Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da

hristiyanlık incil isa mesih tevrat zebur | HRİSTİYAN FORUM  > Türkiye'de Hristiyanlık : Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da


HRİSTİYAN FORUM'A ÜYE OLUN! Hristiyan üyelerle sohbet etmek, etkinlik duyurularından haberdar olmak, forumda yazışabilmek için sitemize üye olmanız gerekmektedir.



HRİSTİYAN FORUM GİRİŞ
(Kullanıcı adınız)
(Şifreniz)





Bu konuya cevap yazmak için buraya tıklayınız
 
 

hristiyanlık
sonsuzdiren

Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da



Soner YALÇIN
sonery@hurriyet.com.tr

Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da


"Tanrı’nın İşçileri" olarak tanımlanan misyonerler, Osmanlı’ya 1815 yılında ayak bastı. İlk saldırıya Bitlis’te uğradılar.

İki misyoner George C.Knapp ve Dr. George C.Raynolds ağır yaralandı. Saldırganlardan Musa Ağa ve adamlarının gerekçesi şuydu: "Bizi tahrik ettiler... " Misyonerlerin dünyada en başarısız oldukları bölge Anadolu oldu; "din ihracı" yapamadılar ama Müslümanları patatesle, dikiş makinesi ve gaz lambasıyla ilk onlar tanıştırdı. Misyonerler, ilk kayıplarını ise Anadolu’ya geldikten yaklaşık 200 yıl sonra geçen hafta Malatya’da verdiler. İşte misyonerlerin Anadolu’da ateşle dansının kısa bir hikáyesi...

YIL 1863. Yer Bitlis. Kürt Hoyti Aşireti lideri Musa Ağa ve adamları, Heresan mahallesinin çıkışındaki ağaçların arkasına saklanmışlar, gözlerini yola dikmiş, misyonerleri bekliyorlar.

Ellerinde sopa var. Hepsi öfkeli. Öfkeleri Amerikalı misyonerlere...

Kimdi bu Amerikalılar?

Amerikalı misyonerler, merkezi Boston’da olan ve 1810 yılında kurulan "American Board of Commissioners for Foreing Missions" (kısaca ABCFM ya da BOARD) diye bilinen misyoner teşkilatının üyeleriydi.

Bu kuruluş Kalvenci geleneği temsil eden Protestan mezhebine inanan misyoner örgüttü. Anadolu’yla tanışmalarının tarihi eskiydi. Anadolu’ya ilk gelen misyonerler Pliny Fisk ve Levi Parsons adlı iki Amerikalıydı.

Tarih 15 Ocak 1820. Yer İzmir’di. Osmanlı Devleti’ne gelen ilk misyoner ise İngiliz "Church of Missionary Society" adlı kuruluşa bağlı çalışan bir papazdı. Yıl 1815’ti. Yer, Kahire’ydi. Bu öncü misyonerleri, zamanla diğerleri takip etti.

MİSYONERLİĞİN ALTIN DÖNEMİ

Doğu’da misyonerlik faaliyetlerinin başlama tarihi 1850’li yıllardı. İki önemli şube Sivas ve Harput’ta kuruldu. Sonra diğer bölgelere yayıldılar. Misyonerlerin amacı neydi? Misyonerlerin Anadolu’ya akın etmesinin sebebi, Hz. İsa’nın havarilerine söylediği şu buyruğunda gizliydi:

"Gidiniz! Gerçeği (İncil’i) onlara anlatınız."

Soruyla devam edelim:

Niye özellikle 19. yüzyıldan sonra Anadolu’ya akın etmeye başladılar? Sorunun yanıtını vermeden önce, misyonerlik tarihi beş döneme ayrılır, ona bakalım:

1) Havariler Dönemi (33-100)

2) Kilise Kurucuları Dönemi (100-800)

3) Ortaçağ Dönemi (800-1500)

4) Reformasyon Dönemi (1500-1650)

5) Reformasyon Sonrası Dönem (1650-1800)

Modern misyonerler dönemi 1793 yılında Misyoner William Carey’in Hindistan’a gitmesiyle başladı.

Soruya dönersek, evet 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl, misyonerliğin altın çağıdır. Çünkü bundan önceki dönemler Avrupa’da din/mezhep savaşlarıyla geçmiştir. Ancak 17. ve 18. yüzyıl aydınlanma/din reformlarıyla barış sağlanabilmişti. Yani artık, Hz. İsa’nın buyruğunu yerine getirecek zemin sağlanabilmişti.

İşin dinsel yönü kadar siyasi yönünün de olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. "Altın çağ"ın bir diğer nedeni de kapitalizmin emperyalizme dönüştürdüğü bir dönem olmasıydı. Anadolu’da sadece Amerikalı misyonerler yoktu.

Her ülkeye mensup misyonerler vardı. Protestanlar, Katolikler, Ortodoksların ayrı ayrı misyonerleri Anadolu’daydı. Osmanlı’da misyonerlik faaliyetini yürütenler daha çok Protestanlardı. Katolik kilisesi ve Rus Ortodoks kilisesinin de faaliyetleri vardı ama bunlar sınırlıydı. Anadolu’da bunların kendi aralarında birbirleriyle hiç geçinemediklerini de eklemeliyiz.

Bitlis’teki gergin bekleyişi unutmayalım. Musa Ağa ve adamları, dövmek için Amerikalı misyonerleri bekliyorlardı. Böylece başlarındaki "büyük beladan" kurtulacaklardı!

Bu "bela" neydi ki?

Misyoner George C.Knapp, 1856 yılında Anadolu’ya gelmişti. O tarihte misyoner sayısı 24 kişiydi. Bütün misyonerler gibi, Amerikalı yoksul bir ailenin çocuğuydu. İyi eğitimliydi. Misyonerlerin 21 merkezinden biri olan, Bitlis İstasyonu’nun sorumlusuydu. Misyoner katliamının yapıldığı Malatya, o yıllar Bitlis’e bağlı uç-istasyondu.

BİTLİS’TE BEŞ AMERİKAN OKULU


George C.Knapp, 1860’tan itibaren Bitlis’te inşaat çalışmalarını başlatmıştı. İnşaatlardan biri okul yapımıydı. Aynı yıl inşaatı bitirdiler. Bitlis’e Kız Mektebi açtılar. Okulun müdiresi Matmazel Mishery idi. Okulun 50 öğrencisi, dört öğretmeni vardı; üçü Osmanlı biri Amerikalı.

İki yıl sonra aynı mahalleye erkek okulu açtılar. Bu okulun da 64 öğrencisi, dördü Osmanlı biri Amerikalı beş öğretmeni vardı. Okulları yetimhane binası takip etti. Bitlis, Amerikalı misyonerlerin "egemenliğindeydi!"

Keza Siirt Fransızlarındı; sadece onların okulları vardı! Bir misyoner kuruluşunun olduğu yerde diğeri bulunmuyordu. Amerikalı misyonerler, niye Bitlis’te olduklarını soranlara hep aynı yanıtı veriyorlardı:

Yoksullara eğitim ve sağlık hizmetleri götürmek için. Musa Ağa ve adamları bu okullara mı kızmışlardı? Hem evet hem hayır. Çünkü elimizde bilgi yok. Bilinen şu:

Misyonerler geldikleri Anadolu halkının kültürüne yabancıydılar. Geldikleri topraklarda medrese dışında öğrenim kurumu yoktu. Onlar okul açtılar. Açtıkları okullardan bazıları kızlar içindi. Amerikalı misyonerler, Bitlis bölgesindeki okul sayısını zamanla beşe çıkardılar.

’UZAYLI’ MİSYONERLER!

Bunlar arasında Rahipler Mektebi ve Sanayi Mektebi de vardı. Müslümanlar bu "gávur" okullara çocuklarını göndermiyorlardı; ama başlı başına okul düşüncesi bile tepki alıyordu. Sadece okul açılması değildi tepkilere neden olan. Yaptıkları binaların tarzı bile sevilmiyordu!

Kadın misyonerlerin giysileri, şapka takmaları ve ata binmeleri hayretle karşılanıyordu.

Misyonerlerin kendi ülke bayraklarını binalarına asmaları, yerel halk tarafından hoş görülmüyordu. Misyonerlerin yerel insanlarla diyaloglarında, geleneksel davranış kalıplarına uymamaları da sorun çıkarıyordu. Bölgenin feodal hiyerarşik ilişkilerini umursamıyorlardı; herkese eşit davranıyorlardı.

Halk merak içinde ama uzaktan misyonerleri izliyordu. Aile olarak hep birlikte, üstelik masada yemek yiyorlardı. Masalarında Anadolu’da olmayan yiyecekler vardı; patates gibi. Geceleri gaz ocağı yakıyorlardı. Bu aydınlanma cihazıyla da ilk kez tanışıyorlardı.

Misyonerlerin müzik aletleri de farklıydı. Piyano, akordeon çalıyorlardı. Ellerinde dürbün, fotoğraf makinesi vardı. Ellerinde kısa zamanda yazdıkları ve bugün hálá kullanılan Türkçe-İngiliz sözlük kitabı "Redhouse" vardı.

Ve çok çalışkandılar.

Misyonerler, Anadolu halkına "uzaylı" gibi görünüyordu. Hatta öyle ki, Harput’un ileri gelen üç müftüsü, ziyaret ettikleri misyoner Henry Riggs’e depremin ne zaman olacağını sormuşlardı! Ve klasik insan davranışıdır; insan anlamadığına düşman olur!.. Musa Ağa ve adamları, misyonerlere düşman olmuştu.

’TAHRİK ETTİLER’

Musa Ağa ve eli sopalı adamlarını çok bekletmeyelim... BOARD’nın Bitlis bölgesi sorumlusu George C.Knapp ve misyoner arkadaşı Dr. George C.Raynolds okuldan çıkıp atlarıyla Musa Ağa ve adamlarının olduğu yere doğru yürümeye başladılar.

Misyoner Knapp, tanıdığı şehrin ileri gelenlerinden Musa Ağa’yı görünce, elini kaldırıp selam verdi: "Hello!" Sonrası malum...

Musa Ağa ve diğer saldırganlar, kendilerine saygısızlık yapıldığı için misyonerleri dövdüklerini söylediler. Tahrik edilmişlerdi! Sonra da eklediler: "Onlar zaten İngiliz ajanı!"

Dünden bugüne Anadolu’daki "gerekçelerin" hep aynı olması rastlantı mı? Devlet, Musa Ağa ve adamlarına pek bir şey yapmadı. Zaten devlette, misyonerlere derin bir güvensizlik vardı. Devlet katında misyoner, yabancı güçlerin ajanıydı.

19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında, başta Ermeni sorunu olmak üzere devlet, Anadolu’daki her olayın günah keçisi olarak misyonerleri görmeyi tercih etti! Bu toprakların yazgısıydı bu kolaycılık anlayışı:

Olayların sebebi olarak iç çelişkiler yerine, yabancı etkileri temel sorun olarak görmek!

Ermeni ayaklanmalarında bazı misyonerlerin rolü yok mudur; vardır elbet!

Ama tek sebep bu mudur? Malatya’daki katliamın bir tek sebebi olabilir mi?

Rahibeye ağlayan Türkler

MİSYONERLER Anadolu’da anlaşılmamıştır; hep şüpheyle karşılanmıştır; yer yer dayak da yemiştir, gibi genel düz bir yorumun çıkarılmasını istemem. Bir başka örnek olay anlatmalıyım:

Misyonerler 1850’li yıllardan beri Sivas’ta görev yapıyorlardı. Ama yaşanılan bir olay, misyonerler ile yerel halk arasında büyük bir dostluk kurdu.

Yıl 1891. Yer Sivas. Orta Anadolu’nun bu büyük şehrinin insanları kolera salgınıyla kırılıyor. Nüfusu 40 bin kişi. Salgın, bin beş yüz insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Beş bin kişi de hasta.

Salgına karşı en büyük mücadeleyi Cizvit misyonerleri yürüttü. Çünkü:

Misyonerler, Hz. İsa’nın Tanrısal gücünün bir kısmını hastaları iyileştirmekte kullandığına inandıkları için tıbbi yardımları başlıca faaliyetleri arasına almışlardı.

Bu nedenle?

Kolera tedavi konusunda uzman misyoner Peder Rougier ve Saint Joseph rahibeleri aylarca Sivas’ta çalıştılar. Sonunda kolerayı yendiler.

Bu arada bu salgın hastalık Tokat ve Kayseri misyonerleri arasında da birer can aldı.

Çalışmaları nedeniyle başrahibe Marie Therese’ye, Fransız hükümeti tarafından şeref madalyası verildi. Rahibe Marie Therese, yıllarca Sivas’ta sağlık hizmetleri çalışmaları yaptı.

Vefat ettiğinde binlerce Müslüman Sivaslı, rahibenin cenazesine katıldı. Gözyaşı döktü...

ANALiZ

Ya futbolcu ya imam!

MESELE ne misyonerlik, ne İncil, ne de yabancı düşmanlığı aslında. Görünür gerekçe o sadece. Kimse popstar yarışmalarına binlerce gencin katılmak için neden başvurduğunu tartışmıyor. Kimse futbol maçlarındaki bıçaklama olaylarını konuşmuyor. Kimse yoksulluğun, işsizliğin, lümpenliğin nedenlerini analiz etmiyor. Kimse gelir dağılımı adaletsizliğinin nelere yol açacağını değerlendirmiyor. Kimse 30 yıldır süren iç savaşın nelere yol açtığını söylemiyor.

Bakın. Bu cinayetler sonuç değil, başlangıçtır. Káğıt üzerinde milli geliri 5 bin dolar diye göstererek sorunları çözemeyiz; kendimizi kandırıyoruz. Sorunu polis-adliye önlemleriyle de engelleyemeyiz. Cezaevlerindeki ranzalarda ikişer, üçer kişinin yattığını biliyor musunuz?

Ne "teşhis" koyabiliyoruz, ne de "tedavi" yöntemini tartışıyoruz. Oyalanıyoruz. Çözümü cezada arıyoruz; bilmiyoruz ki, ne kadar çok ceza verirseniz o kadar çok suç üretilir. Ya da:

Sorunu hep görünürde, elle tuttuklarımızda arıyoruz. Polis beceriksiz... Diziler yönlendiriyor... Milliyetçilik dalgası... Bir de her taşın altında aradığımız yabancı devletler şüphesi var elbet!

Nedenleri, sorumlulukları başkalarının üzerine atarak sorunlarımızdan kurtulacağımızı sanıyoruz. Şark aklı budur işte! Yine öyle yapacağız. Bulacağız görevini yapmayan bir iki emniyet görevlisi! Rahatlayacağız.

Ya da yine "derine" dalıp, "derin ilişkiler" peşinde koşacağız. Aydınlatalım derken bulandıracağız. Unutmayın, en çok zarar verenler, en yararlı olmak isteyenlerdir!

Bir de, her siyasal grubun diğerini suçlamasını izleyeceğiz. Aslında, tüm bu olanların nedenini, 10 yaşındaki bir yoksul çocuk, "Büyüyünce ne olacaksın" diye soran TV muhabirine söylemişti: Ya futbolcu, ya imam!

Burada söylenen, ne bildiğimiz futbolcu, ne de imamdır. Burada söylenen şudur:

Ya zengin olurum, ünlenirim ya da din düşmanlarıyla savaşırım! Malatya vahşetini, ünlü olamamış bu çocuklar gerçekleştirmiştir. İyi hayat sunamadığımız çocuklarımızın sayısı her geçen gün maalesef artmaktadır. Mesele iktisadidir, kültüreldir.

Siyaset bunlardan çok sonra gelir.

Ve anlatmalıyız çocuklarımıza, insanın doğruluğuna kesinlikle inandığı şeyler, asla doğru olmayan şeylerdir!...

22.04.2007

HÜRRİYET




İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın bir armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.
Efesliler 2:8-9




Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da


hristiyanlık
faithpath

Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da


Genel hatlarıyla güzel yazı...




Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da


hristiyanlık
te veo ahora

Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da


Soner YALÇIN sonery@hurriyet.com.tr

Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da


"Tanrı’nın İşçileri" olarak tanımlanan misyonerler, Osmanlı’ya 1815 yılında ayak bastı. İlk saldırıya Bitlis’te uğradılar.

İki misyoner George C.Knapp ve Dr. George C.Raynolds ağır yaralandı. Saldırganlardan Musa Ağa ve adamlarının gerekçesi şuydu: "Bizi tahrik ettiler... " Misyonerlerin dünyada en başarısız oldukları bölge Anadolu oldu; "din ihracı" yapamadılar ama Müslümanları patatesle, dikiş makinesi ve gaz lambasıyla ilk onlar tanıştırdı. Misyonerler, ilk kayıplarını ise Anadolu’ya geldikten yaklaşık 200 yıl sonra geçen hafta Malatya’da verdiler. İşte misyonerlerin Anadolu’da ateşle dansının kısa bir hikáyesi...

YIL 1863. Yer Bitlis. Kürt Hoyti Aşireti lideri Musa Ağa ve adamları, Heresan mahallesinin çıkışındaki ağaçların arkasına saklanmışlar, gözlerini yola dikmiş, misyonerleri bekliyorlar.

Ellerinde sopa var. Hepsi öfkeli. Öfkeleri Amerikalı misyonerlere...

Kimdi bu Amerikalılar?

Amerikalı misyonerler, merkezi Boston’da olan ve 1810 yılında kurulan "American Board of Commissioners for Foreing Missions" (kısaca ABCFM ya da BOARD) diye bilinen misyoner teşkilatının üyeleriydi.

Bu kuruluş Kalvenci geleneği temsil eden Protestan mezhebine inanan misyoner örgüttü. Anadolu’yla tanışmalarının tarihi eskiydi. Anadolu’ya ilk gelen misyonerler Pliny Fisk ve Levi Parsons adlı iki Amerikalıydı.

Tarih 15 Ocak 1820. Yer İzmir’di. Osmanlı Devleti’ne gelen ilk misyoner ise İngiliz "Church of Missionary Society" adlı kuruluşa bağlı çalışan bir papazdı. Yıl 1815’ti. Yer, Kahire’ydi. Bu öncü misyonerleri, zamanla diğerleri takip etti.

MİSYONERLİĞİN ALTIN DÖNEMİDoğu’da misyonerlik faaliyetlerinin başlama tarihi 1850’li yıllardı. İki önemli şube Sivas ve Harput’ta kuruldu. Sonra diğer bölgelere yayıldılar. Misyonerlerin amacı neydi? Misyonerlerin Anadolu’ya akın etmesinin sebebi, Hz. İsa’nın havarilerine söylediği şu buyruğunda gizliydi:

"Gidiniz! Gerçeği (İncil’i) onlara anlatınız."

Soruyla devam edelim:

Niye özellikle 19. yüzyıldan sonra Anadolu’ya akın etmeye başladılar? Sorunun yanıtını vermeden önce, misyonerlik tarihi beş döneme ayrılır, ona bakalım:

1) Havariler Dönemi (33-100)

2) Kilise Kurucuları Dönemi (100-800)

3) Ortaçağ Dönemi (800-1500)

4) Reformasyon Dönemi (1500-1650)

5) Reformasyon Sonrası Dönem (1650-1800)

Modern misyonerler dönemi 1793 yılında Misyoner William Carey’in Hindistan’a gitmesiyle başladı.

Soruya dönersek, evet 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl, misyonerliğin altın çağıdır. Çünkü bundan önceki dönemler Avrupa’da din/mezhep savaşlarıyla geçmiştir. Ancak 17. ve 18. yüzyıl aydınlanma/din reformlarıyla barış sağlanabilmişti. Yani artık, Hz. İsa’nın buyruğunu yerine getirecek zemin sağlanabilmişti.

İşin dinsel yönü kadar siyasi yönünün de olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. "Altın çağ"ın bir diğer nedeni de kapitalizmin emperyalizme dönüştürdüğü bir dönem olmasıydı. Anadolu’da sadece Amerikalı misyonerler yoktu.

Her ülkeye mensup misyonerler vardı. Protestanlar, Katolikler, Ortodoksların ayrı ayrı misyonerleri Anadolu’daydı. Osmanlı’da misyonerlik faaliyetini yürütenler daha çok Protestanlardı. Katolik kilisesi ve Rus Ortodoks kilisesinin de faaliyetleri vardı ama bunlar sınırlıydı. Anadolu’da bunların kendi aralarında birbirleriyle hiç geçinemediklerini de eklemeliyiz.

Bitlis’teki gergin bekleyişi unutmayalım. Musa Ağa ve adamları, dövmek için Amerikalı misyonerleri bekliyorlardı. Böylece başlarındaki "büyük beladan" kurtulacaklardı!

Bu "bela" neydi ki?

Misyoner George C.Knapp, 1856 yılında Anadolu’ya gelmişti. O tarihte misyoner sayısı 24 kişiydi. Bütün misyonerler gibi, Amerikalı yoksul bir ailenin çocuğuydu. İyi eğitimliydi. Misyonerlerin 21 merkezinden biri olan, Bitlis İstasyonu’nun sorumlusuydu. Misyoner katliamının yapıldığı Malatya, o yıllar Bitlis’e bağlı uç-istasyondu.

BİTLİS’TE BEŞ AMERİKAN OKULU

George C.Knapp,
1860’tan itibaren Bitlis’te inşaat çalışmalarını başlatmıştı. İnşaatlardan biri okul yapımıydı. Aynı yıl inşaatı bitirdiler. Bitlis’e Kız Mektebi açtılar. Okulun müdiresi Matmazel Mishery idi. Okulun 50 öğrencisi, dört öğretmeni vardı; üçü Osmanlı biri Amerikalı.

İki yıl sonra aynı mahalleye erkek okulu açtılar. Bu okulun da 64 öğrencisi, dördü Osmanlı biri Amerikalı beş öğretmeni vardı. Okulları yetimhane binası takip etti. Bitlis, Amerikalı misyonerlerin "egemenliğindeydi!"

Keza Siirt Fransızlarındı; sadece onların okulları vardı! Bir misyoner kuruluşunun olduğu yerde diğeri bulunmuyordu. Amerikalı misyonerler, niye Bitlis’te olduklarını soranlara hep aynı yanıtı veriyorlardı:

Yoksullara eğitim ve sağlık hizmetleri götürmek için. Musa Ağa ve adamları bu okullara mı kızmışlardı? Hem evet hem hayır. Çünkü elimizde bilgi yok. Bilinen şu:

Misyonerler geldikleri Anadolu halkının kültürüne yabancıydılar. Geldikleri topraklarda medrese dışında öğrenim kurumu yoktu. Onlar okul açtılar. Açtıkları okullardan bazıları kızlar içindi. Amerikalı misyonerler, Bitlis bölgesindeki okul sayısını zamanla beşe çıkardılar.

’UZAYLI’ MİSYONERLER!

Bunlar arasında Rahipler Mektebi ve Sanayi Mektebi de vardı. Müslümanlar bu "gávur" okullara çocuklarını göndermiyorlardı; ama başlı başına okul düşüncesi bile tepki alıyordu. Sadece okul açılması değildi tepkilere neden olan. Yaptıkları binaların tarzı bile sevilmiyordu!

Kadın misyonerlerin giysileri, şapka takmaları ve ata binmeleri hayretle karşılanıyordu.

Misyonerlerin kendi ülke bayraklarını binalarına asmaları, yerel halk tarafından hoş görülmüyordu. Misyonerlerin yerel insanlarla diyaloglarında, geleneksel davranış kalıplarına uymamaları da sorun çıkarıyordu. Bölgenin feodal hiyerarşik ilişkilerini umursamıyorlardı; herkese eşit davranıyorlardı.

Halk merak içinde ama uzaktan misyonerleri izliyordu. Aile olarak hep birlikte, üstelik masada yemek yiyorlardı. Masalarında Anadolu’da olmayan yiyecekler vardı; patates gibi. Geceleri gaz ocağı yakıyorlardı. Bu aydınlanma cihazıyla da ilk kez tanışıyorlardı.

Misyonerlerin müzik aletleri de farklıydı. Piyano, akordeon çalıyorlardı. Ellerinde dürbün, fotoğraf makinesi vardı. Ellerinde kısa zamanda yazdıkları ve bugün hálá kullanılan Türkçe-İngiliz sözlük kitabı "Redhouse" vardı.

Ve çok çalışkandılar.

Misyonerler, Anadolu halkına "uzaylı" gibi görünüyordu. Hatta öyle ki, Harput’un ileri gelen üç müftüsü, ziyaret ettikleri misyoner Henry Riggs’e depremin ne zaman olacağını sormuşlardı! Ve klasik insan davranışıdır; insan anlamadığına düşman olur!.. Musa Ağa ve adamları, misyonerlere düşman olmuştu.

’TAHRİK ETTİLER’

Musa Ağa
ve eli sopalı adamlarını çok bekletmeyelim... BOARD’nın Bitlis bölgesi sorumlusu George C.Knapp ve misyoner arkadaşı Dr. George C.Raynolds okuldan çıkıp atlarıyla Musa Ağa ve adamlarının olduğu yere doğru yürümeye başladılar.

Misyoner Knapp, tanıdığı şehrin ileri gelenlerinden Musa Ağa’yı görünce, elini kaldırıp selam verdi: "Hello!" Sonrası malum...

Musa Ağa ve diğer saldırganlar, kendilerine saygısızlık yapıldığı için misyonerleri dövdüklerini söylediler. Tahrik edilmişlerdi! Sonra da eklediler: "Onlar zaten İngiliz ajanı!"

Dünden bugüne Anadolu’daki "gerekçelerin" hep aynı olması rastlantı mı? Devlet, Musa Ağa ve adamlarına pek bir şey yapmadı. Zaten devlette, misyonerlere derin bir güvensizlik vardı. Devlet katında misyoner, yabancı güçlerin ajanıydı.

19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında, başta Ermeni sorunu olmak üzere devlet, Anadolu’daki her olayın günah keçisi olarak misyonerleri görmeyi tercih etti! Bu toprakların yazgısıydı bu kolaycılık anlayışı:

Olayların sebebi olarak iç çelişkiler yerine, yabancı etkileri temel sorun olarak görmek!

Ermeni ayaklanmalarında bazı misyonerlerin rolü yok mudur; vardır elbet!

Ama tek sebep bu mudur? Malatya’daki katliamın bir tek sebebi olabilir mi?

Rahibeye ağlayan Türkler

MİSYONERLER Anadolu’da anlaşılmamıştır; hep şüpheyle karşılanmıştır; yer yer dayak da yemiştir, gibi genel düz bir yorumun çıkarılmasını istemem. Bir başka örnek olay anlatmalıyım:

Misyonerler 1850’li yıllardan beri Sivas’ta görev yapıyorlardı. Ama yaşanılan bir olay, misyonerler ile yerel halk arasında büyük bir dostluk kurdu.

Yıl 1891. Yer Sivas. Orta Anadolu’nun bu büyük şehrinin insanları kolera salgınıyla kırılıyor. Nüfusu 40 bin kişi. Salgın, bin beş yüz insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Beş bin kişi de hasta.

Salgına karşı en büyük mücadeleyi Cizvit misyonerleri yürüttü. Çünkü:

Misyonerler, Hz. İsa’nın Tanrısal gücünün bir kısmını hastaları iyileştirmekte kullandığına inandıkları için tıbbi yardımları başlıca faaliyetleri arasına almışlardı.

Bu nedenle?

Kolera tedavi konusunda uzman misyoner Peder Rougier ve Saint Joseph rahibeleri aylarca Sivas’ta çalıştılar. Sonunda kolerayı yendiler.

Bu arada bu salgın hastalık Tokat ve Kayseri misyonerleri arasında da birer can aldı.

Çalışmaları nedeniyle başrahibe Marie Therese’ye,Fransız hükümeti tarafından şeref madalyası verildi. Rahibe Marie Therese, yıllarca Sivas’ta sağlık hizmetleri çalışmaları yaptı.

Vefat ettiğinde binlerce Müslüman Sivaslı, rahibenin cenazesine katıldı. Gözyaşı döktü...

ANALiZ

Ya futbolcu ya imam!

MESELE ne misyonerlik, ne İncil, ne de yabancı düşmanlığı aslında. Görünür gerekçe o sadece. Kimse popstar yarışmalarına binlerce gencin katılmak için neden başvurduğunu tartışmıyor. Kimse futbol maçlarındaki bıçaklama olaylarını konuşmuyor. Kimse yoksulluğun, işsizliğin, lümpenliğin nedenlerini analiz etmiyor. Kimse gelir dağılımı adaletsizliğinin nelere yol açacağını değerlendirmiyor. Kimse 30 yıldır süren iç savaşın nelere yol açtığını söylemiyor.

Bakın. Bu cinayetler sonuç değil, başlangıçtır. Káğıt üzerinde milli geliri 5 bin dolar diye göstererek sorunları çözemeyiz; kendimizi kandırıyoruz. Sorunu polis-adliye önlemleriyle de engelleyemeyiz. Cezaevlerindeki ranzalarda ikişer, üçer kişinin yattığını biliyor musunuz?

Ne "teşhis" koyabiliyoruz, ne de "tedavi" yöntemini tartışıyoruz. Oyalanıyoruz. Çözümü cezada arıyoruz; bilmiyoruz ki, ne kadar çok ceza verirseniz o kadar çok suç üretilir. Ya da:

Sorunu hep görünürde, elle tuttuklarımızda arıyoruz. Polis beceriksiz... Diziler yönlendiriyor... Milliyetçilik dalgası... Bir de her taşın altında aradığımız yabancı devletler şüphesi var elbet!

Nedenleri, sorumlulukları başkalarının üzerine atarak sorunlarımızdan kurtulacağımızı sanıyoruz. Şark aklı budur işte! Yine öyle yapacağız. Bulacağız görevini yapmayan bir iki emniyet görevlisi! Rahatlayacağız.

Ya da yine "derine" dalıp, "derin ilişkiler" peşinde koşacağız. Aydınlatalım derken bulandıracağız. Unutmayın, en çok zarar verenler, en yararlı olmak isteyenlerdir!

Bir de, her siyasal grubun diğerini suçlamasını izleyeceğiz. Aslında, tüm bu olanların nedenini, 10 yaşındaki bir yoksul çocuk, "Büyüyünce ne olacaksın" diye soran TV muhabirine söylemişti: Ya futbolcu, ya imam!

Burada söylenen, ne bildiğimiz futbolcu, ne de imamdır. Burada söylenen şudur:

Ya zengin olurum, ünlenirim ya da din düşmanlarıyla savaşırım! Malatya vahşetini, ünlü olamamış bu çocuklar gerçekleştirmiştir. İyi hayat sunamadığımız çocuklarımızın sayısı her geçen gün maalesef artmaktadır. Mesele iktisadidir, kültüreldir.

Siyaset bunlardan çok sonra gelir.

Ve anlatmalıyız çocuklarımıza, insanın doğruluğuna kesinlikle inandığı şeyler, asla doğru olmayan şeylerdir!...



22 Nisan 2007




Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da


hristiyanlık
sonsuzdiren

Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da


Sevgili kardeşim yazıyı daha önce alıntılamıştım.

Rab esirgesin ve esenlesin.




İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın bir armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.
Efesliler 2:8-9




Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da


hristiyanlık
te veo ahora

Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da


sonsuzdiren
Sevgili kardeşim yazıyı daha önce alıntılamıştım.

Rab esirgesin ve esenlesin.
Kusura bakma kardeşim ben Soner Yalçın diye arattım ama gelen çok sonuç arasından bulamadım. Ve sanırım yazıyı atma konusunda acele ettim.




Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da

Bu konuya cevap yazmak için buraya tıklayınız
 
 



Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da konusuna benzer konular;

Anadolu Katolik Kilisesi önderi Luigi Padovese öldürüldü Hatay'da Hristiyan din adamı öldürüldü Hatay'ın İskenderun İlçesi'nde görev yapan Anadolu Episkoposluğu ve Havarisel Vekilli Luigi Padovese, bugün evinde uğradığı bıçaklı saldırıda öldü. Güncelleme:03 Haziran 2010 15:37 Anadolu Katolik Kilisesi Episkoposu Luigi Padovese, Hatay'ın İskenderun ilçesindeki evinin bahçesinde bıçaklanarak öldürüldü. Olay, ilçeye bağlı deniz kenarındaki Karağaç Beldesi Sultanköy Sitesi'nde saat 14.25 sıralarında meydana geldi. 4 katlı binanın ön bahçesinde bıçaklanan ve Anadolu ve Suriye'deki Katolik kiliselerinden sorumlu olduğu belirtilen Padovese olay yerinde can verdi. Cinayetin...


(Anadolu) Sardi'li Meliton MELİTON (SARDİ’Lİ) (+ 190) Meliton, hiç kuşku yok ki, 2. yüzyılın ikinci yarısında (150-200) Küçük Asya (Türkiye) Hıristiyanlığının dikkate değer kimselerinden biri olmuştur. Meliton’ un Sardi episkoposu olduğu sanılmaktadır. Efes episkoposu Policrates, Papa Victor’a yazdığı bir mektupta (190’a doğru) şöyle söylemektedir: "Tamamen Kutsal Ruh’la yaşamış olan, nefsine egemen, Meliton Sardi’ de yatmaktadır..." Meliton’ nun yazılı eserleri hemen hemen tamamıyla kayıptır. Fakat bunun hacimli olmuş olduğu bilinmektedir. (Meliton , Paskalya Vaazından, 2-7) Paskalya Devresi, 1. Pazartesi Ben sizi diriltip, göklerde olan Baba’yı gösterece*ğim. Sağ elimle sizi yükselteceğim. Sevgili kardeşlerim, iyice dikkat edin: Paskalya’nın gizi...


Ayasofya'nın 160 yıldır karanlıkta kalmış bir sırrı gün ışığına kavuştu 160 yıllık sır http://img4.mynet.com/ha4/a/ayasofya-melek.jpgAyasofya'nın 160 yıldır karanlıkta kalmış bir sırrı gün ışığına kavuştu En son Sultan Abdülmecid ve o dönem restorasyonu yürüten İsviçreli mimar Gaspare Fossati'nin gördüğü, üzerleri sıva ve metal maskeyle kapatılan 700 yaşında olduğu tahmin edilen altı kanatlı melek figüründen birinin yüzü açıldı. Ayasofya'nın en son Sultan Abdülmecid ve o dönem restorasyonu yürüten İsviçreli mimar Gaspare Fossati'nin gördüğü 1.5 X 1 metre ebadındaki altı kanatlı melek figüründen birinin yüzü açıldı. Mozaiğin bugüne kadar çok iyi korunmuş olması uzmanları şaşırttı. 160 yıllık sır


ANADOLU HRİSTİYANLIĞININ İZİNDE -I “KALPLERİN DOĞUSUNDA BİR HARABİYET…<?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><o:p></o:p> ASLINDA HİÇ SOLMAYACAK ASALET VE ZERAFET…” <o:p></o:p> <o:p></o:p> <o:p></o:p> ANİ KENTİ <o:p></o:p> Der vogormya,Ishrestag hağağutyan.<o:p></o:p> Zantzins mer yev ızmimyans...<o:p></o:p> Orhnya Der…


Anadolu Katolik Kilisesi ( Katoliklik ) Tarihi Episkoposluk Bölgemizdeki Hıristiyanlık Tarihi Episkoposluk bölgemize Hıristiyanlık ilk kez, İsa’nın havarilerinin M.S. 37 yılında Antakya’ya gelmeleri ile başladı. Bu kişiler, ilk kez Antakya’da “Hıristiyan” adını aldılar. Hıristiyanlık için çok önemli olacak iki kişi burada doğmuştur: Havari Luka Antakya’da ve Havari Pavlus Tarsus’ta. Bu tarihten bugüne kadar Hıristiyanlık bu topraklarda hep var olmuştur. Doğu Anadolu’daki Hıristiyanların konuştukları başlıca diller, Grekçe, Ermenice ve Süryanice’dir. Bu Süryanice için, İsa’nın konuştuğu Aramice lehçesi de diyebiliriz. Kültürel ve dil farklılıkları nedeni le, beşinci yüzyılca Ermeni Kilisesi ve altıncı yüzyılca “Jakobit” denilen Süryani Kilisesi bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir....



Şu anda bulunduğunuz sayfa: hristiyanlık incil isa mesih tevrat zebur | HRİSTİYAN FORUM  > Türkiye'de Hristiyanlık : Misyonerler 200 yıldır Anadolu’da





Click "Give Now", then choose "Turkey"

(Tax-Deductible for US Citizens)





Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ile ilgilenenler için bilgiler

| HRİSTİYANLIK ARAMA MOTORU | İNCİL | İNCİL .TV | HRİSTİYAN GAZETE | HRİSTİYAN OLMAK | HRİSTİYAN CHAT | HRİSTİYAN FORUM FACEBOOK | HRİSTİYAN FORUM TWITTER | HRİSTİYAN FORUM YOUTUBE | BEDAVA İNCİL |



GÜNLÜK BÜLTEN EMAİL ABONELİĞİ
hristiyanlık Email adresinizi yukarıdaki kutucuğa yazıp "abone ol" tuşuna basınız, açılan pencerede göreceğiniz harfleri yazıp onaylayınız. Daha sonra email adresinize gelecek emaildeki linke tıklayınız


Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ile ilgilenenler için bilgiler

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.