Süryaniler ve Süryanilik konusu
553 kez okundu,
0 kez cevaplandı. En son mesaj
moderator6 tarafından gönderildi.
Süryaniler ve Süryanilik konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız
Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

12-09-09, 14:18
moderator6
Ümit BEYAZOĞLU
Mart 2005'te Ankara'da, Süryaniler konusunda Türkiye'nin akademik birikimini biraraya toplayan dört ciltlik faydalı bir kitap çıktı. Bu eser sayesinde, Süryaniler hakkında sürüp giden alacakaranlık cehaletimizi bir nebze olsun aydınlatabiliriz. Cehaletimiz, uzun zamandır Doğu'ya sırtımızı döndüğümüzden, Süryaniler'e 'bir
Hıristiyan mezhebi işte" deyip geçişimizden, onu insansızlaştırmamızdan kaynaklanıyor.
Süryaniler, bizden önce bu topraklarda (Suriye-Irak-İran-Anadolu dörtgeninde) yaşayan
Hıristiyan halkların en eskisi. Süryaniler ilk
Hıristiyanlar. Vaktiyle Yahudiler'den, İrani Mecûsiler'den kaçarak Mezopotamya coğrafyasına dağılmışlar, kuzeyde Antakya-Urfa dolaylarına kadar gelmişler. Yani
Hıristiyanlık Filistin'de doğmuş ama asıl Mezopotamya'da serpilmiş. Bu insanlar yoğunlukla Suriye topraklarında oturdukları için Suriyeli anlamında Süryani adıyla biliniyor ve Süryanice konuşuyorlar. Süryani kelimesi aynı zamanda bu bölgede yaşayan
Hıristiyanlaşmış kişiler için de kullanılıyor. Onlara ayrıca Asuri de deniyor. Güya huzuru bulmak için Filistin'den kaçan Süryaniler, yeni geldikleri bu topraklarda da asırlar boyu rahat yüzü görmediler. İlk
Hıristiyanlar, ezeli düşmanları olan Mecûsiler, Yahudiler, Araplar, Kürtler ve Roma İmparatorluk orduları tarafından buralarda da sıkıştırıldılar. Ta ki Roma İmparatorluğu Doğu ve Batı diye ikiye bölününceye kadar. Hatta o zaman bile değil, Constantin 'Constantinapolis'te (yani İstanbul'da) mutlak iktidarını ilan edene kadar toplu katliamlar sürdü. Bizzat
Hıristiyanlığı kabul ederek, Ortodoksluğu devletin resmî dini ilan eden Bizans İmparatoru Constantin sayesinde nihayet baskılardan kurtuldular. Süryaniler bundan sonra Nasturiler (Doğu Süryanileri) ve Yakûbîler (Batı Süryanileri) adı altında iki ana gruba ayrıldılar.
Bizans krallarını arkasına alan Bizans Ortodoks kiliseleri, imparatorluk nüfus alanını genişletip güçlendirdikçe daha müdahaleci olmaya, kendi öğretilerini dayatmaya başladılar (325 İznik Konsülü). Ama buna bazı karşı çıkışlar oldu. Mesela Batı Süryanileri olan Nasturiler bu yüzden 'aforoz' edildi (431 Efes Konsülü). Çünkü onlar Bizans'ın tersine "İsa'nın bir beşeri, bir de ilahî iki tabiatı olduğuna" inanıyorlardı. Aforozdan sonra Nasturiler Urfa'da toplandılar. Burada okul açıp inançlarını yaymaya çalıştılar. Patrikhaneleri ise Bizans'ın rakibi ve düşmanı olan Sâsâni diyarında, Medâin kentinde kurdular.
Bundan bir süre sonra da Yakubiler Bizans kilisesinin gadrine uğradı. Bunlar da "İsa'nın iki değil tek tabiatlı ve bunun da ilahî olduğuna" inanıyorlardı. Böylece Nasturiler gibi Yakubiler de aforoz edilmiş oldu (448 Chalcedon Konsülü). Yakubiler bu gelişme üzerine biri Antakya'da öbürü İskenderiye'de (Kıptî Kilisesi) olmak üzere iki patrikhane açtı. Hem doğudan hem batıdan Süryaniler arasında Bizans kilisesinin iradesine boyun eğenler de oldu. Bunlara da Melkî adı verildi.
Ve sonra İslam geldi. Yakubi ve Nasturi
Hıristiyanları'na, Bizans ve İranî Sâsâniler'den gördükleri zulümlerden dolayı Müslümanlar kurtarıcı gibi gözüktü. İslam'dan sonra ve özellikle Dört Halife döneminde Süryaniler biraz rahat yüzü gördüler. Emeviler, ardından gelen Abbasiler devirlerinde de nispeten iyi yaşadılar. Cizye adı altında bir vergi ödüyorlardı fakat dinlerine kimse karışmıyordu. Bu alışmadıkları tavır içinde uzun yıllar hüküm süren bir Süryani
Hıristiyan-İslam yakınlaşması yaşandı.
Gel gelelim Doğu Süryanileri Nasturiler'in bahtı pek öyle açık olmadı. Ortodoks Bizans'a karşı çok erken zamanlarda tavır alıp bundan hiç ödün vermediler. İslam'dan önce Sâsâniler'e, İslam'dan sonra Arap, Acem ve nihayet Osmanlılar'a iltica ederek Bizans'ın yüzüne bakmadılar ve ta Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına kadar Hakkari civarında varlıklarını sürdürebildiler. Nasturiler'in yaşadığı Hakkari bölgesi, 1548'de Van'ın fethi sırasında Osmanlı yönetimine girmişti. Nasturiler burada bölgenin Müslüman Kürt ahalisi arasında azınlıkta kaldılar. Devlet onlara diğer
Hıristiyanlar'a tanıdığı bütün hakları (cizye karşılığı) vermişti. Bu sayede XVI. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar dini kimliklerini koruyarak ayakta kalabildiler. Gel zaman git zaman Nasturiler yurtlarının merkeze uzaklığı ve neredeyse ulaşılmazlığından da cesaret alarak vergilerini ödememeye başladılar. XIX. yüzyıla gelindiğinde borçları 16 bin altın lirayı aşmıştı. Nasturiler'in vergilerini ödeyememesinin bir nedeni de aşırı yoksul oluşlarıydı. Bölge dağlıktı, yol yoktu, ticaret yapılan bölgelere uzaktı. Patrikleri devletle cemaat arasında sıkışıp kalmış, tüm otoritesini kaybetmişti. Van'dan itibaren Erciş, Ercek, Saray, Bitlis, Hakkari, Şitak civarında yaşayan Süryaniler yarı göçebe bir hayat yaşıyorlardı. Bunların 13 bin kadarı silahlıydı.
Yoksulluk, ağır vergi, güvensiz ortam gibi nedenlerin yanı sıra bir başka faktör daha bölgede rol almıştı; uzun zamandır yörede konsolosluk düzeyinde örgütlenen Ruslar, İngiliz ve Amerikalılar, Nasturiler'in ulusal ve dini kimliğini 'kaşıyarak' ortamı geriyorlardı. İngilizler'in Nasturiler'le bu derece ilgilenmelerinin nedeni sadece koruma altına alacakları bir toplum değildi. Bunun kadar önemli bir başka gerekçe de Doğu Anadolu'nun stratejik bir bölge olması ve Musul petrollerine yakın bulunmasıydı. Keza Rusya'nın Kafkasya'dan güneye inme girişimleri de İngilizler'i buraya yöneltmişti.
XIX. yüzyıla gelindiğinde bölgede durum zıvanadan çıkmıştı. 1843'te Hakkari Nasturileri'nden Tiyari aşireti, bağlı bulunduğu Cizre Kürt Beyi Bedirhan'a karşı silahlı ayaklanma başlattı. Birkaç Müslüman köyü yakılıp yıkılınca Bedirhan güçleriyle Tiryari aşiretinin üstüne yürüdü. Bedirhan'a komşu illerin beyleri de destek olunca kızılca kıyamet koptu. Bu savaşta birçok Nasturi öldürüldü, kiliseleri yakıldı. Patrik Musul'a kaçarak İngilizler'e sığındı. İngilizler de katliamı durdurması için İstanbul'da Padişah ve hükümete baskı yapmaya başladı. Ancak o zaman olaylar yatıştı. Bedirhan saldırıları durdurdu. Zarar görenlere devlet yardımcı oldu. Fakat Bedirhan bu başına buyruk eyleminden ötürü cezalandırılmadı.
İşte o günlerde Nasturi Patrik, Osmanlı Hükümeti'ne gönderdiği teşekkür mektubunda ne çaplı bir saldırıyla karşılaştıklarını da şöyle anlatıyordu: "Şimdi hamdolsun Padişahımız sayesinde, dağlık yurtlarından ayrılmış olan Nasturiler'in çoğu köylerine dönüp yerlerine iç rahatlığıyla oturmaktadır. Çiftlerini sürüyor, yurtlarını imar ediyorlar. Kiliselerimiz şimdi haraptır. Kilisesiz ve papazsız halk kontrolden çıkar, kendilerinden eşkıyalık beklenir. Bu fakirin amacı o taraflara gidip onların papazlarını seçmek, tayin etmek, dağlarda henüz serserice gezenleri toplamak, köylerine yerleştirmektir."
Bedirhan'ın yaptığı yanına kâr kalmıştı. Osmanlı Hükümeti ona, İngilizler'i, Ruslar'ı başına sardığı için artık güvenmiyordu. Ancak Bedirhan ve aşireti öyle güçlüydü ki, onu görevden de alamıyorlardı. Ayrıca güvensizlik de karşılıklıydı. Sorgusuz sualsiz aradan üç yıl daha geçti. Ortam yine kızışıyordu. Bölgede görev yapan konsoloslar raporlarında, pek yakında yeni bir Nasturi katliamı daha olacağını âdeta haykırıyorlardı. Bedirhan 1846'da tekrar saldırdı.
Bu ikinci katliam Bedirhan'ın sonu oldu. Artık tahammülü kalmayan Osmanlı Hükümeti üstüne güç gönderdi. Çıkan savaşta yenilip esir düşen Bedirhan önce İstanbul'a getirildi, oradan da Girit'e sürüldü. Onun yerine bir başka Kürt beyi olan İzzettin Şir tayin edildi. Bir süre sonra İzzettin Şir de isyan etmiş (1853), üstelik Nasturiler ile birlik olup Ruslar'ın tarafına geçmişti. Çünkü o sıralar Osmanlı-Kırım Savaşı sürüyordu. Kürt ve Nasturiler 1855'te Ruslar'ın da desteğiyle Musul-Bitlis arasındaki o koca coğrafyayı ele geçirmişlerdi. Ancak onların bu saltanatı fazla uzun ömürlü olmadı. Kırım belasının sıkıntıları hafifleyince Diyarbakırlı Hacı Timur Ağa isyancıları yola getirip bölgede yine Padişahın iradesini hâkim kıldı.
Görece huzur ortamı Birinci Dünya Savaşı'nda bir kez daha bozuldu. Nasturiler, Patrik Bedros Ağa'nın önderliğinde Kürt Şıkak aşiretinden Simko Ağa ile 150 bin asker toplayıp tıpkı Ermeniler'in yaptığı gibi kendi ülkelerine karşı Ruslar'ın yanında saf tuttular. Bu sırada tarihlerinde belki de ilk kez birlikte hareket eden Kürtlerle Nasturiler'in ve hatta hiç kimsenin hesaplayamadığı bir gelişme oldu: 1917 Sovyet Devrimi! Anadolu'nun içlerine kadar yürümüş Rus işgal orduları ağır silahlar başta olmak üzere her şeyi savaş meydanlarında bırakarak geri döndüler. Böylece Ermeniler gibi Nasturiler de ortada kaldılar. Bu sonuç Ruslar'a bel bağlayan Osmanlı tebaasının felâketi oldu. Nasturiler önce İran'a kaçtılar. Burada onlara yine İngilizler sahip çıktı, oradan Irak'ta Bakuba kampına yerleştirildiler. Burada İngilizler tarafından dört tabur halinde askeri eğitimden geçirildiler.
İngilizler Türkiye ile Musul arasında kendi himayeleri altında bir tampon bölge oluşturmak istiyordu. Bu amaçla 1920'de Nasturiler Bedros Ağa komutasında Hakkari'ye saldırmakla görevlendirildi. Birkaç saldırı girişimi hüsranla sonuçlanınca İngilizler Nasturiler'i bu defa Irak'taki İngiliz ordusunda eğitmek üzere ikinci defa silah altına aldı. Müttefikler Ermeni kıyımını, Sevr'de ve Lozan'da Türkler'i mahcup etmek üzere kullanmışlardı. Aynı şeyi bu defa Nasturiler'i kullanarak yapacaklardı. Ancak İngilizler, Lozan'da Musul'u Türkler'den çok kolay bir şekilde koparınca bu projeden vazgeçti. Böylece Nasturiler de bir kez daha açıkta kaldılar. İran, Irak, Suriye ve Türkiye coğrafyasında en nihayet kayboldular. (1985'te Türkiye'de 23.546 Süryani yaşıyordu. 2001'de 2.010 Süryani yaşıyor.)
Süryaniler ve Süryanilik
Hazırlayalar: Ahmet Taşğın, Eyüp Tanrıverdi, Canan Seyfeli.
Orient Yayınları.
http://www.chronicledergisi.com/content/view/223/5/
Süryaniler ve Süryanilik
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Süryaniler ve Süryanilik
Süryaniler ve Süryanilik konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.