Kur’ân’a Göre Mü’minler, Kutsal
Kitaplar Arasında Hiçbir Ayrım Yapmazlar
“‘Allâh’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a,
Mûsâ ve İsâ’ya verilene ve (diğer) peygamberlere Rabb’leri
tarafından verilene
inanırız; onlar arasında bir ayırım
yapmayız, biz Allâh’a teslim olanlarız.’ deyin.”
(Bakara 2:136)
Müffesir
Bilmen’in, Bakara 2:136 üzerine tefsiri şöyle: “Hazreti (Musa ile) Hazreti (İsa’ya verilene)
asıl Tevrât ile İncîle ve bütün (peygamberlere Rabbileri canibinden verilmiş olan şeylere) yani âyetlere, mucizelere de (iman ettik) bunları da mutekit bulunuruz, hepsini de tebcil ederiz.”
1 Yukardaki ayet açık ve net olmasına rağmen Tanrı Kutsal Kitapları arasında hiç bir ayrım yapmazken sayın
Bilmen yorumuna kendi
önyargısını katarak “
asıl” Tevrât ve İncîl diyerek kendi inancına Kur’âna ve Allah’a ters düşmektedir. Tanrı sözü bütün zamanlarda sonsuza dek “
aslı” olarak mevcut kalacaktır. Şunu hepimiz yediden yetmişe cahilden alime kadar herkes bilmeli; Tanrı’nın Sözü asla hiçbir yolla değiştirilemez.
Kur’ân-ı Kerîm’e göre mü’minler Tanrı’nın kitapları arasında
hiçbir ayrım yapmazlar. Yani, eğer biri Kur’ân’ın değiştirilemeyeceğine inanıyorsa, bu aynı ölçünün Tanrı’nın diğer kitaplarına da uygulanması gerekir, çünkü Tanrı değişmezdir (değişmediği için tüm eylemlerinde tutarlıdır); Tanrı çifte standart kullanmaz, ikiyüzlü olamaz. Eğer Tanrı bir eserini (Kur’ân-ı Kerîm’i) koruyorsa, öbür tüm kitapları (Kitab-ı Mukaddes’i) de korumak zorundadır. Eğer Tanrı inanlılara “onlar arasında
bir ayırım yapmayız” diye bir emir veriyorsa, özellikle Tanrı da onların arasında bir
ayrım yapmaz. Aşağıdaki ayetlere göre, kim Tevrât veya İncîl değiştirildi derse, kitaplar arasında bir
ayrım yapmakta ve bu Tanrı katında büyük bir suç işlemiş değil mi?
Sayın Prof. Dr. Mevlüt
Güngör’ün Bakara 2:136 ile ilgili yorumu şöyle: “Yukarıya koyduğumuz âyetten de açıkça anlaşıldığı gibi, mü’min’in Yüce Allah’ın bütün peygamberlere indirilmiş
____________________
1. Bilmen,
Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri,
1. Cilt, s. 130.
olduğu ilâhî kitapların hepsine birden aralarında bir ayırım yapmadan inanması zorunludur.”
2 Ne var ki birkaç satır sonra şunu da ekliyor: “Ancak, diğer kitapların, zamanla insan sözleri karışıp aslî hüviyetlerini kaybetmeleri sebebiyle, yürürlükten kaldırıldıklarını ve hâlen kıyâmete kadar Allah indinde makbul olan kitâbın sâdece Kur’ân-ı Kerîm olduğunu kabul ediyoruz.”
3 Bu iki ifade birbirleriyle çelişiyor. Kur’ân-ı Kerîm
ayrım yapmayın derken, Müslümanların çoğu
ayrım yapmaktadırlar. Böylece bu sözle onların kendileri Kur’ân-ı Kerîmi inkâr etmiş bulunuyorlar!
“De ki: ‘Allâh’a, bize indirilene, İbrahim’e İsmail’e,
İshak’a, Yakub’a ve torunlara indirilene;
Mûsâ’ya, İsâ’ya ve
peygamberlere Rab’leri tarafından verilene inandık;
onlar
arasında bir ayırım yapmayız, biz O’na teslim olanlarız.’”
(Ali İmrân 3:84)
“Resul, Rabb’inden kendisine indirilene inandı, mü’minler
de. Hepsi Allâh’a, meleklerine, kitablarına ve
peygamberlerine inandı. ‘Onun
elçilerinden hiçbirini
diğerinden ayırmayız.’ (dediler). Ve dediler ki: ‘İşittik,
itaat ettik!’” (Bakara 2:285)
“Onlar ki Allâh’ı ve elçilerini inkâr ederler, Allâh
ile elçilerinin arasında ayırmak isterler,
“Kimine
inanırız, kimini inkâr ederiz!” derler; bu ikisinin
(inanmakla inkârın) arasında bir yol tutmak isterler.
İşte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz de kâfirlere
alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır! Ve onlar ki,
Allâh’a ve elçilerine inandılar,
onlardan hiçbiri
arasında ayırım yapmadılar; işte onların da (Allâh),
pek yakında mükâfatlarını verecektir. Şüphesiz Allâh,
çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Nisâ 4:150-152)
Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı gibi Kur’ân’a göre Müslümanlar Tevrât ve İncîl’e de aynen Kur’ân gibi
ayrım yapmadan inanmaları gerekmektedir. Ama maalesef Müslümanların çoğu buna inanmıyorlar. İslâm’da Tanrı’nın dört kitabı, yani Mûsâ’ya verilmiş Tevrât, Davut’a verilmiş Zebûr, ve İsâ’ya verilmiş İncîl olduğu öğretilir. Fakat Müslümanlar yalnız Hz. Muhammed’e hürmet ederek sırf Kur’ân’ı okuyor. Gerçekten Kur’ân’ın emrettiği ____________________
2. Güngör,
Kur’ân Penceresinden İmân Amel Hayat Ahiret ve
Kâinât’a Bakış, s. 51.
3. İbid, s. 52.
gibi Mûsâ, Davut ve İsâ’ya saygı gösterilirse, onlara verilmiş Tevrât, Zebûr ve İncîl de okunacaktır. Ama kitaplar arasında bir
ayrım yapıp, Kur’ân-ı Kerîm’i inkâr ederek, Tevrât ve İncîl tahrif edilmiş diyorlar. Ancak Kur’ân’ı Kerim ile amel etmekte olduklarını iddia ediyorlar. Bu ne biçim bir mantık?
“Hâ mîm. Ayın sîn kaf. O azîz ve hakîm olan Allâh, sana
senden öncekilere böyle vahyeder.” (Şûrâ 42:1-3)
O halde Kur’ân’ın kendisinden önceki kutsal yazılara mensup olması gerekir. Nasıl ki, “O Kur’ân,
korunmuş bir kitâp” olduğu gibi, (Vâkıa 56:77-78), aynı şekilde tüm Kitab-ı Mukaddes de Kur’ân’ın kendisi için iddia ettiği yolla vahyolunmuştur. Yani, eğer Kur’ân Tanrı tarafından korunmuş bir kitap sayılırsa, o zaman Eski ve Yeni Ahit de aynı şekilde Tanrı tarafından korunması lazım, çünkü “...
senden öncekilere böyle vahyeder.” (Şûrâ 42:3)
Müslümanlarca meşhur olan Muhammed Husayn
Heykel,
Muhammad’in Hayatı adlı kitabında şöyle yazıyor:
“Öncelikle bu satırların yazarının herhangi bir
Hıristiyan teorisi ile çatışmak gibi bir niyeti yoktur.
İsâ’nın vahyi, İslâm tarafından
doğrulanmıştır. Bunu
bu çalışmada birçok örneklerle görmüştük. İslâm önceki
gelmiş mesaj ve haberleri (peygamberlikleri) terkib
(sentez) etmeyi ve onlar için bir zirve sağlamayı
hedeflemiştir. İncîl’in İsâ’nın öğrencilerine olan
açıklamasında gerçekleştirdiği üzere:
‘Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz
kılmak için geldiğimi sanmayın.
Ben geçersiz kılmaya
değil, tamamlamaya geldim.’ (Matta 5:17)
Bu aynı şekilde Kur’ân Müslümanlara, İbrahim, Mûsâ, İsâ ve tüm geçmişe inanmalarını
tasdik etmiştir.”
4
İsâ’ya ve peygamberlere Rab’leri tarafından verilene
inandık;
onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz O’na
teslim olanlarız.’” (Ali İmrân 3:84)
“Kitab’dan sana vahyedileni
oku...” (Ankebut 29:45)
“Veya bunu artır ve ağır ağır Kur’an
oku.” (Müzzemmil 73:4)
Bütün Müslümanlar için, Kur’an-ı Kerimin okunması açık bir şekilde emredilmiştir. Aynı şekilde, bunun gibi emirler Kitab-ı Mukaddes’te bulunmaktadır:
“Bu şeriat kitabı senin ağzından ayrılmıacak, ve onda
yazılmış olanın hepsine göre yapmağa dikkat edesin diye,
gece gündüz onu düşüneceksin; çünkü o zaman yolunu açacaksın,
ve o zaman muvaffak olacaksın.” (Yeşu 1:8)
“Bu konuların üzerinde dur.
Kendini bunları ver ki, herkes
senin ilerlediğnini görsün. Kendini ve öğretişini dikkat et,
bu yolda yürümeye devam et. Çünkü bunu yapmakla hem kendini,
hem seni dinleyenleri kurtaracaksın.” (1 Timoteyus 4:15-16)
“Bu konuları imanlıları hatırlat. Gerçeğin bildirisini doğru
kullanarak kendini Tanrı’ya makbul ve alnı ak bir işçi olarak
sunmaya
gayret et.” (2 Timoteyus 2:14-15)
Kuran-ı Kerim emredimiş olduğu gibi, diğer Kutsal Kitapların arası bir ayrım yapmayarak, Tanrı’ın bütün sözleri aynı şekilde okumaya zorundadırlar. Eğer bunu yapmıyorsunuz, ikiyüzlü halınde düşmüş olmaktasınız. Kitab-ı Mukaddes hakkında da bazı söylentiler olabilir, ama Kutsal Kitap, yaşayan Tanrı’nın diri sözüdür. Bunu kişisel olarak okumalısınız ve okumak için ciddi bir karar almalısınız. Her gün gazeteye ayırdığınız zamanı Kitab-ı Mukaddes’e ayırıyor musunuz? Ne yazık ki çoğu insanlar Tanrı’nın Sözüne bu kadar az bir zaman bile ayırmıyorlar! Hayatımız boyunca da böyle kalıyoruz, çünkü Tanrı’nın karşılıksız armağanı olan bilgeliği almak için parmağımızı kıpırdatmıyoruz. Bütün müminler için, Kitab-ı Mukaddes’in okunması şarttır.
Hz.
Muhammed’le aynı dönemde yaşayan İspanya’lı
İsidora (M.S. 560-636) Kutsal Kitab’ın okunması hakkında şunu şöyledi:
“Devamlı okumadan hiç kimse Kutsal Kitap’ın anlamını çözemez.
Çünkü yazıldığı gibi: ‘Onu yüksek tut, o da seni yükseltecek-
tir; Ona sarıldıkça, seni izzete erdirecektir.’ (Süleyman’ın
Meselleri 4:8) Kutsal Kitabı okumakta ne denli devamlılık
gösterilirse, ondan alınan akıl o denli zenginleşir. Öyle
insanlar var ki akıllıdırlar; fakat Kutsal Kitabı okumakta
gayret göstermezler. Böylece ihmalkârlıkları ile, okumakla
öğrenebileceklerini hor gördüklerini kanıtlarlar. Başkaları
ise öğrenmeyi arzu ederler, fakat hazırlıksızlıkları onları
engeller. Ne var ki bunlar, akıllı ve sürekli bir okuma ile
onlardan daha akıllı, fakat tembel ve ilgisiz olanların
bilmediklerini öğrenmeyi başarırlar.”
5
____________________
4. Haykal,
The Life of Muhammed, s. 570.
5. İannitto, s. 605; İsidora,
Özdeyişler Kitabından, 3,9.
Yazar: Daniel Wickwire
Kaynak:
http://www.hristiyan.net