Başlangıç Tarihi konusu
3619 kez okundu,
24 kez cevaplandı. En son mesaj
Fırat Çölgeçen tarafından gönderildi.
Başlangıç Tarihi konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız
Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.
Bu konunun diğer sayfaları:
<
1 2 3 4 5

25-04-09, 23:04
Fırat Çölgeçen
Şimdiye kadar yazılan bölümlerde, Tanrısal vahiy Musa aracılığyla karşımıza iki senaryo çıkarmaktadır. Her iki senaryoda da hem kötü hem de umut söz konusudur. Erken dönemdeki kötü olan ( 4:1-5:32 ) Nuh'taki umut ( 5:29,32 ). Geç dönemdeki kötü olan (6:1-8 ) Nuh'taki umut ( 6:8 ). Mısır ve Kenanlılar'dan Musa aracılığıyla kurtaran Tanrı, Kenanlılar ve Nefilimler'den onları Nuh'ta kurtaracaktı. Bütün bu senaryoların anlatılmasının tek nedeni, Tanrı'nın halkını teşvik etmesi, cesaretlendirmesi ve imanla devamlarının sağlanması, vaat edilen topraklar konusunda hiç umutlarını yitirmemeleri içindi.
Bütün bunlar, Mesih İsa'daki imanlılar için ne ifade ediyor ?
İsa, hem kral, hem peygamber, hem kahin olarak İsrail'in üç en üst yönetim merkezini kendi üzerinde toplamıştır. Dolayısıyla Mesih İsa, bir anlamda İsrail'dir. İsa'yı yüreğine kurtarıcı ve Rab olarak alan kişide ruhsal anlamda, Tanrı'nın halkı yani İsrail'in ta kendisidir. Öyleyse İsrail, ızdırap çekmiştir; kötüyle boğuşmuştur; günahı olmuştur. Ama Tanrı, bu küçük ve zayıf halkı, bizim için insanlığa kurtarışını anlatmak için seçmiştir. Mesih'te yine bizi kurtarmak için acı çekmiştir.Bizim günahlarımızı, hiç günahsızken yüklenmiştir. Bu bağlamda İsrail, Mesih İsa'nın bir anlamda günahlı, zayıf bir temsili örneğidir. İbr. 12:23-24'e baktığımızda; İsa'nın ölümünün bizleri kurtarma ve bizim günahlarımıza kefaret olarak kabul gören kurban kuzusunun olmasının Habil'in ölümünden çok daha mükemmel olduğu gerçeği söz konusudur. O adeta Habil gibi Tanrı tarafından kabul görecek olan sunuyu sunabilmemiz için tek kabul edilen gerçek kurban kuzusu olmuştur. Dünyadaki kötülük, adeta Mesih'in acılarında yansımaktadır. Aynı zamanda bu acılara, kötüye tek çare Tanrı'nın sunduğu ve kabul ettiği tek kurban kuzusudur. O da, Mesih İsa'dır. Çünkü bir gün, ikinci gelişi ile bütün kötüyü tamamen noktalayacak olan da O'dur. İşte Antlaşma'nın vaat noktası, budur. Gözyaşlarını dindirecek olan umut, budur. Dünyada, sıkıntı vardır; kötü vardır; acı vardır; İsrail gibi Tanrı halkı zorluklar yaşayacaktır. Ama Tanrı halkını bekleyen ve Mesih İsa'da sunulmuş olan inanılmaz bir umut da vardır. İşte Müjde, budur. Yeni Antlaşma, budur. Hatta 5:10-12'de Habil'den sonra Şit ile gelen tanrı'ya ait Tanrı halkının doğruluğu doğrultusunda İsa, doğruluk için acı çekenlere inanılmaz bir umut vermektedir. İbr. 2:14-15'de denildiği gibi, O, ölümün gücünü ortadan kaldırarak inanılmaz bir umut olmuştur. Habil'in ölümünden sonra; Tanrı, Şit'i vermiş ve Şit'de gerçekten doğruluğun timsali olmuştur. İsa'nın ölümü ve dirilişi sonrası göğe yükselmesi ile Tanrı'nın samimi imanlıları, samimi gerçek Tanrı kilisesi, yine Mesih'in doğruluk elçileri olarak dünyaya tanıklıkta bulunmuştur. Tanrı'nın gerçek kilisesinin , her zaman eziyet göreceği işaretleri, burada da vardır. Mat. 23:34-35'de hep bu bağlantıda Habil'in kanının örneklendiği görülmektedir. Eziyet, ne olursa olsun, gerçek inananlar, gerçek Tanrı'ya ait olanlar olarak imanla Kenan'a yani vaat edilen göksel diyara doğru devam edeceklerdir ( İbr. 11:4 ).O kişiler, Habil gibi doğru olan sunuyu sunacak olan kişilerdir. Başlangıç tarihi, imanlı için kötülüğün ortasında, Tanrısal kurtuluşun umudunu sürekli anımsatmaktadır. Vahiy bölümünde, 21:1-5'de, o umudun nereye varacağı açıktır. Yine yeryüzünde gelişecek olan tamamen ruhsal ve tanrısal Tanrı cennetine, sonsuzluğa ( Vahiy 22:1-2 ). İşte Musa'nın kaleme aldığı ilahi vahiy, böylesine asırlar içinden günümüze devamı olan kilisesini, kısacası tek antlaşması altında, kendisine ait olan bütün Tanrı çocuklarını, sonsuzluk yolculuğunda, bütün kötülüklere, saldırılara karşın yalnız hedefe ve Tanrısal kurtuluşa kenetlenmiş olarak devam etmeleri gerektiğini salık vermektedir.
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız.
Başlangıç Tarihi
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Başlangıç Tarihi

10-05-09, 10:05
Fırat Çölgeçen
Doğru Yön
Dr. Richard PRATT ve Rev. Turgay ÜÇAL
Yalnış bir metroya binmek bazen yaşantımızı, programlarımızı karıştırabilir. Sonunda bir yere geç bile kalsanız; doğru yönde olmanız önemlidir. Aslında bu derste de; Tanrı'nın Tarihinin, bizi dosdoğru olarak kendi belirlediği hedefe doğru götürdüğünü görüyoruz. Yaratılış kitabı, yani Kutsal Kitap'ın ilk bölümü 6:9-11:9 arasına baktığımızda; Tanrı'nın aslında kendine ait olanlar için, insanları için dostdoğru ve değişmez prensipleri ile dolu bir yön çizdiğini ve tarihin içinde de bu yönün sürekli olarak O'nun istemi doğrultusunda hareket ettiğini görüyoruz. Bildiğimiz gibi; aslında bütün Kutsal Kitap, bereket ve lanet kavramını sürekli irdelemektedir. Doğru yönde devam edenlerin, en büyük ödülü hem dünyada hem dünya sonrasında Tanrı bereketine kavuşmaktır. Diğer taraftan doğru yönde gitmeyenler için; sonuç, hem dünyada hem de sonrasında Tanrı bereketinden mahrumm kalmaktır. Yani lanet atında kalmalarıdır.
Literal anlamı :Yaratılış 6:9 ile 11:9 arası, oldukça geniş bir bölümdür. Oldukça önemli bir biçimde Tanrı'nın çizdiği yönü vurgulayan bir bölümdür. Bu bölümü de kendi içinde- aslında - belli başlıklara bölebiliriz. Örneğin öncelikle bölümü, ikiye ayıralım: Yaratılış 6:9 ayeti ile 9:17 ayeti arasındaki bölüme bir başlık verelim. Bu bölüme Kurtuluş Tufanı diyelim. Yaratılış 9:18-11:9 arasındaki bölüme ise ( Tufan Sonrası ), Yeni Düzen adı verelim.
Kurtuluş Tufanı: Burada Musa'nın anlatımına göre, Nuh dönemine gelindiğinde insanlar, gerçekten oldukça insanlıklarından çıkmışlar ve inanılmaz düzeysiz bir yaşam sürüyorlardı. Bu nedenle Tanrı, böylesi bir yaşam süren insanlığa büyük bir ders vermek istiyordu.Kendisine sadık olarak yaşayan Nuh ile bir antlaşma yaptı. Evet, bu denli bir kötü yaşam sergileyen insanlığa tufan gibi büyük bir doğa afeti verecek; ama Nuh'a, ailesine ve hayvanlarına yani sahip olduğu geçimini sürdürdüğü değerlerine dokunmayacaktı. Onları böylesi bir kötülükten ve yargısı olan kaostan kurtaracaktı ( Yar. 6:9-22 ). Tanrı, özellikle 6:13'de kendi düşüncesini Nuh'a açıkladı. Tanrı, bu gidişe dur demek ve herşeyin yeniden başlamasını görmek istiyordu. Bu nedenle Tanrı, yaratıcılığının görkeminde sorumluluğu eline alarak; Nuh ile özel bir antlaşma yaptı. Hem Nuh'u hem ailesini hem de geçim kaynaklarını kurtaracağını söylüyordu Tanrı ( Yar. 6:17-18 ). Bu antlaşma Nuh için ve ailesi için inanılmaz bir güvence oluşturuyordu. Yar. bölümü 8:20-9:17 arasında, Tanrı'nın bir kez daha Nuh'la bir antlaşma yaptığını görüyoruz. Bu kez tufan sonrasında, yine Tanrı'nın sorumluluğu eline alarak; bir antlaşma yaptığına tanık oluyoruz. Bu antlaşmada da; yine Tanrı, oldukça kesin bir biçimde konuşmaktadır. Tanrı, tufan sonrası yaptığı antlaşmasında, artık dünya durdukça; bu denli dehşetli bir tufan vermeyeceği konusunda söz vermektedir. Hatta 9:11-15 arasında da verilen bu sözün bir kez daha pekiştirildiğine tanık oluyoruz. Demek ki; Nuh ile yapılan iki antlaşmaya tanık oluyoruz. Bunlardn ilki tufan öncesi; ikincisi ise, tufan sonrası antlaşma. Bu iki antlaşma arasında da üç aşamalı bir gelişime tanık oluyoruz:
Sudan kaçış ( 7:1-16 ), İlahi hatırlama ( 7:17-8:5 ), Kuru toprağa varış ( 8:6-19 ).
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız.
Başlangıç Tarihi
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Başlangıç Tarihi

23-06-09, 00:23
Fırat Çölgeçen
Aşağıdaki yazı, konuyla ilgili yazıyı hazırlayan Rev. Turgay ÜÇAL'ın 4. dersinden alıntıdır:
Sudan kaçış : Bu bölümde Tanrı'nın rehberliği ve vaadi doğrultusunda Nuh'un kurtuluş için teknesini hazırladığını okuyoruz ve sular gelmeye başladığında ise Tanrı'nın sadakatine inananlar olarak kendisinin ve ailesi ile birlikte hayvanlarının da bu tekne aracılığı ile kurtuluşa doğru yelken açtığına tanık oluyoruz.
İlahi hatırlama : Bütün bu kargaşanın tufanın ortasında Tanrı'nın güven veren sesinin vaadini asla unutmadığını hatırlatmasının ne denli çoşku veren ve imanlıyı sevindiren bir durum olduğuna tanık oluyoruz. Evet, Tanrı vaadini unutmadığını, hatırladığını ve dediği gibi insan için çok büyük olan böylesi bir kaos, karmaşa içinde bile Tanrı'nın vaadini yerine getireceğini okuyoruz.
Kuru bir yer : Tanrı vaadinde söylediği gibi sudan kaçış, helak olmadan Tanrı vaadi ile kurtarılan Nuh, ailesi ve hayvanları sonunda o kuru yere yani kurtuluş diyarına varıyorlar. Musa, bu öyküyü aslında Tanrı'nın sağladığı kurtarışı ve kurtarış vaadini Tanrı halına anlatmak, hatırlatmak için bir kurtuluş öyküsü olarak kaleme alıyor. Kısacası Nuh'un öyküsünde Tanrı'nın Nuh aracılığıyla dünyaya sağladığı, sunduğu o inanılmaz bereketini, merhametini, acımasını gözlemlemiş oluyoruz. Demek ki, Kurtuluş Tufanı başlığı altında bu mesajları Musa aracılığıyla almış oluyoruz. Şimdi ikinci başlığa bakalım.
2. Yeni Düzen : Tufan sonrasında, kötülüklerin üzerlerine yıkım getirdiği insanlık için adeta yepyeni bir sayfanın açıldığı ifade edilmeye çalışılıyor. Bu bölümde iki ana anlatımın öne çıktığını görüyoruz. Tufan sonrası yeni dünya düzeninde Nuh'un oğullarının durumu ve Babil kentinin durumu anlatılıyor.
Nuh'un oğulları : ( 9:18-10:32 ) Bu bölümü de kendi içinde yine ayırabiliriz. Öncelikle Nuh'un üç oğlunun belirtildiği ilk bölümle karşılaşıyoruz ( 9:18-19 ) ve daha sonra bu oğullar arasında bir ayrım yapılıyor ( 9:20-29 ) ve sonra da bu oğulların yeni dünya düzenini oluşturan kavimlere temel olmak üzere yayıdıklarını görüyoruz ( 10:1-32 ). Yaratılış 9:24-27. bölüme baktığımızda Nuh'un Kenan'a daha doğrusu Ham'ın oğlu Kenan'a lanet ettiğini okuyoruz. Diğer oğulları Şam ve Yafet'e ise doğrudan bereket verdiğini görüyoruz. Bu ayrımın yapılmasından sonra Yafet ve halkının kuzeye yani bugünkü Dicle ve Fırat nehri arası bölüme yerleştiklerini, Ham ve soyunun ise bugünkü Mısır'ın bulunduğu yörelere yerleştiğini görüyoruz. Şam'ın ise halkı ile birlikte bugünkü Aarap yarımadasına yerleştiğini öğreniyoruz. Ham'ın oğlu aslında Nuh'un torununun yani Kenan'ın ise kendi efradı ile bugünkü İsrail'in bulunduğu bölgeye yani vaat edilen toprakların bulunduğu yere yerleştiklerini görüyoruz. Tufan sonrasının bereketini alan kavimlerle bereket verilmemiş kavim arasında daha sonra yine antlaşma doğrultusunda çıkacak olan karmaşadan önce bir yerleşme belli bir düzen oluşturulmaya çalışıldığı dikkatimizi çekmektedir.
Devamı var.
Rab'bin lütfu, sizleri korusun.
Başlangıç Tarihi
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Başlangıç Tarihi

23-06-09, 16:33
Fırat Çölgeçen
Burada yazdıklarıma bir parantez açacağım ve Elvin SÜZER'ın 1988 Aralık ayı sayısı, " Fenomen " dergisinden bazı alıntılar sunacağım. Sanırım okuyanlar hem beyin jimnastiği yaparken hem de Kutsal Kitap'taki gerçekleri görme olasılığına ya da Tanrı'nın neye kadir olduğu ölçeğine sahip olacaklardır. Özellikle Yeni Antlaşma'yı okuyup da ( Yüzeysel değil ! ). Tanrı'yı tanımayanlar ya da O'nu anlamayanlar da bir soru işareti doğurmaktır kafalarında .... Tabi ki aşağıdaki yazıyı okuyanlarda ters tepki de olabilir. Zira inatçı bir kafanın bazı söylemleri kabul etmesi zordur. Ama isterim ki; karşılaştırma yapılması ve de araştırmaya yönelinmesi. Neyse ! Sizi fazla sıkmadan alıntılarıma geçiyorum, gerisi size ait:
Kutsal kitaplar ve değişik ülkelerin mitleri tanrının gazabına uğrayıp yok edilmiş kavimlerin hikayeleri ile doludur. Kutsal yasalara boyun eğmemiş olan nice ulus, doğa olayları ile gelen korkunç felaketler yaşamış, çoğunlukla bir gecede binlerce insan ölmüş, büyük kara parçaları ekolojik yıkımları ile karşılaşmıştır. İnsanoğlunun ve doğanın uğradığı bu tanrısal felaketler, iki kısımda incelenebilir.
Tek ve çok tanrılı tüm dinlerin kapsamında, hatta birbirinden bimyıllar ve binlerce kilometre ile ayrılan uygarlık ve bölgelerde bile ortak bir Tufan destanı vardır. Bu mite göre Tufan, baştanrının yani dinler modernleşip tek tanrı inancı doğduktan sonra ise tek tanrının insanlardan hoşnut olmamasından kaynaklanır.İnsanlar öylesine günahkarlaşmışlardır ki; Tanrı veya Tanrılar böylesi bir insan soyunu büyük kasırga ile yok etmek istemektedirler. Öte yandan asi nesil yok edilse bile, insan soyu tümden son bulmamalıdır. Bu nedenle tanrısal doğrulara daha saygılı yeni bir nesil üretmek için insanların içinden peygamber olarak bir tek erkek seçilir. Bu insan tanrıların yönlendirmesi ile bir tekne yapar ve kimi inançlarda karısı ile, kiminde ise yalnız başına gemiye binince tufan başlar. Günlerce yağmur yağar, aman vermez fırtına taş üzerinde taş bırakmaz. Sular, tüm dünyayı öylesine kaplar ki; seçilmiş kuldan başka hiçbir canlı kurtulamaz bu korkunç afetten. Sonuç, başarılıdır. Yıkım, kesin olmuştur. Arzusunun gerçekleştiğini gören tanrının da böylece öfkesi yatışır, sular çekilir. Sonunda gemisi karaya oturan insan ise tohumundan insanlar türetir ( 1 F.Ç) ve yeni soyun atası olur.İlginç olan şudur ki, bu yeni soy bile bir süre sonra tanrının emirlerine başkaldıracak ve yeni felaketlerle yok edilecektir. Bu Tufan teması ilk olarak Homeros destanlarından ortalama 1500 yıl öncesinde, Sümerlerin Gılgamış adlı efsanesinde işlenmiştir. Gılgamış destanı gerçekte yaşamış bir kişi olan Uruk kralı Gılgamış'ın hikayesidir. Tufandan kurtulmuş tek insan ise ölümsüzlüğü kazanmış olan dedesi Utnapiştim'dir. Gılgamış, ölen arkadaşı Engudi için ölümsüzlüğü ararken yolu Sümer cenneti Dilmun'da yaşamakta olan dedesi Utnapiştim'in yanına düşer ve Tufan öyküsünü ondan dinler.
Nuh, Gılgamış'ı tanıyor muydu ?
Destanın XI. tabletinde anlatılan bu hikayenin kahramanı olan Ut-napiştim'in Tevrat'taki Tufan destanı kahramanı olan Nuh peygamberden 1500 yıl kadar önce yaşadığı sanılmaktdır.Şurrupak kenti kralı ve adının anlamı " hayatı gören " olan Ut-napiştim bir kral olmanın yanı sıra bir bilge rahiptir de. Bir gün tatlı suların tanrısı ve insanlığın yaratıcısı/koruyucusu olarak tapılan Ea kralının karşısına çıkar ve insanların çoğalıp, gürültü etmesinden baştanrı Enlil'in uyuyamadığını ve bu nedenle tanrılar meclisinin insan soyunu yok etmeye karar verdiğini söyler ( 2 F. Ç). Ut-napiştim ise bu sondan kurtulmak için bir tekne yapmalıdır. Kral tanrıyı dinler, günlerce çalışıp büyük bir tekne yapar, içine ise " yakınlarının hayat tohumlarını ( 3 F:Ç ), bütün yabani ve evcil hayvanları, bütün altınını ve gümüşünü alır. " Bundan sonra korkunç bir fırtına patlar, tanrılar bile bu afetten korkup kaçarlar, " cennetin ve cehennemin tanrıları bir arada ağlaşırlar". Altı gün altı gece süren fırtınadan kurtulan canlılar ise tanrıca ise gökten yağan ateş ile yok edilirler. Fırtına yedinci gün yatışır. Suların sakinleştiğini gören Ut-napiştim ise zaman zaman gemiden bir güvercin veya bir kırlangıç salıyor, onlar geri dönünce konacak yer bulamadıklarını, eşdeyişle çevrede bir kara parçası olmadığı sonucuna varıyordu. En sonunda bıraktığı karga geri dönmeyince kral afetten kesin olarak kurtulduğunun ve karaya ayak basmasının uzun sürmeyeceğini anlar. Gerçekten de kısa bir süre sonra gemisi, Nisir dağının tepesinde karaya oturur.
Devamı var.
___________________
( 1 ) Bir birleşme olmadan insan soyunu devam ettirmek. İlginç !
( 2 ) Sevgi Tanrı'sı, kendisi rahat edemediği için mi yok ediyor insanları ?
( 3 ) Demek ki, tüp bebek o zamanki teknikle oluşturulmuş.( Nedense o tekniğin bir kalıntısı bile yok. ) Daha neler ? Acaba Mayalardaki gibi, yaşayan Tanrı yerine uzaydaki diğer canlıların yapımı olduğumuzu mu düşünmeliyiz ? Demek ki biz, saylonluyuz ( Espri ).
Rab'bin sevgi ve ışığnın sarmalında kalınız.
Başlangıç Tarihi
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Başlangıç Tarihi

24-06-09, 20:02
Fırat Çölgeçen
Sayın Elvin SÜZER'İN yazısından bazı alıntılara devam ediyorum:
Benzerlikler paradoksu
İnsanın topraktan yaratıldığı teması Tevrat ve Kur-an'da da aynen yer alır. Bu durum kimi ateist araştırmacıların öne sürdüğü gibi iki kutsal kitabın yazarlarının bu bölümü Yunan mitolojisinden " aşırmaları " ile mi oluşmuştur ? Yoksa adı geçen benzeşme bir tanrısal gerçeğin aynı zamanda insana yansıtılması sonucu mu doğmuştur ? Bu teorilerden hangisi doğru olursa olsun benzerlik ilginçtir. Kutsal kitaplar ile Yunan mitlerinin arasındaki tek ayrım ise monoteist dinlerde insanın tanrıca yaratılmış olmasıdır:
Tevrat Tekvin Bap 2:7
" Ve Rab yerin toprağından adamı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu. "
Kuran Hicr 15:26
" And olsun ki biz insanı kuru bir çamurdan şekillenmiş balçıktan yarattık. "
Zeki Titan bununla da yetinmez, insanlığın dünya üzerinde diğer canlılara üstün konumda yaşamasını sağlamak için o güne dek sadece Olympos'da bulunan ateşi de çalar ve bunu insanoğluna hediye eder. Artık tanrıların karşısında kendilerine kafa tutabilecek bir yaratık vardır ve gururlu Olympos'lular buna çok kızmaktadırlar. Liderliğinin tehlikede olduğunu gören Zeus uzun uzun düşünür ve sonuda bu durumu tanrıların lehine çevirebilmek için bir yol bulur. Öncelikle Prometheus'u ceza olarak zincirlerle Kafkas dağlarına bağlar. Her gün Zeus'un simgesi olan bir kartal gelip onun karaciğerini yiyecektir. Bu işkence tükenmez acılar vermektedir Prometheus'a çünkü ciğeri gece boyunca yeniden büyümekte ve ertesi gün aynı kartal tarafından tekrar yenmektedir.
......................... ..
Zeus dünyayı sulara boğuyor ama..
Kadınlar ve erkekler zaman içinde birleşip bir insan soyu oluştururlar. Oysa akılları hep cinsellliklerindedir. Tanrılara yeterli saygıyı göstermeyip, gerekli kurbanları kesemez hale gelmişlerdir. Baştanrı Zeus ise çok öfkelidir, beklediği boyuneğici tavrı bir türlü görememektedir insanlardan. Bu soruna da bir çözüm bulmalıdır.... Sonunda yapılabilecek en iyi davranışın bu saygısız ve şehvetli insanlardan kurtulmak olduğunu düşünür Zeus ve bütün insanlığı zaten kendi yönetiminde olan yağmurlarla boğup yok etmeye karar verir. Oysa tüm bu planlarına karşın Prometheus'a yeniden yenilir, çünkü akıllı Titan planı haber almış ve oğlu Deukalion'u aynı Sümer ve Hint mitolojilerinin insan dostu tanrıları Ea ve Vişnu gibi gelmekte olan tehlike konusunda uyarmıştır.Deukalion babasının öğüdünü tutar ve onun klavuzluğunda büyük bir geni yaparak ilk kadın Pandora ve aptal Epimetheus'un kızları olankarısı Pyrra ile Tufanı beklemeye başlar.Gelen fırtına gerçekten de Zeus'un şanına uygun olarak gerçekleşir; ne hayvan, ne bitki, ne de insan , hiçbir canlı sağ çıkamaz bu afetten. Deukalion ve Pyrra ise dokuz gün su üzerinde yüzdükten sonra Teselya'da bir tepeye yanaşırlar. Olayın bundan sonra gelişimi için iki ayrı anlatım vardır: Bunlardan ilki Deukalion'un Zeus'a kurban kesmesi sonucu affedilmeleri nedeniyle baştanrıdan veya Deipho tapınağına gidip tanrıça Themis'den insan soyunun yeniden yaratılması için yöntem sordukları şeklindedir. Hangi anlatım doğru olursa olsun karı-koca -Zeus veya Themis'in yönlendirmesi sonucu - başlarını örterek yerden taşlar almışlar; bunları başlarının üstünden geriye fırlatmışlardır.; böylece Pyrra'nın attıklarından dişi, Deukalion'un attıklarından ise erkek insanlar oluşmuştur.
Tabi ki yazılım bu şekilde sürüp gidiyor. Yazar, bir sonuca varamasa da sonuçlarını okurlarına bırakıyor.
Rab'bin sevgi ve ışığının sarmalında kalınız.
Başlangıç Tarihi
FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Başlangıç Tarihi
Başlangıç Tarihi konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.
Bu konunun diğer sayfaları:
<
1 2 3 4 5