Günümüz Türkiye'sinden İdeoloji ve Dine Bakış (Doç. Dr. Aliye ÇINAR) konusu
108 kez okundu,
0 kez cevaplandı. En son mesaj
KSAdmin tarafından gönderildi.
Günümüz Türkiye'sinden İdeoloji ve Dine Bakış (Doç. Dr. Aliye ÇINAR) konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız
Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.

09-07-11, 23:28
KSAdmin
Günümüz Türkiye’sinden İdeoloji ve Dine Bakış (Doç. Dr. Aliye ÇINAR)

Günümüz Türkiye’sinden İdeoloji ve Dine Bakış
‘İdeoloji’, acaba ne zaman kendinden söz ettirir? İdeolojinin ideoloji olduğu, bir proje olarak amaçlandığında mı; hedeflenen proje büyük ölçüde hayata geçirilip, daha sonra köhneleşmeye yüz tutunca kalan eşkâlinden mi anlaşılır? Sanki yıkılan bir binanın enkazından planını ve taslağını anladığımız gibi, ideolojiyi de, toplumsal yapıdaki sarsıntılardan sezebiliriz. Dahası mevcut bünyedeki bir altüst oluş sonrasında, baskıdan kalan zorlayıcı ve çökertilmiş tortudan ve kalıntılardan da başlangıçtaki projeyi çıkartabiliriz.
Bir düşünce ürününden ziyade ideoloji, yaşam biçiminin geleneksel gerekçelerinin, muhtemelen politik alt-üst oluşlarla çökmesi sırasında açık hale gelir. Bir bakıma yaşantının içindeki kültürel bir sistem olan anlam ve semboller ağı, deyim yerindeyse bir enkaz sonrasında ideoloji adını alır veya ideoloji olduğu fark edilir.
İdeoloji, siyasal yaşam, ekonomik dengeler ve mitsel veya dini hayattan bir özerkleşmeyle ideoloji adını almaya başlar. Onun daha açık ve sistematik formülasyonla konu haline gelmesi ise daha sonraki evredir. Dolayısıyla din, siyaset, ekonomiden alacaklarını alan ideoloji projesi, önce onlardan yollarını ayırır ve insan ve toplum ihtiyaçları yörüngesinde yeni bir anlatı sunar. Bütünün parçalarını, yani din, para ve siyaset üçgenini kendi kodlarıyla oluşturan ideoloji, bireyleri imgesel bir ağla bir araya getirmeyi amaçlar. Ancak bunun ifşa olması, imgesel ve sembolik ağın oluşturulması sırasında değil, daha çok bu manipülasyonun herkes tarafından bilinip, imgelerin bilinçdışı bağlantısının kesilmesiyle, yani bilinç düzeyine gelmesiyle, plan olmaktan çıkıp sıradanlaşmasıyla mümkün olur. Proje olarak dikte edildiğinde o, toplumun yukarısından bakan büyük pederin gözüyle verilirken; ideoloji olduğunda ise aşağıda, sıradan insanların üzerlerinden atlayıp karşıya geçtikleri bir kalıntıdır.
Söylemeye çalıştığımız durumu toplumsal hayatımız içinden örneklendirecek olursak, laik sol ideolojiye odaklanabiliriz. O, neredeyse bir proje olarak dikte edilen, Cumhuriyeti bir dikte içinde anlatmakta mahzur görmeyen siyasi ve kültürel bir anlatıdır. Ancak bunun ifşa olması, herkes tarafından bilinmesi, neredeyse onun siyasi bir kolu olan akımların ya da partilerin halk tarafından kabul görmemesiyle gerçekleşir. Mesela Atatürk rozetine yüklenen anlamların, smokin takmanın önemine atfedilen değerlerin, günümüz Türkiye’sinde içinin boşaldığı bilinmektedir. Hatta bunlar evvelde bir mücadele sembolü olarak kullanılırken, karşıtı olduğu olgu ve durumların şimdilerde kendiliğinden normal kabul edilmesi de bu sembollerin içinin boşaldığını gösterir. Şapka devrimin fes ve sarığı ilga etmesi gibi, şapkanın da büyük oranda taşıdığı anlamla birlikte sıradanlaşması veya görünürden çekilmesi, bir ideolojinin sembolü olduğunu açık hale getirmiştir. Başlangıçta smokinin salon kültürünü sembolize etmesi ve onun yerini daha sivil ve daha rahat çizgilerin alması, ona yüklenen anlamların da içinin boşaldığını veya ortadan kaybolduğunu göstermektedir. Bu aleni olma durumları da, onların gerekçelerinin, dayanak oluşunu yitirdiğini gösterdiği gibi, neye karşı direnç olarak konumlandığını da gözler önüne serer.
Türkiye Cumhuriyetinde halkın iradesinin sözde değil, gerçekten var olduğunun görünmeye yüz tuttuğu şimdilerde, ya da halkın aklının da erdiğinin kabul edildiği günümüzde, laik sol ideolojinin bütün kisveleri, adeta vitrinde sergilenmektedir. İşte bu, söz konusu ideolojinin de anlamını yitirdiğini göstermektedir. Hatta genelkurmay başkanlığı ve cumhurbaşkanlığını kendinde toplayan Atatürk sembolünü, asker de sürekli sürdürmek istemiştir. Ancak sözünü ettiğimiz durumlar karşısında asker, sadece güvenlik sınırlarına hapsolmaya karşı gelecek kadar güvensiz bir ortam oluşturmak istemiştir. Bu bir bakıma darbe kelimesinin de içinin boşalmasını ima ediyordu. Zira darbe, asker ve söz konusu ideoloji, tek vücut olarak bir tek hedefe kilitlenmişti. Bunun için bundan 20 yıl önce asker üniforması bir güçken, şimdi sivil görünmek daha fazla bir gücü çağrıştırmaktadır. Bir başka ifadeyle o üniforma, kışlayla sınırlı kalmıştır. İşte laik sol ideolojinin zayıflaması, sokaklarda bu şekilde tezahür etmiştir.
Yukarıda sözünü ettiğimiz iki kurumun, özü itibariyle yaklaştırılması veya birleştirilmesi, toplumsal yaşamda dinin ötelenmesini, dolayısıyla din ve devlet ayrımını ima etmiştir. İlke olarak da bu, laiklik şeklinde tezahür etmiştir. Ancak din ve devlet işlerinin ayrılması, demokratlaşan yönetimlerde doğal karşılanmıştır. Ne var ki ülkemizde diyanet işleri başkanlığının bir kurum olarak varlığı bu ayrımı bir yandan beslerken; öte yandan onu yüzeyel kılmıştır. Çünkü geçmiş yaşantısında ve kültürel hafızasında din odaklı bir hayatı bilen toplum için, Milli Güvenlik Kurulunun gölgesindeki din kurumu, toplumsal açıdan gerekli dini bilgi ihtiyacını, -mecburen- kontrollü olarak karşılamayı hedeflemiştir.
Bu kurumsal ve gerilimli yapının ötesinde, toplumsal yaşantıda bu olgular, gösterenler doğrultusunda tezahür etmiştir. Bir kere din, her zaman ötelenmesi gereken bir ideoloji ve gericilik unsuru olarak gösterilmiştir. Dolayısıyla, seküler projeler, ötelenen dindarlığı, ik
incileştirme politikasıyla bir bakıma acının ve yaralı bilincin odağına indirgeme tehlikesini bilmeden göğüslemiştir. Şiddet olarak tezahür eden bu tablo karşında inançlı insanlar, korunaklı bir alan olarak simgesel bir örüntü oluşturamamışlardır. Reaksiyon olarak savundukları semboller de simgesel bir anlam ağında değil, savunma refleksi olarak varlık göstermiştir.
Hal böyle olunca Türkiye panoramasında laiklik projesinin yerleştirilmesi ve kabul ettirilmesi sırasındaki stratejilerde, din karşıtlığı da bir ideoloji olarak ekilmeye başlanmıştır. Bir başka ifadeyle dinin ideolojikleştirilmesinin ayak sesleri laiklik projesinin yerleştirilmesi esnasında atılmıştır. Ne zaman ki, bazen iknaya dayanan, bazen despotizim güdümündeki laikleştirme stratejisinin maskesi, Anadolu insanın da var olduğunun tanınmaya başlamasıyla düşmeye yüz tutmuştur. Çünkü sizin aklınız ermez ideolojisi, bundan böyle geçerliliğini yitirmiştir. Suni olarak oluşturulan sınıflaştırma politikaları da, sıradan insanların güç kazanmaya başlamasıyla yürürlülükten inmiştir.
Darbe muhayyilesinin geride kalmasıyla, büyük ölçüde laik ideolojinin bütün gizli ve karartılan yönleri açığa çıkmıştır. Ancak bu esnada bir reaksiyonla var olmaya çalışan muhafazakârlık da adeta rövanş mantığıyla kulvarlardaki rahatlamışlığını hissettirmektedir. Elbette bu yeni tablonun tohumlarını eski ideoloji ekmiştir. Kuşkusuz liberal bir muhafazakâr anlatıyı bütün olarak ideoloji olarak nitelendirmek doğru değildir. İdeoloji adıyla rafa kaldırılan eski trendlerin yerini dolduran ekonomik, siyasi ve dini oluşumların ideoloji olarak nitelendirilmesi de belki yaşanmakta olan sürecin gerisinde kalan tortulardan anlaşılacaktır. Zira gerçek anlamda ideolojinin ideoloji olduğu, ihtişamlı despotik projelerin gerisinde kalan enkazdan anlaşılmaktadır.
Çünkü bir proje olarak yerleştirilmeye çalışılan ancak, daha sonra baskıcı yönlerinin çoğu zaman ters tepki vermesiyle ideoloji olarak herkes tarafından bilinecek anlatının tarihsel olduğu da sözünü ettiğimiz enkazın gerisinden fark edilir. Çünkü ideoloji kendini evrensel olarak görürken, daha sonra yıkıntının arasından kalan eşyaların eskiye ait, hatta antika bile olduğu fark edilecektir. Dolayısıyla geride kalan bütün izler ve veriler, projenin başlangıcından buyana geçirdiği süreci ele verir.
Sekteye uğrayan ve duraksayan veya paranteze alınan ideoloji anlatısının bütün bir toplumsal dokuyu kucaklamak gibi bir hedefi olsa da; gerçekte, azınlıkların direncini derinleştiren bir öyküdür ideoloji. Zaten tutunmasının nedeni de reaksiyon ve dirençtir. Buradan beslenmektedir. Ancak o kendi azınlık öbek ve gruplarını büyük dokuya eklemlendirdikçe, kan kaybedecektir. Hatta büyük dokunun, ekonomik, siyasi ve eğitim gibi entegrasyon araçlarını artırması da zaten hakim ideolojinin düşüşünü kolaylaştıracaktır.
Doç. Dr. Aliye ÇINAR
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi
HABER10.COM
Günümüz Türkiye'sinden İdeoloji ve Dine Bakış (Doç. Dr. Aliye ÇINAR)

FORUMA EKLEDİĞİMİZ TÜM HABERLER HRİSTİYANGAZETE.COM SİTESİNDEN ALINTIDIR. HABER İÇERİKLERİNİN OLUMLU YA DA OLUMSUZ OLMASI DİKKATE ALINMAZ. HRİSTİYAN HER MEZHEP, HER KİLİSE, HER ETNİK KÖKEN İLE İLGİLİ HABERLER SİTEMİZDE ARŞİVLENİR.

FORUMA ÜYE OLUN! /
HRİSTİYAN OLMAK İSTİYORUM /
Günümüz Türkiye'sinden İdeoloji ve Dine Bakış (Doç. Dr. Aliye ÇINAR)
Günümüz Türkiye'sinden İdeoloji ve Dine Bakış (Doç. Dr. Aliye ÇINAR) konusuna cevap yazmak için buraya tıklayınız Üyeyseniz öncelikle üye girişi yapınız, üye değilseniz
buraya tıklayarak hemen üye olunuz.