Kilise ilk çağdan beri ruhbanlık sistemini korumaktadır. Elçilerin özel yeri olduğuna inandılar ve psikoposları elçilerin ardılı olarak gördüler. Psikoposların kiliseyi yönetmek görevi presbiter olarak da bilinen papazlarla paylaşılıyordu. Kilisenin ilk bin yılında bu konuda görüş ayrılık yok denecek kadar az olduysa da doğu ve batı kilise arasındaki ince fark ortya çıkmaya başladı.
Ortodoks olarak bilinen doğu kilisede kilise ruhbanlıktan önce geliyordu. Yani, ruhbanlığın yetkisi kiliseden kaynaklanmaktadır. Katolik olarak tanınan batı kilisede ise ruhbanlığın kendisinde yetki vardı. Bu fark iki kilisenin şimdiye kadar devam eden bazı uygulamalarında belli oluyor.
Ortodoks Kilisesinde papaz tek başına Rabbin sofrasını kutlamaz, çünkü Rabbin Sofrası kiliseye ait olan bir şeydir ve kilise oluşması için en az iki kişinin olması gerekir. Bunun için papazın okuduğu Rabbin sofrası duasına “Amin” diyecek başka kişi yoksa Rabbin sofrası olmaz. Katolik Kilisesinde ise papaz tek başında olsa da kilise oluşmuş oluyor ve onun için Rabbin Sofrasını tek başında kutlayabilir.
Bir diğer fark ise Ortodoks Kilisesinde kendi isteğiyle veya displin yoluyla görevden ayrılan papaz Rabbin Sofrasını yönetmez, çünkü papaz kilise içinde görevi aldığı sürece papazdır. Katolik Kilisesi’nde ise papaz “silinmez işaret”i almış durumda. Onun için görevden ayrılmış olsa da Rabbin Sofrasını yönetebilir.
Bundan başka Ortodoks Kilisesi’nde psikopos’un seçmesi gibi önemli konularda kilise genelinin fikrine Katolik Kilisesi’ne nazaran daha çok kulak vermesi de bu teoloj farkının sonucu olarak görünebilir.
Batı Kilisede Protestan Reform sırasında Reformcular “her imanlının kahinliği”ni vurgulamasıyla bir anlamda Ortodoks Kilisesiye yakınlaşmış oldu. Çünkü Protestanlar bunu söylediği zaman kahinlik görevinin kilise bütününe ait olduğu ve papaz kilisenin önderi olarak özellikle bu görevi üstlendiği görüşündeydiler. Nitekim, yukarıda belirtilen uygulama farkta Protestanlar Katolik uygulamasından daha çok Ortodoks uygulamasını izlemektedir.
Ancak, çoğu Protestanlar (Anglikanlar ve Kuzey Avrupa Luteryanlar hariç) psikoposluğunu kaldırmakla hem Katolik hem Ortodoks geleneğinden uzaklaşmış oldu. Psikopoluğun kaldırılmasının arkasında yatan sebebinin Orta Çağı batı kilisesinde olan tartışmada aranması gerekir.
Orta Çağı Katolik kilisesi içinde psikopoluk hakkında iki farklı görüş vardır. Bir taraf ise psikoposun diğer papazlardan daha üstün olduğu ve papazlar da yetkisini psikopostan aldığı görüştür. Diğer görüş ise psikoposun papazlar arasında başkanlık yaptığı ve yalnız yönetme konusunda daha yetkili olduğu ancak ruhsal görevde üstünlüğü olmadığı görüş idi. Liturjik uygulama de her iki görüş ile yarumlanmaya açıktı. Papaz çoğu sakramenti yönetebilir. Yalnız psikoposun kutlayabildiği sakrament konfirmasyon ve atamadır. Bir görüşe göre bu psikoposun üstünlüğünü gösterir. Diğer görüşe göre bu yalnız psikoposun başkanlık görevini gösterir. Yani, psikoposluk içindeki herkesin psikoposun başkanlık altında olduğunu göstermek için konfirmasyon psikopos tarafından yapılmaktadır. Atamaya gelince, zaten papazın atamasında yalnız psikopos değil diğer papazlar da el koymaktadır. Buna göre bu sakramentte psikoposun yalnız başkanlık ettiği, gerçek atamanın bütün papazlar tarafından yapıldığı yönünde yorum çıkabilirdi. Geleneksel Katolik görüşe göre yedi atama vardı. (kapıcı, okuyucu, eksorsist, akolit, diakon yardımcısı, diakon, ve papaz) Burada son atamanın psikopos değil papaz olması da ikinci görüşü güçlendiriyordu. Bu görüşe dayanarak Reformcuların çoğu, o güne kadar psikoposluğun yürüttüğü görevi papazların heyetinin yürütmesinden sakınca görmedi.
Katolik Kilisesi, Anglikan Kilisesi, ve bazı Luteryan Kiliseleri ise bu tartışmada bir taraf tutmayıp psikopoluğunu korudu. Katolik kilisesinde 19. yüzyılda psikoposun üstün olması yönünde karar aldıysa da Anglikan Kilisesi’ndeyse hala iki görüş beraber yaşamaktadır.
Protestanlık Reformunun getirdiği başka değişklik de ruhbanlık görevinde yapılan vurgudaydı. Geleneksel görüşünde ruhbanların en önemli yetkisi sakramenti yönetmektir. Protestan görüşündeyse sakrament Rabbin sözünden geldiğine göre ruhbanlar önce Rabbin sözünü emanet alanlardır ve sakramenti yönetme yetkisi de Sözün yetkisine bağlıdır.
Buraya kadar anlatılan Protestanlık ılımlı Protestanlık, yani Luteryan ve Reform görüşüdür. Radikal Protestanlar, yani Anabaptistler ise farklı düşünüyorlardı. Onlar Katolik Kilisesi’nin vaftizi kabul etmediği için herkes tekrar vaftiz edildiler. Bunun için Katolik Kilisesi’nin atamasını kabul etmek de imkansızdı. Bu yüzden Anabaptistler için atamada kutsallık yoktur. Sırf vaizin kim olacağını belirten bir törendir. Yani, pastörün ruhsal özelliği sırf Tanrı’nın sözünü öğretebilme düzeyde olmasıdır. Vaiz kilisenin önderi olduğu için Rabbin Sofrasını (onlar için bu da sakrament değil bir törendir) o yönetmek doğaldır, ama mutlaka vaizin yönetmesi gerekir diye bir kural yoktur.
Anabaptistlerin görüşü sonra Baptistlerin, Pentikostçuların, ve birçok başka mezheplerin görüşü oldu. Türkiye’daki Protestanların çoğu da bu görüşe sahiptir.