evangelion
Türkiye'deki hristiyanların hakları nelerdir?
http://www.hristiyan.net/resmibelgeler/mih.htm
MESİH İMANLILARININ HAKLARI NELERDİR?
1.ÖZET
I. Mesih İnanlıları Kimdir?
II. Mesih İnanlıları'nın Amaçları Nedir?
III. Mesih İnanlıları'nın Türkiye'deki Hakları
IV. Mesih İnanlıları'yla İlgili Mahkeme Kararları
V. Mesih İnanlıları'nın İnançları Nedir?
2.HUKUKİ RAPOR
I. Mesih İnanlıları Kimdir?
(Doçent. Dr. Nevzat Toroslu'nun Değerlendirmesi)
II. Mesih İnanlıları'nın Türkiye'deki Hakları
III. Mesih İnanlıları'nın Amaçları Nedir?
IV. Mesih İnanlıları'nın İnançları Nedir?
1.ÖZET
I.MESİH İNANLILARI KİMDİR
A. Anadolu'da ilk kez M.S. 50 yıllarında oluşan bir cemaattir. Bu cemaatin başı İsa Mesih'tir. Protestanlar bu cemaatin inancını paylaşmaktadır.
B. Mesih İnanlıları'nın rehberi; Tevrat, Zebur ve İncil'i içeren ve Kitab-ı Mukaddes denilen Kutsal Kitap'tır.
II.MESİH İNANLILARI'NIN AMAÇLARI NEDİR?
A. Hiçbir siyasal amacı yoktur; ayrıca siyasetle ilgileri de yoktur.
B. Temel amaçları İsa'ya ve Kitab-ı Mukaddes'e iman etmektir: Örneğin;
DEVLETE İTAAT ETMEK:"Herkes, altında yaşadığı yönetime boyun eğsin... yönetime karşı direnen, Tanrı'nın düzenlediğine karşı gelmiş olur." İncil'den Romalılar, 13:1-2.
HERKESİ SEVMEK: "Komşunu kendin gibi sev" İncil'den Romalılar, 13:9 "...Düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin." İncil'den Matta, 5:44.
İSA MESİH'İN MÜJDESİNİ PAYLAŞMAK: "İsa, onlara şöyle buyurdu:'Bütün dünyaya gidin, Müjde'yi bütün yaradılışa duyurun!' İncil'den Markos, 16:15.
III. MESİH İNANLILARI'NIN TÜRKİYE'DEKİ HAKLARI
A. TÜRKİYE LAİK BİR DEVLETTİR.
1.1982 Anayasası'nın 2.maddesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin "laik bir hukuk devleti" olduğunu bildirir.
2. Laiklil demek, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması demektir. Türkiye'nin resmî dini yoktur; Türkiye bir İslam devleti değildir. (bkz: T.C. Anayasası 10., 14., 24., 26. ve 90. maddeleri).
B.HER DİN SERBESTTİR
1.Anayasamızın 10. maddesinde, herkes ".....felsefe, inanç, din, mezhep... ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir." denilmektedir.
2.Anayasa, devlete "dnler arasında tarafsız kalarak resmî bir devlet dini kabul etmeme ve din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin vatandaşları kanun önünde eşit sayma,... görevlerini yüklenmiş..." (T.C. Anayasası 2. maddsi ve Yargıtay 9. Cea Dairesi'nin 1985/2523 esas ve 1985/3431 numaralı kararı).
C.DİN ÖZGÜRLÜĞÜ HERKES İÇİN MÜŞTEREKTİR
1. "...anayasa din ve vicdan hürriyetini (inanma, ibadet, cemaat oluşturma, yayma, öğrenme ve öğretme) sağlama ve koruma görevlerii devlete yüklemiş..." (T.C. Anayasası 2. maddesi ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 1985/2523 esas ve 1985/3431 numaralı kararı).
2. Demek ki, Türk ve yabancı Mesih İnanlıları, şunları yapabilir:
A. Kendi İNANCINI SEÇEBİLİR.
B. CEMAAT OLUŞTURABİLİR.
C. BERABER İBADET EDEBİLİR.
D. İNANCINI YAYABİLİR.
D. İNANCINI ÖĞRENEBİLİR VE ÖĞRETEBİLİR.
3.Bunların hiçbiri yasak ve kanuna aykırı değildir.
4. Bunların hiçbiri kanuna göre yaşadışı propaganda değildir. Böylece;
a) Kur'an-ı Kerîm'in satılabildiği gibi, Kitab-ı Mukaddes de açıkça satılabilir.
b)İslam dini hakkında gazetede, radyoda ve televizyonda olumlu yorumların yapılabildiği gibi, Mesih İnanlıları'nın hakkında da yapılabilir.
c)Müslümanların, komşularıyla İslam dini hakkında serbestçe konuşabildikleri gibi, Mesih İnanlıarı da kendi inançları hakkında komşularıyla serbestçe konuşabilir.
IV. MESİH İNANLILARIYLA İLGİLİ MAHKEME KARARLARI
Şimdiye kadar Mesih İnanlıları'na karşı açılan tüm davalarda hep beraatler ve takipsizlik kararları verildi.
V. MESİH İNANLILARININ İNANÇLARI NEDİR?
M.S. 325'te Türkiye'de yazılan İZNİK ANTLAŞMASI (İnanç bildirgesi) şöyle diyor:
"Kadir-i Mutlak baba olan, görünür görünmez herşeyin yaratıcısı tek Tanrı'Ya ve Tanrı'nın sözü, Tanrı'dan gelen Tanrı, Işık'tan gelen Işık, Hayat'tan gelen Hayat, bütün yaratıklara egemen olan, İlk Doğan, zamanın öncesinde Baba'dan doğmuş ve herşeyin kendisi yoluyla yaratılmış olduğu ve bizim kurtuluşumuz için beden alarak insanların arasında yaşamış, acı çekmiş, öldükten sonraki günde tekrar dirilerek Baba'Ya yükselmişl ve şanı ile tekrar dönerekdiri ve ölü herkesi yargılayacak olan biricik Oğul tek Rab İsa Mesih'e ve aynı zamanda Kutsal Ruh'a inanırız."
2.HUKUKİ BİR RAPOR
I.MESİH İNANLILARI KİMDİR
Mesih İnanlıları, bir idare merkezi olmayan, genellikle katolik ve ortadoks olmayan ve herhangi bir protestan mezhebiyle örgütsel bir baglantısı bulunmayan bir topluluktur. Mesih İnanlıları, bu farklı mezheplerle öz olarak aynı inancı paylaşmakta iseler de, bazı detaylarda bunlardan ayrılmaktadırlar. Türkiyede'ki kiliselerde hakim olan tanrı inançlarıyla Mesh İnanlıları'nın arasında tam bir uyum yoktur.
Bu yüzden Mesih İnanlıları, Hıristiyanlığın içinde belli başlı bir akım olarak niteleneblir.
Hem de, protestanlar, genel olarak Mesih İnanlıları'nın inançlarıı paylaştıkları için Mesih İnanlıları, protestanlığın içinde bir kolu olarak nitelenebilir.
Bazı protestan mezhepler gibi, Mesih İnanlıları da "devlet-kilise" ortaklığını reddedip laik bir devlet anlayışını benimserler.Türkiye'deki Mesih İnanlıları'nın Türkiye Cumhuriyetini ve bütünlüğünü desteklemeleri bu yüzdendir. Türkiye'feki Mesih İnanlıları hiç bir dış merkeze bağımlı değildir. Üstelik her yerel topluluk özerk bir yapıda olduğudan bir örgüt olarak değerlendirilemezler.
Mesih İnanlıları'nın inancı yeni bir inanç değildir. I. Yüzyıldan beri Mesih İnanlıları gibi düşünen dinsel topluluklar hep varolmuştur. Türkiye'de M.S. 325'te kabul edilen İznik Antlaşması, M.S. 340'da kabul edilen Ankara Antlaşması ve M.S. 451!de kabul edilen Kadıköy Antlaşması, Mesih İnanlıları'nın asıl düşünce ilkelerini meydana çıkarmaktadır. Bu eski antlaşmalar Mesih İnanlıları topluluğunun geçmişini gösterir.
II. MESİH İNANLILARI'NIN TÜRKİYE'DEKİ HAKLARI
(Doç. Dr. Nevzat Toroslu'nun görüşü)
(Dr. Toroslu, bir Mesih İnanlısı değildir. Ankara Hukuk Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak, objektif bir bakışla Mesih İnanlıları'nı inceleyip, onların haklarını, amaçlarını ve inançlarını değerlendirdi).
1.DİN ÖZGÜRLÜĞÜNDE EŞİTLİK
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesi Cumhuriyetin nitelikleri arasında laikliğide saymaktadır. Devletin temel niteliği olarak kabul edilen laiklik, genellikle devlet ile din işlerinin birbirinden ayrı olması, dinsel ve siyasal iktidarların karşılıklı bağımsızlığı veya devletin siyasal bir kuruluş olarak dinsel kurallara göre oluşturulmaması ve kişilere dinsel inanç özgürlüğünün tanınması biçiminde tanımlanmaktadır. (laikliğin anlamı konusunda :
BAŞGİL : Din ve Laiklik, İstanbul 1962
DAVER : Türkiye Cumhuriyetinde Laiklik, Ankara 1955
ÖZEK : Türkiye'de Laklik, İstanbul 1962
ÖZEK : Devlet ve Din, İstanbul (tarihsiz)
ESEN : Türk Anayasası Hukuku, Ankara 1968....
Buna göre kişilerin herhangi bir dine inanıp inanmamaları veya belli bir dine inanıp inanmamaları TAMAMEN KİŞİSEL BİR SORUN OLUP bu konuya devletin müdahaleye hakkı YOKTUR. Devlet ancak kişilerin siyasal ve toplumsal yaşantısı ile ilgili yasal düzenlemeler yapabilir. Şu halde, laik bir devlet düzeninin iki özelliği vardır:
A. DEVLET DİNİ VEYA DEVLETÇE TANINMIŞ DİN'İN SÖZ KONUSU OLMAMASIDIR.
B. İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜN TANINMIŞ OLMASIDIR.
Bunun için de devletin dinler arasında tarafsız olması gerekir ve kişilerin dinsel inanbçlarına uygun bir şekilde davranabilmelerini güvence altına alınması gerekir. Bir başka deyişle laik devlet, herhangi bir dini korumak yerine genel olarak dini bir özgürlük konusu kabul edip din özgürlüğünü KORUMAK ZORUNDADIR. Zira din ve vicdan ögürlüğüne saygı gösterme ve vicdanların serbestçe tezahürünü sağlama, demokratik-laik devletin başlıca görevlerinden biridir.
Anayasa,
--> 24. Maddesinde Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
--> 24. madde ... hükülerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dînî ayin ve törenler serbesttir. Kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz, suçlanamaz hükmünü koyduktan sonra,
--> 26. maddesinde Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir hükmünü öngörmektedir.
--> 10. maddesindeki Herkes... din ve mezhep ve benzeri sebeblerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir ve
-->14. maddesindeki Anayasada yer alan hürriyetlerden hiç biri... din ve mezhep ayrımı yaratmak... amacıyla kullanılamaz biçimindeki hükümlerle birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde :
A. HERŞEYDEN ÖNCE DİN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN HERKES VE HER DİNİ İNANÇ YÖNÜNDEN TANIDIĞI...
B. DİN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN,
1. KİŞİLERİN DİLEDİKLERİ DİNİ İNANCI BENİMSEMEK,
2. DİNİ İNANÇLARI DOĞRULTUSUNDA İBADET ETMEK, ÖRGÜTLENMEK, EĞİTİM YAPMAK VE DİNİ İNANÇLARINI AÇIKLAYIP YAYMAK HAKLARINI İÇERDİĞİ SONUCUNA VARMAK GEREKİR.
Bu özgürlüklerin ve hakların bütün herkes ve bütün dinler yönünden kabul edilidiği, sadece Anayasa'nın yukarıda değinilen maddeleri tarafından değil, Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukj kuralı halini alan 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve 1950 tarihli İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme tarafından da kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 18. maddesinde her şahsın fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır dendikten sonra bu hakkın :
A. DİN VEYA KANAAT DEĞİŞTİRME HÜRRİYETİNİ
B. DİNİNİ VE KANAATİNİ TEK BAŞINA VEYA TOPLUCA, AÇIK OLARAK VEYA ÖZEL SURETTE ÖĞRETİM, TATBİKAT, İBADET E AYİNLERLE AÇIKLAMA
özgürlüğünü gerektirdiği ifade edilmektedir.
Aynı şekilde İnsan Hakları Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 9. maddesinde de Her şahıs düşünme, vicdan ve din hürriyetine sahiptir dendikten sonra, bu hakkın,
A. DİN VEYA KANAAT DEĞİŞTİRME HÜRRİYETİNİ ve
B. ALENEN VEYA HUSUSİ TARZDA İBADET VE AYİN VEYA ÖĞRETİMİNİ YAPMAK SURETİYLE TEK BAŞINA VEYA TOPLU OLARAK DİNİNİ VEYA KANAATİNİ İZHAR EYLEMEK
özgürlüğünü içerdiği hükme bağlanmaktadır.
2. DİNLERİN KORUNmASINDA EŞİTLİK
Çeşitli inançlar arasındaki eşitlik, sadece Anayasa'nın, İnsan Hakları Errensel Beyannamesi'nin ve İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin kişilere tanıdığı haklar yönünden değil, TCK'de yer alan ve dinleri ve dini özgürlükleri korumayı amaçlayan hükümler yönünden de söz konusudur. Nitekim, TCK'nin din hürriyeti aleyhine suçları düzenleyen 175 ve daha sonraki maddelerinde,
a) Allah'a, dinlere, peygamberlere, mukaddes kitaplara ve mezheplere hakaret etme,
b) Dini işlerin veya ibadet ve ayinin icrasını men etme
c) Mabetlerde bulunan eşyayı tahrif etme
d) Din adamları hakkında şiddet kullanma veya onlara hakaret etme suçları yönünde çeşitli dinler ve mezhepler arasında herhangi bir ayırım yapılmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi 4.11.1986 gün ve E.1986/11, K.1986/26 sayılı kararlarında, daha da ileri giderk Ülkemizde kimi din ve inançların cemaatleşme safhasına henüz gelmemiş olduğu gibi bir mülahaza ile dinler ve inançlar arasında ayırım yapılmasını haklı bir nedene dayandırmak mümkün değildir demektedir.
3.DİN ÖZGÜRLÜĞÜNE GETİRİLEN SINIRLAMALARDA EŞİTLİK
3.DİN ÖZGÜRLÜĞÜNE GETİRİLEN SINIRLAMALARDA EŞİTLİK
Nihayet dinler ve dini inançlar arasındaki eşitlik, anayasa ve diğer kanunlar ile getirilen sınırlamalar yüzünden de söz konusudur. Anayasa, din ve vicdan özgürlüğüne getirilebilecek özel sınırlamaları öngören 24/5 maddesinde:
"Kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya nüfuz sağlama amacıyla her ne surette olursa olsun dini veya din duygularını veya dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."
demek suretiyle, dinler arasında hiçbir ayırım yapmaksızın bütün dinler için dinle ilgili faaliyetlere aynı şekilde bazı sınırlandırmalar getirirken, bu sınırlamaları cezai müeyyideye bağlayan TCK'nin 163. ve 61878 sayılı kanununun 1.Maddelerinde de genel olarak dinden söz edilmekte, böylece çeşitli dinler arasında herhangi bir ayırım yapılmamaktadır.
Bu durumda ahiret ile ilgili kuralları olduğu kadar dünya ile ilgili, yani siyasi, hukuki ve sosyal kuralları da içeren İslam dini konusunda sürekli biçimde yayınlar yapılıp kitap fuarları açılırken, gerek basında gerekse radyo ve televizyonda sürekli sürekli propaganda ve telkinde bulunulurken ve din eğitimi okullarda zorunlu hale getirilirken, sadece ruhani ve manevi bir egemenliği hedef alan, dünya ile yani maddi ve cismani egemenlik ile ilgisinin olmadığını açıklayan, maddi dünyaya ilişkin hukuk kuralları içermeyen dünya kükümetlerine ve onların kanunlarına itaat edilmesini gerekli kabul eden Hıristiyanlığın ve hele sadece din alanında değil, her konuda kilisenin dar çemberi kırması ve böylece eleştiri yönetiminin her alana her alana uygulanabileceğini kabul etmesi nedeniyle hümanist bir hareket olan protestanlığın ve dolayısıyla buna dahil olan Protestanlığın ve dolayısıyla buna dahil olan sayılan Mesih İnanlıları'nın inancının propagandasının suç olduğunu söylemek elbette ki MÜMKÜN DEĞİLDİR.(Protestanlığın hümanist bir hareket olduğu yolunda bkz: GİRİTLİ : Kemalist Devrim ve İdeolojisi, İstanbul 1980, s.94).
Kaldı ki ceza hukuku sistemimizde biçimsel kanunilik ilkesi hakimdir. (Anayasa m.38; TCK m.1). Suçun biçimsel anlayışına dayanan bu ilkeye göre, kanun tarafından suç olarak öngörüleni suç kabul etmek gerekmektedir. Suçun biçimsel anlayışının iki temel sonucu vardır:
1. Anti sosyal olsalar veya öyle kabul edilseler bile kanunun açıkça suç saymadığı hareketler cezalandırılamaz.
2. Kanunun açıkça suç saydığı hareketler, sosyal yönden tehlikeli olmasalar bile cezalandırılır.
Şu halde tekrar etmek gerekir ki, fiile suç olma özelliğini veren, toplumun onu anti-sosyal sayması ve onun cezalandırılmasını istemesi değil, kanunun onu açıkça suç olarak öngörmüş olması ve yine kanunun onun için, sonuçta,i tesbit ettiği müeyyidenin cezai nitelik taşımasıdır. (MANTOVANI : Diritto penale, Padova 1979, s.37 cd., TOROSLU: Nasıl bir Ceza Kanunu, Ankara 1987, s.65 vd.).
Oysa kanunlarımızda, hangi dine ilişkin olursa olsun, salt din propagandasını suç sayan ve cezalandıran herhangi bir hüküm mevcut değildir.Dine ilişkin propaganda faaliyetlerini öngören TCK'nin 163.maddesi ve 6187 sayılı Kanununun 1. maddesi ancak belli amaçlara yönelik dinsel propagandayı, yine dinler arasında herhangi bir ayrım veya fark gözetmeksizin, suç sayıp cezalandırmaktadır. Bu amaçlar, Devletin sosyal ve ya ekonomik veya siyasi veya hukuki veya temel düzenini kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmakyani laik devlet yerine teokratik bir devlet oluşturmak amacı (TCK m. 163) ve Siyasi veya şahsi nüfuz temin etmek amacı (TCK 163:6187 sayılı Kanun)dır. Bu amaçları gütmeyen sadece belli bir dinin veya dinî inancın yaygınlaşması amacına yönelik olan propaganda veya telkin faaliyeti, hang idine ilişkin olursa olsun, Anayasanın ve yasaların herkese tanıdığı din özgürlüğünün kapsamına dahil olup, herhangi bir suç oluşturmaz. Aksini düşünmek, kanûnîlik ilkesini inkar etmek anlamına gelebileceği gibi, hukuk düzeninin bir yandan kişilere bazı haklar tanırken, diğer yandan bu hakların kullanılmasını cezalandırabileceğini kabul etmek anlamına gelir ki bu mümkün değildir.
Şu halde uygulamada, zaman zaman hıristiyanlık propagandası suçundan sözedilmesi, hatta savcılıkların bu iddia ile koğuşturma yoluna gitmeleri son derece isabetsizdir.Esasen ülkemizde Hıristiyan didine ait çeşitli mezheplerin kendi kiliseleri ve cemaatleri bulunduğu ve ibadetlerini serbestçe yapabildikleri nazara alındığında Hıristiyanlık propagandası suçundan söz etmek büsbütün anlamsız hale gelmektedir.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 26.5.1986 tarih ve E. 1985/9-596, K. 1986/293 sayılı kararında Hıristiyanlığın değişik bir yorumundan ibaret olan yehova şahitleriinancını paylaşanların topluluk oıluşturmalarının, toplanıp birlikte ibadet etmelerinin,
İNANIŞLARINI ÖĞRETME VE YAYMA, YANİ PROPAGANDASINI YAPMA EYLEMLERİNİN ANAYASANIN 24. MADDESİNİN KAPSAMINA DAHİL OLDUĞU VE SUÇ TEŞKİL ETMEDİĞİNİ KARARLAŞTIRMIŞTIR.
III.MESİH İNANLILARI'NIN AMÇLARI NEDİR?
(Doç. Dr. Nevzat Toroslu)
1.OLUMLU, YAPICI AMAÇLARI VARDIR,
YIKICI AMAÇLARI YOKTUR
Mesih İnanlıları'nın amaçları, Türk toplumunun aile, millî ve manevi değerlerini, millî kültürünü etkilemek değildir. Tüm kainatı yaratan, her yerde ve her zaman hazır olan bir Tanrı'nın varlığını, insanların Tanrı'ya itaa ve ibadetr etmesini, Tanrı'nın kendi sözünü insanlara iletmek için peygamberlerler gönderdiğini, başkalarını sevmek ve muhtaçlara yardım elini uzatmak gerektiğini, öldürmenin, çalmanın, sarhoş olmanın, zina yapmanın günah olduğunu, insanların kendisine yapılmasını istediğini başkalarına yapması gerektiğini, insanların ölümden sonra dirileceğini ve yargılanacağını, kötülerin cehenneme iyilerin cennete gireceğini, evlilik birliğinin mukaddes olduğunu savunan bir din141 inancın propagandasının Türk toplumunun aile anlayışına, millı kültürüne hiç de aykırı sayılamayacağı bir yana, Türk toplumunun aile anlayışını, millî ve manevî değerlerini ve millî kültürünü değiştirmeye yönelik bir propaganda ve telkinin 6187 sayılı Kanunun 1. maddesinde öngörülen suçu oluşturmayacağı herhangi bir tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
2. MESİH İNANLILARI'NIN "SİYASİ MENFAAT ve NÜFUZ SAĞLAMAK" AMACI YOKTUR
Mesih İnanlıları'nın "siyasi menfaat ve nüfuz sağlamak" amacıyla hareket ettiklerini söylemeye de imkan yoktur.Mesih İnanlıları, siyasi menfaat amacıyla hareket ettiklerini söyleyebilmek için dini, dini hissiyatı ve dince mukaddes sayılan şeyleri alet ederek yapılan bir propagandanın veya telkinin günlük siyasi iktidar mücadelesine ilişkin olması, yani siyasi nitelikteki bir makama gelmeye veya ele geçirilen böyle bir makamı muhafaza etmeye; siyasi nüfuzdan sözedilebilmesi için de yine dini, dini hissiyatı ve dince mukaddes sayılan şeyleri alet ederek yapılan bir propaganda ve telkinin aynı şekilde başkalarının siyasi düşünceleri üzerinde etkili olmaya, örneğin bunların belli kişiye veya kişilere yahur siyasi partiye oy vermelerini sağlamaya yönelik olması gerekmektedir.Oysa her şeyden önce, "Mesih İnanlıları"nın propaganda yaptıkları iddia edilen dînî inanç, herhangi bir siyâsî nitelik taşımamakta, içinde yaşadığımız dünyaya ilişkin siyâsî kurallar içermemektedir; sadece Tanrı'nın ruhsal veya mânevî egemenliğinden söz etmektedir.
Öte yandan, "Mesih İnanlıları"nın propagandasını yaptıkları iddia edilen dinî inancı günlük siyasi iktidar mücadelesine alet etmeleri ve böylece siyasi menfaat veya siyasi nüfuz sağlamaları da mümkün değildir. Bir kere "Mesih İnanlıları" belli bir dini cemaate mensup olmanın ötesinde herhangi bir siyasi parti veya kuruluşun üyesi değildirler. Ayrıca kendileri veya başkaları için siyasi bir talepte bulunmamaktadırlar. Nitekim, propaganda veya telkin amacıyla başkalarına verdikleri iddia edilen yayınlarda herhangi bir siyasi kişi, parti veya kuruluş övülmemekte, böyle bir kişi veya kuruluşun siyasi iktidar mücadelesine katılınmamaktadır.
3."MESİH İNANLILARI" NIN ŞAHSİ MENFAAT VEYA NÜFUZ SAĞLAMA AMACI YOKTUR
6187 sayılı Kanunun 1.maddesi anlamında şahsi menfaatlan sözedilebilmesi için, dini hissiyatı veya dince mukaddes sayılan şeyleri alet ederek yapılan propaganda veya telkin ile elde edilmek istenen menfaatin propaganda veya telkin faaliyetinde bulunan kişilere ait olması ve nihayet dinin kötüye kullanıldığını gösteren haksız ve oransız menfaat olması gerekir.
A. PROPAGANDALARINDA ŞAHSİ NÜFUZ VAR MI?
"Mesih İnanlıları"nın başkalarına verdikleri veya sattıkları kitaplardan herhangi bir maddi menfaat veya kar sağlamaları söz konusu değildir.
6187 sayılı Kanunun 1.maddesi anlamında şahsi nüfuzdan söz edilebilmesi için dini, dinî hissiyatı, dince mukaddes sayılan şeyleri alet ederek yapılan propagandanın veya telkinin, bu propagandayı veya telkini yapanlar içinde yaşadıkları toplumda başkalarına hakim olabilecek, dolayısıyla onlar üzerinde etkili olabilecek bir konuma gelmelerini sağlamaya yönelik olmalıdır. Oysa gerek kendilerine posta ile yayın gönderilen kişiler, gerekse ibadet toplantılarına katılan kişiler karşısında sanıkların şahsi nüfuz sağlamaları mümkün değildir. Bir kere, "Mesih İnanlıları"yla kendilerine posta aracılığı ile yayın gönderen kişiler arasında herhangi bir ilişki mevcut değildir. Bu itibarla "Mesih İnanlıları"nın tanımadıkları ve kendilerini tanımayan bu kişiler nezdinde şahsi nüfuz sahibi olmaları yani onlar üzerinde etkili olabilecek bir konuma gelmeleri elbette ki düşünülemez.
B.TOPLANTILARINDA ŞAHSİ NÜFUZ VAR MI?
İbadet toplantılarına katılanlar yönünden de şahsi nüfuz söz konusu değildir. Herşeyden önce bunlar yönünden herhangi bir propaganda veya telkin söz konusu değildir. Çünkü bunların hepsi aynı din inancı, yani "Mesih İnanlıları" inancını paylaşan kişilerdir. Bunların hemen hepsi şu veya bu şekilde söz konusu inancın propagandasına veya telkinine katılan kişilerdir, yani propaganda veya telkin fiilinin failleridir. Aynı propaganda veya telkin faaliyeti yönünden bir kimsenin hem propaganda veya telkin faaliyetinde bulunulan kişi kabul edilmesi eşyanın tabiatine aykırıdır. Yani aynı kişiler aynı propaganda veya telkin eyleminin hem faili hem de muhatabı olmaları düşünülemez.
C. PARA TOPLAMALARINA SUÇ VAR MI?
Nihayet ibadet toplantılarında ortaya koyan kumbaraya toplantılara katılanların para atmaları suretiyle para toplanmasının da 6187 sayılı Kanunun 1. maddesinde öngörülen suçu olduğu kadar başka herhangi bir suçu da oluşturmayacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
Herşeyden önce bu paralar "Mesih İnanlıları" tarafından verilmiştir ve bu şekilde para verilmesi, "Mesih inanlıları" inancının gereğidir. Yukarıda da açıklandığı üzere "Mesih İnanlıları" Tanrı'nın kendilerine verdiği maddesi bereketlerden bir kısmını yoksullara ve hastalara yardım etmek veya yerel topluluğun ihtiyaçlarını karşılamak yahut Mesih'in Müjde'sini henüz işitmemiş olanlara Tanrı'nın sözünü iletmede kullanılmak üzere vermeleri gerekmektedir.
Nitekim toplanan paralar ihtiyaç sahibi kimselere yardım etmek ve dinî kitaplar almak için kullanılmıştır. Esasen bu şekilde para verme, değişik adlarla da olsa, hemen her dinde, bu arada fitre, zekat ve sadaka gibi adlarla İslam dininde de mevcuttur.
Öte yandan para verilmesinde herhangi bir zorlama söz konusu değildir. Ortaya konan kumbaraya dileyen para atmakta dilemeyen atmamakta, ayrıca dileyen dilediği kadar atmaktadır.
Ayrıca bu şekilde verilen paraların miktarı ve nereye harcandığı gelir-gider defterinde muntazam şekilde gösterilerek her türlü suistimalın önlenmesi yoluna da gidilmiştir.. Bütün bunlar, bu şekilde para verilmesinin ve verilen bu paraların muhtaç kişilere dağıtmak veya dini kitaplar satın almak suretiyle kullanılmasının, Anayasa güvencesi altında olan din özgürlüğüne dahil dini ödevlerden birini yerine getirmekten ibaret bulunduğunu ve herhangi bir suçu oluşturmayacağını açıkça ortaya koymaktadır.
IV. MESİH İNANLILARININ İNANÇLARI NELERDİR?
(Doç. Dr. Nevzat Toroslu)
TANRI
1."Mesih İnanlıları"nın inancına göre Tanrı tektir ve sonsuzdur. Görünen ve görünmeyen herşeyi o yaratmıştır. Tanrı adildir, sevgidir. O her yerde ve her zaman mevcuttur.
2.İnsan, Tanrı değildir. Ama başlangıçta Tanrı insanı kendi benzeyişinde yarattı; tümü ile iyiydi. Tanrı ona seçme özgürlüğü vermişti. Ancak insan seçme özgürlüğünü Tanrı'ya itaat ve hizmet etmekte kullanacağı yerde O'na başkaldırdı. Nitekim ilk babamız olan Adem ile Havva, "Tanrı'nın iyi ile kötüyü bilme ağacının meyvesinden yememeleri" emrine uymayarak meyveyi yediler ve böylece Tanrı'ya isyan ettiler, günah işlediler. Bunun üzerine Tanrı onları sıkıntı dolu bir dünyada yaşamaya gönderdi.
3. Tanrı'nın kutsal isteğine aykırı olan herşey, günahtır. Bu itibarla sadece adam öldürme, sarhoşluk, zina veya hırsızlık değil; açgözlülük, gurur, nefret ve şehvet düşünceleri de günahtır.
TANRI'NIN SÖZÜ
4. Tanrı kendi sözünü insanlara iletmek için peygamberler göndermiştir. İsa Mesih'ten önce gelen peygamberlerin sonuncusu Yahya'dır. İsa Mesih'ten önceki peygamberler insanlara tanrının kim olduğunu ve onlardan ne istediğini, kendisine itaat etmedikleri zaman cezalandırılacaklarını bildirmiştir.
5. Melekler Tanrı tarafından yaratılan ruhsal varlıklardır. Bunlar, Tanrı'nın habercileri olup, Tanrı'nın isteklerini peygamberlere ve başka imanlılara duyurmak için görevlendirilmişlerdir.
6. "Mesih İnanlıları"nın kutsal olarak kabul ettikleri kitap, Kutsal Kitap (Kitab-ı Mukaddes)tır. Bu da Eski Antlaşma ve Yeni Antlaşma olmak üzere iki bölüme ayrılır. Eski Antlaşma bölümü hem Yahudiler Hem de hıristiyanlarca kutsal sayılır ve 39 ayrı kitaptan oluşur. Birçok yazar tarafından 1500 yıllık bir sürede kaleme alınmış olan bu bölümün ilk beş kitabı Musa Tarafından yazılmış olup Tevrat olarak bilinir.
7. İkinci bölüm Yeni Antlaşmayı oluşturur. 27 kitaptan ibaret olup İsa'nın ölümünü izleyen 70 yıl içerisinde sekiz veya dokuz yazar tarafından kaleme alınmıştır. Yeni Antlaşma'nın ilk dört kitabı İncil olarak adlandırılır. Dört ayrı kişi tarafından yazılan bu kitaplar, dört ayrı açıdan İsa'nın öğretisini ve yaşamını anlatır.
8. Kutsal Kitab'ı oluşturan kitaplar insan eliyle kaleme alınmalarına rağmen bunlar Tanrı'nın sözü'dür. Tanrı kendi ruhu ile bunları yazanları tam gerçek olanı yazmaları için yöneltmiştir. Dolayısıyla bu kitapların gerçek yazarı, insanlar değil ; Tanrı'nın kendisidir.
Türkiye'deki hristiyanların hakları nelerdir?
GÜNLÜK BÜLTEN EMAİL ABONELİĞİ

Email adresinizi yukarıdaki kutucuğa yazıp "abone ol" tuşuna basınız, açılan pencerede göreceğiniz harfleri yazıp onaylayınız. Daha sonra email adresinize gelecek emaildeki linke tıklayınız
Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ile ilgilenenler için bilgiler

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.