyacak bir varlık yok ortada. Zaten yaratılmış olanın yaratana ne acıma gücü ne de yaptırım yetisi vardır. Düşünce eleştirimi için dahi olsa zombi olarak benzetilemez çünkü bu çok kötü bir yanılsama doğurur. İsterseniz “Kutsal Ruh’u kederlendirmeyin” sözünü tüm dillerde ve orijinal metinlerde araştıralım, bakalım farklı bir anlam çıkıyor mu? Tanrı’nın hitabet ve anlatım seçimini algılamaya çalışmak O’na hakaret etmekten daha yerinde bir enerji sarfiyatı olurdu. Gidip de bir devlet yöneticisinin yüzüne karşı hakarete varan benzetmelerle konuşma korkusunu ve aczini taşıyan insanların, o yöneticiden daha değerli ve yaratıcısı olana RAB’be böyle yaklaşması ne acı.

Ama bir konuda hemfikiriz, bunu da bize tarih söylüyor zaten; Roma, Hıristiyanlığı resmi devlet dini olarak kabul ettiği zaman kültürel yaşayışta yozlaşma başlamıştır. Fakat bu demek değildir ki gerçek imanlılar hiç var olmadı. Evet, burada kullanılacak doğru ayet şudur: Kutsal Yazılar Tanrı esinidir. Kim nerede ne yapmaya çalışırsa çalışsın, gerçek imanlılar Kutsal Yazıları bir bütün olarak değerlendirdikleri sürece asla yanılgıya uğramayacaklar. Ve iblisin değişmeyen görevi ayartmaktır.

Diğer yandan, üzerinde durduğunuz ayetleri Kutsal Kitap eksenli düşünürseniz görürsünüz ki Tanrı insan algısında kolaylık sağlamak temelli çeşitli betimler ve insan özellikleri kullanmıştır fakat geneli temel alırsanız, O her şeye gücü yeten ve tek hâkim olan KRAL’dır.
16. yüzyılda Reform hareketinin öncüleri olan Luther ve Calvin, Kutsal Kitap ayetlerinin açıklık ve anlaşılır olduğuna güvendiklerini söylerler. Yani okuma yazma bilen bir kişi için Kutsal Kitap’ın temel mesajını öğrenmek çok basittir. Şayet Tanrı gözlerini görmez, kulaklarını duymaz yapmamışsa ve tabii yüreklerini de nasırlaştırmamışsa. Sevgili Luther şöyle diyor: “Kutsal Kitap’ın bir bölümünde güç ve anlaşılmaz olan şeyler diğer bir bölümde açık ve basit dile getirilmiştir.” Evet, burada algımız yine bize diyor ki, bütünsel değerlendirme! Mevcut bulunan mecazlar da ise bu algı daha da canlanarak zihinde kendisine konuşlanacak bir yer bulur. Örneğin sizin mantığınızla ilerlersek, RAB olan İSA diyor ki: “Yaşam suyu benim, içen asla susamaz” …. Eee şimdi burada ne dememiz gerekiyor. Ooo Tanrı’yı içebiliriz veya Tanrı suymuş o halde O’nu bir tasa koyabiliriz. Gerçek bu mu peki? Hayır! İnsana hayat verendir O! Yapılabilecek tek yorumda budur.
Bakın ben size çevirideki farklılaşma ile ilgili bir örnek vereyim;

Kitab-ı Mukaddes eski çeviri

Hiçbir zaman Allah’ı(kitap bu kelimeyi kullandığı için aynen yazdım aksi halde bu kelimeyi kullanma taraftarı değilim) kimse görmemiştir; Babanın kucağında olan biricik Oğul, kendisi onu bildirdi! Yuhanna1:18

Kutsal Kitap yeni çeviri

Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Baba’nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul O’nu tanıttı. Yuhanna1:18

Görüyor musunuz? Temelde öz değişmemiş çünkü O’nu bize tanıtan biricik Oğul’dur. RAB’be yücelik olsun. Fakat yazım hatalarına bakar mısınız? İlk önce Allah kelimesi dikkat çekiyor. Evet, elbette ki yaratıcı kastedilmiş, âmin, fakat arzu ederdik ki doğru adlandırma kullanılsaydı. İkincisi, Baba kelimesini özelleştirmedikleri için gelen takı direk yazılmış herhangi bir ayırma işareti yok. Üçüncüsü ise “onu” yazılımı. Yeni çeviride dikkat ederseniz hepsi doğru kullanılmış. Eee bunun için ver yansın etmeye gerek var mı? Özde algılanması gereken konu, ana tema aynı. Yazım hataları veya çeviriden doğan hatalar düzeltilemez mi? Bunu doğru ifade edersek elbette ki düzelir. Daha önce Edildi ve düzeltildi.

Süleyman’ın özdeyişlerinde de vurgu yapılan konu Tanrı’nın yaratma eyleminde ki bilgeliğidir. Kusursuz yaratılış. Ama burada diyalektik arayışı içerisine girerseniz elbette yanılırsınız. Deneme yanılma yoktur sadece neden sonuç ilişkisi vardır. Duygusal yaklaşımla hakaret olarak algılanan benzetme özde yönetici olan Tanrı’nın etkin planı ile günahta olan insanın harici hareketliliğidir. Bu noktada size bir öneride bulunabilirim. Sevgili teolog R.C.SPROUL’un kitaplarını okuyabilirsiniz, özellikle Tanrı’nın Seçimi adlı kitabı. Sanırım algınızda gelişme sağlayacaktır.

Oğlum, bilgeliğe kulak verip Yürekten akla yönelerek Sözlerimi kabul eder, Buyruklarımı aklında tutarsan, Evet, aklı çağırır, Ona gönülden seslenirsen, Gümüş ararcasına onu ararsan, Onu ararsan define arar gibi, RAB korkusunu anlar Ve Tanrı`yı yakından tanırsın. Çünkü bilgeliğin kaynağı RAB`dir. O`nun ağzından bilgi ve anlayış çıkar. Doğru kişileri başarıya ulaştırır, Kalkanıdır dürüst yaşayanların. Adil olanların adımlarını korur, Sadık kullarının yolunu gözetir. O zaman anlarsın her iyi yolu, Neyin doğru, haklı ve adil olduğunu. Çünkü yüreğin bilgelikle dolacak, Zevk alacaksın bilgiden. Sağgörü sana bekçilik edecek Ve akıl seni koruyacak. Bunlar seni kötü yoldan, Ahlaksızın sözlerinden kurtaracak. Onlar ki karanlık yollarda yürümek için Doğru yoldan ayrılırlar. Kötülük yapmaktan hoşlanır, Zevk alırlar kötülüğün aşırısından. Yolları dolambaçlı, Yaşayışları çarpıktır. Bilgelik, gençken evlendiği eşini terk eden, Tanrı`nın önünde içtiği andı unutan ahlaksız kadından, Sözleriyle yaltaklanan Vefasız kadından seni kurtaracak. O kadının evi insanı ölüme, Yolları ölülere götürür. Ona gidenlerden hiçbiri geri dönmez, Yaşam yollarına erişmez. Bu nedenle sen iyilerin yolunda yürü, Doğruların izinden git. Çünkü ülkede yaşayacak olan doğrulardır, Dürüst kişilerdir orada kalacak olan. Kötüler ülkeden sürülecek, Hainler sökülüp atılacak. Süleyman’ın Özdeyişleri 2

Yinede yazınız için teşekkür ederim. İnanıyorum ki bir çok iman kardeşim bu yazıyı okuyarak Kutsal Kitap değerlendirmesinin farklı yaklaşımlarla nasıl YANLIŞ yapıldığına bir kez daha tanık olmuşlardır.

Bu arada, bunları yazdım ama ne araştırmacıyım ne de yazar. Sadece liseyi dışarıdan bitirmiş bir kaynakçı ve demir ustasıyım.

RAB yüreğinize hikmet ve zihninize bilgelik bahşetsin! Esenlikle.






Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)

Bu konuya cevap yazmak için buraya tıklayınız
 
 



Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?) konusuna benzer konular;

Yeni Türkçe Kutsal Kitap Çevirisi: TSV (Türkçe Standart Versiyon) Yeni Türkçe Kutsal Kitap Çevirisi: TSV (Türkçe Standart Versiyon) Rev. İlhan Keskinöz Sadece Süleyman'ın Özdeyişleri bölümünü http://www.hristiyanforum.com/forum/suleymaninozdeyisleri-f699/ adresinden sırayla okuyabilirsiniz.


Kutsal Kitap baskı kaliteleri, sesli kutsal kitap vb materyaller Kardeşler, Açıkcası başlığa ne yazmam gerektiğini düşündüm fakat tam bulamadım. Ülkemizde Mesih imanlısı insan sayısı fazla yok ok bunu kabul ediyorum ama imanlılar için de yeteri sayıda kaynağımız yok. Mesala Kutsal Kitap ların ciltleri çok kaliteli değil. Ayetleri çalıştığımızda altlarını çizdiğimizde notlar aldığımızda eğer ki cilt bozulursa ve kullanılamayacak hale gelirse her çizdiğimiz ayeti tekrar çizmek hiç kolay olmayacaktır :) Yurt dışında örneklerine bakıyorum ve çok kaliteli Kutsal Kitaplar görüyorum hatta bazı vaizlerin kitapları uzun senelerdir aynı ve neredeyse çok az yıpranmış. Bir de çalışma Kutsal Kitap eksikliği var. Biz de study bible istiyoruz. :) Çıkacağını duydum hatta bir kaç sayfasına da örnek olarak baktım...


Kutsal kitap Güncel, Doğru Baskısı/Çevirisi Kutsal Kitap için en düzgün çeviri baskısı hangisi acaba? Elimde 2 adet bulunmakta, 1. KİTABI MUKADDES Kitabı Mukaddes Şİrketi Şubat 2005 ISBN 975-462-054-7


Kutsal Kitap’ın Tanrı Sözü olduğuna seni düşündüren/inandıran şey nedir? Kutsal Kitap’ın Tanrı Sözü olduğuna seni düşündüren/inandıran şey nedir? Peygamberlik. İsa doğmadan önce Eski Antlaşma yazıldı. Yeni Antlaşma İsa’yı bilen, O’nunla yürüyen, yemek yiyen ve O’dan öğrenen insanlar aracılığıyla yazıldı. Eski Antlaşma’da O’nun doğumuna (Mika 5:1-2), bakireden doğacağına (Yeşaya 7:14) ve kendi halkı tarafından reddedileceğine (Yeşaya 53:3), yakın arkadaşı tarafından reddedileceğine (Yeşaya 41:9), ve ölümden dirileceğine (Mezmur 16:10, 49:15) ilişkin peygamberlikler var. Yeni Antlaşma’da bunlar ve diğer 300’den fazla peygamberlik İsa’da gerçekleşmiştir. Şimdi sizin yanıtlamanız gereken soru şudur: “Eğer Kutsal Kitap Tanrı’nın esini değilse, neden bu kadar çok peygamberlik gerçekleşmiştir?” Eğer Kutsal Kitap...


Kutsal Kitap İsa Mesih'in Tanrı olduğunu İddia Ediyor mu? Kutsal Kitap İsa'nın Tanrı olduğunu İddia Ediyor mu? Yeni Antlaşma yazarları, İsa'nın Tanrılığını kabul etmişlerdir: " Nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey -tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar- O'nda yaratıldı. Her şey O'nun aracılığıyla ve O'nun için yaratıldı." (Koloseliler 1:16) Pavlus tutucu bir Yahudidir. Tanrı (Yahve)'nın tek Yaratıcı olduğunu ve Tevrat'ı çok iyi bildiği halde Koloselilere her şeyin İsa aracılığıyla yaratıldığını söylemektedir. Yeşaya 44:24'te Yahve şöyle der: "Her şeyi yaratan, Gökleri yalnız başına geren, Yeryüzünü tek başına seren... RAB benim." Buna rağmen Pavlus Koloseliler 1:16'da İsa'nın Yaratıcı olduğunu söyler. İsa'nın havarisi olan Yuhanna da İsa hakkında şöyle der: "Her...



Şu anda bulunduğunuz sayfa: hristiyanlık incil isa mesih tevrat zebur | HRİSTİYAN FORUM  > Temel Kavramlar > Çeviriler : Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)





Click "Give Now", then choose "Turkey"

(Tax-Deductible for US Citizens)





Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ile ilgilenenler için bilgiler

| HRİSTİYANLIK ARAMA MOTORU | İNCİL | İNCİL .TV | HRİSTİYAN GAZETE | HRİSTİYAN OLMAK | HRİSTİYAN CHAT | HRİSTİYAN FORUM FACEBOOK | HRİSTİYAN FORUM TWITTER | HRİSTİYAN FORUM YOUTUBE | BEDAVA İNCİL |



GÜNLÜK BÜLTEN EMAİL ABONELİĞİ
hristiyanlık Email adresinizi yukarıdaki kutucuğa yazıp "abone ol" tuşuna basınız, açılan pencerede göreceğiniz harfleri yazıp onaylayınız. Daha sonra email adresinize gelecek emaildeki linke tıklayınız


Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ile ilgilenenler için bilgiler

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.