Bir akşamüzeri... Telefonuma gelen bir SMS'i okuyunca irkiliyorum: "Her türlü sorunlarınızın çözümü Alo Dua'da." Hayırdır inşallah. Bir bu eksikti. Önce internet adresine giriyorum. İstanbul, Ankara ve İzmir'den üç telefon numarası verilmiş. Sitedeki davet metninde ise şunlar yazıyor: "Acılarınızı anlatmak, paylaşmak ister misiniz? Ümitsizlik, sorunlar, acılar, dostluk, kişisel sorunlar... Hiç çekinmeden bizi arayabilirsiniz. Başka birine acılarınızı anlatın! Başka birisiyle acılarınızı paylaşın! Hizmet etmek için buradayız. Hiç beklemeyin, hemen arayın!" Sanki promosyon yapılıyor. Promosyon konusu da şaşırtıcı biçimde 'dua'. Telefon ediyorum. Randevu istiyorum. 2 gün sonra yanıt geliyor: "Cumartesi günü saat 13.00'te ofisimizde bekliyoruz sizi." İçerenköy'de bir apartmanın son katı. İçerenköy Mezarlığı manzaralı bir kat. Hafif tedirgin, içeri giriyoruz. Yerler açık renk parke, geniş bir salon, 20 kişi çikolatalar, keklerle doldurulmuş masadan tabaklarını dolduruyorlar. Çayların biri boşalıyor, diğeri doluyor. Salonun bir ucunda güzel, genç bir kız, önünde org, tiz sesiyle ilahiler okuyor. "Pastörümüz şimdi geliyor" diyor çene sakallı, orada görevli olduğunu tahmin ettiğimiz biri. Bekleme sırasında sigara içmek istiyoruz. Arkada mutfak gibi bir yerde sigaramızı içerken org çalan kız içeri giriyor. Foto muhabirimiz Çağrı'ya dönüyor, "Dün benim Taksim'de fotoğrafımı çektiniz. Sizi tanıyorum ben" diyor. Çağrı şaşırıyor. Halbuki Taksim'de değildi, fotoğraf çekseydi hatırlardı. Kız gülüyor ve gidiyor. Nihayet pastör geliyor. Uzun boylu, kumral, karizmatik bir yabancı. Aksanlı Türkçesiyle konuşmaya başlıyor: "Sizi araştırdım, güvenilir olduğunuza karar verdim ve o yüzden randevunuzu kabul ettim." Şaşırıyoruz. "Ayin başlayacak, siz de katılacaksınız" diyor bana pastör. Foto muhabirimize de gerekli uyarılarını yapıyor. Halbuki biz röportaj yapmaya gelmiştik. Galiba garip olaylara tanık olacağız!.. Önce metal sandalyelere yaklaşık 20 kişi oturuyor, ben de aralarındayım. İncil dağıtılıyor. Pastör karşımızda, elinde bir mikrofon ve ayin başlıyor. "Rab İsa'nın bugün doğum günü." Özel bir gün yani. Bu arada "Sevinç Hanım" diye hitap ettiği güzel kız, orgun başında aralıksız ilahi okumaya devam ediyor. Tonlamalarını pastörün konuşmasına ve coşkusuna göre ayarlıyor. Pastör bir ara gerçekten coşuyor. "Doldur bizi kutsal ruh. Yüreğini aç, aç yüreğini. Off off.." Ağzından çıkan cümleler böyle. Gözlerini yummuş, kendinden geçmiş biçimde ayine katılanları da etkiliyor. Bir ara yine kendinden geçmiş biçimde yerinde titremeye başlıyor. Açıkçası tedirgin de olmuyor değiliz. Sürekli ağzından çıkan cümle: "Doldur bizi kutsal ruh." Hiç böyle bir ayin görmemiştim doğrusu. Bir ara günün bombası patlıyor. Pastör tüylerimi diken diken eden cümlesini patlatıveriyor: "Kutsal ruh burada. Yüreğinizi açın, Tanrı bizimle konuşuyor şu an" diyor. Tanrı'nın hiç de uzak olmadığını söylüyor. 2 saat boyunca ilahi dinleniyor, ayindekiler ayakta, elleri dua eder gibi havada, pastörün şovunu izliyor. Pastör coştukça coşuyor. Oflamalar, cezbe halleri, semazen olsa dönecek yani... Sonra gaipten sesler duymuş da, onları aktarıyormuş gibi kendi kendine mırıldanıyor: "İçinizde bir uyuşturucu bağımlısı var. O yüreğini açsın, tövbe etsin, kurtulacak. Bir de yüreğini şeytana açmış olan var içinizde. Büyü yaptırmış bir başkasına. Tövbe etsin, günahlarından arınsın" diyor. Şimdi gerçekten "Var mı içinizde, hanginiz?" diye de sorulmaz ki ayin sırasında!..
Halıların üzerinde trans Pastör yardımcılarına talimat veriyor: "Halıları getirin." Halının konuyla alakası nedir, önce anlayamıyoruz. Bu arada güzel kız, org başında ilahilerini okumaya devam ediyor: "Doldur bizi Kutsal Rab. Seni seviyorum İsa." Belki 35 kere aynı ilahiyi tekrarlamıştır. Halılar geliyor, yerlere seriliyor. Herkes camilerdeki saf düzenine geçiyor. 3 saf halinde pastörün önünde toplanılıyor. Pastör elinde kırmızı kadifeden bir mendille tek tek safların arasında geziniyor. Önce ön saftaki bir kişinin alnına dokunuyor, aralarında bir şeyler konuşuyorlar. Pastör dua okur gibi trans halinde mırıldanıyor. Bu arada yardımcısı, pastörün konuştuğu kişinin arkasında bekliyor. Küt, adam yere düşüyor. Yardımcısı adamın sırtından tutup, yere yumuşak biçimde yatırıyor. Bir, iki, üç... Derken herkes patır patır yerde... Ayin yerde devam ediyor! Pastör milleti yere yatırmanın yarattığı egosal tatminle, saflar arasındaki turlarına devam ediyor. Ancak bir kişi direniyor. Kesinlikle onu yere yatıramıyor. Hırs yapıyor pastör bir ara. Ama yine de olmuyor. Vazgeçiliyor. Biz de "Ne oluyor burada?" diyoruz Çağrı ile kendi aramızda... Bu nasıl bir ayin şimdi? Millet bayılıyor mu, hipnotize mi oluyor, belli değil. Henüz durumu anlayamadık. Arkadaki koltukta oturduğumuz yerde, bizimle beraber çay içen başka birine geliyor pastör. Adamı ayağa kaldırıyor. Adam küt, parkenin üstüne devriliveriyor. Çağrı deklanşör şov yapıyor bu arada. Kaçar mı bu görüntüler? Kanadalı pastörün sırrı Misyonerlik faaliyetleri, Hıristiyanların Türkiye'deki varlıkları konusunu biliyorduk da, işin bu boyutuna ilk kez tanık oluyoruz. Hani bizde vardır ya, üfürükçüler, şifa dağıtan hocalar, coşkulu zikir yapan tarikatlar, büyü çözenler, cin kovanlar. Pastörle yaptığımız görüşme sonrasında kendisinin garip iddialarını duyuyoruz. Tanrı ile konuştuğunu söylüyor, insanları iyileştirdiğini, şifa dağıttığını öne sürüyor. Hatta büyü çözüp, cin kovuyormuş. İnsanların yere yığılması ise sadece ayinin bir parçasıymış. Dokunduğu kişiler kendilerinden geçerek şifa buluyorlarmış. Anlıyoruz ki, şifa bulmanın yolu yere düşmek! Ayin sırasında direnen kişi şifa bulmadı demek ki. Pastör Ian’ın anlattığına göre, sağırlar gelmiş, duymaya başlamışlar. Kanserli biri gelmiş, hemen iyileşmiş. Misyonerlik faaliyetlerini şifa dağıtmak üzerinden yürütüyor Pastör Ian Heringa. Kanadalı. 17 yıldır Türkiye'de. Aralıksız, saatlerce org çalıp ilahi okuyan kızı da garip özelliklerinden söz ediyor. "Görülerim var benim. Kutsal ruh benimle konuşuyor. Size ben İncil verdim, hatta fotoğrafımı da çektiniz Taksim'de" diyor ısrarla. Meğer bu ona malum olmuş. "Bana yalan söylemeyin, verdim işte size" diye tekrarlıyor. İyi bari, "Biz hatırlamıyoruz ama öyle olsun" demek zorunda kalıyoruz. --- Tutkun AKBAŞ Fotoğraf: Çağrı KILIÇÇI |
Nasıl Hristiyan Olunur? Hristiyan olmak için neler yapmalısınız? sorularına cevaplar için...
Tüm mezheplerden, tüm etnik kökenlerden, tüm teolojilerden hristiyanlar için haberler, tanıtımlar, duyurular ve arşiv.
Tüm mezheplerden, tüm teolojilerden hristiyanlık hakkında makaleler, kitaplar içinde araştırmalar için arama motoru...