Benden Selam Olsun Onlara (Hüseyin Erkan) konusu
250 kez okundu,
1 kez cevaplandı. En son mesaj
SWART23 tarafından gönderildi.
Benden Selam Olsun Onlara (Hüseyin Erkan) konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız
Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

08-07-11, 17:32
KSAdmin
BENDEN SELAM OLSUN ONLARA! (Hüseyin Erkan)

BENDEN SELAM OLSUN ONLARA!
“dile benden ne dilersen”
deseydi tanrı bana
“ama yalnız bir dilek…”
derdim ki ben o’na
“güzel haberler
almak istiyorum herkesten
ve herkese güzel haberler vermek…”
( H. E. )
Haziranın ilk haftası… Bir iş günü sonu… Trenle dönüyordum; Bahçeşehir’deki evimize.
Üç kişiydik. Tanışık, arkadaş ve dost üç kişi…
Elbistanlı, Kürt ve Alevi dost Hasan Doğan, karşımda oturuyordu.
Yanında Mardinli Süryâni papaz dostum Behnan Konutgan…
Tesadüf değil, bilinçli bir birliktelik…
Çalışma günleri, Hasan Bey’le hep birlikte döneriz de, Behnan Bey’le ara sıra…
Trenimiz her gün olduğu gibi tam 18.00’de kalktı Sirkeci’den. Beş-on dakika karşılıklı hal hatır sorduktan sonra, kılıçlarımızı çekip yumulduk gazetelerimize.
Florya’yı geçip deniz kıyısı boyunca ilerleyen trenimiz, Küçükçekmece’ye doğru yol alıyor-du ki, cep telefonum çaldı. Baktım; bir başka sevgili dost… Sami Karaören…
Çevremdeki insanları rahatsız etmemeye özen göstererek oldukça kısık bir ses tonuyla üç-beş dakikalık kısa bir sohbet sonu, henüz kapatmıştım ki telefonu:
“-Ne güzel, ne hoş bir sohbet!.. Kusura bakmayın ama hocam, bir sakıncası yoksa, kiminle konuştuğunuzu sorabilir miyim?” diye sordu Behnan Bey.
“-Niye olsun! Elbette… Cumhuriyet gazetesinden Sami Karaören’di…” der demez:
“-Aa… İyi tanırım kendisini, çok değerli bir insandır! Bilseydim, ben de selam gön-derirdim.” demesin mi?
Nasıl olsa tanımaz; diye düşünürken ben, işe bakın siz…
Öyle ya, nerden tanıyacaktı Mardinli Süryâni bir din adamı, Sami Karaören’i!
“-Nerden tanırsınız Sami Bey’i? diye sordum.” Anlattı o da:
1990’lı yıllarda İncil’i İbranice aslından Türkçeye tercüme ettirmişler. Basılmadan önce, günümüzün Türkçe’sini en güzel kullananlardan yetkin bir kişinin elinden geçmesini istemişler. Bunun için Türk Dil Kurumu’na başvurmuşlar.
Rahmetli Uğur Mumcu: “Bu işi en iyi yapacak insan Sami Karaören’dir. O’na gidin. “Evet derse, ne âlâ… Demezse başkanı arayın.” deyince, koşmuşlar Cumhuriyet’e hemen.
Sami Bey, ziyaretine gelen Süryâni din adamlarını dinledikten sonra, “memnuniyetle…” deyip kabul etmiş tekliflerini.
Gerçekten de baştan sona titiz bir inceleme ve düzeltmelerden sonra, (Sevinç Getiren Haber) İncil’i teslim etmiş; mümkün olan en kısa sürede.
Bunları anlattıktan sonra papaz dostum:
“-İşte bu yüzden, ayrı bir sevgimiz ve saygımız vardır bizim Sami Bey’e. Ayrıca gerçekten kibar ve beyefendi bir insan… Nasıl?.. Görüşüyor musunuz siz? Sağlığı iyi mi?” diye sordu.
Trenimiz Halkalı’ya doğru ilerlerken dalıp gitmişim:
Yıl 1972… Keşan’ın Paşayiğit Ortaokulu’nda öğretmenim. Cumhuriyet gazetesinde Köy Öğretmenleriyle Haberleşme ve Yardımlaşma Derneği’nin “Köy kalkınmasında kitabın rolü ve etkisi” konulu bir deneme yarışması açtığını okudum.
Oktay Akbal, Rauf Mutluay, Melih Cevdet Anday, İlhan Selçuk, Prof. Cavit Orhan Tütengil ve Sami Karaören’den oluşan bir jüri seçecekti dereceye girenleri.
Jüriye olan güvenden, ben de katılmak istedim bu yarışmaya. Günlerce çalıştıktan sonra bir metin çıktı ortaya. Beğendim… “Ben görevimi yapayım da onlar ister seçsin, ister seçmesin” deyip verilen adrese postaladım.
O yaz İstanbul’a çıkmıştı tayinim. Taşınma, yeni çevre, yeni okul, yeni öğretmenler, yeni öğrenciler derken, çoktan unutmuştum ben yarışmayı… (Gönderilen binlerce yazı içinden tutup da benimkini beğenecek değillerdi ya!)
Ekim ayı sonları… Bir Pazar günüydü…
Bekârım henüz. Küçükköy’de annemle birlikte oturuyorum; mütevazı kiralık bir evde.
Öğle yemeği için otururken sofraya, baktım; saat 13.00… Radyoyu açtım; haberleri dinle-mek için. Yurt içinden, yurt dışından bilinen rutin haberler… derken, benim çoktan unuttuğum o yarışma sonuçlanmış ve birinci olarak benim adım okunuyor.
Yok canım!… Yanlış duymuş olabilirim. Bula bula beni bulmuş olamazlar. Boşuna sevinip de hayal kırıklığı yaşamayayım sonra…
Aa!.. Saat başı verilen kısa haberlerde de söylüyor. Yanılsama falan değil, gerçek demek ki.
Hiç ummadığım, hiç beklemediğim güzel bir haberdi bu.
Ertesi gün Cumhuriyet’te iki hafta sonra, dernek yöneticileri ve jüri üyelerinin katılacağı Kumkapı’da bir restorantta yenecek öğle yemeğinden sonra ödüllerin takdim edileceği haberi vardı.
Evet, değerli dost Sami Karaören’le ilk kez o yemekte karşılaşmıştım işte.
Demek ki, sevmişiz ki birbirimizi, o günden bu yana, devam etti dostluğumuz.
Ertesi gün arayıp Behnan Bey’den söz edince bakın neler anlattı sevgili âbimiz:
Uğur Mumcu’nun tavsiyesi üzerine randevu alıp görüşmeye gelir bir grup Süryâni din adamı: “Biz İncil’i İbranice aslından çevirttik ama bugünün diliyle en güzel ve en mükemmel bir Türkçe olsun istiyoruz. Siz, anlamını bozmamak ve değiştirmemek şartıyla bu işi yapar mısı-nız?” derler.
“Benim işim bu zaten… Memnuniyetle…” der âbimiz. Ve hemen başlar çalışmaya. Bir bakıma yeniden yazar İncil’i. Bitirince de, “buyurun” deyip teslim eder. Bir süre sonra, tekrar ziyarete gelirler. “Yaptığınız iş, komisyonca incelenip beğenildi. Şimdi bunun ücretini takdim edeceğiz.” derler. Sami Bey “Ben bu işi ücret için yapmadım. Böyle bir talebim de olmadı hiç.” derse de “Olmaz, biz bu ücreti size vermeye mecburuz” deyip nerdeyse zorla bırakıp giderler. (Edremit’teki yazlığını bu parayla almış âbimiz.)
Yaklaşık bir yıl sonra yine ziyarete gelirler. Suriye’de, Şam’da bir üst kurulları varmış. Onlar onay vermeden basılamazmış. Beğenip onay vermişler ve onlar da bir miktar para gön-dermişler: “Olmaz, ben paramı aldım.” dediyse de yine dinlemeyip Sami Bey’i, bir zarf bırakıp gitmişler.
“-Manyas gölü kıyısındaki yazlığı da işte bu para ile aldık; sevgili Erkan.” deyince âbi-miz, Behnan Bey’den dolayı zaten özel bir sevgim olan Süryâniler’e karşı, hayranlık duymaya başladım bu kez.
Benden selam olsun; başkalarının hakkı hukûkuna en az kendi hakkı hukûku kadar saygı gösteren insanlara! Kul hakkı yemenin en büyük ahlaksızlık olduğuna inananlara!..
URFAMEDYA.COM
Benden Selam Olsun Onlara (Hüseyin Erkan)

FORUMA EKLEDİĞİMİZ TÜM HABERLER HRİSTİYANGAZETE.COM SİTESİNDEN ALINTIDIR. HABER İÇERİKLERİNİN OLUMLU YA DA OLUMSUZ OLMASI DİKKATE ALINMAZ. HRİSTİYAN HER MEZHEP, HER KİLİSE, HER ETNİK KÖKEN İLE İLGİLİ HABERLER SİTEMİZDE ARŞİVLENİR.

FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Benden Selam Olsun Onlara (Hüseyin Erkan)

08-07-11, 18:48
SWART23
Benzer bir olayı bir arkadaşım da yaşamış... arkadaşım Belçikada arabasını kaldığı otele yakın bir park yerine park etmiş... Sabah kalktığında resepsiyona kendisi için bir not bırakıldığını görmüş. Notta " Dün akşam park yerinden çıkarken arabanıza ben çarptım, beni bu numaradan ararsanız hemen geleceğim" yazıyormuş... Neyse arkadaşım arabanın yanına gitmeden verilen numarayı aramış, telefona cevap veren kişi 5 dk. içinde arabanın orda olacağını söylemiş. Arkadaşımda arabanın yanına gitmiş. Arabaya baktım ama herhangi bir vuruk göremedim dedi. Sonra notu bırakan kişi geldi ve ben buraya vurdum hadi tamir ettirmeye götürelim demiş. arkadaş bakmış ya demiş gözle bile zor görülüyor arabanın tamirlik bir şeyi yok kendinize sıkıntı etmeyin demiş demiş ama yok... Adam hayır bana hakkın geçiyor tamirciye gidip baktırmamız gerek diye üstelemiş... En sonunda adam en azından bu 50 Euroyu alacaksınız demiş. Arkadaş bakmış çaresi yok kabul etmiş... Ya diyor arabada bir şey yok, baktım olacak gibi değil mecbur kabul ettim diyor... Sonradan öğrenmişki adam yakında ki kilisenin baş rahibiymiş...
Benden Selam Olsun Onlara (Hüseyin Erkan)

Yu.9:39 : Görmeyenler görsün, görenler kör olsun diye yargıçlık etmek üzere bu dünyaya geldim.

FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Benden Selam Olsun Onlara (Hüseyin Erkan)
Benden Selam Olsun Onlara (Hüseyin Erkan) konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.