Komünyon

hristiyanlık incil isa mesih tevrat zebur | HRİSTİYAN FORUM  > Temel Kavramlar > Rabbin Sofrası : Komünyon


HRİSTİYAN FORUM'A ÜYE OLUN! Hristiyan üyelerle sohbet etmek, etkinlik duyurularından haberdar olmak, forumda yazışabilmek için sitemize üye olmanız gerekmektedir.



HRİSTİYAN FORUM GİRİŞ
(Kullanıcı adınız)
(Şifreniz)





Bu konuya cevap yazmak için buraya tıklayınız
 
 

hristiyanlık
nexusian

Komünyon


Acaba gerçek imanlı bir hıristiyanın yediği her türlü yiyexcek ve içtiği her türlü içecek ruhsal anlamda kominyon oluyor mu?




Komünyon


hristiyanlık
V E R A

Komünyon


nexusian
Acaba gerçek imanlı bir hıristiyanın yediği her türlü yiyexcek ve içtiği her türlü içecek ruhsal anlamda kominyon oluyor mu?
Sevgili nexusian

Kominyon ile normal yemek ve içmek tamami ile farklı bir şey. Acaba soruyu mu anlıyamıyorum. ?
Ya da sizin için kominyon ne demek ? Buna bir cevap verirseniz eğer sanırım ne demek istediğinizi daha iyi anlıyabiliriz

sevgiler




Komünyon


hristiyanlık
Hardal

Komünyon


Affınıza sığınarak : Komünyon.




Komünyon


hristiyanlık
V E R A

Komünyon


Hardal
Affınıza sığınarak : Komünyon.
Haklısınız :)))) ben sorunun vehametine kapıldığım için bu kısmı göz ardı etmişim.
Çok teşekkür ederim uyarınız için
sevgiler




Komünyon


hristiyanlık
nicoletta

Komünyon


Kardeşler
Uzun ancak berketli olacagına inandıgım bir yazı... okumanız dileklerimle..

nicoletta

KOMÜNYON

Ayin’de en çok sorumluluk duyacağımız an Komünyon’un gerçekleştiği andır, çünkü İsa’nın kendisi ile birebir karşılaşacağımız zaman gelmiş demektir.
Dini törenlerimizin diğer bütün zamanlarında, yanımızda bizimle birlikte etkinlik gösteren kardeşlerimiz yer alır: Bir bakıma onların arasında kayboluruz, sorumluluğumuz diğerleriyle paylaşılır gözükür.
Komünyon’da ise böyle değildir. İsa ile yüzyüze karşılaşılan andır. Bizimle şahsen buluşan İsa, bize soru sormaya bizi seçmeye gelir, çünkü bize söyleyecek "tamamı bize özel" birşeyleri vardır.
Bu, benim de, kimsenin yardımı olmadan, sadece yalnızlığımla birlikte İsa ile buluştuğum andır. O’nun Sözünü diğer kardeşlerimizle birlikte alırız, bir rahip bize O’nu sunar, herşey O’nu çok iyi karşılamamıza yardımcı olur. Komünyon’da bütün güçsüzlüklerimizle, bütün felaketlerimizle, uygunsuz davranışları-mızla birlikte İsa ile buluşuruz.

Dramatik ve ayrıcalıklı an
Bu, dramatik ve ayrıcalıklı bir andır ve ben bunun anlamının farkında değilsem başıma gelecekler var demektir. Eğer Komünyon anı beni hazırlıksız yakalarsa, buluşmayı mahvederim ve onun bütün sorumluluğunu da sırtımda taşırım.
Tabii ki, dalgın geçen bir Komünyon’u telafi edebilirim, ama yanlış adım atmak gibi, başarıya ulaşamamış bir fırsat gibi acı verir.
İsa ile dostluğu korkunç bir şekilde yaralar. Sorumlu-luğumuza karşı duyarlı olmamız gerekir. İsa, bir insanla karşılaştığı zaman, sadece bir kereliğine bile olsa, bireyin hayatına sonsuza dek sık sık tesir edecektir. İncil’de bireyle kesin sonuçlara götüren karşılaşmalardan çok vardır: Zakay, zina eden kadın, Levi, Samiriyeli kadın, Petrus, Andreya ve Yuhanna… Ben geçmişte kaç Komünyon yaptım? Ne değişti? Hiç bir şey mi?
Bu, trajik bir gerçek olabilir. Komünyon bir aziz yaratabilir, benim içimde ise vasatlığın rotasından belki de bir milimlik bir sapma bile olmadı.
Bir Ayinden diğerine koşturma…

Eğer elimize bir kağıt kalem alıp,toplama – çıkarma yapma cesaretini gösterirsek, problemin ağırlığı hemen gözümüze çarpar: Bir yıl boyunca ya da tüm yıllar boyunca yaptığımız Komünyonları hesaplayalım sonra da içimizde bir değişikliğe yol açmayanları çıkartalım.
Basit ve somut kelimelerle problemi şöyle ifade edebiliriz: çocukluğumdan gençliğime, bütün dini tecrübelerim dönemi boyunca İsa ile şahsen buluştuğum bu tek ayrıcalıklı an benim içimde pratik hayatta hangi işleri gerçekleştirdi?
Ne kadar da kolay, bilinçsiz, yüzeysel olmak! Belki de daha iyi olurdu güzel uykumuza devam ederek bir ayinden diğerine atlamak. Ama artık durmanın vakti gelmedi mi?
İşte, yüzeysellik içindeki koşuşturmamız biraz dursun diye bu düşünceler bize yardım etmek istiyorlar…

I. BİRİNCİ ADIM
Komünyonumuzu düzene koymamız için yapılacak çok şeyler var. Ama hepsini yapmak mümkün değil, işe en uzak noktadan, iman eğitiminden, dini öğretimden, İsa ile birleşme töreninden daha çok uzak hazırlıklardan başlamak gerekir. Kendimizi en gerekli, en acil şeylerle sınırlandıralım. İlk adım, ayinde İsa ile birleşmeyi kabul edip edemeyeceğimi bilmemdir.
Bir zamanların, iman sahibi insanlarını Komünyon yapmaları için kiliseye gönderme problemi bugün alaşağı edilmiş gözüküyor: Bugünkü problem ise onları orada alıkoymak ya da en azından yapmak üzere oldukları hareketin bilincine varmalarını sağlamaktır.
Bu problem çok önceleri Aziz Pavlus tarafından büyük bir sertlikle, diğer hıristiyan topluluklarıyla ele alınmıştır: "Her kim layık olmayan tarzda ekmeği yerse, yahut Rabbin kasesinden içerse, Rabbin bedenine ve kanına karşı suçlu olur. Fakat insan kendi kendini sınasın ve öylece ekmekten yesin ve kaseden içsin; çünkü yiyen ve içen bedeni farketmezse, kendisine karşı hüküm yer ve içer" (1.Korintliler, 11,27-29).
O halde, Komünyon’u yapmadan önce kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Vicdanım bana İsa ile buluşabileceğimi söylüyor mu?
Diğerlerinin oraya içtenlikle mi yoksa yapmacıkla mı gittikleri beni ilgilendirmemeli: Ben kendi vicdanıma kulak vermeliyim, kendimi İsa’nın arkadaşı olarak mı görüyorum, yoksa O’nunla dargın mıyım, bunu bulmaya çalışmalıyım. Vicdanım da fantezim değil, Kilisenin zihninin, Kilisenin yargısının yankısı olmalıdır.
Normalde Komünyon’dan önce rahibe giderek günah çıkarmak ve bunu yaparken de gerçekten pişman ve sözlerinde samimi olmak oldukça ağır bir suç işlendiğinden olsa gerek. Eğer bu ağır suç, ağır bir günah alışkanlığına bağlıysa, gönül rahatlığıyla davranamam: Sorumluluğumu kötüye kullanmış olurum.
Suçumun derecesine göre Kilise’nin verebileceğini sandığı değer yargısını, dolaylı yollardan uzak bir şekilde bana söyleyecek bir rahiple içten ve dingin bir yüzleşme gerekiyor. İmanıma yeniden dönmem ve de saygıyla ve içtenlikle günah çıkarmaya kucak açmam gerekiyor. Öyleyse eğer bilgi sahibi vicdan (bilgi sahibi, yani Kilise’nin nezdinde, benim dini cahilliğimde değil) o tören sırasında Komünyon yapamayacağımı söylüyorsa, kendimi tutmalıyım. İsa’nın önünde düşünceli bir sessizliğe gömülmeli, mütevazi bir şekilde Tanrı’dan beni içinde bulunduğum kötü durumdan çıkarması için yardım dilemeliyim.
Peki ya vicdan yönünden tereddütte isem? Ve şöyle dersem: "Bana öyle geliyor ki Kilise’nin anladığı anlamda ağır suçun uç noktaları yok, ama açık bir şekilde görmüyorum" ne yapabilirim? Normal olarak bu durumda, Komünyon’a yaklaşabilirim; çünkü yasa şüphede zorlamaz. Yine bu durumda içinde sahip olduğun iyi niyetin işaretleri önem kazanır, İsa’ya duyulan gerçek sevginin izleri. Ve geçerli izler şunlardır: kendini zayıf gördüğünde hissettiğin acı, üzüntü, kötülükten kendini ayırmak için hissettiğin kuvvetli arzu, kötü durumlardan kurtulmak için sürekli bir istek, bununla savaşma isteği.Vicdan muhasebesinde kesinlik her zaman için mümkün olmuyor; öyleyse eğer Komünyon’a yaklaşıp yaklaşmamakta şüphe varsa, iletişim kurabilirsin. Komünyon’a git ama problemini saklama, omuzlarına atma, sorumluluğunu al, İsa’nın sana sunduğu hediyenin aşkı için, vicdan durumunu sana mümkün olan bir zamanda netlikle göğüslemek üzere bir rahibe gitmeye karar ver ve ona bütün sami-miyetinle açıl.
Öyleyse ışık ve kuvvet almak için İsa ile buluş. Işık anlamak için, kuvvet de yenmek için gerekli. İsa, mücadele eden herkesin yanındadır. Mücadele eden herkesi seviyor. Mücadele eden herkes de O’nun arkadaşı ve İsa da onlarla mücadele ediyor.
II. RUTİNİ BOZMAK
İçimizdeki Tanrı’nın aşısına biraz önce değinmiş, bu aşının odak noktasının "Komünyon" olduğunu söylemeye başlamıştık. Yalnız bu noktada önemli birşeyi açıklamak istiyorum: Ayin’de iki tane Komünyon vardır ve sık sık Komünyon olarak da algılanmazlar. Birincisi Tanrı’nın sözü ile yapılan Komünyon’dur, ikincisi ise İsa’nın vücudu ve kanı ile yapılan Komünyon’dur. Bu iki Komünyon da birbirleriyle bağlantılıdırlar.
Her ayine gidişimizde ayinimizin anlamını tam olarak yerine getirmek için bu iki Komünyonu da yapmamız gerektiğini kendimize hatırlatalım. Herşeyden önce Söz ile iletişim kuralım, bunu vicdanımız hangi durumda bulunursa bulunsun yapabiliriz. Sonra, eğer vicdanımız uygun bir durumdaysa, İsa’nın vücudu ve kanını temsil eden ikinci Komünyon’u yaparız.
Bu ikinci görüş üzerinde uzun uzadıya durmak isterdim, ama ikinci Komünyon hakkında söyleyebileceğim herşeyi siz Söz ile yapılan Komünyon’a uygulayabilirsiniz. O halde ikinci Komün-yon’dan oldukça çok bahsedeceğim, çünkü sık sık yaşadığımız hıristi-yanlığın bir trajedisi olarak gözüküyor. Bu da rutinin bir oyunu.

Dondurulmuş Komünyonların problemi
Sıklıkla Komünyon yapan bir kişi İsa ile birebir buluşmanın bir süre sonra, yerini sessizliğe bıraktığını artık anlamıştır. Utanç verici, ama hepimiz bu suçu içimizde taşıyoruz. Bayağılaşmış, boş törenlere dönmüş Komünyonlar, ne gelmeyen bizler ne de O, dalgın olan bizler, susan O. Ta ki, artık vicdan azabı çekmeyecek kadar, bu donmuş Komünyon’a kendimizi alıştıracak noktaya gelmek.
İşte bu durumda trajediler doğar: Donmuş Komünyonların hiçbirşeyi düzeltmeye güçleri yetmez ve bizim hıristiyan yaşamımız köklerden zarar görür, çünkü ikinci Komünyon’dan besin alamaz.
Problem, her pahasına bu rutini bozmaktır! Peki bu nasıl olacak? Başarmalıyız. Belki de şu verilere cevap verebilecek bir sistemle rutinin zincirini kırabiliriz:
- Basit bir metod
- Herkese uyarlanabilen
- Komünyon’un usulüne saygılı
Belki de bizi doğru sonuca götürecek olan metod şudur: Varsayın ki, bir arkadaşınız, sizinle birkaç saat geçirmek için size geldi ne yaparsınız?

Bir arkadaşınız evinize gelince ne yaparsınız?
Sevdiğiniz bir arkadaşınız evinize misafir gelirse, öncelikle onu sevinçle karşılarsınız.
Sonra hemen ona birşeyler ikram etmek istersiniz. Eğer onu çok iyi tanıyorsanız, çok fazla düşünmezsiniz; çünkü onun hoşuna gidecek şeylerin ne olduğunu iyi bilirsiniz.
Ondan hemen birşeyler istemeyi düşünmezsiniz, gerçek bir saçmalık olur. Onun yerine onu evinizin uygun gördüğünüz bir yerine götürür (salon, mutfak yada başka bir yer olabilir) ve onun ilgisini çeken konulardan bahsedersiniz ve mümkün olduğu kadar onun konuşmasını istersiniz.
Eğer sonra, ondan bir konu hakkında size yardımcı olmasını isteyecek olursanız, bunu kendinize problem yapmazsınız. Çünkü sizin de çok iyi bildiğiniz gibi konuşmanız onu mutlu edecektir. Özellikle de, ondan yardımcı olmasını isteyeceğiniz konu zor ve hassas ise, konuşmayı en sona bırakırsınız.
Çok güzel, bu Komünyonunuzda nasıl davranmanız gerektiği konusunda gerçek bir taslak oluşturur. Eğer böyle yaparsanız, Komünyonunuz rutin olmak kurtulur, gerçek benliğine kavuşur.
1. İşe O’nu sevinçle karşılamakla başlayın: Kendinize bunu imanınızın bir ifadesi olarak kabul ettirin. Rabbe, kendisiyle karşılaşmanızdan dolayı duyduğunuz sevinci ifade edin. Konuşma-nıza ya da birşeyleri hayal etmenize hiç gerek yok. Ama mutlu olma-nız ve bunu ifade etmeyi öğrenmeniz en temel öğeyi oluşturuyor.
2. Sonra ikram edin: Peki ama neyi? O’nun hoşuna gidecek bir şeyleri sunun. Elinizde bir hediye ile Komünyon’a gitmeyi deneyin: Bu yapılmış bir yardım olabilir (boş elle Rab ile buluşmaya gitmemek için), ya da Komünyon’dan hemen sonra yapabileceğiniz birşeyleri sunun. Yapmış olduğunuz ya da yapacağınız bir yardımın çok faydasını görürsünüz, çünkü Komünyonunuzun iyiliklerinize, görevinize ve de gününüzle bir bütün olması için sizi hazırlar.
Size çok pahalıya mal olacak birşeyler sunun. Cesaret gerektiren birşeyler sunun. Bir fakire, hastaya ya da yaşlıya yardım etmeyi kendinize görev bilin. Özellikle de evinizde zor bir duruma karşı yardımlarınızı sunun.
3. Daha sonra ise en önemli şeyi yapın, dinleyin: O’nun sizi beklediği nokta burasıdır. İsa, spor olsun diye sizinle böyle bir karşılaşmayı düşünmedi. Bilakis size söyleyecek çok önemli şeyleri var ve sizlerin O’nu konuşması için harekete geçirmeniz lazım. Ya da en azından O’nu engellemeyin. Eğer dalgınsanız tabii ki konuşmaz! O, sizinle yüzyüze konuşmaya geliyor. Eğer O’nu dalgın karşılar-sanız, karşısında bir hayaletten farkınız kalmaz: O’ndan kaçıp dururken sizinle birlik olmasını nasıl beklersiniz?
Öyleyse dinlemesini bilmeliyiz. O’nunla gerçekten iletişim kurmak istediğimiz zaman, O’nu dinliyoruz demektir. O, bizlerle her zaman iletişim kurmaya hazır, bizi bekler, ama bizim Onunla bağımız kopuktur, çünkü O, hiçbir zaman özgürlüğümüzü yok etmez.
Komünyon’un canlılığı burada doğrulanır: En hassas an bura-dadır. Komünyon’dan sonra şöyle diyebilmelisiniz: Bana bunu dedi, bana şunu dedi. Eve döndüğünüzde anneniz size şöyle diyebilmeli: "Komünyon aldın mı? Sana ne söyledi?"
Ama dikkat: bu düş gücünüzün bir oyunu ya da bir hayal olmasın! Gerçekten Mesih İsa benimle konuşuyor mu? Peki nasıl? Bu konuyu enine boyuna çalışacağız. Ama emin olunan bir şey var: İsa’nın bizimle konuşmak için öyle çok fazla bir şeye, kelimelere ya da düş gücüne ihtiyacı yok. O, sessizlikle bile konuşur.
Ama ayak diretmelisiniz, gerçekten O’nunla konuştuğunuzu, O’nu provoke ettiğinizi ve buluşmanızdan sonra O’nun sizden ne beklediğini biliyormuş gibi yapmalısınız.
4. Sonra, sorun: O sizden bunu bekler. Şu duanın kuvvetini deneyin: "Rabbim, sen istersen, beni iyileştirebilirsin!"; bu hastaların, körlerin, sakatların, cüzzamlıların duasıydı. Rab’den size dua etmesini öğretmesini isteyin: "Rabbim, bana dua etmesini öğret!" O’ndan ışığın hediyesini isteyin: "Konuş benimle Rabbim hizmetkarın seni dinliyor! – Yaşamın sözleri sadece sende". O’ndan, hayırlısı neyse onun olmasını isteyin: "Tanrım, benim değil, senin isteğin olsun".
Şimdi de, iyileşmiş rutininizle, doğru yola girmiş komün-yonunuzla bir hafta geçirmeyi hayal edin. İsa ile yüzyüze yaptığınız Komünyonlarla dolu bir ayı geçirdiğinizi düşünün.
Bir insanın hayatının sonsuza dek değişmesi için İsa ile bir kez buluşması yetiyor. Oysa binlerce kere Komünyon yapıp da bir kere bile İsa’yla buluşmayanlar var. Hayatımızda ne çok başarısızlığa uğramış mucizeler var!
İsa bir şey yapamadı. Bize çok yaklaştı, içimize girdi, ama bizlerle iletişim kurmadı ve bizler de O’nunla buluşmanın meyvesini alamadık.
İlerki sayfalarda, rutinin zincirlerini kırmak için adım adım İsa ile buluşmanın evrelerini inceleyeceğiz. İşe dinlemekle başlayalım.

III. ÖNEMLİ VE ZOR: DİNLEMEK
İncil yazarı Luka, Komünyon’u nasıl yapmamız gerektiğini öğrenelim diye, bizlere Zakay’ın İsa ile karşılaşmasını anlatarak, doğru örneği sunar. Bu karşılaşmada şükranımızı ana hatlarıyla göstereceğimiz 4 davranış vardır:
1. Bayram var: Zakay "O’nu sevinçle karşıladı".
2. İkram var: "O’nu "evinin" güzel bir odasına buyur eder ve tabii ki onur konuğu olarak O’na güzel bir akşam yemeği sunar.
3. Dinleyiş var: Çünkü Zakay, O’nu dinledikten sonra, çok güzel bir cevap verir: "Ayağa kalkıp şöyle der: işte, mal varlığımın yarısını fakirlere vereceğim ve eğer birini dolandırdıysam, ona dört katını vereceğim".
4. İstek var: En azından üstü kapalı bir şekilde çünkü Mesih İsa konuşmasını şöyle tamamlar: bugün bu eve kurtuluş girdi".

1. Dinlemek önemlidir
Bu dört davranış içinde en önemlisi dinlemektir. Çünkü dinlemenin sonucunda, bizi teşvik etmeye gelen İsa’ya vereceğimiz cevap oluşur. Komünyon töreninin yapılmasındaki sebep insanın vereceği cevaptandır, başka bir şey olamaz. İsa bize öylesine gelmez. Bizden bir cevap beklediği için bizlere bu ayrıcalığı vermeyi uygun bulmuştur ve cevap da her zaman dinlemenin neticesinde oluşmuştur.
Arkadaşlığın bir kanıtıdır ve de kuvvetli bir risk oluşturur. Bu risk kötüye kullandığımız Komünyonlarımız için sürekli bir hal alır. Örneğin, bir arkadaşın senin evde olduğundan haberdar, birkaç saatliğine seni dolaştırmaya geliyorsa ve sen de o geldiğinde kendini yok dedirttiriyorsan, arkadaşlığınız tehlikede demektir. Çünkü o, senin yalan söylediğini bilir, nitekim yolda gelirken odanın ışığının açık olduğunu görmüştür ya da biraz önce seninle telefonda konuşmuştur. Dolayısıyla da senin evde olmadığını söylediklerinde arkadaşlığınız sonsuza dek mahvolur.
Bu tarz bir davranış karşısında arkadaşınızı gücendirirsiniz. İşte, Komünyon’da İsa’yı da sık sık bu şekilde karşılarız. O bizimle buluşmaya gelir ama karşısında bizleri bulamaz. Bizim orada olduğumuzu bilir ama bizler O’nun varlığının yerine başka işlerle meşgul olduğumuzdan bizi bulamaz.
Mutlaka O da bizim soğukluğumuz karşısında güceniyor. Ama trajik olan bu garip ve üzücü davranışın alışkanlık halini almasıdır. Dinlemek, Komünyon’un en acil ve mantıklı bölümü olmasına karşın, en önemsenmeyen bölümüdür de. Eğer iki insan karşılaşıyorlarsa ve bu karşılaşmadan sonra birbirlerine ne söyle-diklerini bilmiyorlarsa, gerçekten de bu iki insanın karşılaştıklarını söyleyebilir miyiz? Kimbilir kaç kere, Komünyon’da İsa ile buluştuktan sonra, O’nun bizlere söylediklerini bilmeyiz!

2. Dinlemek zordur
Dinlemek hem pasif hem de aktif bir harekettir. Bizim içinse aktif hareketler her zaman için pasiflerden daha kolay olmuştur. Konuşmak "aktif", susmak ise "pasif" bir harekettir. Dinlemek ise hem sessiz kalmak, hem hareket etmek, hem almak hem vermek, dolayısıyla da aktiflik ve pasifliğin birleşimidir.
Tanrı’yı dinlemek zordur çünkü 5 duyumuzun hiçbiriyle algılayamadığımız bir kişiyle iletişim kurmak demektir. Örneğin karşımızda, gördüğümüz bir kişi bizimle konuşur, bize sorular sorar, biz konuşurken araya girer, ya da en azından bizi dinler. Böyle bir kişiyle uzun uzadıya birlikte olabiliriz. Ama bir tek kelime bile söylemeyen bir kişiyle uzun uzadıya birlikte olmayız. Bir de üstelik bu kişinin görüş mesafemizin ötesinde olduğunu ya da telefonun diğer ucunda olduğunu ve bizi tek bir kelime bile söylemeden dinlediğini düşünecek olursak, herhalde konuşma hemen son bulur.
Bizlerse Komünyon’da bundan daha da zor bir durumla karşı karşıyayız: O, orada, canlı ve gerçek olarak karşımızda, ama biz hiçbir şeyi algılamıyoruz. Keşke en azından O’nu duyabilsek! Keşke sadece bir tek kelimesi bize ulaşabilse! Ama bu hiç gerçekleşmez. Bu durumda dinlemek daha da güçleşir, çünkü bir diyalog, hatta olmayan bir kişiyle yapılan bir monolog hissiyle karşılaşırsınız.
Yine de Mesih İsa ile karşılaşmalıyız, çünkü O bizi hazır olarak bulmak için bize geliyor.
Dinlemek, Komünyon’un en zor evresi olduğu kadar, bir o kadar da en önemsenmeyen evresidir. Konuşmak, okumak, meditasyon yapmak, hatta yüksek sesle ya da kısık sesle dua okumak, dinlemekten çok daha kolaydır. Yine de dinlemek Komünyo’nun en önemli evresidir. Cevap verilmeyen bir Komünyon’u, Komünyon olarak düşünebilmek çok zordur. O’nun tarafından evet, ama bizim tarafımızdan ise hayır.

3. Nasıl dinleyeceğiz?
İsa’yı Komünyon’da dinlerken belli bir araç gerekir. Eğer varsa, Mesih İsa bizlerle iletişim kurabilir, eğer yoksa, normalde iletişim kurmaz.
Etrafımızdaki atmosfer seslerle, radyo dalgalarıyla doludur, ama bizler, kulak kabartmakla hiçbir şey algılayamayız. Halbuki küçük bir transistörümüz olsa bu seslerle iletişim kurabiliriz. İşte, Tanrı’yı duymak için, transistör gibi, şu üç şartı yerine getirecek bir araca ihtiyaç vardır: sessizlik, Tanrı ile iletişim kurma isteği ve O’na duyulan sevgi.
Sessizlik: Genellikle Tanrı, gürültünün içinde bizlerle iletişim kurmaz. Burada, etrafımızdaki gürültüden bahsetmiyoruz, inanın bu daha hafif olurdu; bizler iç dünyamızdaki gürültüden, düzensizlikten, savurganlıktan, kibirlilikten, dünyevi zevklerden bahsediyoruz.
Sessizlik, bekleme ortamıdır, aynı zamanda eli açıklık ortamıdır. İç sessizlik öyle hemencecik oluşmaz, büyük bir gayret gerektirir, zamana ihtiyacı vardır. "Şimdi ben susuyorum" demekle hemen sessiz olunamaz, çünkü sadece söylemek yetmez. Sessizliği sadece istemek yetmez, onu gerçekten, bütün kalbiyle istemek gerekir.
Niyet hareketleri ansızın oluşmazlar, yüzeyimizi delip geçerek, yüreğimizin derinliklerine ulaşmaları gerekir. Evet iç sessizliğimizin bulunduğu yer, içimizde en derinlerde saklıdır.
Konsantre olmaya alışan kişi çok zorluk çekmez, hiç konsantre olmayan kişi ise çok zorluk çeker, kimi zaman ise hiç başarılı olamaz. Çünkü iç sessizlik aynı zamanda içimizin temizlenmesi, günahlarından arınması demektir. Hiç kolay değil! Ama iyi niyetli herkes için mümkündür, düşünen herkes için mümkündür.
Tanrı ile konuşma isteği: Tanrı’nın özgürlüğümüze sonsuz saygısı vardır, eğer "uzaklaşırsak" bizle konuşmaz, hem de HİÇ! Ya da hemen hemen hiç.
Tanrı ile iletişim kurmak, O’nun sesini duymak, O’nun isteğinin yerine gelmesini istemek için sürekli bir arzusu olan insana Tanrı, normal olarak cevap verir. Ama hemen hemen her zaman birazcık bekletir. Kendini naza çekmek için değildir tabii ki bu, bizi hazırlamak içindir.
Bu bekleyiş çabaları olmaksızın, Tanrı’nın sesini duymayı bilemezdik, çünkü O’nu ne duyu organlarıyla, ne de ruhumuzla algı-layamayız. Nitekim içimizdeki Tanrı’nın sesini bastırmak çok zaman almaz. Ama Tanrı iletişim kurar. Peki nasıl? Gözle görülür bir şekilde olmasa bile mantık ve kalp aracılığıyla.
Yeni bir aşkın başlangıcı olsun: Onun isteklerini yerine getirme, ona cevap verme arzusu olsun. Özetle şöyle bir cevap taslağı olsun: "Konuş Rabbim, kulun seni dinliyor".
4. Dinlemedeki somut araçlar
İçimizde dinlemek için ortam oluşunca, Rab ile iletişim kurmak için gerekli araç da var demektir. Peki O’nunla diyaloğu nasıl kolaylaştırabiliriz?
· En basit araç şu olabilir: Ayinde bizi en çok etkileyen Rabbin bir sözünü yavaş yavaş tekrar edelim. Tanrı bizlerle sık sık Kutsal Yazı aracılığıyla konuşur. Bu, O’nun birinci haberleşme kanalıdır da diyebiliriz. "Bize uygun olan kelime"yi bulabilmek için Söz Ayini sırasında dikkat etmemiz güzeldir. Eğer dikkatliysek, her zaman bir kelime yakalarız. Komünyon sırasında o kelimeyi dikkatle ve uysallıkla tekrar etmemiz de güzeldir. Bu, Tanrı’nın bizimle bir bağ kurmasını sağlamak için O’na verilmiş bir fırsattır. Sık sık, büyük bir imanla dinlenmiş Kutsal Yazı’nın sözüyle, Tanrı ortaya çıkar, konuşur, içimize girer.
· Komünyon’da Tanrı’yı dinlememizi sağlayan çok pratik bir başka metot da şudur: Aklımızdan hergün yapmamız gereken temel görevleri geçirerek kendimize şunu sormamızdır: "Tanrım, bu yerine getirilmesi gereken görev için benden ne bekliyorsun?" Sık sık, bu görevlerin vicdan muhasebesinde Tanrı’nın sesini duyduğumuzu hissedeceğiz. Bu "duyularımızla" hissedeceğimiz bir ses olmayacak, aksine ruhumuza dokunan, bizi dürtükleyen, bizi düşündüren, bizi istemeye teşvik eden, önermeye, karar vermeye, hatta bazen pişman olmaya iten bir ses olacak.
· Başka bir metot da bizi en çok endişelendiren sorunları denetlemektir. Yalnız bunda bir risk yatmaktadır: Boş bir anda, problemlerimizin, buluşmak istediğimiz İsa’nın kendisinden daha önemli hal almalarıdır. Bu durumda sorunlarımızın önüne geçerek İsa’ya şunu sormalıyız: "Rabbim, senin isteğin ne ise o olsun, ama senin isteğin ne?" Tanrı, insana konuşur ve onu gerçekten, gerçek isteğiyle sorgular.
5. Sakın bir hayal ürünü olmasın?
Şöyle bir şüpheye düşülebilir: Komünyon sonrası İsa ile yapacağımız görüşmede, İsa’nın kendisiyle değil de, kendi kendimle diyalog içerisine girdiğim hayaline kapılabilir miyim?
Mümkündür. Ama gözlemleyecek olursak; Tanrı’nın Kutsal Yazı ya da rahipler aracılığı olmaksızın bizimle konuşmasında kendi kendimizle konuşmamız dışında, bizimle iletişim kurmak için hangi yolu seçtiğini düşünelim. Tanrı düşüncemiz ile yine düşüncemiz aracılığıyla konuşur. Normal olarak başka yol izlemez. Nitekim kendi kendimizle değil, gerçekten Tanrı’nın bizimle konuştuğunu anlamamızı sağlayan işaretler vardır. İşte bunlardan bazıları:
- Bu sesin zevklerimize hitap etmediği hatta tamamen zıttı olduğu zaman;
- Bu sesin bizi görevlerimize çağırdığı, gerçeği karşı-lamaya buyur ettiği, bizi iyiye teşvik ettiği zaman;
- Bu sesin, aynı zamanda sağduyumuzun sesi olduğu zaman;
- Bu sesin, huzur ve barış elçisi olduğu zaman;
Bu işaretler, doğruluğu kontrol etmekte kullanacağımız iyi işaretlerdir. Bunlardan başka kesin olan bir şey daha vardır ki o da: Kendi hakkımızda, yaptığımız işler, görevlerimiz hakkında düşünme durumuna girdiğimizde, Tanrı’nın önünde bütün içtenliğimizle kendimizi sorguladığımızda, bütün bu gayretimizde, çabamızda Tanrı bizimle birlikte olmayacak mı? Bu güç durumuzla Tanrı’nın ilgilenmediğini mi düşünmeliyiz?
İşte bu yüzden dinlemenin faydası çok büyüktür. Belki de Tanrı’nın isteği hakkında somut bir şekilde düşünmek için tek yol olduğundan, dinlemek gerekmektedir. Dinlemek, İsa’nın ziyaretine verilen en mantıklı cevaptır.

6. Tanrı’yı dinlemek hususunda karşılaşılan pratik problemler
· Dinlemeye ne kadar zaman ayırmak gerekir?
Soru, teorik içerikli gelebilir, belki de böyle bir soruyu sormamalıyız. Çünkü böyle bir soruyu, bizi çok ilgilendiren bir arkadaşımız ziyaretimize geldiğinde düşünmeyiz bile. Gerçekten de çok sevdiğiniz bir arkadaşınız evinize geldiğinde, onunla birlikte ne kadar zaman geçirmeniz gerektiği hakkında önceden bir hesap yapmanız akıl alır bir davranış mıdır? Hatta, onun ziyareti karşısında yapmanız gereken işlerin zihninizden sırasını yapmak bile size çok komik gelir. Hiç kimse, misafirini karşılamak için, O’na birşeyler ikram etmek için ve O’nu dinlemek için kaç dakika gerektiğini düşünmez. Gerçekten önem verdiğiniz bir arkadaşınız size geldiğinde düşünülen tek bir şey vardır: siz O’nun arkadaşlığından, o da sizin arkadaşlığınızdan zevk almaktadır.
Olur da aklınıza onunla birlikte ne kadar zaman geçireceğiniz sorusu gelirse, mümkün olan tek yanıt şu olur: ne kadar çok olursa o kadar iyi olur. İşte, Tanrı’yı dinlemek için ayırmanız gereken zaman da bu kadar olmalıdır.
Ancak havaya uçup gitme problemini beraberinde getiren, ruhani bir buluşma sözkonusu olduğundan, eğer O’nunla geçireceğim zamanı çok iyi ayarlarsam bu tuhaf gözükmeyecektir. Hatta, İsa ile daha çok buluşmam için bana zaman önerisinde bulunan, sevgiden başkası değildir.
O halde, "Dinlemeye ne kadar zaman ayırmalıyım?" sorusuna şu yanıtı vermek uygun düşer: Derinlemesine konsantre olmak için gereken zamanı ayırmak gerekir.
Bu zaman kişiden kişiye farklılık gösterir. Ama öncelikle kişinin konsantre olması için sakin olmaya ve uygun bir yere ihtiyacı vardır. Komünyon biter bitmez, bizim için en uygun olanı İsa’ya sunarak, O’na mutluluğumuzu ve şükran duygularımızı ifade edecek zamanı ayırmak; günümüzün herhangi bir çeyrek saatini de İsa ile iletişim kurmak için ayırmak iyi bir kural olabilir.
Komünyon’un hemen arkasından dinlemek mümkün olsa, çok daha iyi olur ama mümkün değilse de bir problem yaratmaz, çünkü O zamanın dışındadır... Günün bir vaktinde de Komünyonumu baştan alabilir ve onu tamamlayabilirim.
O’nun için ne zamanın ne de yerin önemi vardır. O her zaman için bizi bekletmeden karşılamaya hazırdır. Biz onu gerçekten istedikçe, O bizimle konuşmaya hazırdır. Komünyon’u baştan tekrar etmek için seçilen bu çeyrek saatin pek çok avantajları vardır.
Herşeyden önce, konsantre olmamız için gereken en elverişli anı, hatta bazen de bize en çok yardımcı olacak en uygun yeri seçme şansı verir. Genellikle bu çeyrek saat içerisinde iyi bir konsantrasyon mümkün olur: hatta çok dağınık bir kişi için bile yeterli alan vardır.
Bir başka yararı da insanların yerine getirmekle yükümlü oldukları işlerine 15 dakikalık derin bir düşünceye dalarak ara vermek için seçtikleri günün getireceği etki olur. Bu etki de, sonrasında tüm işlerini etkileyebilir, tansiyonu sakinleştirir, problemleri düzene koyar, İsa’nın bana verdiği güçle bütün hareketlerime taze oksijen getirir.
· Peki kolaylıkla konsantre olmak için hangi metodu kullanmak gerekir?
Konsantre olmanın pek çok yöntemi vardır. Herkesin kişisel tecrübesini kural olarak vermek gerekir ancak uygun bir seçim yapmak için diğerlerinin de tecrübelerini dinlemekte yarar vardır. En önemli kural, öncelikle insanın iç huzurunun en üst boyutta olmasıdır. Sonrasında uygun bir pozisyon seçelim. Çünkü insan vücudunun bazı pozisyonları konsantre olmayı kolaylaştırdığı gibi, bazı pozisyonları da zorlaştırır. Örneğin kanepeye uzanır vaziyette konsantre olmak çok zor, hemen hemen imkansızdır. Ama eğer kendine sessiz bir köşe seçersen, dizlerinin üstüne çöker, gözlerini kapatır, iç huzura erişirsin ve konsantre olman da kolaylaşır.
Engin ve dingin bir ortam yaratınca da, İsa’yı düşünebilir ya da O’na bir şeyler söyleyebilirsin. Peki ne söylemen gerekir? Bu noktada Kutsal Yazı’nın herhangi bir sözü sana yol gösterecektir, örneğin "Konuş, ey Rabbim, kulun seni dinliyor" "Rabbim ne yapmamı istersin?" "Rabbim ve Tanrım" (bu, dirilen İsa’nın karşısında Tomas’ın söylediği söz olmuştur) ya da "Rabbim, sonsuz hayatın sözleri sadece sendedir" (Bu, yaşam ekmeği üzerine İsa’nın konuşmasından sonra Petrus’un söylediği cümledir).
İçlerinde çok basit, diğer bütün dualardan çok kısa bir dua da vardır: "İsa!" yani "Kurtarıcı!" Tek kelimeyle dua etmeyi öğrenene ne mutlu çünkü O, duanın özüne çok daha kolay ulaşır.
· Tanrı’yı dinlerken aktif mi yoksa pasif mi olunmalıdır?
Bu konsantrasyon alışkanlığına göre değişir. Kimi hiç konuşmadan konsantre olmuş bir halde uzun süre kalabilir. Hiçbir şey söylemeksizin "İsa’nın karşısında bulunmak" çok güzel bir o kadar da zordur. Hayatımızın çok karışık ya da yorgun anlarında bu imkansız bile gözükür. Kendisini çok zor bir durumda hisseden bir kişinin konsantrasyon anında aktif olması çok daha olumludur. Bunun en basit yöntemi de sakinliğini koruyarak kısa bir duayı tekrar etmektir.
Ancak bu noktada en büyük problem İsa ile iletişim kurmak olmalı. Bunun için de sessiz ve saygılı bir ortam yaratıldıktan sonra, daha önce de söylemiş olduğumuz pratik önerileri uygulamakta yarar var:
- Hareketlerimizi ya da karşılamak üzere olduğumuz başlıca görevlerimizi denetlemek ve İsa’ya danışmak: "Rab, içinde bulunduğum şu durumda benden istediğin nedir?"
- Ya da İsa ile buluştuktan sonra birlikte olacağın insanları incelemek, bunun için de İsa’ya sormak "Rabbi, nasıl davranmalıyım, benden ne bekliyorsun?"
Eğer bütün bunlar ağır geliyorsa, belki de İsa karşısında sessiz kalmak ya da anlamca derin ama kısa bir duayı sürekli olarak tekrar etmek yeterli olabilir. Bazılarına da Zeytinlik duası yarar: "Baba, benim değil, senin isteğin olsun".
· Peki ya aklımızda konsantre olmamızı engelleyecek türlü düşünceler varsa?
Bazı zamanlarda aklımızdaki düşünceler o kadar yoğun olur ki bir türlü konsantre olamayız, dinlemeye ayırdığımız 15 dakika, konsantre olmaktan çok, aklımızdaki din dışı düşünceleri kovmakla geçer. Bunu yenmek için en iyi taktik şudur: "dalgınlıkları kullanmak" Evet, duanızın alevini dalgınlıklarınızın odunuyla yakın.
Gerçekten de dalgınlıklar hemen hemen her zaman ilgi merkezlerimiz üzerinde yani endişelerimiz, problemlerimiz üzerinde oluşurlar. Peki öyleyse beni endişelendiren bir sorunu Tanrı’ya götürmek için bir dalgınlığın çağrısından niçin faydalanmayayım? Niçin o problem ile İsa’nın karşısına çıkıp: "Rabbim, bu problemi gidermek için ne yapmamı istersin? Senin isteğini tam olarak yerine getirmek için ne yapmalıyım?" diye sormayalım.
Tam bu probleme çözüm bulurken, başka bir dalgınlık sizi düşüncelerinizden uzaklaştırabilir. Sakın soğukkanlılığınızı bozma-yın. Bu sefer bu dalgınlık üzerine düşünün: mutlaka o da bünyesinde sizi düşündüren başka bir problemi barındırıyordur. Öyleyse kendinizi Tanrı’nın mukadderatı hakkında sorgulamak için bu yeni ilgi merkezini kullanın.
· Tanrı ile çeyrek saati geçirmek ne kadar da karışık!
Evet doğru: İnsan için en zor şey konsantre olabilmektir. İşte bu yüzden insan çok az konsantre olur. Düşünmenin dışında yapılan herşey daha kolaydır. Konuşmak, okumak, meditasyon yapmak, insanın kendi hakkında düşünceye dalmasından, Tanrı’nın mukadderatı hakkında derin derin kendini sorgulamasından çok daha kolaydır. Ama konsantre olmaya alışan bir kişi, düşünmeye alışır. Düşünmeye alışan bir kişi, kendisini kontrol etmeye alışır. Kendisini kontrol etmesini bilen bir kişi, yaşamasını bilir.
Kilise babalarından biri şöyle der: "Konsantrasyon tıpkı lambadaki fitil gibidir". Eğer fitil olmazsa lambayı yakamayız; dualarımız da, eğer konsantrasyonun fitili olmazsa duaya benzemez. Konsantrasyon olmaksızın dua mümkün olmaz. Eğer konsantrasyona ulaşamazsak Komünyon boşa gider.





Sorunun temeli


Belirlenmesi gereken önemli bir nokta daha vardır: dinleme sorunu o kadar da Tanrı’nın benimle konuşması gerektiği hususunda yatmaz. Bu bizim değil, O’nun problemidir, sadece O’nun. Sorunun gerçek temeli başkadır: O’nun konuşabilmesi için benim engel koymamam.
Ne zaman ve nasıl konuşacağını Tanrı seçecektir, ama ben Tanrı’nın benimle iletişim kurması için elimden gelen bütün kolaylıkları yaptığımı kendime söyleyebilmeliyim. Bunun için Tanrı Komünyon’dan sonra bana hesap sorar. Tanrı’nın ışık tutacağı, konuşacağı an gelecektir ve tabii ki Tanrı’nın benim için seçtiği en uygun an olacaktır.
Tanrı sık sık susarak konuşur. Tanrı susar çünkü bizler O’nu dinleyecek durumda değilizdir. Ve bazen bizler O’nu hiç dinlemezken bile konuşur...


KOMÜNYON

IV. BAYRAM YAPMAK VE DİYALOG KURMAK
Komünyon’a şükretmemizin ilk hareketi tabii ki bu olmalıdır İsa’ya bayram yapmak! Peki niçin? En azından yedi sebebi var.

Bayram yapmak için yedi sebep:
1. Olayların mantığı. Gelen İsa için insanın mutluluktan havalara uçması mantıklı değil mi? Eğer O’nunla buluşmamız mutlulukla kaydedilmediyse, bu kesinlikle ne olup bittiğini anlamadığımızın bir işaretidir. İsa’nın kişisel ziyareti önemsiz bir şey olabilir mi?
Gün boyunca önemsiz pek çok şey için mutlu oluruz. Gelen İsa için mutluluktan havalara uçmak beklenmedik bir şey mi? O, bizzat özel olarak, en derin iç duygularla benimle kaynaşmaya bana geliyor.
2. Mutluluğun harekete geçirilmesi iyi bir eğitimdir. Bir arkadaşı-mızla el sıkışırken yüzümüz asık değil, tam tersine rahat hatta güleç olur. Kapımızı akrabamıza, onu mutlulukla karşılamaksızın açmayız. Sanki cenazeye gider gibi çatık kaşla Komünyon’a giden kişilerin İsa’yı memnun etmeleri mümkün değildir. İsa’yı içimizde karşılarken memnun olmamız sonuçta eğitimden kaynaklanır.
3. Bu sevinçle karşılama, imanı uyandırır. Bunu birdenbire oluştura-bilmemiz için, bir düşünceden yani bir iman eyleminden yola çıkartmamız gerekir. Eğer İsa ile buluştuğumda gerçek mutluluk tomurcuk açarsa, bu içindeki imanın da tomurcuk açtığının işareti olur. İman saf bir hediyedir, ama arasıra düşünceden ayrılması gereken ve hiçbir zaman yüzeysellikle hemfikir olmayan bir hediyedir. O halde kendimi İsa’ya açıklamak için gösterdiğim gayret, O’na tamamıyla açılmamı sağlayan mutluluk ve neticesinde imanımın uyanışı.
4. İsa’yı mutlulukla karşılamak şükrandır. Yani, cevaptır. İçgüdüsel, doğal, daha derinliği olmayan ama derinliğe doğru çoktan yol almış bir cevaptır. O’nun bizzat ziyareti için duyulan minnet, daha fazla somutlaşacak ama bu anla birlikte yol almaya başlayacak. Bu ilk adımdır ve çok değerlidir.
5. Gelen İsa için bayram yapmak arkadaşlık diyaloğuna doğru yol alır. Somut bir şekilde kurulmuş ilişkiyi olgunlaştırır. Bir insan tarafından karşılanış şeklimizden, o kişiyle ilişkimizin ne düzeyde olduğunu hissederiz. Eğer ilk karşılama canlıysa, bütün önyargılar ve soğukluk hissi yok olur, eğer ilk karşılama soğuksa bizi neyin beklediğini hemen biliriz. Karşılama diyaloğa giden ya da diyaloğu sona erdiren yoldur. Arkadaşlığın ya da değer kaybetmenin mührü-dür. İsa için bayram yapmamak O’nunla olan arkadaşlığımıza ve samimiyetimize tabii ki ağır bir darbe vurur.
6. İsa için bayram yapmak, Komünyon’a kararlı bir şekilde iyi başlamaktır. Soğuk bir karşılama da Komünyon’a kötü başlamak manasına gelir. İlk davranış, Komünyon’un en önemli davranışı değildir. (İlk önemli davranışın dinlemek olduğunu söylemiştik) Ama doğru ya da yanlış atılan ilk adım diğer adımları çok etkiler.
Komünyon bir sürü geçişlerden oluşmuş içsel bir eylemdir, Komünyon’a iyi başlamak demek, bizi iyi devam etmeye hazırlayan iyilik kuvvetine girmek demektir.
7. Gelen İsa’yı mutlulukla karşılamak, çoktan mutluluk kaynağı İsa ile uyum içine girmek demektir. O’nun duygularına girmek demektir, çünkü Rab mutluluktur, Baba’nın mutluluğudur, insanın en yüksek mutluluğudur. İsa ile yeniden oluşmak, O’nunla uyum içinde olmak demektir. Ve de O’ndan mutluluk almaktır. "Dünyanın ekmek gibi mutluluğa ihtiyacı var...".
İsa ile Komünyon yapmak, mutlulukla Komünyon yapmak demektir. Çünkü her yerde ve herkesle mutluluğun seviyesi yükselir. Çünkü iyilikseverliğe adım atmak, dünyaya heyecanı, cesareti ve umudu taşıyabilmek için iyiliğe gerekeni sağlamak demektir.

Bayram yapmak bir zorlama değil midir?

Hayır, aksine bayram yapmak, imanın bir göstergesidir. Bir mantık göstergesidir. Gereken bir davranıştır. Ama beş duyu organımızın içinde olmadığı apayrı bir ilişkinin oluşması için çalıştığımızdan dolayı tek başına oluşması çok zordur. Refleks ile ortaya çıkan harekettir, doğal ya da kendiliğinden oluşmaz: hiçbir şey görmeyiz, hiçbirşey hissetmeyiz.
Bir iman göstergesidir, yani kökleri içimizin derinliklerinde yatar. Bu, Kutsal Ruh tarafından gizemli bir şekilde hazırlanmış, ileri götürülmüş ve tamamlandırılmış bir harekettir. Diğer bütün iman davranışlarında olduğu gibi, köklerini inanca, düşünceye ve sevgiye batırmıştır. Bu noktada ise bizim iyi niyetimize ve uygulayışımıza ihtiyaç vardır.
Bu, mantık dışı bir duygu değil, mantıkla dopdoludur. Ekilmeden kendiliğinden çıkan bir duygu da değildir, tam tersine özünde eğer derin bir şeyler olduğu takdirde kendini dışa vuran içsel bir duygudur.

Peki sevincimizi nasıl ifade edeceğiz?

Herkes, kendisine en fazla gerekeni aramalıdır. İsa ile ilk karşılaşma görkemli olduğu kadar, kişiye özel bir andır; çok kuvvetlidir ama bir o kadar da gizlidir; çok büyük bir olaydır ama insanın aklının ve kalbinin sessizliğinde gerçekleşir. Öyleyse İsa’ya ifade etmemiz gereken sevincimizin pek çok sınırı vardır. Bu sevinci herkese ilan etmek zorunda değiliz, zaten böyle bir çabaya da gerek yok.
Bu noktada bize yardımcı olabilecek tek bir şey var o da mutluluğumuzu derin bir minnettarlıkla ifade etmemizdir. Bunun içinde kelimelere ihtiyacımız olacak ama kendi içinde çok da fazla kelime gerekmiyor. İsa’ya içten ve sevgi dolu bir teşekkürü tekrar etmek için çok fazla kelimeye gerek yok. Bu hissettiğimiz mutluluğu İsa’ya ifade etmenin en etkili yolu olsa gerek.
Teşekkürümüz kiliseden çıktıktan sonra da devam edebilir. Çevresinde inanç ve mutluluktan başka çok fazla birşeye gereksinim duymaz.
Bu coşkulu teşekkürümüzü İsa’ya tekrar ederken, ne kadar çok duygu ortaya çıkıp, mutluluğumuzu ifade eder, minnettarlığımızı zenginleştirir!
Bu konu hakkında son olarak şunları söyleyeceğiz: Gelen İsa için bayram yapmak imanın kendisidir, sevgidir. Yeni yeni filizlenen bir sevgidir, çünkü İsa’yı büyük bir hediye olarak kabul etmek demektir, bizi O’na, O’nu da bize sunmaya hazırlamak demektir. Bayram yapmak yasaldır, gereklidir ve Tanrı’nın bize sunduğu Komünyon’un lütfuna açılmak demektir.

Rab, sadece konuşmayan bir dinleyici mi?

İsa ile samimiyetin kendisini ifade etmeye ihtiyacı vardır, nitekim ifade etmelidir de. Bunun da en doğal yolu karşılıklı alışveriş yani diyalogtur. İki arkadaş arasındaki diyaloğun her zaman bu hızlı etkisi vardır: arkadaşımız bizimle kendisini rahat hisseder, biz de O’nunla kendimizi rahat hissederiz. Diyalog, iletişim kurmanın yoludur.
Biz daha önce en çok önem taşıyan konunun İsa’yı dinlemek olduğuna değinmiştik. Ancak dinlemek beraberinde çok önemli zorlukları da getirir, öyle ki bu zorluklar kimi zaman yeni başlayan biri için aşılamaz bir hal dahi alır. Diyalog kurmak ise çok daha basittir: her iki taraf için de uygun olup, dinlemenin iyi bir antrenmanıdır.
Yalnız şöyle bir problem ile karşı karşıya kalırız: Peki eğer İsa, benim içimde konuşmayan bir dinleyici ise, Komünyonumda O’nunla nasıl diyalog kuracağım? Duanın bu sonsuz dramına bir çıkış yolu bulunması için bir çaba sarfetmek gerekir.
Bu karşı görüşle mücadele edelim: "Rab, benim söyledik-lerime cevap vermiyor. O halde nasıl bir diyalog sözkonusu? Benim bu yaptığım bir monolog, diyalog değil! Ya da kahramanın ben olduğu, benim konuşup yine benim cevap verdiğim hayal ürünü bir diyalog".
Yine de hayır, Tanrı ile diyalog, bir hayal ürünü değil, içimde İsa ile konuşuyorum. İşte buna birkaç kanıt:
- İsa vardır ve gizemli ama gerçekten de içimdedir;
- Gizemli ama gerçek İsa, beni içimde duyar;
- İçimde var olan İsa susar, ama lütuf düzleminde çalışır;
- İçimde varolan İsa sever, bunun için de diyalog kurar, çünkü diyalog, iletişim kuran sevgidir.
Peki ama İsa bana açık bir şekilde cevap verir mi? Bunu yapabilir ama normalde yapmaz. Ben de bunu O’ndan zorla isteme-meliyim. O’nunla "yüzyüze" karşılaşacağım zamana kadar (Pavlus, böyle açıklıyordu) Tanrı ile iletişim kurma şeklim bu olacaktır. İsa dahi, yeryüzünde bulunduğu süre içerisinde Baba ile böyle iletişim kurmayı kabul etti. Monolog çok güç bir diyalog şeklidir ama Rab de böyle yaptı.

Duyularımızla hareket etmeyelim

"Tanrı bana söyledi" diyen insanlara şöyle bir bakın. Bu insanlar çoğunlukla tehlikeli insanlardır. Tanrı ile iletişim hiçbir zaman kendimizden tamamıyla emin olup "Tanrı bana böyle söyledi" demenin mümkün olmadığı gölgeler ve karanlıklar halesinde cereyan eder. En fazla şunu diyebiliriz: "Tanrı’dan böyle bir esin geldiğini zannederim" ve sonuç olarak da bu cümlenin ötesine geçemeyiz.
Öte yandan Tanrı’nın bana söyleyecekleri çoktan Kutsal Kitap’a mutlak bir kusursuzlukla yazılmıştır. İncil’de herşey, bütün açıklığıyla vardır ve belki de bulunduğum konuma göre İncil’in benden istediklerinin hepsini yerine getirmeyi başaramayacağım. Tanrı, gizemli bir iletişim ister.
İsa’nın dediği gibi, Zeytindağı’na bakalım: Derin bir acı içinde olan İsa, Baba’ya seslenmektedir: "Baba bu kaseyi benden uzaklaştır" Peki Baba’nın cevabı nedir? İsa’nın bundan sonra söyleyeceği cümlenin sonucu olur: "Baba, benim değil, senin istediğin olsun".
Tanrı ile diyaloğumuza hislerimizi katmamalıyız, ama O’ndan biraz yönlendirme bekleyebiliriz. Hatta, bazen İsa, öylesine derin bir açıklıkla konuşur ki, bizi yaralar.
Gizemli bir olay olmasına karşın, herkes Tanrı’nın sık sık bizimle çok etkili bir iletişim kurduğunu görebilir. Bunun için denge, sağduyu ve sağlam sinirlere gerek vardır ve eğer İsa’nın bize cevap vermesi için fırsat verirsek, İsa sık sık cevap verecektir.
Öyleyse ne hakkında konuşabiliriz? Bizi ilgilendiren herşey İsa’yı ilgilendirir. İçinizdeki İsa ile, canınızı sıkan problemlerden, acılarınızdan ve hatta sevinçlerinizden konuşun. Konuşmak için çaba sarfedin, çünkü bu dinlemeye yol açar, dinlemeye hazırlar. Doğal olarak İsa’nın konuşmak için sessizliğe ihtiyacı vardır ve bu da maalesef çoğu zaman bizde eksik olan bir durumdur. O, bizden gerçeğe açlık, büyük bir içtenlik bekler. Mesih İsa, bizlerle yüzümüzde maskelerimiz varken iletişim kurmaz. İsa bizlerle konu-şur, diyalog kurar. Bunu anlamak için çaba sarfedin.
Ve, İsa’ya gösterdiğimiz sıcak duygularımızda aşırıya kaçtığımızı düşünüp korkmayalım: eğer bu sıcak duygularımız azalırsa, buna bağlı olarak etkisi de azalır. Ne biz, ne de İsa mumyadır.

V. SUNMAK VE DİLEMEK
"İsa, Simun’a şöyle dedi: "Bu kadını görüyor musun? Senin evine girdim ama sen ayaklarımı yıkamam için bana su vermedin; o kadın ise ayaklarımı gözyaşları ile ıslattı, saçları ile kuruladı. Sen beni öperek selamlamadın; fakat o, geldiğimden beri ayaklarımı durmadan öptü. Sen, başıma parfüm sürmedin ama bu kadın ayaklarıma hoş kokulu bir yağ sürdü. Bundan dolayı sana derim: O’nun çok olan günahları bağışlandı, çünkü o minnet dolu bir sevgi gösterdi. Oysa günahları az bağışlanan, az sever" (Luka 7,44-47).
Arkadaşınız evinize geldiğinde, ona mutlaka birşeyler ikram etmeniz gerektiğini düşünürsünüz. O’nu sadece buyur etmek yetmez; birşeyler sunma arzusu ağır basar. Peki ne seçersiniz? Tabii ki onun hoşuna gideceğini umduğunuz bir şeyleri. Ama ne olursa olsun elinizdekinin en iyisini vermek istersiniz. Fakat olur da elinizde verecek hiçbir şeyiniz yoksa, en yakın fırsatta dışarı çıkıp, bir an önce onu temin edersiniz, ama boş durmazsınız.
Evinize İsa geldiğinde, O’na birşeyler ikram etmek için kendinizi görevlendirin. Mantıklı tabii ki sorunu çözmemeye çalışmak anlamsız olurdu. Öyleyse Mesih İsa’nın nelerden hoşlandığını bilmeniz gerekir. Ne tür zevkleri olabilir? Muhtemelen O’nun sizden beklentilerini araştırmalısınız. İsa, iki şeyde sizden düzen bekliyor: O’nun emirlerine imanda ve O’nun isteğine, O’nun planlarına ve sizin hakkınızda yapmış olduğu bütün projelerine imanda. İsa’nın hoşuna en çok giden şeyi bunlarda aramalısınız. Bunu yapmak için de şu üç yönde araştırma yapmalısınız:
1. Sevgi alanında
2. Yükümlülükler alanında
3. Kötüden uzaklaşma alanında.
Gerçekten de sevgi, yükümlülükler ve kötüden uzaklaşma bütün hayatımızı kaplayan alanlardır.

Üç yönde araştırma

O halde, bu üç hayati sektörde O’nun hoşuna gideni özenle aramaya koyulun ve onu heyecanla İsa’ya sunun. Daha da iyisi şahsen İsa’ya danışın. Bu, İsa ile aranızda sıcak bir diyalog kurar.
1. Sevgide: Mesih İsa’ya şunu sormayı deneyin: Rabbi, benden daha ne yapmamı istiyorsun? Sana hala vermediğim ne var? Görmezlikten geldiğim bir şey mi var?
Daha da somut: aileme olan davranışlarımla ilgili benden istediğin bir şey mi var? Ya da işim veya okulum hakkında, kilise ya da arkadaş çevrem hakkında söylemek istediğin bir şey mi var? Dinleme, kabul etme ve paylaşma kapasitemi, sevgimi engelleyen gizli bir egoizm mi var? Hala kimseyi affedemiyor muyum? Hınç ve kin duygularım mı var? Fakirlere yeterince yardım ediyor muyum? Hastaları dolaşıyor muyum? Evde önemsemediğim biri mi var?
Evimizde her zaman için pek katlanamadığımız bir hasta olur, bize ağırlık verir, onu kabul etmekte zorlanırız. İşte üzerinde çalış-mamız gereken nokta budur: sevgi dolabımı didik didik etmeliyim, böylece mutlaka İsa’nın benden beklediği ve O’na henüz sunmadığım birşeyler bulacağım.

2. Yükümlülüklerde: O’nu sorgulayarak, aslında kendimi sorgula-malıyım:
- Hangi açıdan benden memnunsun?
- Sence ben en çok hangi görevle ilgilenmiyorum?
- En çok hangi görevin, ilgilenmediğim için, bana ya da daha çok diğerlerine zararı dokunuyor?
- Ağır yükümlülüklerimi ne şekilde taşıyorum: Homur-danıyor muyum? Kızıyor muyum? Yoksa tembel miyim?
- Görevlerimi yerine getirmemde birkaç ağır haksızlık yaptım mı? Eğer öyleyse onları telafi edebildim mi?

3. Kötüden ayrılmada: Burada da araştırmalar derindir. İsa’nın bende dayanamadığı, reddettiği birşeylerin olup olmadığını, Mesih İsa’nın karşısında utandığım bir şey olup olmadığını araştırmalıyım: yanlış alışkanlıklar, kötülük tehlikeleri, kötülükle uzlaşmak, güçsüzleştiren rahatlıklar, anlaşmalar, ikiyüzlülükler, günaha sebebiyet veren davranışlar.



Kesin ve somut görevler almak


Ne kadar çok seçme şansı var! Eğer İsa’ya sorarak seçersem, O bana bulmamda kesinlikle yardımcı olacaktır. Araştırmamı yaptıktan sonra, O’nun en çok hoşuna gidebilecek şeyi görür ve O’na onu sunarım. Yani şunu söylemek istiyorum: İsa’nın sevgisi için gün boyunca ileri götüreceğim kesin ve somut bazı görevlerimi açıkça belirtirim.
Pek tabii ki bu görevlerin net ve bütün ayrıntılarına kadar belirgin olmaları gerekiyor. Çünkü net bir şekilde karar vermediğim birşeye iman etmem çok zordur. Bu görevlerin gerçekçi, mümkün olabilecek girişimler olması gerekiyor: çok zor ya da yapmasını pek bilemeyeceğiniz birşeyi İsa’ya sunamayız. Arkadaşımıza ikili oyun oynayamayız.
İsa ile bu şekilde iletişim kurmaya alışan bir kişi, çok yakında Komünyonunun meyvelerini almaya başlar ve yine kısa zamanda hıristiyan hayatının seviyesinin yükseldiğini görür. İsa ile bu şekilde iletişim kurmaya alışan bir kişi girişimlerinde hayal kırıklığına uğramaz.

"BEN SENİ ARIYORUM; SENİN İŞLERİNİ DEĞİL"
"İsa’nın İmitasyonu-Kurtarıcı Mesih İsa’nın İzinde" kita-bından muhteşem bir sayfa vererek sunma hakkındaki bu düşüncelerimizi kapatıyoruz. Yazarı, Mesih İsa’ya şu cümleleri söyletir: "Komünyonda kendini bana mutlak şekilde vermen için gayret etmenden başka en çok ne benim kalbimde yer alır? Bunun dışında bana vereceğin hiçbirşey beni ilgilendirmiyor, çünkü ben seni arıyorum, başka şeylerini değil. Biliyorsun, çünkü senin için de böyle: eğer benim dışımda herşeye sahip olsan bile yine de hiçbirşeyin olmaz. Aynı şekilde kendin dışında bana herşeyini de versen, kendimi memnun hissetmem. O halde bana sevginin içeri-sinde bütünüyle kendini sun; işte o zaman hediyen hoşuma gidecek.
Ben senin için herşeyimi verdim. Bütünüyle senin olmak ve senin benim olman için sana bedenimi ve kanımı da verdim. Ama eğer senin içinde, senin beninin bir bölümü hala var olmaya devam ederse, kendini benim isteğime bırakmazsan ne sunağın ne de ikimizin arasındaki birleşme tam olur. İç özgürlüğe ulaşmak istiyor musun? Kendini tamamıyla benim ellerime bırak. Özgür ve ışıkla dolu yaşayanların az olmasının sebebi şudur: kendilerinden vazgeç-mesini bilmiyorlar. Sahip olduğu herşeyden vazgeçmesini bilmeyen benim öğrencim olamaz. Benim öğrencim olmak istiyor musun? O halde kendinden ve sevdiğin bütün şeylerden fedakarlık et" (Kurtarıcı Mesih İsa’nın İzinde 4.8).

Son olarak, istemek: mesih isa elleri dolu geliyor
Herşeyin sonunda istemek güzeldir. Bunu en önce yapmak hiç de hoş bir tutum değildir; pek çok hıristiyanın Komünyon yapar yapmaz hemen İsa’dan birşeyler istemeleri... istemeleri... istemeleri yükselme isteğinin dejenere olmuş alışkanlığı kokuyor.
Bu arada İsa hep eli dolu gelir, istemesek de verir, en çok ihtiyacımız olan şeyleri ölçüsüzce verir. Ama İsa içimize geldiğinde dikkatimizi O’nun kişiliği yerine hediyelerine, kelimelerinden çok lütuflarına çevirmemiz tehlikeli bir durum sergiler. Bu mantığa uygun bir davranış değil, din tüketimciliğidir.
Fakat İsa’yı dinlemeye ve O’nunla diyalog kurmaya uzun bir zaman ayırdıktan sonra, İsa kendisinden birşeyler istememizi bekler. Peki, O’ndan ne isteyeceğiz? Bu bir bilgelik problemidir: isteyeceğimiz en önemli şey O’nun arkadaşlığı, O’na imandır, çünkü bununla birlikte diğer hediyeler gelir: "Herşeyden önce Tanrı’nın Krallığını arayın, geri kalan herşey bundan sonra verilecektir".

KOMÜNYON

Bilge bir baba çocuğunun ödevini yapmaz

İsa’nın sadakatini isteyin: en gerekli şey budur. Ama bunu hep istemeyin: mantıklı değildir, İsa’nın öğretisine uygun değildir. İsa, örnek teşkil eden "Göklerdeki Babamız" duasında, bizden ekmek istettiriyor, yani bugünün ekmeğini, yarının değil. Çok ustaca bir durum! Çünkü eğer bugünün ekmeğini istersem muhtemelen İsa’nın benden esirgemeyeceği parçamı almak için kolları sıvayacağım.
Problemlerimizin hepsini bir defada Tanrı’ya iletip konuyu kapatmak biraz yalına indirgemek olsa gerek. Tanrı bizim işbirliğimiz olmaksızın problemlerimizi tekbaşına çözmez.
Çocuk "Baba, ödevimi yapamıyorum bana yardım et!" der. Akıllı baba çocuğun ödevini tek başına yapmaz; yanına yaklaşır ve çocuğun ödevini anlamasını sağlar. Eğer çocuğun ağzına hazır mama verirse, herşeyi mahveder, onu tembelliğe iter.
Tanrı da O’ndan bir şey istediğimizde bize aynısını yapar. Dualarımıza otomatik bir dağıtıcı gibi cevap vermez. Tanrı sihirli dualar için değildir. O, bizim ilerlememizi sağlayacak akıllı ve ortak sorumlu dualar içindir.
Dua ederken, bütün imanımızla ihtiyacımız olanı isteriz, ama Tanrı, bizim de kendi elimizden geleni yapmamızı ister. Tanrı’dan bir günlüğüne, yarım günlüğüne, bir saatliğine, sadakat dilemek demek bizi o gün için, o saat için iyi niyetle dolu kılan pedagojik bilgi sanatı demektir. Ondan sonra Tanrı da kendi üzerine düşeni yapar.

Tanrı’nın gecikmeleri

Başka birşeyi daha açığa kavuşturmamız önem taşıyor: Tanrı hemen bize cevap vermez. Yaklaşık 15 dakikalık bir gecikme alışkan-lığı vardır, ama eğer iman, alçakgönüllülük ve sebatla Tanrı’dan yardım dilersek, her zaman gelir ve bize istediğimizden de çoğunu verir.
Tanrı’nın gecikmeleri çok büyük önem taşır, çünkü bizim iman, alçakgönüllülük ve sevgiyle olgunlaşmamızda hep gözönünde dururlar.
Tanrı’nın gecikmesi bir bakıma size cevap vermesi ile eşdeğerdir, çünkü tam da Tanrı’nın geciktiği anda ben kolları sıvayıp, üstüme düşeni yapmaya koyulurum. Tanrı’yı beklerken sorunumu analiz ederim, sorumluluklarımı düşünür, kendimi imanıma açarım, acizliğimin farkına varır, kendimi Allah’a vererek büyürüm. Tanrı’nın geciktiği bu 15 dakika sık sık istemek üzere olduğum lütufa eşdeğerde olur.

Tanrı bir dileğimizi yerine getirmediği zaman

Tanrı her zaman süreklilikle yapılan duaya cevap verir. Kim hiç denemediyse, denesin, görecektir! Peki ama, bir dileğimizi yerine getirmeyince ne yapalım? Evet, Tanrı’nın arzularımızı yerine getirmediği bazı anlar vardır. Eğer çocuk babasından "ay"ı isterse, tabii ki baba bu dileği yerine getiremez. Tanrı isteğimizi yerine getirmediği zaman bu ya Tanrı’dan "Ay" istediğimize, ya gereksiz bir şey istediğimize ya da bize zarar verebilecek bir şey istediğimize işarettir. Ama Tanrı bize, daha da çoğunu vererek cevap verir.
Eğer hiç denemediyseniz, buna inanmayacaksınız! Ama denemekte acele edin, böylece inanacaksınız.

Sonuç olarak

Sonucu Rabbimiz bize şöyle fısıldıyor: "Kapınızı çalıyorum, eğer beni duyar ve kapınızı açarsanız içeri gireceğim ve birlikte akşam yemeği yiyeceğiz; ben onunla ve o benimle" (Esinleme 4,10)













Komünyon

Bu konuya cevap yazmak için buraya tıklayınız
 
 



Komünyon konusuna benzer konular;

vaftiz olmayanlar ve komünyon merhaba , Bildiğim kadarıyla vaftiz olmayanlar pazar ayinlerinin bazı kısımlarına dahil olamıyor komünyon kısmıda bu gruba dahil. Ancak geçmişte Antakya'da bir kilisede nikaha gitmiştim ve orada Şarap ve ekmek ikram edilir gibi herkese verilmişti. orada müslümanlar ve ben (kararsızlara genelleme yapamadım: ) ) de vardım. Bu doğru bir uygulama mıdır? yoksa Nikahlarda özel bir durum mu var.


KOMÜNYON DUASI Kominyon almaya hazır olduğun zaman, Küçük Yatsı Duası’nın, Büyük İman Duası bölümünden sonra aşağıdaki duayı oku. << Birinci Evdiye >> Yücelikler olsun sana ya Rab İsa Mesih yücelikler olsun. Ey şefkatli rabbim, kutsal bedenin ve değerli kanın benim için ebedi hayat ekmeği ve çeşitli hastalıkları yok eden ilaç olsun. Yücelikler olsun sana ya Rab İsa Mesih yücelikler olsun.


Anglikanlık Kutsal Evakaristiya/Komünyon Ayini Anglikan Kilisesi’ne göre Kutsal Evakaristiya Ayini http://farm4.static.flickr.com/3564/3601857939_963eedc07e.jpg *Not: Diğer kiliselerden/mezheplerden vaftiz olmuş imanlılar,Komünyon Sofrası’na katılabilirler.Vaftiz olmayanlar veya Komünyon’a yaklaşmak istemeyenler, mihraba yaklaşıp rahibin kutsamasını alırlar. <o:p></o:p> -Selamlama-<o:p></o:p>


Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri - Komünyon Değerli Üyeler bu bölümde "Komünyon alamayan protestanın derdi! " başlıklı bir tartışma gelişti. Ben konunun önemli olduğunu ve daha fazla bilgilenmemiz gerektiğini düşünerek ve rahat izlenmesi için yeni bir başlık altında konuyu genişletmek istiyorum. Aşağıda Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleriden komünyon ile ilgili bazı maddeler aktarıyorum. Bu temel kitabın özet şekli bu gün türkçeye çevrilmiş kitapevlerinde satılmaktadır. İsteyen arkadaşlar inceleyebilirler. Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri <?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><o:p></o:p> Ekmek ve Şarabın Mesih’in eti ve kanına dönüşmesi <o:p></o:p> <o:p></o:p> 1373 "Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı’nın...


Komünyon alamayan protestanın derdi! Ben katolik değilim önce bunu söyliyeyim. Bazı protestanlar yakarıyor, Katolik Kilise de sofradan alamıyoruz diye, bize soruluyor mezhebiniz ne diye, protestanız diyince vermiyorlar diyorlar. Aslında çok komik bir eleştiri, yani protestanın mânası "katolikleri protesto eden" demek zaten, e o zaman hala neden şikayet edersin ki? Sürekli Katolikleri eleştirip, sonrada katolik kilisesi komünyon vermeyince, üzülmek çok komik. Katolik Rahip de kendince haklı bu konuda. Esenlik olsun



Şu anda bulunduğunuz sayfa: hristiyanlık incil isa mesih tevrat zebur | HRİSTİYAN FORUM  > Temel Kavramlar > Rabbin Sofrası : Komünyon





Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ile ilgilenenler için bilgiler

| HRİSTİYANLIK ARAMA MOTORU | İNCİL | İNCİL .TV | HRİSTİYAN GAZETE | HRİSTİYAN OLMAK | HRİSTİYAN CHAT | HRİSTİYAN FORUM FACEBOOK | HRİSTİYAN FORUM TWITTER | HRİSTİYAN FORUM YOUTUBE | BEDAVA İNCİL |



GÜNLÜK BÜLTEN EMAİL ABONELİĞİ
hristiyanlık Email adresinizi yukarıdaki kutucuğa yazıp "abone ol" tuşuna basınız, açılan pencerede göreceğiniz harfleri yazıp onaylayınız. Daha sonra email adresinize gelecek emaildeki linke tıklayınız


Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ile ilgilenenler için bilgiler

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.