Kutsal Kitap'ın Türkçe Çevirisi'nin Tarihi konusu
2528 kez okundu,
0 kez cevaplandı. En son mesaj
evangelion tarafından gönderildi.
Kutsal Kitap'ın Türkçe Çevirisi'nin Tarihi konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız
Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

26-03-07, 01:30
evangelion
Kutsal Kitap'ın Türkçe Çevirisi'nin Tarihi[i]
1611 yılında yayınlanan Kutsal Kitap’ın
King James (Kral James) çevirisinin önsözünde okuyucuya şöyle bir not yazılmıştır:
“Çeviri, ışığın içeri girmesi için pencereyi açmaktır; kabuğu kırıp kabuğun altındaki öze ulaşmak, perdeyi aralayıp en kutsal yere bakmak, kuyunun ağzındaki kapağı kaldırıp yaşam suyuna kavuşmaktır.
Her çevirinin bir tarihi, bir tarihçesi vardır. Bugün Alman Dili ve Edebiyatı okuyanlar Martin Luter’in
Die Bibel çevirisinin Almanca’ya olan katkılarını çok iyi bilirler. Örneğin İngilizce konuşan ulusların hem edebiyat hem de ruhsal yaşamlarında önemli bir kilometre taşı olarak kabul edilen
Kral James, ya da
King James Çevirisi İngilizce’yi ve İngiliz Edebiyatını derinden etkilemiştir. Bazı çeviri ve edebiyat uzmanları, bu çevirinin İngiliz Dili ve Edebiyatı üzerindeki etkilerini saymaya kalkmak, deniz kıyısındaki kumları saymaya kalkmak gibi bir şeydir derler. Onu izleyen çeviriler üzerindeki etkisini kolaylıkla görebiliriz. Türkçe Kutsal Kitap çevirisi için zaman tünelinde 400 yıl kadar geri gitmemiz gerekir.
Kutsal Kitap’ın her dile yapılan çevirisinin ilginç bir öyküsü vardır. Ama bunların arasında Türkçe ilk çevirinin öyküsü kadar dramatik olanı pek azdır. Çevirinin başlaması, süreci, çevirmenin yaşam öyküsü ayrı ayrı birer serüvendir. Özellikle çevirinin süreci başlı başına bir macera olarak nitelenebilir.
Öykünün ilk bölümü için zaman tünelinde aşağı yukarı 400 yıl geriye gitmemiz gerekir.
1600'lerin başlarında Polonya'lı bir ailenin bir oğlu olur. Aile çocuğa Albertus adını verir.
Albertus Bobowsky. Bobowsky henüz küçük bir çocukken Tatar akıncıları tarafından kaçırılıp zengin, soylu bir Osmanlı ailesine satılır. Daha sonra Osmanlı Saray çevresine giren Bobowsky yirmi yıl süreyle ciddi ve disiplinli bir eğitimden geçirilir. Bu eğitim döneminden sonra İslamiyet’i kabul eder ve Ali Bey adını alır.
Dil konusunda üstün yeteneklere sahip olduğu kuşku götürmez. On yedi dili rahatlıkla anlamasının yanı sıra İngilizce, Fransızca ve Almanca’yı mükemmel konuşabilmektedir. Sarayda yaşayan Ali Bey, bu nitelikleriyle çok geçmeden VI. Mehmet’in Baş Tercümanı olur.
İngilizce’yi böylesine akıcı şekilde konuşan Ali Bey'in İstanbul'daki arkadaşlarından birisi de İngiltereli bir vaiz olan Bay Boyle'du. Ali Bey, Bay Boyle’ın isteği üzerine İngiliz Kilisesi'nin İlmihali’ni Osmanlı Türkçesi’ne çevirir. Bundan sonra sözlük ve dilbilgisi alanında da çalışmaları olur. Saraydaki bu yeteneği başkaları da keşfetmekte gecikmez. Bunlardan biri, o sırada İstanbul'da bulunan Hollanda elçisi Levin Warner’dır. Levin Warner’in teşvikiyle Ali Bey’in Kutsal Kitap çeviri tarihinde adı geçen kahramanlardan biri olmak yolunda ilk adımı attığını görüyoruz. Ali Bey’in doğrudan orijinal İbranice ve Grekçe’den mi çeviri yaptığı konusu kesin değildir. Ama sonraki araştırmalar çevirinin akıcı, sadık ve edebi açıdan başarılı olduğunu gösterdi. Ali Bey Kutsal Kitap'ın tamamı üzerindeki çalışmalarını 1666’da tamamladı. Çeviri gerekli kontrollerden geçtikten sonra basılmak üzere Hollanda’nın Leiden Üniversitesi’ne gönderildi. Metnin Leiden’e gönderilmesiyle Ali Bey'in işi tamamlandı.
Biz yine çevirinin öyküsüne dönelim. Leiden’e gönderilen metin her nedense basılmayıp bir rafa kondu ve 150 yıl kadar o rafta unutuldu. 150 yıllık ara bizi 1800’lerin başına getiriyor. Bu sırada Rusya’nın İstanbul’daki elçisi
Baron von Diez, Türkçe’ye duyduğu büyük ilgiyle işe koyulup kısa zamanda bu dilin en yaman uzmanlarından biri olduğunu gösterir. Diplomat olduğu için bir süre sonra von Diez Berlin’e tayin edilir. İşte Berlin’de bulunduğu ilk yıldan itibaren Ali Bey’in unutulmuş metnine duyduğu ilgi yeniden uyanmaya başlar. Tam bu sırada Hollanda’yı da kapsayan bir gezinin başında bulunan Protestan bir rahip olan Robert Pinkerton’la tanışır. Rahip Pinkerton aynı zamanda
İngiliz ve Ecnebi Kitab’ı Mukaddes Şirketi’nde (British and Foreign Bible Society) çalışmaktadır. Aralarında geçen konuşmanın ana konusu Ali Bey’in yıllar önce üzerinde çalıştığı Kutsal Kitap çevirisidir.
Pinkerton’ın geziden sonraki ilk işi Ali Bey’in metnini incelemek olur. Çevirinin kalite ve doğruluğundan emin olduktan sonra Kitab’ı Mukaddes Şirketi’nin Londra'daki merkeziyle temasa geçer ve Leiden Üniversitesi yetkilileriyle metnin kopyasını edinmek için görüşmelere başlar. Üniversite büyük bir cömertlikle metnin Berlin’de bir kopyasının yapılmasına izin verir. Kitabı Mukaddes Şirketi metnin basıma hazırlanması görevini Baron von Diez’e verir.
Baron hemen işe koyulur. 1814'te günlüğüne şu notu düşer: “Tanrı'nın yüceliği ve sevdiğim insanlar için bu işin bir an önce sonuçlanmasını yürekten diliyorum. Bu konuda beni kaygılandıran bir tek şey var: altmış yaşındayım ve sağlığım çok iyi; ama yine de işin ortasında Rab beni yanına çağırırsa işi kimin bitirebileceğini bilmiyorum. Tanrı’ya dua edeceğim, bana bu işi bitirmek için ömür versin.” Bu sözler Baron’un adanmışlığını, Tanrı Sözü’ne verdiği değeri anlatmaya yetiyor sanırız. Günlüğünde şöyle devam eder sözlerine: “Eğer metin şu ana kadar gördüğüm kalite ve doğrulukta devam ederse bana çok az iş kalacak gibi. İnanıyorum ki, Ali Bey’in çevirisi, Türkçe’nin kalıcılığı için tarih boyunca değişmez bir kaynak olacaktır. Eğer bir gün Türk dili herhangi bir nedenle yok olsa bile bu kitap sayesinde dili yeniden diriltmek hiç de zor olmayacaktır.”
İşe başladıktan iki yıl sonra Baron’un sağlığı iradesi kadar güçlü çıkmaz. Musa’nın ilk dört kitabını bitirdikten sonra ölüm onun bu soylu işine noktayı koyar. Günlüğünün son satırları şöyle der: “Yaşarsam Rab için yaşarım; ölürsem Rab için ölürüm.”
“RAB işçilerini gömer, ama işine devam eder” diye bir söz vardır. Bu sefer de böyle olur ve RAB kısa zamanda işi sürdürecek birini sağlar. Yine Kitab'ı Mukades Şirketi aracılığıyla Baron'un yerini
M. Jean Daniel Kieffer alır.
Kieffer'in yaşam öyküsü, Türkçe Kutsal Kitap çevirisinin öyküsüne uyacak kadar renkli ve ilginçtir. Strasbourg'ta 1767'de doğdu. Çocukken babasını kaybetti. Gençliğinin ilk yıllarında doğu dillerine duyduğu ilgiyle Strasbourg’daki
St. William Kolejine başladı. Dil alanındaki başarısı onu Paris’te bulunan dışişlerine taşıdı.
Kieffer 1796’da Fransa'nın İstanbul elçiliği tercümanlığına atandı. İstanbul’a gelişinden kısa süre sonra Osmanlı-Mısır savaşı başladı. Fransa’nın Mısır üzerindeki nüfuzundan dolayı Kieffer ve Fransa Elçisi Padişah’ın hışmına uğradı: Her iki görevli Y
edi Kule Zindanına atıldı. Birkaç yıl dünyayla temasları tamamen kesilmiş olarak zindanda tutuldular.
Bu süre içinde Yedi Kule Zindanı Kieffer'in çalışma odası haline geldi. Zindandaki arkadaşlarının yardımıyla Türkçe’sini pekiştirdi. 1803’e kadar süren zindan hayatı sonunda serbest bırakılarak Paris’e döndü. Aynı yıl Napolyon’un huzuruna çıkacak olan Türk elçisine eşlik etti. Dil yeteneğini keşfeden devlet adamları çok geçmeden ona en uygun yer olan dışişleri çevirmenliği işini buldular. Ardından Fransız Kolejinde boş olan Türk Dili Profesör Yardımcılığına atandı. 1817’de Kralın Doğu Dilleri tercümanlığına atandı. Bay Kieffer’in Kitab’ı Mukadddes Şirketiyle nasıl temasa geçtiği tam olarak bilinmiyor, ama herhalde Protestanlığın Fransa’da hoş görülmeye başlamasıyla ilgili bir ilişki olmalı. 1817’de Baron von Diez’in ölümünden üç ay sonra Profesör Kieffer Kitab’ı Mukaddes Şirketi’nden gelen teklifi kabul ederek Ali Bey’in Türkçe çevirisi üzerindeki çalışmalarına 25 Temmuz 1817’de Krallığın izniyle başladı.
Profesör Kieffer'in isteğiyle Ali Bey'in metni Paris’e gönderildi. Leiden Kütüphanesi’nin Müdürü Kieffer’e yazdığı mektupta, “Bu çalışmayı zevkle yapacağınıza, Kitabı Mukaddesi memnun edeceğinize ve yazın dünyasına büyük bir katkı sağlayacağınıza inanıyorum.”
Bu sözlerden aldığı teşvik ve cesaretle işe girişen Prof. Kieffer metni hızla basıma hazırlamayı hedefledi. 1819'da Prof. Kieffer, Kitabı Mukaddes Şirketi’nin kuruluş yıldönümünde
Gloucester Düküne takdim edildiğinde elinde mürekkebi hala kurumamış üç adet İncil vardı. Paris’te Kraliyet matbaasında basılmıştı. Kieffer'i kutlayanlar arasında ünlü İngiliz Parlamenter William Wilberforce da vardı.
O ilk heyecan geçmeden İncil metninde ciddi bazı çeviri hataları saptandı. Sadece 100 kopya kadarı dağılmıştı. O kopyalar da toplandı ve hemen bir komisyon kurulup hatalar giderildi. İncil’de toplam 49 hata düzeltilmişti. Artık Prof Kieffer ve yardımcıları Eski Antlaşma’ya başlayabilirlerdi. Ali Bey’in metni özgün dildeki metinle karşılaştırılarak işe devam edildi. Nihayet 1827’de gözden geçirme ve düzeltme işlemleri bitirilip Kutsal Kitap’ın tamamı basıldı ve Ali Bey’in metni Leiden’e geri gönderildi.
İlk Türkçe (Osmanlıca Türkçesi) basımı 1827’de Paris’te yapılan Kutsal Kitap’ın İstanbul’a ulaşan ilk nüshaları buradan Anadolu’ya nasıl ulaştı? Bununla ilgili de ilginç öyküler var elimizde. Ama bunları şimdilik geçip son 40 yıl içindeki çeviri uğraşlarına bir göz atalım.
Günümüzde sürüp giden müjdeleme uğraşları 1960'larda başladı. Bu yıllarda müjdeleme için İncil ve Kutsal Kitap dışında
Hıristiyanlıkla ilgili hemen hiçbir şey yoktur. 1960’lı yıllarda dildeki özleştirme çalışmaları büyük hız kazanmış, anne-babalar okul kitaplarındaki kimi ifadeleri çözemez olmuştu. İktidarların rengine göre gazete ve okul kitaplarındaki dil bir eskiye bir yeniye dönüyordu. Bu gel-gitler epey sürdü. Bazı yeni sözcükler kabul görürken bazıları da alay konusu oluyordu. Hostes yerine uydurulan gökkonuksalavrat gibi. Bu özleştirme çabaları zamanla daha düzeyli ve tutarlı bir yörüngeye oturmaya başladı.
Türk Dil Kurumu ve kurumun dışında faaliyet gösteren yazar-çizerler dildeki özleşme uğraşlarına kendi olanaklarınca katıldılar. Bu arada yerli ve yabancı
Hıristiyanlar Kutsal Kitap’ın çağa göre eskiyen dili karşısında yeni bir çevirinin kaçınılmaz olduğunu daha açık şekilde görmeye başladılar. Birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de yeni çeviri uğraşlarının başını çeken Kitab’ı Mukaddes Şirketi oldu. 1970’lerde Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesindeki bir profesörle başlayan çağdaş Türkçe çeviri uğraşları 1977'de profesörün ölümüyle kesintiye uğradı. Kitab'ı Mukaddes Şirketi ana dili Grekçe olan
Tomas Kosmades’le Yeni Antlaşma çevirisine devam ederken, yurt içindeki yerli ve yabancı
Hristiyanlar ise
Translation Trust (Çeviri Vakfı) öncülüğünde ayrı bir çeviri projesi başlattılar. Tabii bu çeviriler Yeni Antlaşma çevirileriydi. Her iki grup da çevirilerini aşağı yukarı aynı zamanda sonuçlandırdı. Translation Trust’ın aracılığıyla yapılan çeviri
Yeni Yaşam Yayınları, Kitabı Mukaddes Şirketi tarafından yaptırılan çeviriyse yine Kitabı Mukaddes Şirketi tarafından yayınlandı. Eski Antlaşma çevirisi söz konusu olunca her iki ekip güçlerini birleştirmeye ve tek bir Eski Antlaşma çevirisi yapmaya karar verdi.
Üç çevirmen ve bunlarla birlikte çalışan üç İbranice uzmanı, düzeltmenler ve üslup uzmanlarıyla başlayan çeviri projesi yaklaşık 12 yıl sürdü. On iki yıl birlikte çalışan çevirmenler ve ekipteki diğer arkadaşların hep göz önünde tuttukları ilk prensip-ilke çevirinin özgün metne sadık olmasıydı. Sadakatin yanı sıra çevirinin Türkçe açısından akıcı, doğru, anlaşılır ve Kutsal Kitap içeriğine uygun ağırbaşlı ve düzeyli bir anlatıma sahip olmasıydı.
[i] İncil Çevirmeni
Ali Şimşek’in 2001 yılında yapmış olduğu bir konuşmadan derlenmiştir.
Kutsal Kitap'ın Türkçe Çevirisi'nin Tarihi
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Kutsal Kitap'ın Türkçe Çevirisi'nin Tarihi
Kutsal Kitap'ın Türkçe Çevirisi'nin Tarihi konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.