Kerem Koç vicdani redçi oldu
>
  >
>



Kerem Koç vicdani redçi oldu

Hristiyan Facebook, Hristiyan Twitter, Hristiyan Youtube, Hristiyan Google Plus, Hristiyan Linkedin



SİTEMİZE 10 SANİYE İÇİNDE ÜYE OLABİLİRSİNİZ!

SAYFA SONUNA GİTMEK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ


, 12:31: (#1)
Kerem Koç vicdani redçi oldu





Kerem Koç vicdani redçi oldu; HristiyanGazete'nin YüksekovaHaber.com'dan alıntıladığı haberde; Türkiye ’de ilk kez bir Hristiyan din adamının vicdani reddini açıkladığı, Askeri birliğine teslim olması gereken Antalya Protestan Kilisesi Rahibi Kerem Koç'un askerliğe karşı olmadığını fakat inançları gereği orduya katılmayacağı ilan ettiği, Kurtuluş Kiliseleri Derneği Başkanı Pastör İhsan Özbek'in, Protestan inancında vicdani reddin olmadığını savunduğu belirtiliyor.

Haberin ayrıntılarını okuyunuz



Antalya Protestan Kilisesi Rahibi Kerem Koç



Kurtuluş Kiliseleri Derneği Başkanı Pastör İhsan ÖZBEK

(Değerli önderimiz Malatya Zirve Yayınevi'nde katledilen Uğur YÜKSEL'in mezarı başında)



, 21:39: (#2)






Kerem Koç vicdani redçi oldu; Hangi Protestan inancinda vicdani red yokmus?.. Bazi Protestanlar (Quakers vs.)'da vicdani red var. Askere gitmiyorlar ve savaslari finanse ettigi icin vergide odemiyorlar.

Küçük Ruh

Yönetim Notu: Hristiyanlık inancında Romalılar 13 diye bir bölüm vardır...


, 22:45: (#3)
Kerem Koç vicdani redçi oldu





Kerem Koç vicdani redçi oldu; Romalılar 13
Herkes, baştaki yönetime bağlı olsun. Çünkü Tanrı'dan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından kurulmuştur. Bu nedenle, yönetime karşı direnen, Tanrı buyruğuna karşı gelmiş olur. Karşı gelenler yargılanır. İyilik edenler değil, kötülük edenler yöneticilerden korkmalıdır. Yönetimden korkmamak ister misin, öyleyse iyi olanı yap, yönetimin övgüsünü kazanırsın. Çünkü yönetim, senin iyiliğin için Tanrı'ya hizmet etmektedir. Ama kötü olanı yaparsan, kork! Yönetim, kılıcı boş yere taşımıyor; kötülük yapanın üzerine Tanrı'nın gazabını salan öç alıcı olarak Tanrı'ya hizmet ediyor.

Sevgili kardeşimiz Kerem Koç vicdani retci olduğunu açıklamış. Değerli önderimiz İhsan Özbek'in belirttiği gibi bu tavır Protestan anlayışına uygun değildir. Protestan anlayışı bir yana Hristiyanlığa da uygun değildir. Tanrı'nın ''Herkes, baştaki yönetime bağlı olsun. Çünkü Tanrı'dan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından kurulmuştur. Bu nedenle, yönetime karşı direnen, Tanrı buyruğuna karşı gelmiş olur. Karşı gelenler yargılanır.'' (Romalılar 13: 1-4) buyruğuna karşı bir tavırdır. Bu nedenle sevgili kardeşimin vicdani retci olması kendisini bağlar, Hristiyanları bağlamaz.

Sevgili Kerem Koç kardeşime Tanrı buyruğuna uyarak yönetime bağlı olup askerlik vazifesini yapmasını tavsiye ederim.

Yönetim Notu: Sonsuzdiren kardeşimiz, bizim yazacağımız şeyi yazmış...


, 00:20: (#4)






Kerem Koç vicdani redçi oldu; Quakerlar, Menonitler, Bretenler Protestandir ve vicdani retcidir. Zaten vicdani ret Protestanlikla Hristiyanliga girmistir. Bu nedenle "Protestan inancinda vicdani ret yok" nasil denilebiliyor?..


Küçük Ruh



Sevgili Küçük Ruh
Hangi Protestan inancinda vicdani red yokmus?.. Bazi Protestanlar (Quakers vs.)'da vicdani red var. Askere gitmiyorlar ve savaslari finanse ettigi icin vergide odemiyorlar.

Küçük Ruh

Yönetim Notu: Hristiyanlık inancında Romalılar 13 diye bir bölüm vardır...

Yönetim Notu: İnsanların uygulamalarına bakarak "Protestanlığa ve hristiyanlığa şu-bu-o girmiştir" derseniz, bir başkası da aynı mantık ile hristiyanlığa eşcinsellik de girmiştir diyebilir.

İnsanların yaptıklarına bakarak inancınızı belirlerlemek yerine İncil, Romalılar 13. bölüme bakmanız daha doğru olacaktır. Bir yanda saydığınız mezhepler bir yanda Romalılar 13 olunca karar vermek zor olmasa gerekir. Vicdani reddin protestanlık inancına girebilmesi için öncelikle Romalılar 13'ün İncil'den kaldırılması gerekir.

Dolayısıyla; "Hristiyanlık'a vicdani red girmiştir" sözünüze katılmıyoruz, karşı çıkıyoruz. Küçük azınlıkların kendi uygulamaları Hristiyanlık'ı belirlemez.


, 02:24: (#5)






Kerem Koç vicdani redçi oldu; Romalilar 13'ü buraya kopyalayip yapistirmaniz benim sorumun cevabi degil!.. Benim Romalilar 13 ile bir meselem yok ki (simdilik)!.. Benim mesele ettigim konu Büyük Protestan büyügü Ihsan Ozbek'in aciklamasi ekseninde vicdani retciligin Protestanlikla baslamasini ve vicdani retciligi savunan Protestan Quakes vs. nasil aciklayacagiz. Ben bunu soruyorum.

Küçük Ruh


sonsuzdiren
Romalılar 13
Herkes, baştaki yönetime bağlı olsun. Çünkü Tanrı'dan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından kurulmuştur. Bu nedenle, yönetime karşı direnen, Tanrı buyruğuna karşı gelmiş olur. Karşı gelenler yargılanır. İyilik edenler değil, kötülük edenler yöneticilerden korkmalıdır. Yönetimden korkmamak ister misin, öyleyse iyi olanı yap, yönetimin övgüsünü kazanırsın. Çünkü yönetim, senin iyiliğin için Tanrı'ya hizmet etmektedir. Ama kötü olanı yaparsan, kork! Yönetim, kılıcı boş yere taşımıyor; kötülük yapanın üzerine Tanrı'nın gazabını salan öç alıcı olarak Tanrı'ya hizmet ediyor.

Sevgili kardeşimiz Kerem Koç vicdani retci olduğunu açıklamış. Değerli önderimiz İhsan Özbek'in belirttiği gibi bu tavır Protestan anlayışına uygun değildir. Protestan anlayışı bir yana Hristiyanlığa da uygun değildir. Tanrı'nın ''Herkes, baştaki yönetime bağlı olsun. Çünkü Tanrı'dan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından kurulmuştur. Bu nedenle, yönetime karşı direnen, Tanrı buyruğuna karşı gelmiş olur. Karşı gelenler yargılanır.'' (Romalılar 13: 1-4) buyruğuna karşı bir tavırdır. Bu nedenle sevgili kardeşimin vicdani retci olması kendisini bağlar, Hristiyanları bağlamaz.

Sevgili Kerem Koç kardeşime Tanrı buyruğuna uyarak yönetime bağlı olup askerlik vazifesini yapmasını tavsiye ederim.

Yönetim Notu: Sonsuzdiren kardeşimiz, bizim yazacağımız şeyi yazmış...

Yönetim Notu: Sizin veya bizim bir şey açıklamamıza gerek yoktur. İnsanların uygulamaları bir yanda, diğer yanda ise İncil ayetleri. Sizin bir hristiyan olarak ödeviniz, "Hristiyan'ım diyerek, kendi görüşlerini/düşüncelerini uygulayanlar"ın davranışlarını açıklamak değildir. Sizin ödeviniz İncil'e uygun yaşamaya çalışmaktır.


, 14:16: (#6)
Kerem Koç vicdani redçi oldu





Kerem Koç vicdani redçi oldu; 1. "Protestan Rahip" kavramı ilginçmiş... "Yahudi İmam" veya "Ehl-i Sünnet Müslüman Zangoç" gibi bir şey... Neyse ki İhsan Özbek'in unvanı "pastör" şeklinde yazılmış...
(Hristiyan teolojisi açısından itirazı olan varsa, yeni çıkan "Halk Dilinde İncil" çevirisinden İbraniler 4:14 ve 5:1-10 ayetlerini okusun. Baştan söyleyeyim, çeviri gerçekten bendenizin çevirmenlik anlayışına göre çok kötü -"Allah" vs. sözcükleri kullandığı için de değil üstelik- ama yalnızca bu "rahip" meselesinde turnayı gözünden vurmuşlar. İyi-kötü, 3-5 sözcük olsun bildiğim tüm dillerde bu kavramın karşılığı olarak KK çevirilerinde kullanılan sözcükler de bu anlayışı destekliyor. Özet: İsa'dan gayrı bir "rahibimiz" yoktur! Hele protestanların hiç yoktur.)

2. İhsan Özbek'ten zamanında yeni antlaşma dersleri almışlığım vardır ve kendisini kişisel olarak severim. Fakat -her ne kadar büyük saygı gören bir Protestan önder olsa da- bu onun tüm Protestanlar adına açıklama yapmasını, veya yaptığı açıklamanın tüm Protestanları bağlamasını gerektirmez... Her ne kadar kendimi "öz-hakiki Protestan" saysam da, bendenizin ne kadar Protestan olduğu da tartışılabilir (zira Protestan akımlar arasından doğan kilisemiz uzunca bir süredir bazılarınca "sapkın", bazılarınca "unorthodox" kabul edilmekte, ana akım Protestanların arasında çok az sayıda insan bizi Protestan, hatta "Hristiyan" kabul ediyor), ancak Protestanlığın temellerine -Sola Scriptura, imanla aklanma öğretisi vs.- bakarak "Protestanım" diyorum ve burada alıntılanan fikrine (her ne kadar "suyunun suyunun suyu" gibi dursa da) katılmadığımı belirtmeliyim... Nitekim çarşı karıştıktan sonra İhsan pastör de kendini bazı noktaları açıklığa kavuşturmak zorunda hissetmiş: */ (iyi ki mesajı yazarken twitter'a bir daha göz atmışım, az kalsın olmadık bir nedenle muhterem pastöre kara çalacaktım ;) )
Yukarıda linkini verdiğim yazının özellikle son paragrafına bütün kalbimle katılıyorum. Ayrıca "Sevgili Küçük Ruh"un da sözünü ettiği Quakerlar ve Mennocular'dan İhsan pastör de söz etmiş; aklın yolu bir yani ;) Her ne kadar ülkemizde bu akımların temsilcileri bulunmasa da (ya da bulunsanlar bile sayılarının -anlaşılan- bizden dahi az olmaları nedeniyle sesleri çıkmasa da), bizim kilise de resmi görüş düzeyinde olmasa da bireysel bazda askerlik "görevine" pek sıcak bakmıyor; öğretilerde vicdani ret gibi sosyal konulara girilmese de, en başta On Emir'den "katletmeyeceksin" diyen emri ve Sebt günü istirahatini çiğneme durumunda kalınabileceği için gitmemek iyidir... (ki askerlikte pek çok durumda "yalan söylemeyeceksin" emri de yalan oluyor!!!) Böyle diyorum gerçi, fakat Türk Adventistlerden yaşı tutanlar arasında askerliğini yapmamış olan yok!

3. "Romalılar 13" deyip kestirip atmadan önce de, ilk olarak ayetlerin bütünlüğüne (daha 4 ayet öncesinde "herkesle barış içinde yaşayın" diyor!!! aynı 13. bölümdeki 8-10 ayetleri de bu minvalde) ve Kutsal Kitap'ın temel öğretilerine bakmak gerek. Her şeyden önce, Romalılar 13 "adam öldürmenin kuvvetle muhtemel olacağı bir göreve koşa koşa gidin" demiyor. 4. ayetteki "yönetim kılıcı boş yere taşımıyor" sözleri "yönetim elinize kılıç verirse siz de savurun" anlamına gelmez kanaatindeyim; üstelik İsa Mesih'in "Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek" sözleri kabak gibi ortada dururken!!! Ayrıca İhsan pastör de ‘Haklı Savaş’ öğretisi vs. diyerek derin teolojik tartışmaların kapağını aralamış; lâkin "Protestan" denen bir şeyin var oluş nedeni olan "Sola Scriptura" ilkesi gereğince "yemişim haklı savaşını!" da diyebiliriz... Sonuçta "katletmeyeceksin" diyen emir, bizzat Allah'ın parmağıyla ve -buraya dikkat: parşömene değil- "kaya" üzerine yazıldı... Yakup 2:8-13 ayetleri de bu "kayalara" yazılanların kendine Hristiyanım diyenleri halen bağladığını gösteriyordur sanırım... Ha, o zaman Pavlus'un "yönetimlere itaat edin" sözlerini nasıl anlayacağız? Rahatlıkla Pavlus'un selefleri diyebileceğimiz Petrus ile Yuhanna'nın (ve hatta diğer elçilerin) Elçilerin İşleri 4:19 ve 5:29 ayetlerinde kayıtlı olan sözlerini dikkate alarak! (ki bu sözleri yazıya geçiren Luka da bizzat Pavlus'un öğrencisidir...) Demek ki neymiş, devlet bizden Allah'ın emrine aykırı işler yapmamızı istediğinde yönetime itaat etmek durumunda değilmişiz! (ben tırsaklıktan ettim, o ayrı! karşı çıkabilecek cesareti olana saygı duyarım!)

Sözü geçmemiş ama şimdiden belirteyim; Vaftizci Yahya'nın Romalı askerlere "askerlik mesleğini bırakıp hayırlı işlerle meşgul olun" demeyip, içinde bulundukları durumda yapabilecekleri en uygun şey olan yolsuzluktan uzak durmalarını tavsiye etmesi de her Hristiyan evlâdının askere gitmesi gerektiğini gösterir bir prensip değildir... Tüm yamuklarına rağmen askerlik mesleğini seçenlere saygı duymamızı gerektirir, o kadar... (hatta o ortamdaki askerleri günümüzdeki polislerle kıyaslamak daha doğru olur düşüncesindeyim. Roma ordusunda "profesyonel askerlik" sistemi olduğu da akıldan çıkarılmamalı.) Hatta aynı ayetlerde Yahya vergi görevlilerine de işlerini bırakmalarını salık vermiyor; ama ilerleyen zamanlarda (Matta 18:17) İsa dahi "vergi görevlisi" kavramını olumsuzluk ifade eden bir anlamda kullanıyor!!!


"Size selâmet olsun!" (Yuhanna 20:19, TERT/Ha-Di)


, 16:17: (#7)
Kerem Koç vicdani redçi oldu





Kerem Koç vicdani redçi oldu;
Daniel75
2. İhsan Özbek'ten zamanında yeni antlaşma dersleri almışlığım vardır ve kendisini kişisel olarak severim. Fakat -her ne kadar büyük saygı gören bir Protestan önder olsa da- bu onun tüm Protestanlar adına açıklama yapmasını, veya yaptığı açıklamanın tüm Protestanları bağlamasını gerektirmez... Her ne kadar kendimi "öz-hakiki Protestan" saysam da, bendenizin ne kadar Protestan olduğu da tartışılabilir (zira Protestan akımlar arasından doğan kilisemiz uzunca bir süredir bazılarınca "sapkın", bazılarınca "unorthodox" kabul edilmekte, ana akım Protestanların arasında çok az sayıda insan bizi Protestan, hatta "Hristiyan" kabul ediyor), ancak Protestanlığın temellerine -Sola Scriptura, imanla aklanma öğretisi vs.- bakarak "Protestanım" diyorum ve burada alıntılanan fikrine (her ne kadar "suyunun suyunun suyu" gibi dursa da) katılmadığımı belirtmeliyim... Nitekim çarşı karıştıktan sonra İhsan pastör de kendini bazı noktaları açıklığa kavuşturmak zorunda hissetmiş: */ (iyi ki mesajı yazarken twitter'a bir daha göz atmışım, az kalsın olmadık bir nedenle muhterem pastöre kara çalacaktım ;) )
Yukarıda linkini verdiğim yazının özellikle son paragrafına bütün kalbimle katılıyorum. Ayrıca "Sevgili Küçük Ruh"un da sözünü ettiği Quakerlar ve Mennocular'dan İhsan pastör de söz etmiş; aklın yolu bir yani ;) Her ne kadar ülkemizde bu akımların temsilcileri bulunmasa da (ya da bulunsanlar bile sayılarının -anlaşılan- bizden dahi az olmaları nedeniyle sesleri çıkmasa da), bizim kilise de resmi görüş düzeyinde olmasa da bireysel bazda askerlik "görevine" pek sıcak bakmıyor; öğretilerde vicdani ret gibi sosyal konulara girilmese de, en başta On Emir'den "katletmeyeceksin" diyen emri ve Sebt günü istirahatini çiğneme durumunda kalınabileceği için gitmemek iyidir... (ki askerlikte pek çok durumda "yalan söylemeyeceksin" emri de yalan oluyor!!!) Böyle diyorum gerçi, fakat Türk Adventistlerden yaşı tutanlar arasında askerliğini yapmamış olan yok!

Bahsettiğiniz yazıda; İhsan Özbek'in, o ismi geçen gruplar için de marjinal dediğini hatırlatmak isteriz. Ancak sizin mesajınız okunduğunda; sanki İhsan Özbek ve Sevgili Küçük Ruh aynı şeyi söylemiş gibiymiş gibi zannediliyor "aklın yolu bir" sözünüzden. Oysaki İhsan Özbek; o grupları marjinal olarak tanımlarken, Sevgili Küçük Ruh ise o grupların uygulamalarını protestanlık ve sonrasında hristiyanlık ile bağdaştırıyor.

Daniel75
3. "Romalılar 13" deyip kestirip atmadan önce de, ilk olarak ayetlerin bütünlüğüne (daha 4 ayet öncesinde "herkesle barış içinde yaşayın" diyor!!! aynı 13. bölümdeki 8-10 ayetleri de bu minvalde) ve Kutsal Kitap'ın temel öğretilerine bakmak gerek.

Romalılar 13'ü paylaşmayı "kestirip atmak" olarak tanımladığınız için teşekkür ederiz....

Daniel75
Her şeyden önce, Romalılar 13 "adam öldürmenin kuvvetle muhtemel olacağı bir göreve koşa koşa gidin" demiyor. 4. ayetteki "yönetim kılıcı boş yere taşımıyor" sözleri "yönetim elinize kılıç verirse siz de savurun" anlamına gelmez kanaatindeyim; üstelik İsa Mesih'in "Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek" sözleri kabak gibi ortada dururken!!! Ayrıca İhsan pastör de ‘Haklı Savaş’ öğretisi vs. diyerek derin teolojik tartışmaların kapağını aralamış; lâkin "Protestan" denen bir şeyin var oluş nedeni olan "Sola Scriptura" ilkesi gereğince "yemişim haklı savaşını!" da diyebiliriz... Sonuçta "katletmeyeceksin" diyen emir, bizzat Allah'ın parmağıyla ve -buraya dikkat: parşömene değil- "kaya" üzerine yazıldı... Yakup 2:8-13 ayetleri de bu "kayalara" yazılanların kendine Hristiyanım diyenleri halen bağladığını gösteriyordur sanırım... Ha, o zaman Pavlus'un "yönetimlere itaat edin" sözlerini nasıl anlayacağız? Rahatlıkla Pavlus'un selefleri diyebileceğimiz Petrus ile Yuhanna'nın (ve hatta diğer elçilerin) Elçilerin İşleri 4:19 ve 5:29 ayetlerinde kayıtlı olan sözlerini dikkate alarak! (ki bu sözleri yazıya geçiren Luka da bizzat Pavlus'un öğrencisidir...) Demek ki neymiş, devlet bizden Allah'ın emrine aykırı işler yapmamızı istediğinde yönetime itaat etmek durumunda değilmişiz! (ben tırsaklıktan ettim, o ayrı! karşı çıkabilecek cesareti olana saygı duyarım!)

Şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri'nde askerlik hizmeti yapmanın Tanrı'nın emrine aykırı işler yapmak olduğunu mu ifade etmek istiyorsunuz dolaylı olarak?

"On Emir"den bahsediyorsunuz, ancak aynı Eski Antlaşma'da, YHVH'nin İsrail'e bir çok kez "öldürün" emri verdiğini de biliyoruz: http://www.hristiyanforum.com/forum/...i-t321314.html

Acaba merak ediyoruz; bu linkte verilen "öldürme emirleri" zamanında, İsrail kavminin bir üyesi olsaydınız YHVH'e dönüp; "Ama On Emir'de öldürmeyeceksin diye yazıyor" mu diyecektiniz? Acaba İsrail, "vicdani red" yapabilir miydi? Acaba İsrail, On Emir'i mi çiğnedi? Yoksa İsrail, öldürürken Tanrı'nın kılıcı / adaleti mi olmuştu?

Bizce; Romalılar 13'e uymayı http://www.hristiyanforum.com/forum/...-ve-t4020.html adresindeki açıklama bağlamında; "Tanrı'nın kılıcı" olarak görmek daha uygundur.

Daniel75
Sözü geçmemiş ama şimdiden belirteyim; Vaftizci Yahya'nın Romalı askerlere "askerlik mesleğini bırakıp hayırlı işlerle meşgul olun" demeyip, içinde bulundukları durumda yapabilecekleri en uygun şey olan yolsuzluktan uzak durmalarını tavsiye etmesi de her Hristiyan evlâdının askere gitmesi gerektiğini gösterir bir prensip değildir... Tüm yamuklarına rağmen askerlik mesleğini seçenlere saygı duymamızı gerektirir, o kadar... (hatta o ortamdaki askerleri günümüzdeki polislerle kıyaslamak daha doğru olur düşüncesindeyim. Roma ordusunda "profesyonel askerlik" sistemi olduğu da akıldan çıkarılmamalı.) Hatta aynı ayetlerde Yahya vergi görevlilerine de işlerini bırakmalarını salık vermiyor; ama ilerleyen zamanlarda (Matta 18:17) İsa dahi "vergi görevlisi" kavramını olumsuzluk ifade eden bir anlamda kullanıyor!!!

"Size selâmet olsun!" (Yuhanna 20:19, TERT/Ha-Di)

Bizim bu konuda bir yorumumuz yoktur, bunu kime yönelik ifade ettiğinizi pek anlayamadık.

Ek olarak; bazı hristiyan sitelerin sahibi ve bir kilisede görevli olarak askere gittim. Kimliğimdeki Din hanesini de Hristiyan olarak değiştirmiştim. Üstelik askerde iken Kurtlar Vadisi Irak filmi de televizyonda bir kaç kere gösterilmişti. Askerde zorluklar yaşadım mı? Evet, bazı zorluklar oldu. Ancak askerlik görevinin bir tatil olmadığının farkındaydım. Geldikten sonra da askerlikte yaşadığım kötü şeyleri değil iyi şeyleri anlattım ve yazdım. Ayrıca belirtmek isterim ki, kötü şeylerin hiç biri komutanlarımdan kaynaklanmadı. Benimle aynı şekilde askerlik yapan SÜNNİ MÜSLÜMAN erlerden kaynaklandı.

"Her Türk asker doğar" sözü de tek başına söylendiğinde militarist görünebilir ancak aynı askeriye deki duvarlarda (gidenler bilirler) "Yurtta Barış, Dünyada Barış" sözleri de yazılıdır. Bu bağlamda da bir eksiklik mevcuttur.

Bu bağlamda; site olarak; Türk/Türkiyeli Hristiyanların askere gitmelerini öneriyoruz.


, 16:17: (#8)






Kerem Koç vicdani redçi oldu; İlk vicdani retçi 3. yy.'da yaşamış ve inancı uğruna Roma ordusuna hizmet etmeyi reddetmiş bulunan Hristiyan Maximilian'dır. Yargılamayı yapan konsül, ya ölürsün ya da hizmet edersin, der. Maximilian da, başımı da kesseniz asla hizmet etmeyeceğim. Sonrasında kafası kesilerek idam edilir.



Çünkü hristiyanlık her zaman insan öldürmeyi red eder.

Ayrıca Sevgili Küçük Ruh kardeşime %100 katılıyorum

Artık kafamda şüpeler oluşmaya başladı Protestan kilisesi hakında.
Her din adamından farklı ses çıkıyor.

Matta 26 - 52
O zaman İsa ona, “Kılıcını yerine koy!” dedi. “Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek.

Hristiyanlık barış dinimi yoksa devlet dinimi ?

Müslümanlar gibi cihat mı yapalım ?

Romalılar 13

Devlete isyan etmeyin diyor. Biz hristiyanların devlete isyan etiği yok.





, 17:10: (#9)
Kerem Koç vicdani redçi oldu





Kerem Koç vicdani redçi oldu; Asılında burada beni rahatsız eden konu Rev. Kerem Koç'un gerçek vicdani redçi olmamasıdır. Kendisi askerliğine karşı olmadığını söylüyor. Ancak, askerlik kendisinin aile ve kiliseyi etkilediği için kişisel özgürlüğüne karşı olduğunu söylüyor. Gerçek vicdani redçi askerliğine, yani silaha karşı olmak demektir. Özgürlük için askerliğe gitmemek değil. Gerçek vicdani retçiler bunun için hapse gitmeye (dolayısıyla kendi özgürlüğünün kısıtlanmasına) bile razı olurlar.


, 10:01: (#10)
Kerem Koç vicdani redçi oldu





Kerem Koç vicdani redçi oldu; Sevgili kardeşlerim sevgili Antalya Protestan Kilisesi pastörü Kerem KOÇ kardeşimin vicdani ret açıklaması Türkiye Hristiyanlarını etkileyen bir olgu olduğundan ve konuyu okuyan kardeşlerimin forumda yayınlanan önceki mesajlarda dolaylı ya da dolaysız alıntı yapılan ifadeler hakkında daha geniş bilgi sahibi olmaları açısından, sevgili Kerem KOÇ kardeşimin ve değerli önderimiz Kurtuluş Kiliseleri Derneği başkanı pastör İlhan ÖZBEK kardeşimin ilgili beyanlarının tam metnini yayınlama zorunluluğu duydum.

Sevgili Kerem KOÇ kardeşimin sıkıntılı bir süreçten geçtiğini gözönüne alarak, yorumların incitici olmamasını ve olgunun Hristiyanlık bağlamında değerlendirmeler içererek yorumlanmasını şahsen rica ediyorum.


Kerem KOÇ'un vicdani ret açıklaması;

VİCDANİ REDDİMDİR.

Sayın Türk Silahlı Kuvvetleri Yetkilileri,

Yıllardır zorunlu askerlik konusu üzerinde yaptığım okumaların, araştırmaların, tartışmaların ve duaların ardından askerlik hizmetinin hiçbir bölümünde özgür bir vicdan ve iradeyle yer alamayacağımın farkına vardım.

Askerlik kurumunun savunma alanında hizmet veriyor olması saygıya ve övgüye lâyıktır ve bu bakımdan özü itibariyle askerlik kurumuna karşı olmadığımı söylemek isterim. Ancak Türkiye’de toplumun geneli ve eğitim sistemi başta olmak üzere, tüm sivil kurum ve yapı üstünde egemenlik kurmuş bulunan militaristik anlayışa, ülkenin savunma politikasına bağlı olarak silahlanmaya eğitim, sağlık, kültür ve sanat gibi insani gereksinimlerden çok daha fazla kaynak ayrılması ve silahlanma yarışına gidilmesi ile birlikte yıllardır binlerce insanın ölümüne neden olmuş olan iç savaşa/çatışmaya karşı olduğumu belirtmek zorundayım.

Bunun için tüm militarist dayatmaları ve bunun bir sonucu olan bedenim üzerindeki egemenlik iddiasını reddediyorum. Militarizm anlayışının egemen olduğu, kardeşin kardeşi öldürdüğü, ırk, din, dil düşmanlığı yapılan bir dünya görüşünü ve politikayı destekleyemeyeceğimi ve bunun için toplumun askeri ve silahlı hiçbir kuruluşunda görev alamayacağımı bildirmek istiyorum. Tanrı’nın benzeyişinde yaratılmış insanların toprak, coğrafi bölge gibi kavramlardan daha önemli olduklarını ve barış içerisinde bir arada yaşamaları gerektiğine inanıyorum.

Yukarıda değindiğim hususların dışında askerlik hizmeti eş ve baba olmaktan doğan yükümlülüklerimi yerine getirmeme de engeldir. Başka bir deyişle, ailemin geçimini sağlama ve yanlarında kalıp onları koruma, kayırma ve sevme görev ve sorumluluklarımı yapmamı engelleyen, yalnız beni değil aynı zamanda eşimi ve çocuğumu da maddi ve manevi anlamda büyük bir sıkıntıya sokacak olan, dahası göklerin ve yeryüzünün Tanrısı RAB’be tapınmak üzere ayırmam gereken pazar günü ibadetlerimi engelleyecek olan ve bu anlamda ibadet ve tapınma özgürlüğü tanımayan ve beni belki de silahlı bir çatışmanın içerisine sokabilecek ve kardeş kanı dökmeye, insanları öldürmeye zorlayacak bir dayatmayı kabul etmem mümkün değildir. Böyle bir günahın suç ortağı olamam ve olmayacağım.

Militarizmin egemen olduğu hiçbir yerde barıştan söz edilemez. Her geçen gün insanları öldürmek için yapılan ve daha yeni, daha teknolojik ölüm araçlarına para yatıran bir toplumun barış içinde yaşaması da mümkün değildir. Türk ulusu yüzyıllardır çatışma ve savaş içerisindedir ve bu durum militarizmin bir nevi topluma da yansıması sonucu bizlerin gurur duyduğu bir hal almıştır. Ben bu dünyada barışı sağlayanlardan olmakla yükümlü olduğum inancını taşıyor ve birbirimizi sevmemiz gerektiğini açıklayan Tanrı Sözü’ne yürekten inanıyorum.

Bununla beraber bir yurttaşlık görevi sayılan devlet hizmetinden kaçmadığımı, aksine yetkisine inandığım Tanrı Sözü’yle uyumlu olabilecek her türlü hizmeti tüm yüreğimle ve arzumla yerine getirmeye hazır olduğumu belirtmek isterim. Bu nedenle ailevi, dini ve vicdani özgürlüğümü kısıtlamadan yapabileceğim bir kamu hizmeti talep ediyorum. Aksi taktirde, benim için en önemli otorite kaynağı olan Tanrı Sözü’nün yetkisine vicdani olarak itaat etmemiş olacağım. Böyle olmasındansa yasaların öngördüğü cezayı çekmeyi kabulleneceğimi belirtmek isterim.

Duam, yıllardır dinmeyen bu öfke ve nefretin silinmesi, böylece Laz’ın, Çerkez’in, Kürt’ün, Türk’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, Müslüman’ın ve Hıristiyan’ın beraberce barış içinde yaşadığı, saygı ve sevgi çerçevesi içinde tüm ırklara, inançlara, dillere aynı şekilde davranıldığı ve kardeş ölümlerinin son bulduğu bir ülkedir.

Kutsal Kitap’ın tanıklığına göre, bu dünyada yaşayan fakat bu dünyaya ait olmayan bir Hıristiyan olarak militer bir anlayışı yansıtan “Her Türk asker doğar” gibi sözlerle harmanlanan hamasi anlayışı ve toprak, bayrak gibi kavramları insandan daha değerli ve önemli gören ve bunun için insanları çatışmaya, ölmeye ve birbirlerini öldürmeye zorlayan bir dünya görüşünü kabul etmediğimi ve bundan sonra da etmeyeceğimi belirtmek isterim.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içerisinde büyümüş bir astsubay çocuğu olarak VİCDANİ REDDİMİ AÇIKLIYORUM.

Bununla beraber Türk Silahlı Kuvvetlerinin (babamdan dolayı) bana sağladığı her türlü ayrıcalığı da reddediyorum.

Firar etmiyorum ve kaçmıyorum. Yalnızca yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı silahlı bir hizmeti yerine getirmeyi reddediyorum.

Ne mutlu barışı sağlayanlara

Kerem KOÇ
Pastör

Kasım 12, 2012

Not: Yukarıda ki mail, Genelkurmay Başkanlığına ve Askerlik Şubesini gönderilmiştir.


İhsan Özbek'in, konuyla ilgili açıklamasının tam metni;

Antalya Protestan Kilisesi pastörü Kerem Koç’un geçtiğimiz günlerde vicdani ret kararını açıklaması basında yer bulduktan sonra konuya ilişkin görüşlerimi açıklamıştım. İsmail Saymaz da görüşlerimi Radikal Gazetesi’nde yayınlamıştı..

Kerem Koç, ‘yurttaşlık görevini yapmaktan kaçmadığını, askerliği vicdani olarak yapmak istemediğini ama askeri olmayan bir görevi seve seve yapabileceğini’ açıklamıştı. Ne yazık ki, onun görüşlerini aşan bir biçimde saldırı altında kaldığını görerek daha geniş bir açıklama yapmayı zorunlu saydım. Konu hakkında ne dinsel ne de ahlaksal çalışmaları olmayan kimi kişilerin Kerem Koç’u kararı nedeniyle Hıristiyanlık dışı biri, vatan haini, vs. gibi etiketlerle damgalamalarına gönlüm razı olmadı.

Askerliğin vicdani reddi kavramı ya da savaşa karşı çıkmak Hıristiyanlar için yabancı bir kavram değildir. Geçmişte Hıristiyanlık içerisinde Quakerlar, Mennocular gibi önemli akımlar savaşa karşı pasifist bir tutum sergilediler. Askerliği ve öldürmeyi reddettiler. Günümüzde bu gruplar ana akım Protestanlık içerisinde marjinal akımlar haline gelmişlerdir. Yine de bu akımların Hıristiyanlığını sorgulamak aklı başında hiç kimsenin işi değildir.

Günümüzde bir Protestan’ın savaşmak ya da askerlik yapmamak konusunda karar vermek için hem Kilise tarihindeki yüzyıllardır gelişen ‘Haklı Savaş’ öğretisi konusunda çalışma yapması hem de Kutsal Kitap’ı iyi okuması gerekir. Anladığım kadarıyla son günlerde yapılan tartışmalarda her ikisi de ihmal edilmektedir. Ben Kerem Koç’tan farklı düşünüyorum ve vicdani reddin günümüz Türkiyesi için geçerli olmadığı kanısındayım. Ama bu bana Kerem Koç’un kişisel vicdanı hakkında konuşma yetkisi vermez. Keşke kardeşimiz dinsel görüşlerinden kaynaklansa da bu kararını dinsel bir kimlikle açıklamasaydı. Protestanlar tek merkezden yönetilmediği için farklı tutumlar ve yorumlar sergileyebilmektedirler. Kişisel olarak aldığı bu zor kararın yaşamında toplumsal ve hukuksal sonuçları olacaktır, olmaktadır. Biz Hıristiyanlar’a düşen görev, onunla aynı fikirde olsak da olmasak da, kardeşimizin geçtiği zor dönemde onun, ailesinin ve kilisesinin en az zarar göreceği biçimde davranmaktır.

İnsanların ölmeyeceği bir dünya için sıkıntı çekmeyi göze almak, yöntemine katılmasak bile, şerefli bir iştir. Benimsemediğimiz bir fikre karşı çıkarken de Hıristiyanca bir tutum sergilemek gerekir. Yurttaşlık görevlerinden birini başka bir biçimde yerine getirmek isteyen kişiye saldıranların, kendilerine diğer yurttaşlık görevlerini ne denli yerine getirdiklerini sormaları gerekir. ‘İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!’


İhsan Özbek


, 23:22: (#11)
Kerem Koç vicdani redçi oldu





Kerem Koç vicdani redçi oldu;
Sadmin

Daniel75
Her şeyden önce, Romalılar 13 "adam öldürmenin kuvvetle muhtemel olacağı bir göreve koşa koşa gidin" demiyor. 4. ayetteki "yönetim kılıcı boş yere taşımıyor" sözleri "yönetim elinize kılıç verirse siz de savurun" anlamına gelmez kanaatindeyim; üstelik İsa Mesih'in "Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek" sözleri kabak gibi ortada dururken!!! Ayrıca İhsan pastör de ‘Haklı Savaş’ öğretisi vs. diyerek derin teolojik tartışmaların kapağını aralamış; lâkin "Protestan" denen bir şeyin var oluş nedeni olan "Sola Scriptura" ilkesi gereğince "yemişim haklı savaşını!" da diyebiliriz... Sonuçta "katletmeyeceksin" diyen emir, bizzat Allah'ın parmağıyla ve -buraya dikkat: parşömene değil- "kaya" üzerine yazıldı... Yakup 2:8-13 ayetleri de bu "kayalara" yazılanların kendine Hristiyanım diyenleri halen bağladığını gösteriyordur sanırım... Ha, o zaman Pavlus'un "yönetimlere itaat edin" sözlerini nasıl anlayacağız? Rahatlıkla Pavlus'un selefleri diyebileceğimiz Petrus ile Yuhanna'nın (ve hatta diğer elçilerin) Elçilerin İşleri 4:19 ve 5:29 ayetlerinde kayıtlı olan sözlerini dikkate alarak! (ki bu sözleri yazıya geçiren Luka da bizzat Pavlus'un öğrencisidir...) Demek ki neymiş, devlet bizden Allah'ın emrine aykırı işler yapmamızı istediğinde yönetime itaat etmek durumunda değilmişiz! (ben tırsaklıktan ettim, o ayrı! karşı çıkabilecek cesareti olana saygı duyarım!)

Şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri'nde askerlik hizmeti yapmanın Tanrı'nın emrine aykırı işler yapmak olduğunu mu ifade etmek istiyorsunuz dolaylı olarak?

"On Emir"den bahsediyorsunuz, ancak aynı Eski Antlaşma'da, YHVH'nin İsrail'e bir çok kez "öldürün" emri verdiğini de biliyoruz: http://www.hristiyanforum.com/forum/...i-t321314.html

Acaba merak ediyoruz; bu linkte verilen "öldürme emirleri" zamanında, İsrail kavminin bir üyesi olsaydınız YHVH'e dönüp; "Ama On Emir'de öldürmeyeceksin diye yazıyor" mu diyecektiniz? Acaba İsrail, "vicdani red" yapabilir miydi? Acaba İsrail, On Emir'i mi çiğnedi? Yoksa İsrail, öldürürken Tanrı'nın kılıcı / adaleti mi olmuştu?

Bizce; Romalılar 13'e uymayı http://www.hristiyanforum.com/forum/...-ve-t4020.html adresindeki açıklama bağlamında; "Tanrı'nın kılıcı" olarak görmek daha uygundur.

Rev. Turgay Üçal'ın, bu konu hakkında yıllar önce yazdığı bir makale;

SAVAŞ


Savaş her zaman inanılmaz derecede acılar getiren, çok kötü bir olaydır. Büyük bir insan kitlesini derinden yaralayacak kadar etkin acılar, zararlar ve yıkımlar getirir. İnsanları evsiz, ailesiz bırakır. Yerinden yurdundan kopmuş başka diyarlarda yaşamak zorunda bırakılmış binlerce kişi demektir savaş; bunun yanı sıra yaşamını kaybedenlere ne demeli. Birçok suçsuz insanın hayatı kaybolup gitmiştir. Bu insanların umutları, sevinçleri, sevgileri adeta hiçe sayılmış, bazen bir hiç uğruna öldürülmüşlerdir. Allah benzeyişi olan yaratılmış bunca güzel sanat şaheseri olan insanlar nedenini bile anlamakta zorluk çektikleri çatışmalar, anlaşmazlıklar, çekişmeler yüzünden yaşamlarını kaybetmişlerdir. Bu kadar acı olan savaş aynı zamanda bazen bir soluk kadar insanlığa yakın olmuş adeta insanlığın ensesinden ayrılmamıştır. Allah’ın yarattığı insan çoğu zaman Allah’a bakmadığı, O’nun sevgisini tatmadığı için kendi egosunun esiri olarak ırkçılığa dönüşmüş milliyetçilikler, nedensiz sen ben kavgaları, bir karış toprak için binlerce insanı felakete sürüklemek, öç almak, kendi politikasını kanıtlamak gibi daha bir yığın bazen sudan sayılacak sebepler yüzünden insanlığı savaşa sürüklemiştir. Böylesine kötü ama kötü olmakla birlikte bu kadar da insanlıkla iç içe bir kavram olan savaş karşısında, Rab Mesih İsa’da iman yaşamını sürdürmeye çalışan bir Hıristiyanın tutumu ne olmalıdır?
Eski Antlaşma birçok savaştan söz etmektedir. Allah İsrail’e “kutsal savaş” buyrukları verdi diye bizler de “kutsal savaş” yapacak değiliz. Bugün artık dünyada hiçbir millet kendisini “kutsal millet” olarak addedemez. Ayrıca İsrail’in Eski Antlaşma döneminde anladığı şekilde de bir teokrasi[28] anlayışına sahip değildir.[29] İsrail bu tarz savaşları iki nedenden ötürü gerçekleştirmişti.

1. KENDİNİ SAVUNMA

Kutsal Kitap’ta bahsi geçen bütün çatışmaların kendilerini korumak gibi bir nedeni vardı.[30] Allah’ın kendilerine vaad ettiği topraklara doğru yürürlerken o bölgelerde bulunan insanlarla barış anlaşmaları yapmaları istenmişti. Bu her şeyden önce çıkabilecek savaşlara mani olmak içindi:

“Bir şehre cenk etmek için ona yaklaştığın zaman, onu barışıklığa çağıracaksın.”
Tes. 20:10

2.ALLAH YARGISINDA BİR ARAÇ OLARAK
KULLANILMAK

Kutsal Kitab’ın geneline baktığımız zaman bazen çok azmış bir halkın yargılanması bir başka halkın onları yenmesi şeklinde olmaktadır. Kenan halkı da oldukça yoldan çıkmış bir halktı. Bu halk için Allah birçok kereler tövbe olanağı sunmuştu. Hatta İbrahim döneminde bile bu halkın yaptıklarını kınamış ve bu azgınlıklarının devamı sonucunda başlarına gelecekler konusunda onları uyarmıştı.[31]Yargı öncesi Kenanlılar defalarca uyarıldılar. En azından İsrail’lilerin Kızıl Denizi aşıp Kenan diyarına girinceye dek geçen kırk yıl süresince uyarılıp durdular. Ama bütün bu süreç içersinde bu halkta hiçbir iyileşme görülmedi. Bu insanların yaptıkları çılgınlıklar yalnız kendi halklarını değil etraftaki halkları da etkiliyor, üstüne üstlük Allah halkının bile yoldan çıkmasına neden oluyordu. Eriha kenti tehdit altında iken yalnızca tek bir kadın tövbe etmiş ve bu kadın kurtulmuştu.[32]
Bu azgınlıklarından dönmeyenlerin yargısı vaad edilen topraklara doğru yürüyen İsraillilerin bir araç olarak kullanılması sonucunu vermiş oldu:

“...fakat onları, Hittileri, ve Amorileri, ve Kenanlıları, Perizzileri, Hivileri ve Yebusileri, Allah’ın RABBİN sana emrettiği gibi tamamen yok edeceksin; ta ki, kendi ilahlarına yaptıkları bütün mekruh şeylerine göre yapmağı size öğretmesinler; yoksa Allah’ınız RABBE karşı suç edersiniz...”
Tes. 20:1718

Bu insanların yaptıkları azgınlıklara bir kaç örnek vermek sanırım konuyu daha da netleştirecektir. Kenanlılar kendi çocuklarını Tanrılarına sunu olarak canlı canlı yakıyorlardı.[33] Homoseksüellik had safhadaydı, dinsel uygulamalar arasında tapınak görevlileri ile cinsel ilişkilerde bulunmak gibi uygulamalar vardı, başka bir deyişle fahişelik adeta inançlarının bir parçası olmuştu.[34] Bu gibi davranışların hiçbirinden tövbe etmemişlerdi. Bu nedenle Allah bu halkların daha fazla dünya insanını yoldan çıkarıp mahva götürmesini engellemek için İsraillileri yargısı için bir araç olarak kullandı.
Savaşın iki genel noktası vardır. Buna göre. Birinci: bir imanlı Hıristiyan kişisel anlamda kendi yaşamına yönelik saldırıyı nasıl kendisinden uzaklaştıracaktır? İkinci: günümüzde hepimiz belli devletlerin vatandaşlarıyız, yalnız başımıza yaşamıyoruz. O zaman vatandaşı olduğumuz ülkemiz savaşa girerse bizim imanlı bir Hıristiyan olarak tavrımız ne olacaktır?

a) Kişi olarak
Eski Antlaşma ileriye dönük olarak gelecek bir barışa bakıp durmuştur. Allah’ın Mesih İsa’da vaad ettiği ruhsal krallığın içinde savaşa yer yoktur. Mika Peygamber bu muhteşem günler hakkında şöyle bir bildirimde bulunmaktadır:

“Ve çok kavimler arasında hükmedecek, ve uzakta olan kuvvetli milletler hakkında karar verecek; ve kılıçlarını sapan demirleri, ve mızraklarını bağcı bıçakları yapacaklar; millet millete karşı kılıç kaldırmayacak, ve artık cengi öğrenmeyecekler.”
Mik. 4:3

Gelecek olan Mesih, İşaya bölümünde “Barış Prensi” olarak isimlendirilmektedir.[35] Bunun gerçek bir biçimde uygulanışını Kutsal Kitab’a göre Rab İsa’nın ikinci gelişinde göreceğiz.
Rab Mesih İsa’da yeni yaşamı bulmuş ve O’nun kanında aklanmış bir Hıristiyan hiçbir zaman savaşı seven bir kişi olamaz. Eğer bir kişi Mesih İsa’yı yüreğine almışsa her geçen gün yaşamı O’na göre değişmeye başlayacak ve her geçen gün biraz daha O’na benzeyecektir. Dolayısıyla savaş değil, “Barış Prensine” benzer bir kişi olacaktır. Rab İsa elinde kılıçla dünyaya gelmedi. O politik anlamda bir önder olarak dünyaya gelmedi. O’nun krallığı o dönemdeki Yahudi’lerin beklediği anlamda ne milliyetçi temeller üzerine oturan bir krallık ne de politik temeller üzerine oturan bir krallıktı. Allah’ın sadakati ve adaletinden akıp gelen ruhsal bir egemenliğin kralı olarak dünyaya geldi.
Rab İsa kendisini izleyenlerin ne silah kullanmasını ne de kendini savunmasını istedi. Bunu İncil’deki örneklerden kolayca görebiliriz:

“İsa ona, ‘Arkadaş, seni buraya getiren neyse, onu yap!’ dedi. Bunun üzerine, yaklaşıp İsa'yı yakaladılar ve tutukladılar.O zaman, İsa'yla birlikte bulunanlardan biri hemen kılıcına davrandı, baş rahibin uşağına vurduğu gibi onun kulağını kesti. İsa ona, ‘Kılıcını kınına koy!’ dedi, ‘Çünkü kılıç tutan herkes kılıçla yok olacaktır.’”
Mat. 26:5052

“İsa, “Benim krallığım bu dünyadan değildir” diye karşılık verdi. “Krallığım bu dünyadan olsaydı, yandaşlarım, Yahudilere teslim edilmemem için savaşırlardı. Oysa benim krallığım buradan değildir.”
Yu. 18:36

Mesih İsa’nın kendi müjdesine düşman olanlara karşı önerdiği tek şey sevgiydi, onları öldürmek, onlara saldırmak, onları yok etmek değil. Mesih İsa’nın buyrukları arasında en önemli buyruklarından biri başka hiçbir dinin ahlak anlayışında bulunmayan bir buyruktur:

“Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin.”
Mat. 5:44

Rab Mesih İsa kendi yaşamı ile bu buyruğunun önemini bizlere göstermiş oldu. Çünkü kendi tutuklanması, yargılanması, eziyete uğraması, aşağılanması ve haça gerilmesi sırasında hiçbir şekilde karşılıkta bulunmadı, hakaret etmedi, beddua etmedi, lanet etmedi, aksine tam tersi olarak onlar için iyilikler diledi:

“Kendisine sövüldüğü zaman sövgüyle karşılık vermedi. Acı çektiğinde kimseyi tehdit etmedi; davasını, adaletle yargılayan Allah’a bıraktı. Bizler günah karşısında ölelim ve doğruluk uğruna yaşayalım diye, günahlarımızı çarmıhta kendi bedeninde yüklendi.”
1. Pe. 2:2324

Hiçbir günahı yoktu, Rab’bin Hizmetçisi olarak acı çekti. Bu ifadeleri Eski Antlaşma peygamberlerinden İşaya’nın kitabında okuyoruz.[36] Rab Mesih, kendisini haça çakanların bağışlanması için bile dua ediyordu:

“Kafatası denilen yere varınca, O'nu ve katilleri çarmıha gerdiler; biri sağda, öbürü solda. İsa, ‘Baba, onları bağışla’ dedi, ‘Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.’ Kura çektiler, O'nun giysilerini aralarında paylaştılar.”
Luk. 23:3334

Dağdaki vaazında ise Rab Mesih İsa şöyle sesleniyordu:

“Ne mutlu barışı sağlayanlara onlara Allah oğulları denecek.”
Mat. 5:9

Rab İsa’ya gerçekten iman eden bir kişi hiçbir zaman başkalarını tahrik edici, kavgacı, çekişme yanlısı ya da savaş yanlısı bir kişi olamaz. Çünkü bu kişi yüreğinin kürsüsüne Rab İsa’yı bir kral olarak oturtmuş kişidir. Allah’ın diri Sözü olan Rab Mesih İsa hiçbir zaman çekişme, kavga, gürültü, savaş istememektedir. O Barış Prensi’dir. O’nu yüreklerine almış seçilmişlerinin de Barış Prensi’nin yaşamına benzeyen bir yaşam sürmeleri gerekmektedir. Zaten bunun için Allah Kutsal Ruh’u sağlamaktadır. Yoksa kişi kendi kendine bu buyrukları yerine getirme konusunda başarılı olamaz.
Daha önceki ayetlerde gördüğümüz gibi Yeni Antlaşma’da açıklanan Allah’ın krallığında esenlik ve barış vardır. Kılıç krallığı değil, yüreklere esenlik ve barış veren bir krallıktır. Böylesine esenlikli bir ruhsal krallıkta: sabırlı bir biçimde paylaşım, alçak gönüllü bir hizmet, acı çekmek, kendini feda etmek, sürekli dua etmek, müjdeyi açıklamak gibi konulardan ibaret bir yaşam söz konusudur. Mesih’te olan bir kişinin savaşımı ancak ruhsal anlamdaki kötü güçlere karşıdır:

“Son olarak Rab’de ve O’nun üstün gücüyle güçlenin. İblisin hilelerine karşı durabilmek için Allah’ın sağladığı bütün silahları kuşanın. Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır.”
Ef. 6:1012

Buna örnek olarak Mesih İsa’nın öğrencilerinin yaşamı yeterlidir. Onlar Mesih İsa ile birlikteki yaşamlarında hiç bir şekilde kavgaya ya da savaşa girişmemişlerdi. Esenlik içinde Mesih İsa’nın dizinin dibinden ayrılmaksızın Rab’bin kurtarış müjdesini ilan edip durmuşlardı. İncil yaşamı barış yaşamıdır. Tarihte saptırılmış Hıristiyan inancının yanlış davranış örneklerini görebiliriz. Kutsal Kitap böyle davranışlara ve hareketlere kesinlikle karşıdır.
Bu noktaların altını çizerek yinelemekte çok büyük fayda vardır. Allah’ın krallığını yaymak amacıyla savaşlar çıkarmak, savaşmaya gitmek, masum insanları öldürmek, onların kanına girmek gibi vahşi yaklaşımlar Allah’ın müjdesinde yer almamaktadır. Tarihte olan ve Mesih İsa’nın adı kullanılarak yapılmaya çalışılan savaşlar tamamen yönetimlerin kendi çıkarları uğruna inancı kullanmalarıdır. Kutsal Kitab’ı bilmeyen halk yalnız yöneticilerinin dediklerine uyduklarından bu tarz savaşlar ortaya çıkmıştır. Haçlılar bunun en kötü örneğidir. Haçlıların yaptıklarının bir tanesine Kutsal Kitap ayetlerinden bir dayanak bulmak mümkün değildir. Bunun bedelini Hıristiyanlar hala çekmektedirler.

b) Bir ülkenin vatandaşı olarak
Günümüzde dünyanın birçok ülkesi laik yönetimlere sahiptir ve demokratik toplumlar ortaya çıkmıştır. Böylesine modern bir dönemde bile insanlar savaştan kurtulamamışlardır. Bu hırs, bu gövde gösterisi, değişmeyen bencillik duyguları ve kıskançlıklar bir kez daha Kutsal Kitab’ın doğruluğunu kanıtlamaktadır. Çünkü insan Adem ve Havva döneminden beri isyan içindedir, yüreğinde günah vardır. Dünya ne kadar modernleşirse modernleşsin bu doğasındaki isyan, Allah kurtarışına kulak vermedikçe dinmeyecek ve bu kavgaların dövüşlerin ardı arkası kolay kolay kesilmeyecektir.
Peki, bir Hıristiyan eğer kendi ülkesi savaşa girerse ne yapacaktır? Bu kişi askere çağrılırsa tavrı ne olması gerek? Bunlar inanç açısından önemli konular.
Kutsal Kitap’ta On Emir’den bir tanesi “öldürmeyeceksin”[37]şeklindedir. Ya savaş anında ne olacaktır? Bir Hıristiyan öldüremeyeceğine göre kendi ülkesinin ordusundaki rolü ne olacaktır?
Yukarıda üstüne basa basa söylediğimiz gibi savaş Şeytan’dan, kötüden, kötülükten, benlikten kaynaklanmaktadır. Ama öyle durumlarla karşılaşılmıştır ki bazen iki kötü durum içinde en az kötü olanı seçme söz konusu olabilir. Bir imanlı kişi hiçbir zaman başka birisine zarar vermek istemez ama öyle anlar olur ki, birdenbire kendisini ya da başkalarını koruma durumundan zarar vermek zorunda kalabilir.
Bütün Rab İsa’ya iman etmiş kişiler aslında bu konularda şiddete karşı duran kişiler olmalıdırlar. Birçok Hıristiyan tam anlamı ile pasiflik taraftarıdır Bunu biraz açacak olursak şartlar ne olursa olsun savaşa katılmama, başka bir insana zarar vermeme ve öldürmeme şeklinde düşünmektedirler. Buna kendilerini savunmayı bile ekleyebiliriz. Yani kendi canına kasteden, kendisine saldıran kişiye bile herhangi bir tepkide bulunmama taraftarıdırlar.
İlk Hıristiyanlar ilk yüzyıllarda orduda görev almak istememişlerdi. Bunun en büyük nedenlerinden biri Roma ordusunda görevli bir askerin imparatoru Allah olarak kabul etmesi zorunluluğuydu. Böyle bir putperestliği kabul etmek bir samimi Hıristiyan için söz konusu olamazdı. Diğer önemli nedeni ise o dönemin Roma ordusunda olmak demek zaman zaman halka karşı büyük eziyetlerde bulunmak, işkenceler yapmak ve öldürme gibi eylemlere katılmak demekti. Bu Mesih’in müjdesini gönenen ve yaşayan kişi için asla onaylanamayacak bir konuydu. Dolayısıyla ilk dönemdeki samimi Hıristiyanların bu konuda tamamen pasiflikten yana olması çok doğaldı. Bu pasiflik sonucunda Roma askerleri Hıristiyanlara eziyet etmeye ve hatta öldürmeye başladılar.
Bunun yanı sıra bazı Hıristiyanlar tam anlamı ile pasifliği kabul etmemektedirler. Bu kişiler bütün yürekleriyle kavgayı, dövüşü, savaşı, zulüm ve öldürmeyi kabul etmemektedirler. Çünkü İncil’de zaten böyle bir öğreti asla yer almamaktadır. Tam olarak pasifliği kabul etmeyen Hıristiyanların görüşü, yalnızca çok zor anlarda kişinin kendini, ailesini ve vatanını koruması ya da savunma amaçlı bir tepkinin söz konusu olabileceğini söylemektedirler. Bu şekilde düşünen Hıristiyanlara göre bir asker olarak savaşta yer almaları için savaşın nedeni savunma olmalıdır. Buna “geçerli bir nedeni olan savaş” da diyebiliriz. Bunun dışında başka hiçbir şekilde insanın insana karşı savaşını, saldırısını kabul etmeleri mümkün değildir.
Şimdi “geçerli bir nedeni olan savaş” konusuna biraz değinelim. Bir Hıristiyanın herhangi bir savaşta yer alması ancak bu üç koşulun gerçekleşmesine bağlıdır:
i) Savaşın nedeni doğru olmalıdır: Saldırganlık değil yalnızca ülkenin savunması şeklinde olmalıdır. Haksızlığın önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu bazı politik çıkarlar uğruna ve rüyaların gerçekleşmesi için başkalarının canına kasteden bir savaş olmamalıdır.
Savaşı engellemek için bütün normal girişimlerin yerine getirilmiş olması gerekmektedir. Barışçı yaklaşımlar, görüşmeler yapılmış olmalıdır. Bütün bunlara rağmen karşı taraf hala saldırıyorsa ancak bu durumdaki bir savaşın nedeni geçerli olabilir. Çünkü güçlü bir ülke sırf kendi yayılmacı politikası nedeni ile bir başka ülkeye saldırıp ülkedeki insanları öldürmeye kalkışırsa, bir Hıristiyan amacı savunma olan bu savaşta yer alabilir.

ii) Savaş kontrol altında bir savaş olmalıdır: Kısacası II Dünya Savaşı’nda olduğu gibi büyük kentleri yok edecek karşılıklı bombardımanların olmadığı bir savaş olmalıdır. Yalnızca askeri güçler arasında bir savaş olmalıdır. Sivil halkın bundan en az zarar görmesi için çaba gösterilen bir savaş olmalıdır. Sivil halkın zarar görmesinin engellenmesi çağımız için hiç zor değildir.
Savaşın amacı saldırıları engellemek, yeniden barışı sağlamak, haksızlığa engel olmak için olmalıdır. Bu savaş esnasında savaşılan ülkenin gıda kaynaklarının da yok edilmesine çalışılmamalıdır. Önemli olan saldırıyı veya zulmü durdurmaktır. Kızgınlıkla karşı tarafın bütün kaynaklarını yok etmeye çalışmak kin ve nefretin kusulması demektir. Bunun da İncil’de yeri yoktur. Hele hele kimyasal silahlar, virüsler ve birtakım her şeye zarar verici silahların kullanıldığı savaş da tamamen haksız ve geçerli bir nedeni olmayan bir savaştır.

iii) Savaşın sonucu önceden görülebilir, haksızlıkların engellenebileceği bir savaş olmalıdır.
Yukarıda dediğimiz gibi savaşın gerçekten çok sınırlı bir savaş olması gerekmektedir. Savaşın sonucunda hakikaten yalnızca savunma amacı gerçekleşmeli ve mümkün olan en az zararla bu olay bitirilmelidir.
Maalesef dünyada bu tarz savaşları bulmak da hemen hemen mümkün değildir. Çünkü nefret ve kinle hareket eden milletler adeta kendilerinin de yaratılmış olduklarını unutarak karşı tarafı tamamen yok etme çabasına girmektedirler. Böylelikle amaç savunmadan ziyade yok etmeye dönmekte, nefret ve kin tohumları adeta kan davası gibi nesillerden nesillere devam etmektedir.
Savunma amaçlı yani “geçerli bir nedeni olacak savaş” için bu tarz düşünen imanlılar şu ayetleri hareket noktası olarak görmektedirler:

“Herkes başta bulunan yetkililere bağımlı olsun. Çünkü Allah'tan olmayan yetki yoktur. Var olanları Allah atamıştır. Bu nedenle, yetkiye karşı direnen, Allah'ın düzenine karşı direnmiş olur. Direnenler kendilerine yaraşan yargıyı giyeceklerdir. Çünkü iyi iş yapanların yöneticilerden korkusu yoktur; kötü iş yapanlar korkarlar. Yetkili kişiden korkmamak ister misin? Öyleyse iyi iş yap, onun övgüsünü kazanırsın. Çünkü o senin yararına Allah'a hizmet etmektedir. Ama kötü iş yaparsan kork! Çünkü yetkili kişi kılıcı boş yere kuşanmaz. Kötü iş yapana gerekli yargıyı saptamak için Allah'a hizmet eder. Bu nedenle, baştaki yetkililere bağımlı olmak zorunludur; salt yargılanma korkusundan değil, vicdan bakımından da.”
Rom. 13:15

“Rab saygısı adına; insanlar tarafından kurulan her düzene bağımlı olun: Başta bulunan kişi olması nedeniyle devlet yöneticisine, suçluları adalet karşısına çıkarmak ve iyilik yapanları övmek için onun tarafından görevlendirilen kişiler olmaları nedeniyle valilere.”
1. Pe. 2:1314

Allah gerçekten ülkelerin milletlerinin huzur ve emniyet içinde oturmaları için hükümetlerin olmasını sağlamıştır. Her ne düşüncede olursa olsun idareciler kendi halklarının yararları uğruna, ülkenin düzen içinde idaresi için vardırlar. Eğer ülkemiz yönetimi böyle bir savaş tehdidi altında, vatandaşı olan bizlerden yardım talep ediyorsa, inanlının hükümete cevabı elbette ki olumlu olacaktır. Çünkü hükümetlere, yönetimlere boyun eğmek İncil’de belirgin buyruklardan biridir. İnanlı bir Hıristiyan ancak zorla putperestlik, başka ilahlara taptırılma gibi buyruklara boyun eğemez. Kutsal Kitap yönetime itaati buyurmaktadır ve inanlı bir Hıristiyan buna uymak zorundadır. Ama Kutsal Kitap öldürmeyeceksin demektedir. Yönetim şu adamı öldür derse inanlının buna pasif tepkisi olacaktır. Yönetime karşı gelemem ama yönetimlerin sahibi olan Allah insana zarar verme diye buyurdu diye yalnızca fikrini beyan edebilir. Allah buyruklarıyla çatışan emirlerde pasif kalmak zorundadır.
Anlatmaya çalıştığımız gibi ülke savunması hiç nedensiz bir masum insanın öldürülmesi ile karıştırılmamalıdır. Ülke savunmasında insanın canı söz konusudur. Kişiye olan ani saldırılarda da yine can hatta aile fertlerinin canları söz konusu ise saldırıyı bertaraf etmeye gayret doğal, insanın yaradılışında da var olan korumaya yönelik bir davranıştır. Ama inanlı bunu ileriye götüremez. O an için durumu kurtarmışsa öldüremez, öldürmemeli karşıya zarar vermemelidir.
Allah bütün yanlışlıkların, kötülüklerin karşılığını verecek olandır. Bazen saldırgan bir milletin cezası, saldırılan milletin savunmasıyla da verilebilir. Böylesine bir saldırı anında ülke yönetiminin askerlik görevine çağırması belki de bir kötülüğün daha da yayılmasına engel olma görevinde size de bir sorumluluk verilmesidir. Bu nedenle haklı bir ülke savunmasında yer almak milyonların hayatını kurtarmak açısından ve vatandaşı olduğumuz ülkeye karşı ve yönetime karşı sorumluluğumuzu yerine getirme açısından önemlidir.
Ama bazı durumlarda örneğin; Hitler dönemi Almanya’sında olduğu gibi bazı savaşların amacı tamamen farklıdır. O ülkenin yayılmacı emellerinin bir sonucudur. İşte, böyle bir savaş durumunda Deitrich Bonhoeffer gibi kişiler çıkmış ve kendi ülkesinin yanlışını adeta haykırmıştır. Bu inanlı Hıristiyan gerçekleri haykırmanın bedelini kendi canı ile ödemiştir. Ama birçok inanlı haksızlığın karşısında cesur bir inanlı olarak bayrak olmuştur.
Ülkelerin durumuna göre bazı savaşlarda inanlılar daha geri hizmetlerde yer almışlardır. Örneğin: sağlık hizmetleri gibi, gıda dağıtımı, giyecek temini, evsizlere yardım etmek gibi. Bu ülkelerin yönetimleri inanlı Hıristiyanların inançlarına saygısına göre farklılık göstermektedir.
İnanlılar arasında savaşa ve öldürmeye tümden karşı olanlar olduğu gibi çok özel durumlarda savunma amaçlı katılma durumu söz konusu olabilir diyenler de vardır. Ama esas Hıristiyan inancı savaş, öldürme, zulüm ve işkence gibi insan yaşamını hiçe sayan, insanı küçülten bütün davranışların karşısındadır ve bunu savunmak durumundadır. Çünkü Allah sevgi Allah’ıdır ve Yeni Antlaşma bir barış krallığını müjdelemektedir. Rab İsa’nın önderliğindeki bu krallık da esenlik ve barış olmalıdır.
Ülkemizde askerlik, vatanı koruma amaçlı vatanın bölünmez bütünlüğüne zarar gelmemesi için var olan bir kurumdur. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu güne kadar yayılmacı bir politika gütmemiş ve hiçbir zaman başka ülkelerin toprak bütünlüğüne göz dikmemiştir. Aynı şekilde kendi ülke sınırlarına ve toprak bütünlüğüne de aynı saygının gösterilmesini beklemektedir. Bu bütünlüğe göz dikecek olanların, masum insanları katletmeye kalkışacak olanların karşısına bir güç olarak çıkacaktır.
Ülkemiz Türkiye’de yaşayan her bir samimi Hıristiyan vatandaş yukarıdaki anlamda var olan ordumuzun içinde vatandaşlık görevini yerine getirmeyi, İncil’in “altında yaşadığınız hükümetlerinize tabi olun” ilkesi doğrultusunda bir vatan borcu bilmektedir.

SONUÇ

Savaş konusu inanlılar arasında bir hayli tartışılan bir konudur. Allah buyruklarının barışın ardınca koşmaya sevk etmesi, öldürmeyi yasaklaması, düşmanı bile sevmeyi emretmesi inanlıları zaman zaman karşılaştıkları dünyasal sorunlarda zor durumda bırakmıştır. Askeri malzeme üreten bir fabrikada çalışmam doğru mu? Savaşı yücelten filmleri seyretmeli miyim? Çocuklarım oyuncak silahlarla oynamalı mı, oynamamalı mı? Savaş gerçekten bir trajedidir. Savaşın şakası bile olmaz. Aslında savaşı yücelten hiçbir şey kabul edilmemeli, çocukların oyunlarında bile barış hakim olmalıdır.
Bir Hıristiyan yalnızca barış ve esenlik yolunu aramalıdır. Rab İsa barışın kendisidir. Kendisi şöyle söylemektedir:
“Ne mutlu barışı sağlayanlara! Onlara Allah oğulları denecek.”
Mat. 5:9

Aynı zamanda inanlının sorumluluğu kendi ülkesi ve yönetimi için ve yöneticileri için sürekli dualarda bulunmaktır. Bu dualarda özellikle önderlerin barışı koruyucu kararlar almaları için, barışçı olmaları için dua etmeleri gerekmektedir:

“Öyleyse her şeyden önce şunu öğütlerim: Allah'a tüm insanları içeren dilekler, dualar, içten istekler, teşekkürler sunulsun. Bunlar hükümranları ve tüm başta bulunanları da içersin.Böylece Allah sayarlığa ve saygınlığa yaraşır gürültüsüz patırtısız, sessiz sedasız bir yaşam sürelim. Kurtarıcımız Tanrı'nın önünde erdemli davranış, beğenilir tutum budur. O tüm insanların kurtulmasını ve gerçeği bilme aşamasına gelmesini ister.”
1. Ti. 2:14

Bir inanlı hiçbir zaman savaşı başlatan olmamalı, aksine düşmanını bile sevmeye gayret eden kişi olmalıdır:

“Herkesle barış içinde yaşamak için elinizden geleni yapın. Ey sevgililer, hiçbir zaman öç almayın. Bırakın, Allah'ın öfkesi alsın öcünüzü. Çünkü Kutsal Kitap'ta şöyle yazılmıştır:
"Rab, 'Öç alma hakkı benimdir,
Karşılığını ben vereceğim buyuruyor.
Ama 'Düşmanın acıkmışsa onu doyur, Susamışsa ona içecek ver Çünkü bunu yapmakla, onun başı üstüne Kızgın korlar yığmış olursun.”
Rom. 12:18,20

Altıncı emir hiçbir zaman aklımızdan çıkmamalıdır. Öldürmeyeceksin. Hiç kimsenin hayatına kast etmemek en büyük prensiplerden biridir. Ancak büyük bir kötülüğün önüne savunma yolu ile geçilecekse, can kurtulacaksa bir savunmada yer almak söz konusu olabilir. Ama bu da yine Allah’ın buyrukları kale almaksızın olabilecek bir davranış değildir.
Barış savaştan hem daha kolay hem de sonuçları itibariyle bütün insanlık için en hayırlı şeydir. Savaş, öfkeyle kalkanın zararla oturması gibi sonuçları ile savaşı başlatan kişiyi bile şaşırtacak boyutta dünyanın en trajik olayıdır.




, 14:21: (#12)
Kerem Koç vicdani redçi oldu





Kerem Koç vicdani redçi oldu; Turgay Üçal'ın yazısını okudum da, okumadan yaptığım yorumu düzeltme ihtiyacı hasıl oldu: bir-iki paragrafı dışında tamamen altına imzamı atabileceğim bir yazı. Kaldı ki, "büyük ihtimalle katılmayacağım" dememin nedeni de üstünkörü baktığımda göz ucuyla fark ettiğim o paragraflardı!

Yazının temel fikri Kerem Koç'un konu hakkındaki temel görüşlerini ve onun açıklamasından hareketle Sevgili Küçük Ruh ve gabriel33 kardeşler ile bendenizin yaptığı birtakım yorumları destekler nitelikte: Hristiyan kişi mümkün olduğunca savaşa bulaşmaz... En başta askerliği (memlekettteki militarist askerlik anlayışı nedeniyle) külliyen reddeden Kerem pastör bile askerliğin "savunma" yönünün övgüye değer niteliğinin altını çizmiş... Açıklaması manifesto gibi, keşke zamanında ben de onun gibi omurgalı bir duruş sergileyebilseydim. İhsan pastör gibi birtakım teknik nedenlerle fikir ayrılığında olanların ise tamamen "maslahatçı" davranarak, zaten devletin türlü kurumlarının ensesinden inmediği kiliseyi daha da zora sokmamak için bir nevi taviz verdiklerini düşünüyorum, ki böyle yapanlar haksız da sayılmazlar... Kaldı ki, İhsan pastör fikirlerine katılmadığını ifade ederken dahi Kerem Koç'un tüm kişilik haklarını teslim etmiş. Mesele, militarizme kapı açan birtakım yaklaşımları içselleştirmekte... Ha, memleketteki askerlik/ordu kurumu militarist bir anlayışta değil diyorsanız, memleketin farklı bölgelerinde askerlik yapmış en az 8-10 kişinin tecrübelerini detaylı olarak öğrenip bir de "militarizm"in anlamını sağlam kaynaklardan araştırmanızı tavsiye ederim! (Vikipedi de olur)

Üçal'ın yazısında katılmadığım kısımların "Ülkemizde" ve "Ülkemiz" sözcükleri ile başlayan peş peşe iki paragraf olduğunu tahmin etmek zor değil. Bunlara da teolojik olarak yanlış görüşte bulunduğundan değil, ülke koşullarını fazla basitleştirmesinden, hatta idealize etmiş olmasından ötürü katılmıyorum. Ordu gerçekten de "barışa yönelik, savunma amaçlı" bir ordu olsaydı, subaylar arasında mesela bir Jan Žižka bulunsaydı, yaklaşımlar farklı olabilirdi. Örneğin yazıdan şu paragrafı ele alalım:

"Allah bütün yanlışlıkların, kötülüklerin karşılığını verecek olandır. Bazen saldırgan bir milletin cezası, saldırılan milletin savunmasıyla da verilebilir. Böylesine bir saldırı anında ülke yönetiminin askerlik görevine çağırması belki de bir kötülüğün daha da yayılmasına engel olma görevinde size de bir sorumluluk verilmesidir. Bu nedenle haklı bir ülke savunmasında yer almak milyonların hayatını kurtarmak açısından ve vatandaşı olduğumuz ülkeye karşı ve yönetime karşı sorumluluğumuzu yerine getirme açısından önemlidir."

Şimdi, serdettiğim görüşlere burun kıvıran biraderler bir zahmet kalınla işaretlediğim koşulların memlekette Kurtuluş Savaşı'ndan beri (belki bir ölçüde Kıbrıs Harekâtı da sayılabilir) geçerli olduğunu vicdanı rahat olarak söyleyebilirler mi? Sürmekte olan malûm bir savaşı da örnek göstermeyin, bunun ne kadar pis bir savaş olduğunu beşikteki bebeler bile anladı. Aksine, ordu hazretleri yirmi yaşına varan her erkek vatan evladını (okuyorsa okul bittikten sonra) apar topar askeri eğitime alarak, yapabildiği kadarıyla da beyin yıkamasından geçirerek, olası bir savaşta (ki böyle bir savaş "memleketimize kasteden düşmanlara" karşı değil, malûm bir dünya gücünün bizi maşa olarak bilmem hangi ülkeye süreceği bir savaş olacak) kullanılabilir "manpower" haline getiriyor. Yoksa siz de "dört tarafı düşmanlarla çevrili güzel ülkemiz" geyiğine inananlardan mısınız? Geçiniz bunları. Düşman saldırdığında eli silah tutan herkes eline geçeni alıp düşman karşısına dikilmesini de bilir; bunun için "Her Türk asker doğar" tarzı hamasi gazlamalara gerek de yok...

alın bir de buradan:
"Altıncı emir hiçbir zaman aklımızdan çıkmamalıdır. Öldürmeyeceksin. Hiç kimsenin hayatına kast etmemek en büyük prensiplerden biridir. Ancak büyük bir kötülüğün önüne savunma yolu ile geçilecekse, can kurtulacaksa bir savunmada yer almak söz konusu olabilir. Ama bu da yine Allah’ın buyrukları kale almaksızın olabilecek bir davranış değildir."

Hadi söyleyin, Türk ordusunun askerî talimleri, Kuvayı Milliye'den beri (belki bir ihtimal Kıbrıs istisna olmak üzere; ki onda bile ajite edici olayları aslında Rum çetelerinin değil özel kuvvetlerin gerçekleştirdiği iddiaları var) gözle görülür uygulamaları -27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinden söz ediyorum; bir de 1997'de Sincan'da yürüyen tanklar var!- hangi "büyük kötülüğün önüne savunma yolu ile geçme", "can kurtarma" hedeflerini gözetiyordu, gözetiyor?!?!? Ve eğikle işaretlediğim son cümleye dikkat. Bir zahmet biri bana izah etsin, "kahraman ordumuz"da kim, hangi subay, hangi erk sahibi "Allah'ın buyruklarını kaale alarak" hareket ediyor!?!?!?
Kore gibi sakalımızdan tutulup sürüklendiğimiz batakları saymıyorum bile; Vietnam, Irak gibi bataklardan da Allah'ın inayetiyle sıyrıldık (Afganistan batağından tam olarak sıyrılamadık bile); bizim derdimiz mi dünyaya düzen vermek isteyen bir gücün maşası/koltuk değneği olmak? Bunlardan hangisine "haklı savaş" diyebiliriz (tabi G.W. Bush'un mensubu olduğu evangelucubik cemaate üye değilsek!)? Kendimizi kandırmayalım, Hristiyanın savaşta işi olmaz, piyon olarak kullanılacağı çıkar savaşlarında hiç işi olmaz.

Selâmetle


, 16:49: (#13)
Kerem Koç vicdani redçi oldu





Kerem Koç vicdani redçi oldu; Hiç kimse için değil, herkes için: http://www.youtube.com/watch?v=0xwzItqYmII




, 23:08: (#14)
Kerem Koç vicdani redçi oldu





Kerem Koç vicdani redçi oldu; Bende Çukurca'nın bir sınır birliği olan jandarma komanda bölüğünde askerliğimi yaptım.
Askerlik yapmak,ölmek yada öldürmek değildir.
Bir idealim vardı,yaşamı tutacaktım ve insanların içindeki yaşamı canlı tutacaktım.Ben buraya yaşamaya ve yaşatmaya geldim derdim ve hiçkimseyi öldürmeyeceğiz bizden hiçkimse ölmüyecek en az iki PKK'lı esir alacağız dedim.Terhisimi alırkende dönüp "bakın ben bunları demiştim bana gülmüştünüz,hepsi gerçek oldu" dedim.
Çelişki gibi duruyor ama yaşanmış bir örnektir.
---------------------------------------------------------
Romalılar 13 ise kendimle çok tartışmalı olduğum konudur.Yönetim başındaki nefret,kin,buğz eden bir lider varsa yönetime bağlı kalacakmıyız.
Yönetime bağlı kalmak ne demek.
Herhalde kinine sahip çık,buğz et gibi emirler verenin emirleri bize işlemez.O zaman yönetime bağlı kalmamış oluyoruz.Onların istediklerini yapmamak bile onları eleştirmek demektir.Ve hedef okları üzerimizde dolaşır.
Yu.19: 10 Pilatus, "Benimle konuşmayacak mısın?" dedi. "Seni salıvermeye de, çarmıha germeye de yetkim olduğunu bilmiyor musun?"
Yu.19: 11 İsa, "Sana gökten verilmeseydi, benim üzerimde hiçbir yetkin olmazdı" diye karşılık verdi. "Bu nedenle beni sana teslim edenin günahı daha büyüktür."
Yönetim bize kötülük ettiğinde bir denenmeden geçiyor olabiliriz,yönetimi bir yanlışından uyandırabilirsek ne iyi.Yönetiminde günahı var yani.Sütten çıkma akkaşık değilki.
Bence yönetime bağlı kal derken,uslu,uyumlu,iyiniy etli,her halikarda sevecen ol,kimse sana ilişmez manası taşıyor.
Yada Tanrı bir halkı cezalandırmak için kötü yönetimin başa geçmesini izin veriyor manasıda olabilir.Öyleyse tek gerçek yönetim vardır oda Rabbin göksel yönetimidir.Bu dünyanın geçici yönetimlerine sadık kalıp,her iktidar değiştiğinde daldan dala atlamak yada her rüzgarda savrulmak olmasa gerek anlatılmak istenilenle.
Güzel bir söz vardır."Kim olduğunu bil".
Bizim kin-nefret-buğz emirlerine uymayacağımızı bilen yönetim için çatlak sesiz.Hep haçlı sefrelerine ve ortaçağa bağlanıyor bize antipatiler.Onlara göre çatlak ses olmamızın hiçmi katkısı yok.
Yönetimle iyi geçinmek güzeldir,önemlidir,onlarl a iletişimi ve gelişmeyi getirir ancak bu yanlışa yanlışlıkla karşılık vermenin bir mazareti olarak görülemezki.


, 10:28: (#15)
Kerem Koç vicdani redçi oldu





Kerem Koç vicdani redçi oldu; agos.com.tr

İlk Hıristiyan vicdani retçi Fior Toros

Antalya Protestan Kilisesi Pastörü Kerem Koç, askerliğe karşı olmadığını, fakat inançları gereği orduya katılmayacağını ilan ederek vicdani reddini açıkladı. Emekli astsubay çocuğu olduğunu belirten Pastör Koç, "sivil hizmet olanağı tanınması halinde 'vatani hizmetimi' yerine getirebilirim" dedi.
Agos'a konuşan 29 yaşındaki pastör, zorunlu askerliğin bir insan hakkı ihlali olduğunu ve 'toprak' 'bayrak' gibi kavramların insanı değersizleştirdiğini ifade ederek, "Bu aslında yıllardan beri düşündüğüm bir karar. Eşimle sürekli konuştuğumuz bir durumdu. Yurtdışındayken bu durumla yüzleşmemek için dönmek dahi istememiştik. Öte yandan, askerlik bence ciddi bir insan hakları ihlali, hiç kimse zorla evinden alınıp götürülmemeli" dedi.
Bir asker çocuğu olan Koç, kararı babasının da desteklediğini anlattı: "Babamın beylik silahına bir kez bile elimi sürmedim. Astın üstü karşısındaki ezik duruşu, bu katı hiyerarşi beni hep rahatsız etti. Amacım askerliğe karşı durmak değil. Devlet bana sadece patates soyacaksın, akşamları evine ailenin yanına gideceksin desin ve Pazar günleri bana ibadet özgürlüğü tanısın, o zaman tereddütsüz hizmet ederim. Fakat insanın ailesinden, işinden, kilisesinden uzaklaştırılıp inanmadığı bir çatışmanın kucağına atılması, insan haklarıyla, günümüzün değerleriyle kesinlikle bağdaşmıyor. Sorun ordu değil, ordunun militarist tutumu, bireyler üzerindeki mutlak egemenlik iddiasıdır. Babam asker olmakla birlikte beni daima toprak, bayrak ve ordu gibi kutsallaştırılan birtakım kavramların üstünde tutmuştur. Benim için de oğlum topraktan çok daha değerli. Babam, bana bu sürecin zor olacağını ve yanımda olduğunu söyledi. Bunu duymak gerçekten güzel."

'Hayatı sorguladım; Hıristiyan oldum'


Hıristiyanlığı seçmeden önce ateist olduğunu ifade eden pastör, dindarlaşmasının öyküsünü ise geçirdiği bir kaza sonucunda hayatı sorgulamaya başlamasıyla açıklıyor: "Uzun süre dağcılıkla uğraştım. 18 yaşında dağda yalnızken geçirdiğim bir kaza sonrasında ilk kez dua ettiğimi anımsıyorum. O ana kadar ateisttim. Korktum ve ölümü beklemeye başladım. Oradan kurtulduktan sonra yaşamın amacıyla ilgili sorular sormaya başladım. Bir çok farklı inanç hakkında araştırma yaptım ve bir gün yolum kiliseye düştü. Mesih'in kurtuluş müjdesini ve günahımı ilk kez orada işittim. Bir kaç gün sonra tekrar kiliseye gittim ve biranda gözyaşları arasında günahlarımı Tanrı'ya itiraf edip af dilerken buldum kendimi. İsa Mesih'i hayatıma aldım ve o günden sonra da Rab'bin yolundan uzaklaşmadım."

SAVAŞKARŞITLARI.org



, 09:58: (#16)
Kerem Koç vicdani redçi oldu





Kerem Koç vicdani redçi oldu; İşte 4. Yargı Paketi'nde öne çıkan maddeler

VİCDANİ RET: Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesinde sürekli Türkiye'nin başını ağrıtan 'vicdani red' konusuna da yeni yargı paketiyle nokta koyulacak. Taslak yasalaşırsa 'vicdani red' talebinde bulunan kişinin yaşantısı, dünya görüşü ve toplum içindeki davranışları belirlenen komisyonca araştırılacak ve komisyonun vereceği karar doğrultusunda talebi kabul veya reddedilecek.


HABER7.com




SAYFA BAŞINA GİTMEK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ


Kerem Koç vicdani redçi oldu konusuna benzer konular

SİTEMİZE 10 SANİYE İÇİNDE ÜYE OLABİLİRSİNİZ!

SİTE İÇİ ARAMA MOTORU

Detaylı arama


KUTSAL KİTAPLAR KELİME ARAMA MOTORU



v B u l l e t i n ® J e l s o f t . E n t e r p r i s e s L t d . - Copyright ©2000 - 2015,



İncil | İsa Mesih | Tanrı Rab Allah | Hristiyanlık ve Hristiyan | Kuran | İslam | Muhammed | Katolik | Ortodoks | Protestan

incil | incil