Sümer Gılgamış Destanı ve İncil konusu
1485 kez okundu,
0 kez cevaplandı. En son mesaj
uriel tarafından gönderildi.
Sümer Gılgamış Destanı ve İncil konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız
Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

15-02-09, 00:30
uriel
Biliyormusun Fırat’ın kıyıcığına kurulmuş o Şurrupak
kentini?" diye sorar Utnapiştim, yiğit Kral Gılgameş’e.
Ondan önce de "Sana bir sır vereceğim, tanrıların
bilinmeyen bir yanını anlatacağım" demiş, söze girmiştir.
"Zamanla eskidi gitti o kent, tanrıları da birlikte yaşlandı,
kocadılar. Kette gökkubbenin sahibi ve ataları Anu,
akılcıları savaşçı Enlil, yardımcısı Ninurta, su kanallarının
gözcüsü Ennugi de vardı, Ea da onlarla beraberdi.
O günlerde insanlar arttıkça arttılar, yeryüzü dolup
taştı ve topraktan göklere doğru vahşi bir boğa gibi
böğürür oldular. Enlil duydu bunu, tanrıların danışma
toplantısında:
- ‘İnsanoğlunun yarattığı bu kargaşa çekilmez oldu, gürültülerinden
ne uyuyabiliyoruz bir damla, ne dinlenebiliyoruz’
dedi.
"Bunun üzerine tanrılar, insanoğlunu yoketmek konusunda
bir anlaşmaya vardılar. Kararı uygulamak da yerin, rüzgarın
ve evrendeki havanın tanrısı Enlil’e düştü. Buna karşılık,
tatlı suların ve bilgeliğin tanrısı, sanatın koruyucusu,
Ea, önceden verdiği sözü tutarak beni bir düş
aracılığında bundan haberdar etti.
- ‘Kulak ver ey Şurrupaklı, ey Ubaratutu’nun oğlu! Evini yık,
malını bırak, kendine bir gemi yap, yeryüzünün nimetlerini
bir yana atıp canını kurtarmaya bak hemen! Dediklerimi
uygula; evini yık, kendine bir gemi yap. Yapacağın geminin
ölçüleri şunlar olsu: Eni, boyuna eşit düşsün, güvertesinin
üzerindeki dam da dipsiz uçurumu örten çatıyı andırsın.
Bittikten sonra gemiye bütün canlı yaratıkların tohumunu al!’
Anladım ne dediğini onun, sordum:
- ‘Peki, kent halkına, yaşlılara ne diyeceğim?’
Ea, bana şöyle dedi o zaman:
- ‘Onlara şunu bildir; Enlil’in bana kızdığını öğrendim.
Bu yüzden artık ne onun ülkesinde, ne de onun kentinde
dolaşacak yüzüm kalmadı benim. Efendim Ea ile birlikte
yaşamak üzere körfeze gideceğim. Ama size sınırsız bir
bolluk, ender bulunur balıklar, ürkek av kuşları ve bereketli
bir hasat mevsimi verecek. Akşamüstü fırtınanın ilki sizlere
seller gibi buğday getirecek, de…"
Gılgameş’in yolu önüne duran koca Utnapiştim, buyruğu alır
almaz tan yeri ağarırken bütün ev halkını çevresine toplar.
Zifti çocuklar, geriye kalan gerekli ne varsa hepsini erkekler
getirirler. Beşinci günde geminin omurgasıyla eğrilerini
oturttuktan sonra tahta döşemelerini de çakar Utnapiştim.
Temel alan, dört dönümdür. Güvertenin her bir yanı 120
kübittir ve bir dikdörtgen oluşturmaktadır. Altına altı güverte
yapar, tümü birden yedi eder. Çivilerini de çakar, güverteleri
tahta perdelerle dokuz bölmeye ayırır, diğer donanımlarını hazırlar.
İçini erzakla doldurur.
"Halka öküz ve her gün koyun kestiririm," diyerek
anlatmasını sürdürür. Gılgameş’e. "Gemi yapı ustalarına
ırmaklardan gelmiş gibi durmadan şarap sundum.
Yeni yıl şölenleri gibi bir şölen oldu. Yedinci günde gemi
tamamlanmıştı. Ben de bütün altını ve canlıları; ailemi
akrabalarımı, kırların, hem yabanıl, hem evcil hayvanlarını
ve zanaatçıları tekneye aldım. Şamaş’ın bana ‘Akşama
fırtınanın birincisi varıp yıkıcı yağmuru yağdırdığında, gemine bin,
her yanı da sımsıkı kapat’
dediği an gelmişti artık. Gece
bastırdı, fırtınanın birincisi yağmuru gönderdi. Çok
korkunçtu hava. Gemiye binip her yeri kapattım.
Her şey tamamdı. Kalafat işleri eksiksiz tamamlanmıştı zaten.
"Tan yeri ağarmaya başlarken ufuktan bir kara bulut ağdı.
Bu bulut, fırtınanın efendisi Adad’ın bulunduğu yerde
gürledi. Habercileri olan Şullat ile Haniş, dere tepe aşarak
başı çektiler. Daha sonra uçurumun tanrıları ortaya çıktı.
Nergal, suları göğüsleyen engelleri yıktı. Savaş tanrısı
Ninurta, her şeyi yerle bir etti. Cehennemin yedi yargıcı,
Anunnaki, meşalelerini kaldırıp ülkeyi kurşunsu alevlere
boğdular. Fırtına tanrısı, günışığının yerine karanlığı koydu;
ülkeyi bir çanak gibi kırıp döktü, umarsızlığın getirdiği
bitkinlik gökkubbeye yükseldi. Bütün gün bora azıttı
durdu. Yol aldıkça kudurdu, halka düşmanmış gibi
saldırdı, kardeş kardeşi göremedi. İnsanlar gökyüzünde
bile görülmüyordu. Tanrılar bile tufandan dehşete
kapılıp göğün yedi kat arşına, Anu’nun gökkubbesine
kaçtılar.
"Altı gün altı gece boyunca yeller esti; sel, bora ve su
taşkınları yeryüzünü kasıp kavurdu. Sel ve su taşkınları
savaşan ordular gibi bir ordu olup kudurdular. Yedinci
günde güneyden esen fırtına dinmeye yüz tuttu, deniz
yatıştı, tufanın hızı kesildi. Yeryüzüne göz attığımda
her yanı sessizliğin kaplamış ve bütün insanların da
çamura dönüşmüş olduğunu gördüm. Denizin yüzü,
bir damın üstü gibi dümdüz uzayıp gidiyordur. Anbar
kapağını açınca yüzüme bir ışık düştü. Sonra oturup
ağlamaya başladım. Çünkü sular dört bir yanı yıkıntılığa
çevirmişti.
"Sonra ondört fersah ötede bir dağ görünüverdi.
Gemi o dağa oturdu. Dağda karaya oturan gemi,
yerinden kıpırdamadı. Bir gün geçti hep o dağın
tepesinde kaldı. Beşinci ve altıncı günlerde de
kıpırdamadı hiç. Yedinci gün şafakla bir güvercin
salıverdim, uçtu gitti hemen. Ama konacak bir yer
bulamayıp geri döndü. Bir kırlangıç saldım ardından,
o da geri döndü geldi. Bir kuzgun saldım. Gitti, suların
çekildiğini gördü; yiyecek içecek buldu kendine, bu
yüzden geri gelmedi.
"Bunun üzerine, tuttum, her şeyi dört yana savurdum,
dağın tepesinde adak adadım. Yedi ve yine yedi kazan
kurdum. Üzerine odun, kamış, sedir ve mersin ağacı
yığdım. Tanrılar kokuyu alınca toplaştılar. Ama aralarına
Enlil gelsin istemediler. Çünkü hiç düşünmeden tufana
yol açmıştı o. İnsanların ortadan kalkmasına neden
olmuştu."
Utnapiştim’in Gılgameş’e anlattıklarına göre; Enlil gelmiş,
gemiyi görmüş ve küplere binmişti. Olanca kızgınlığıyla tanrılara;
"- Şu ölümlülerin arasında canını kurtaran çıktı mı
acaba? Hiçbiri ölümden kurtulamayacaktı çünkü"
dedi. Bunun üzerine kuyuların ve kanalların tanrısı
Nimurta
araya girecek ve şöyle diyecekti ona;
"- Ea’yı araya katmadan hangi tanrı kendi başına bir şey
düzenleyebilir ki?"
Her şeyi bilen
Ea da
Enlil’e böyle düşüncesizce tufanın
oluşmasına nasıl yol açtığını sormuş, onu bütün tanrıların önünde
suçlayıp utandırmış bir güzel.
"O zaman işte…." diye sürdüren sözlerini Utnapiştim.
"Enlil,
gemiye yöneldi. Karımı da, beni de elimizden tutarak
gemiye soktu. İkimizi de iki yanına diz çöktürdü. Alnımıza
dokunup şu sözleri söyleyerek kutsadı bizi:‘- Geçmiş
günlerde, Utnapiştim bir ölümlü kişiydi. Bundan böyle kendisi
ve karısı uzaklarda ırmakların ağzında yaşayacaklar…’
İşte
böylece tanrılar, beni alıp burada; ırmakların ağzında
ve uzaklarda yaşamak üzere yerleştirdiler."
Destanın sonlarına doğru bir yerde kahramanı Gılgameş
için şunlar söylenir:
"…. Yeryüzünün ülkelerini tanıyan Kral Gılgameş, bilgeydi,
sırları götürdü. Gizli şeylerle tanışıktı. Bize tufandan
önceki günleri hikaye eden oydu. Uzun bir yolculuğa
çıktı. Çalışmaktan, didinmekten bezdi ve yorgun düştü
bir gün. Ve geri dönünce bir taşın üzerine hikayesini
tümüyle kazıdı."
M.Ö. içinci bin yılın başlarındaki
eski Sümer ve İlk Hanedan
Uygarlıkları’ndan önce bir çok
önemli sitede su baskınları
olduğu kazılar sonunda ortaya
çıkmış. Bu siteler arasında,
Şurrupak,
Kiş ve
Uruk da
bulunmaktadır. Su baskınları,
tarih öncesi son çağın, yani,
arkeologların Jemdet Nasr
Çağı’nın sonunu gösterir. Fakat
bunların hepsinin de aynı çağda
olduklarını doğrulayacak
herhangi bir kanıt ele geçmemiştir. Sir
Leonard Wooley‘in daha eski dönemlerde
Ur kentinde meydana geldiğini saptadığı bir su baskını, yalnız yakın çevreyi etkilemişti. Arkeolojik bulgular da büyük bir felaketi
işaret etmemektedir. Ayrıca ilk sümer söylenceleri arasında da
yıkımlara, yokolmalara yol açan bir su baskınına rastlanmamaktadır.
Daha sonraki Sümer ve eski Babil yazılarında su baskını ve tufanın
tanrılarca gönderildiği bildirilir.
Tevrat’ta anlatılan "tufan"ın, Gılgameş Destanı’nda anlatılanın bir
kopyası olduğu düşünülebilir mi? Bunu kabulenmek, Utnapiştim’in
olayı kendi ağzından anlatması, destanda tufana tanıklık etmiş ve
onu yaşayıp gözleriyle görmüş bir kişinin gerçekte varolduğunu
kabullenmek değil midir?
Sümer Gılgamış Destanı ve İncil
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Sümer Gılgamış Destanı ve İncil
Sümer Gılgamış Destanı ve İncil konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.