T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NA
Ülkemizde son yıllarda eğitim alanında, gerek eğitime erişim gerekse müfredatın çağdaşlaştırılması konularında, gerçekleştirilen ilerlemeleri memnuniyetle karşılamaktayız. Daha da iyiye ulaşmak amacıyla, eğitimden doğrudan etkilenenler tarafından yapıcı eleştirilerin, sürekli iyileştirme için vazgeçilmez olduğunun bilincinde olarak, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) dersleri hakkında kamuoyundaki tartışmalara kendi açımızdan katkıda bulunmak ve toplumumuzun kaygı ve beklentilerini dile getirmek amacıyla aşağıdaki değerlendirme ve önerilerimizi tarafınıza iletmeyi arzu ediyoruz. DKAB dersleriyle ilgili olarak tarafımıza iletilen sorunlar ve önerileri aşağıda sıraladık.
Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın 9 Temmuz 1990 gün ve 1 sayılı karar şöyledir:
"Azınlık okulları dışında kalan ilk ve orta öğretim okullarında öğrenim gören Türkiye Cumhuriyeti uyruklu, Hıristiyanlık ve Musevi dinlerine mensup öğrencilerin bu dinlerden birine mensup olduklarını belgelendirmeleri kaydıyla Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine girmelerinin zorunlu olmadığı, ancak bu derse girmek istedikleri taktirde velilerinden yazılı dilekçe getirmelerinin gerekli olduğu hususunun kabulü kararlaştırıldı."
Bu çerçevede ailelerinin başvurusu üzerine DKAB dersine girmesi gereken çocuklar çok önemli sıkıntılar yaşamaktadır. Çocuklar muaf oldukları ve derse katılmama hakları bulunduğu halde, birçok okul yönetiminin bu karardan haberi bulunmamaktadır, çocuklar zorunlu olarak DKAB dersine sokulmakta veya kararın tersi bir uygulama ile derse girmemesi yönünde ailelerden yazılı dilekçe istenmektedir. Muaf olunduğu halde başka alternatif bulunmadığı için çocuklar DKAB dersi sırasında sınıfta oturmak zorunda kalmakta veya ders saatini müdür muavini odasında geçirmektedir. Ülkemizde din ve inanç özgürlüğü Anayasa’nın 24. Maddesi ile güvence altına alınmıştır; ‘Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.’ Fakat yaşanan durumda, uygulamada muafiyet hayata geçirilememekte ve çocuğun din ve inanç özgürlüğü hakkı sınırlandırılmaktadır.
Aynı şekilde, Anayasamız’ın 15. maddesinde yer alan “kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz” ilkesiyle ilgili olarak da bu uygulamalar sırasında sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çocukların muafiyetini sağlamak için aileler inançlarını açıklamak zorunda kalmaktadır. Ayrıca çocuklar teşhir edilmekte, arkadaşları ve hatta bazı öğretmenleri tarafından başka inanca mensup oldukları için dışlanma, aşağılanma ve hakarete uğrama gibi sorunlarla karşılaşabilmektedir. Buna ek olarak, kuşkusuz çocuğun ve ailesinin isteği dışında sınıfta oturmaya zorlanması, vicdani açıdan da baskı altında kalmasına neden olur. Aileler, ülkemizde Müslüman olmayanlara karşı bazı kesimlerde mevcut olan hoşgörüsüzlükten çocuklarını korumak ve daha fazla göze batmamak amacıyla bu konuda şikayette bulunmaktan da kaçınmaktadır.
Eğitimde, ebeveynlerin dini ve felsefi görüşlerine saygı duyulması yükümlülüğüne (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Protokol I./ Madde 2) ilişkin sorunların da yaşandığını belirtmek gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,
Folgero Norveç davasında devletin ailenin dini ve felsefi inançlarına saygı göstermesinin, sadece negatif bir sorumluluk olmadığını, aynı zamanda devlete pozitif sorumluluklar da yüklediğini kaydetmiştir. Buna göre ele aldığımız sorunla ilgili olarak örneğin okullarda çocuğun ve ailesinin dini inancına saygı göstermek amacıyla, artı bir takım adımlar atılması gerekir; örneğin, çocuğun onurlu bir şekilde kütüphanede farklı bir uğraşla zaman geçirmesinin sağlanması ya da aynı saatte alternatif derslerin mümkün hale getirilmesi gibi.
Okullarda Müslüman olmayan ailelerin çocuklarının zorunlu DKAB dersinden muafiyeti konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu hakka gerçek anlamda saygı gösterecek uygulamaları hayata geçirmesi ve gerekli önlemleri alması gerekmektedir. Kuşkusuz çocuğun ve ebeveynlerin, din ve vicdan özgürlüğü hakkına saygı, çocuklara benimsetilmek istenen demokrasi kültürünün bir gereğidir.
Öneriler:
- Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunluluğunun kaldırılması ve aynı saatlerde öğrencilerin seçebileceği alternatif derslerin bulunması
- Okul yönetimlerinin Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın 9 Temmuz 1990 gün ve 1 sayılı kararı hakkında etkin olarak bilgilendirilmesi
- Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi sırasında Müslüman olmayan çocukların ve ailelerinin inançlarına saygı duyulacak şekilde muafiyetin gerçekleştirilmesi için okulların, açık bir şekilde ve örneklerle yol gösterilerek yönlendirilmesi ve gerekli denetimlerin yapılması
- Ailelerin ve çocukların bu çerçevede yaşadıkları sıkıntıları dile getirmelerinin araçlarının oluşturulması, gerekirse İl İnsan Hakları Kurullarının tüm aileleri bu konularda aktif bir şekilde bilgilendirmesi ve sorun olup olmadığını denetlenmesi.
Saygılarımızla bilgi ve gereğini arz ederiz.
Protestan Kiliseler Derneği
Yönetim Kurulu Başkanı
H. Zekai Tanyar