abud
Kutsal Kitap Çevirisi üzerine bir diyalog (Tanrı acı çeker mi?)
Levent işlek isimli üyeye yanıttır.
Yazılan yeni Mesaj: Tanrı insan olarak yeryüzüne geldi.
Gelmiş geçmiş ve gelecekte ki tüm insanlığın acılarını çekti.
Bu insanlığın acılarının en üst noktasıydı.
Mesih'te bu acıları yaşadı. Biz hristiyanlar çarmıha
baktığımızda bizim için yaptığı o büyük lütfu görüyoruz.
Tanrı Mesih'te bizim için acılar hissetti.
O yüzden çarmıhta bir anlık da olsa baba beni niye bıraktın
dedi. Orada tanrı kısaca insanlık için acı çektiğini bize gösterdi.
Tanrı şimdi İsa'da senin için ödediği bedeli görmeyip kabul etmediğin için üzülüyor.”
Sayın Levent İşlek, Lütuf ederek, Sevgili Abud aracılığıyla, “ilginç bir diyalog” adlı yazıma, zaman verip yukarıdaki şekliyle yanıtladığınız için size teşekkür borçluyum. Ancak eğer bana biraz daha izin verir ve tahammül ederseniz, yazınızla ilgili birkaç noktaya açıklık getirmek üzere değinmek istiyorum.
Sayın Levent İşlek! Önce hatırlamanızı isterim ki, “Kilise Tarihine” baktığımızda, daha ortaçağ karanlığına gelmeden önce, İsa’dan sonra, daha 4. ve 5. yüzyıllarda, dönemin İmparatoru tarafından Hıristiyanlık ülkenin “resmi dini” olarak ilan edilince; tüm putperestler bu kafalarıyla kendilerini “Hıristiyan” olarak tescil ettirmek zorunda kaldılar. Öyle ki, ortaçağda bile Hıristiyanlık bu denli karanlıklara gömülmemişti. Hıristiyan kilisesine, inancına ve Kutsal Kitap tercümelerine, putperestlikten kalma pek çok yanlışlıklar adapte edildi. Bunların hepsini buraya almak için “tarih” yazmak gerekir. Araştırırsanız görürsünüz.
Putperestlikten adapte edilen, konumuzla ilgili olan kısmını eğer ele alırsak, yozlaşan ve deforme olan Hıristiyanlık inançlarında, Rab İsa’nın “İNSANSAL” ve “TANRISAL” iki ayrı doğası bulunduğu “iman ikrarında” belirtilmesine rağmen; zaman sürecinde Rab İsa’nın “insansal ve Tanrısal” iki ayrı doğası, ayrı, ayrı ele alınmayıp BİRBİRİYLE KARIŞTIRILDI. Böylece Rab İsa’ya sadece “Tanrı” olarak bakıldı ve inanıldı. Amaç, pagan putperestlikteki “gökler Kraliçesini” tekrar geri getirmekti.
Bu yüzden Rab İsa’nın insansal doğası, yani İncillerde tanımlanan “İNSANOĞLU” tabiatı sanki yok edildi, ortadan kaldırıldı. İsa, her yönüyle artık “Tanrıydı”! Tabii İsa gibi Tanrıyı doğuran Hz. Meryem de “tanrılaşmalı!” ve paganlıktaki “Gökler Kraliçesinin” yerini almalıydı! Hz. Meryem’e bu yüzden (Ermenice’de) “SURP ASDVATZAMAYR” Yani Türkçe’si: “Kutsal TANRI ANASI” ve “SURP ASTVATZATZİN” yani “TANRIYI DOĞURAN kutsal” adları verilerek eski pagan “gökler kraliçesini” tekrar kiliseye oturttular!
Bununla ne demek istiyorum?
Sayın Levent Işık kardeşim, siz cevabi yazınızda “Mesih’in Tanrı olduğunu ve Tanrı olarak da çarmıhta acı çektiğini” savunuyorsunuz. Rab Mesih’in tabii ki Tanrılığı da vardır! Oysa, Rab İsa’nın bizzat kendisinin dediği gibi: “Allah’ın Oğlu” yani (Tanrısal doğasını) ve “İnsanoğlu” yani (insansal doğasını) her iki ayrı tabiatını maalesef birbirleriyle karıştırıyorsunuz! Böyle yapmakla da, tarihte ve bugün yozlaşmış, deforme olmuş, klasik kiliselerin işlediği fahiş hatayı işliyorsunuz. Farkında mısınız?
Evet Mesih Tanrıdır! Ama evet Mesih aynı zamanda bir insandır. Kamil bir insan! Mesih’in çektiği acılar, hiç kuşkusuz onun insanlığına aittir. Tanrısallığına ait değil! Mesih’imiz kamil bir insan olarak, insan sevgisinde, sosyal yardımlaşmada, dayanışmada, kötülük ve haksızlıklarda, tahammül ve sabırda... acizlik nedeniyle değil, tam tersine bizzat isteyerek, bizlere Baş örnek olmak için, acı çekmiştir.
Yoksa yazdığım diyalogda, belki de dikkat etmediğiniz, TRAJİKOMİK şöyle bir “tanrı” kavramına mı inanıyorsunuz? (Diyalogdan alıntı):
“Bu durumda (Haşalar olsun) Allah, Hz. Meryem’in rahminde şekil mi almıştır? Allah, kadının doğum organından mı doğmuştur? Allah, kadının memesinden süt mü içmiştir? Allah, “ınga ıngaaa” diye mi ağlamıştır? Allah, altını ıslatmış ve kirletmiş midir? Allah büyümüş ve arkadaşlarıyla sokakta oynamış mıdır? Allah, acıkmış, susamış, yemiş içmiş, gelişmiş midir? Sonunda Allah, haçta işkence çekmiş midir? Nihayet Allah ölmüş müdür? Allah haçta ölünce evren üç gün Allahsız mı kalmıştır?
Bu durumda şeytana en güzel fırsat mı doğmuştur? Şeytan, Allah’ın egemenliğini gasp edip, “bu dünyanın egemeni” mi olmuştur? Sonunda da egemenliğini şeytana kaptıran Allah, ‘egemenliğinin dünyaya gelmesi’ için dua istemiş; (Mat.6:10.) sonunda meleklerinin ordusuyla şeytanla savaşarak, savaşı kazanan Allah, yine eskisi gibi dünyada egemenliğini ve hakimiyetini mi kazanıyor? (Bak Vahiy Esinleme 11:15 ve 12:7-10. vb.)
“Orada (çarmıhta) tanrı insanlık için acı çektiğini bize gösterdi.” Diyorsunuz.
Yukarıdaki paragrafı dikkate aldığınızda; insana ait şeyleri Tanrıya
yüklediğinizde; Rab İsa’nın “İNSANLIK DOĞASINI” yok ederek,
“acı çekmesini” “insanlığına” değil de “Tanrılığına yükleyerek,
“tanrınızı” ne denli trajikomik bir duruma düşürdüğünüzü
fark edebiliyor musunuz? Elem ve acıları İsa’nın “insansal doğasına”
değil de, “Tanrısal doğasına” atfederek, O Yüce Tanrıyı ne denli aşağılıyor,
küçümsüyor ve alay ettiğinizin acaba farkında mısınız?
Özür dilerim, sizi benim benzeyişimde bir insan, aynı zamanda Mesih’te ruhsal bir kardeş gibi görüp sevdiğimden dolayı bunları yazıyorum, zamanımı telef ediyorum!
Yazınızın sonunda: “Tanrı şimdi İsa'da senin için ödediği bedeli görmeyip kabul etmediğin için üzülüyor.” Diyerek sözünüzü noktalıyorsunuz. Sevgili ve değerli kardeşim! Bu cümleniz üzerine şu soruyu sormak isterim: “Tanrınız, benim görmediğim ve kabul etmediğim bedeli” bana gösteremeyecek veya kabul ettirmeyecek derecede aciz, zayıf bir varlık mıdır? Benim görmek istememem ve kabul etmek istemem, Tanrının göstermek ve kabul ettirmek istemesinden daha güçlü müdür?
Neden insanı daha güçlü ve Tanrıyı daha güçsüz yapıyorsunuz? Yapmayın! Lütfen rica ederim! Tanrısal özellikleri biraz olsun bilin ve tanıyın! Onun her şeye gücü yeter! Kimse, ne ben ne de sen, Onun evrensel Egemenliğine, Hakimiyetine, Yönetimine, Denetimine, Gücüne karşı koyamadı ve koyamaz!
Ne de deforme olmuş o saçma inanç gibi: “İnsanın özgür iradesi ve seçeneği o denli güçlüdür ki, Tanrının müdahalesini bile alt edecek güçtedir. İnsanın özgür irade ve seçeneği, Tanrının elini kolunu bağlamıştır. Bu yüzden insana ve kötülüğe dokunamaz, müdahale edemez, ancak olumsuzlukları görünce, ELİNDEN BİR ŞEY GELMEMENİN, ÇARESİZLİĞİN VE İMKANSIZLIĞIN İÇİNDE KIVRANIR..., haliyle ÜZÜLÜR ve ACINIR,”
Bu tür kişilerin tanrısı NEDEN “acır ve üzülür?” NEDEN çaresizlik ve imkansızlık içinde kıvranır? Çünkü insanın kafasına şu inanç yerleştirilmiştir: 1.- Çünkü tanrı insanın özgür iradesine ve seçeneğine dokunamaz. 2.- Çünkü insanın özgür irade ve seçeneği tanrının elini kolunu bağlamıştır. 3.- Çünkü, insanın özgür irade ve seçeneği tanrının egemenliğinin üstüne çıkıp bu egemenliği alt etmiştir. 4.- Çünkü, insanın özgür irade ve seçeneği, milletvekillerinde olduğu gibi, tanrı karşısında insana DOKUNULMAZLIK ZIRHI vermiştir...
ŞİMDİ, Bu inanca sahip olanların zavallı “tanrısı” üzülmeyip de kim üzülsün? Bu inancı savunanların “tanrısı” acı duymayıp da kim acı duysun?
(Kaldı ki ne ben ne de sevgili Abud kardeşim, “Tanrının İsa’da ödediği bedeli” görmemiş ve kabul etmemiş değiliz. Bunları görmüş ve kabul da etmiş olmamız, bizim becerimizle değil, Tanrı gücü ve lütfuyla olmuştur!)
Sayın ve sevgili Levent İşlek kardeşim! Bu tür, dokunamayan, müdahale edemeyen, gücünü yitirmiş, imkansızlıklar ve perişanlıklar içinde kıvranan; bunların sonucu olarak da elinden bir şey gelmediği için üzülen ve acı duyan... zavallı bir “tanrı” kavramı üretmekte kararlıysanız, buyurun, bu “tanrınız” sizin olsun. Doya, doya, seve, seve kullanın. Ben böyle zavallı uyduruk bir “tanrı müsvettesine / oyuncağına” inanmaktansa, tanrısız olmayı yeğlerim!
Aslında benim başka, orijinal ve gerçek Tanrım var! Bu Tanrının, yani BENİM TANRIMIN sevinci, ayetin dediği gibi: “Her an tazelenir ve her an O SEVİNÇ TOKLUĞUNDADIR.” (Bak Mezmurlar. 16:11. 30:11.vb.) Yani sevinç veya meserretin doruğunda, zirvesinde yaşar. Tersine, sandığınız gibi, “üzüntü, sıkıntı ve acı çekme” CEHENNEMİNDE değil!
Kutsal Kitap şirketi, Ağustos 2001 Baskısında, Sül. Özdeyişleri 8:22 ayetini, korkunç cehaletle ve insafsızca tercüme ederek fahiş bir hata yaptı. Yani, Tanrıyı, başlangıçta kendisine “bilgelik YARATAN” bir zombiye benzetti! Bu fahiş hatanın benzerliğinde, eski zaman sürecinde, Kutsal Kitabın içine birçok bozuk çeviriler veya aktarmalar sokuldu. Orijinal Tanrı özelliklerini hiçe sayan veya ayak altında çiğneyen birçok uyduruk “tanrı profilleri” Kutsal Kitabın içine sokuldu. Bunlardan bazıları: Örneğin: “ acı duyan, üzülen, pişman ve nadim olan, deneyerek öğrenim kazanan, şaşıran” çaresiz, aciz bir varlık olarak tanımlanmaya çalışıldı. Bu hain ve insafsız tercümelerden bazı örnekler vereyim:
Aciz ve zavallı bir insan gibi deneyerek öğrenen uyduruk bir tanrı kavramı:(Bak. (Yar. 22:1,12. Mısırdan çıkış: 16:4. vb.) Aciz insan gibi Nadim / Pişman olan, Acı duyan uyduruk bir tanrı kavramı:: (Bak. 1. Samuel. 15:29. 15:1. ve Yar: 6:5-6.vb.) Aciz bir insan gibi şaşıran uydurma bir tanrı kavramı: (Yeşaya 59:16. 63:5.vb.) Şimdi Kutsal Ruh, bu gibi Tanrıyı aşağılayan hakaret niteliğindeki uyduruk deformeleri tek, tek ortaya çıkarıp; deforme edilmiş kilisesini ve sözünü aklıyor! Şimdi uyanma ve aklanma zamanı!
Sonuç olarak, müjdeyi duymayanlara duyurmaya çalışmaktan ziyade, Kutsal Ruh ruhsal gözlerimizi açsın da, yozlaşan, deforme olan Hıristiyanlığın kökleşmiş asılsız inançlarını; ve bu inançlara yön veren Kutsal Kitaptaki bozuk, ilkel insan yapısı, uyduruk, tercümelerdeki ayet bozuntularını görelim! + Gerçekçi olarak araştıralım! + Hataları, deformeleri ret edelim! + Kınayalım! + Protesto edelim! + Başımızı kuma gömmeyelim! + İnatçı ve insafsız olmayalım! + Deformelerin düzelmesini sağlamak için biz de katkıda bulunalım!.
Kendi başımız kel iken, “saç çıkaran ilacımızı” yani “müjdelemeyi” diğer kellere sunmadan, önce kendimiz kullanalım ve şifa bulalım. En derin sevgilerimle: Araştırmacı Yazar: Murat Arman.