Yaşar Nabi Bayır'dan Hristiyan Türkler hakkında...

hristiyanlık incil isa mesih tevrat zebur | HRİSTİYAN FORUM  > Türkiye'de Hristiyanlık : Yaşar Nabi Bayır'dan Hristiyan Türkler hakkında...


HRİSTİYAN FORUM'A ÜYE OLUN! Hristiyan üyelerle sohbet etmek, etkinlik duyurularından haberdar olmak, forumda yazışabilmek için sitemize üye olmanız gerekmektedir.



HRİSTİYAN FORUM GİRİŞ
(Kullanıcı adınız)
(Şifreniz)





Bu konuya cevap yazmak için buraya tıklayınız
 
 

hristiyanlık
evangelion

Yaşar Nabi Bayır'dan Hristiyan Türkler hakkında...



YAŞAR NABİ NAYIR’IN BALKANLAR VE GÜNEYDOĞU AVRUPA’DAKİ

TÜRK VARLIĞINA YAKLAŞIMI
Prof. Dr. İbrahim TATARLI
*
Hiç kuşkusuz ki, Yaşar Nabi Nayır (1908-1981) XX. yüzyılın 1930-70 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti’nde edebiyat, sanat ve kültürün gelişimine büyük katkıları olan, tanınmış bir ozan ve yazar, ayrıca bu alanlara yön veren seçkin bir entellektüeldir. Çalışmalarında Atatürkçü çizgiyi yaşamı boyunca sürdürmüştür. Edebiyata, bu konudaki yeteneğini ortaya koyan şiir kitapları ile giren ozan -Meşaleciler grubuna mensuptur. Öykü, roman ve dramaturji türlerinde yapıtlar vermiştir.1 Sistemli ve sürekli olarak, yurt içinde ve yurt dışında, Batı’da ve Doğu’da yaptığı yolculuk gözlemlerini sanat yapıtı - yazı ve kitaplar haline getirmiştir. Edebiyata yolculuk yazıları türünde yenilikler getirmiştir. Onun hemen hemen her yıl yaptığı yolculuklar plânlı, amaçlı bir nitelik taşımaktadır. Bu yolculuklar, ülke ve dünyadaki gelişmeleri tanımak ve yorumlamak için araçtır. Nitekim onun yolculuk yazıları ve kitapları sentetik bir karakter taşımakta, sanatla etüdü, estetikle felsefeyi, politoloji ile kültürel yorumu, çağının en demokratik konumundan içermektedir. Çok yönlü bu çalışmalara monografi veya etüd biçimindeki politoloji araştırmalarını da eklemeliyiz. Nitekim Atatürk ve Atatürkçülük üzerine değerli yapıtlar vermiştir.2 Aynı zamanda dünya edebiyatından Panait Israti ve Balzac gibi dünya ve Balkan yazarlarının yapıtlarını Türk okuyucusuna tanıtmıştır. Bu arada 50 yıla yakın bir zaman kesintisiz olarak kendi gücüyle önce on beş günde bir, sonra ayda bir olmak üzere, takriben 900 sayıya yakın Varlık dergisini, “Varlık Yıllıklarını” sonra “Cep Dergisi”ni çıkarmıştır. 2000 kitap yayınlayan “Varlık” yayınevini kurmuş ve yönetmiştir. Ulusal ve Uluslararası forumlarda edebiyat, sanat ve kültür alanında demokrasi ve özgürlükleri savunmuştur.

Yaşar Nabi yaşamı boyunca Türk Dünyasının sorunlarına -en eski çağlardan zamanımıza değin- eğilmiştir. Onun düşün ufuklarının ne denli kapsamlı olduğunu, sahne yapıtlarından birinin konusunun “Mete” olması göstermektedir.

O, Türklüğün çeşitli çağlarda ve dönemlerde bazı gelişim eğilimleri üzerinde ısrarla durmuştur.3 Bu konulara, çağımızın uluslararası dostluk ve hoşgörü anlayışı ile yaklaşmıştır.

Bildirimin konusu, Yaşar Nabi Nayır’ın Balkanlar’da ve Güneydoğu Avrupa’ da Türk Varlığına yaklaşımıdır. Bu bağlamda onun “Balkanlar ve Türklük” (1936)4 ile “Değişen Dünyamız (Balkanlar ve Türklük) Gezi Notla-rı” (1973, 1993)5 adlı kitaplarını inceleyeceğim.

Yazarın, Balkanlar’a ve Türklüğe ilgisi, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Kosova vilayetinin merkezi olan Üsküp -Makedonya- doğumlu olması, eski vatanına özlem duyması ile bağlantılıdır. Nitekim bundan sonra, 1924’de ailesinin Türkiye’ye yerleşmesine rağmen, defalarca Balkanlar’ı ve eski yurdunu ziyaret etmiştir. Her zaman buradaki Türklerin sorunlarıyla yakından ilgilenmiştir. Yolculuk, Nayır’ın itiraf ettiği gibi bir ihtisas halini almıştır. Bu yönde yapıtlarının çoğunu Türkçeye çevirdiği Balkan yazarlarından Panait Istrati’nin etkisini görmüştür. Yazar, ikinci gezi notları kitabının önsözünde şöyle demektedir: “ ‘Dünyayı görmek’ derdi hep Panait Istrati kitaplarında. Bir çeşit önünde durulmaz tutkudur bu, onları yollara düşüren sık sık... Ben de her zaman duymuşumdur içimde bu özlemi. Belki de daha pek küçük yaştan yollara düşmenin o buruk tadını almış olduğumdandır. Hem de ne güç, ne hazin şartlar içinde geçmiş yolculuklara rağmen.”6 Nayır, Balkan savaşlarını ve I. Dünya Savaşı yıllarının yarattığı ağır koşullardan söz etmektedir.

İleride görüleceği gibi Balkanlar’da Türk varlığı ve sorunu Türk dünyası kontekstinde ele alınmıştır. Bu da eserlerine ufuk genişliği ve anlam derinliği kazandırmaktadır.

Yaşar Nabi’nin “Balkanlarda Türklük” kitabı “Önsöz” (s. 7-9), “Giriş” (s. 11-53), VI Bölüm ve bir “Sonsöz”den oluşmaktadır. Bölümler şöyledir: (I) “Türk Gagauzları” (s. 37-114); (II) “Müslüman Türkler” (s. 115-125); (III) “Bulgaristan’da Türkler” (s. 128-183); (IV) “Yugoslavya’da Türkler” (s. 184-219); (V) “Yunanistan’da Türkler” (s. 220-231); (VI) “Göç Meselesi” (s. 232-253) ve “Sonsöz” (s. 254-256).

Tür ve yapı bakımından yazarın “Balkanlar ve Türklük” gezi notları - etüd, gezi notları-monografik araştırma niteliğinde sorunla bir bütün olarak ele alınmış, incelenmiş ve çözüm çareleri saptanmıştır. Gezi gözlemleri, daha fazla, tezleri desteklemek amacıyla kullanılmıştır. Burada sunulan malzeme, adeta arazi çalışmaları, malzeme araştırması ve sunulması karakterindedir.

“Önsöz”de yazar, Balkanlar’da ve buradaki Türklüğe ilgisini eski “vatan sevgisi” ve hasretiyle, Türk varlığı ile açıklamaktadır. Ayrıca, burada vuku bulan olayların neden ve sonuçlarını açıklamak istemiştir. Sorunların büyük önemi belirtilmiştir: “Balkanlar... mevzuu en yabancıların bile tecessüs ve merakını tahrik edecek kadar karışık, kompleks, esrarlı ve cazip olan bu meselenin oraya tarihî, ırkî, siyasî ve iktisadî bağlarla sımsıkı bağlı olan biz Türkler için ne kadar büyük bir ehemmiyet arz ettiği meydandadır.

Balkan ülkelerinde kalmış ve henüz anayurda kavuşmamış milyonlarca Türk’ün bugünkü hallerine ve ne şartlar içinde yaşadıklarına dair Türk okurlarına kısaca malumat vermek ve bu münasebetle de, her türlü safhalarını ve etrafında gözüme ilişen neşriyatı daima dikkatle takip etmiş olduğum bu mevzu üzerindeki düşünce ve kanaatlerimin Türklükle alâkalı taraflarını hulasa etmek... İşte beni bu eseri yazmaya sevk etmiş olan sebep.”7

Yazar, Balkanlar’ın ve orada yaşayan kardeşlerinin o zamanki durumunu yerinde ve vasıtasız görmek amacıyla yeni bir seyahat yapmış, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan’ı ziyaret etmiştir.

Yaşar Nabi’nin “Balkanlar ve Türklük” kitabının “Giriş” bölümünde önce, Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğinin yükselişi sonra da yıkılışının nedenleri araştırılmıştır. Bunlardan “ibret dersi” çıkarılması gerektiği belirtilmiştir.

Burada, adeta ayrı ayrı paragraflar niteliğindeki başlıklar altında çok önemli sorunlar üzerinde durulmuştur. Bunlardan birincisi, Balkan ülkelerinde bağımsızlıklarını kazandıkları halde, aralarında dostluk ve işbirliğini kabul ettikleri halde, Türk düşmanlığının, hatta resmî makamlar tarafından sürdürülmesidir. Bunun yeni koşullarda devam etmesi yazar tarafından yargılanmaktadır. Bu bağlamda O, “Tahrif Edilmiş Bir Hakikat” başlığı altında şöyle yazmıştır: “Önce şuna işaret etmek isterim ki, Balkan memleketlerinde, daha ilk istiklallerini ilan ettikleri zaman, halkta din ve milliyetçilik ateşini hızlandırmak için, kasden tahrik edilmiş olan Türk düşmanlığı, bugün bile, dost veya müttefik milletler arasında resmî makamların hareket ve tavırları ne olursa olsun, devam etmektedir. İlk zamanlarda, henüz Türklerin elinde bulunan milletdaşlarını kurtarmak için, muhtelif memleketlerde uyandırılması haklı görülebilecek olan Türk düşmanlığı ve kini, artık Türk topraklarında hiçbir azınlık kalmadığı, bu itibarla da lüzumsuz bir hale geldiği bugün bile, sökülmesi güç bir itiyad, bir alışkanlık halinde devam etmektedir. Ve bu ananenin kuvveti o kadar büyüktür ki, iyi niyetlerinden şüphe etmek istediğimiz hükümetler bile, Türk düşmanlığı tezahürlerinin gazete sütunlarına, mecmualara, kitaplara ve hatta mektep kitaplarına kadar sokulmasına karşı aciz kalmaktadırlar.”8

Haçlılar zihniyetini sürdüren bazı Batılı bilim adamlarının bile benzer görüşleri paylaşarak, Türk düşmanlığını devam ettirdiklerini belirtmiştir, Yaşar Nabi.

Yaşar Nabi “Giriş”inde, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Balkanlar’daki gerçekleri objektif bir tarzda yansıtan bilim adamlarının çalışmalarını belirtmiştir. Bu bağlamda Romen akademisyenlerinden Prof. I. Yorga’nın “Balkan Devletleri Tarihi”nden iktibaslar vererek tezini kanıtlamaktadır. Ayrıca, Romen milletvekillerinden biriyle konuşmasından aktarmalar vermektedir. Onun kanısına göre, özellikle küçük milletlerin barış ve dostluk içinde yaşamaları gerekçesini, ifade ettiğini belirtmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda vuku bulan bazı zulümler, merkez yönetiminin denetiminden uzak perufer bölgelerde olmuşlardır. I. Jora’ya göre “kaçırılmış fırsat” maddesinde, taasubun şahlandığı dönemde bile, Osmanlı Sarayı’nda Hristiyan tebaalara karşı tam bir hükümsüzlüğün sürdüğü kaydedilmiştir. Bu bağlamda Zenbili Ali Efendi’nin fetvasının Yavuz Sultan Selim’in bütün tebasını İslâmlaştırmak kararından vazgeçirdiği olayı üzerinde durulmuştur. Eğer bütün tebanın İslâmlaştırılması uygulanmış olsaydı, ne gibi sonuçlar doğuracağı yönünde çeşitli varyantlar üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda Rusya’da uygulanan yaklaşımlar ve Batı devletlerinin daha sonraki yüzyıllarda Doğu’ya yayılmaları üzerinde durulmuştur.

Ayrıca, Rum Patrikhanesinin düşmanca tutumu eleştirilmiş, Hristiyan Türklerinin Patrikhanesinin kurulması varyantının sonuçları üzerinde de durulmuştur.

“Osmanlı İdaresinin Hataları” başlıklı madde de (s. 29-43) Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş dönemi ile çöküş dönemi karşılaştırılmış, Sultan ve Babıali’nin Avrupa’da ve Rusya’daki değişikliklerin farkında olmadıkları, kendi güçlerini büyüttükleri gibi psikolojik etkenler üzerinde durulmuş, II. Abdülhamit yönetiminin korkak davrandığı, genç Türklerin ise, aktif bir politika gütmedikleri belirtilerek, ordunun kötü durumu anlatılmıştır.

“Giriş” bile “Netice” ile bitirilmektedir. Balkanlar’ın neden kaybedildiğini incelemek, yeni Türk devletine yardım etmek amacıyla yapılmıştır. “Yoksa artık Balkanlar’ın bizim için büsbütün kaybedilmiş olması üzerine tereddüt göstermek, yaradılıştan realist olan ve pek kapılan Türk’ün hatırına bile gelmediğini söylemeye lüzum görmüyorum.”9

Yazar, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının temelinde bulunan başlıca ilkeleri belirtmiştir: “Dış siyaseti istiklaline kayıtsız ve şartsız hürmet edilmek şartı ile bütün dünya ile iyi geçinmek ve sulhe hizmet etmek olan Türkiye’nin komşuları ile münasebetlerinde bu hususa daha büyük bir ehemmiyet vereceği tabiîdir ve nitekim de böyle olmuştur.”10

Bu bağlamda Balkan anlaşmasına yüksek değer vermektedir.

Yaşar Nabi’ye göre, Asya için Batı, Anadolu’da başladığı gibi Avrupa için de Doğu, Balkanlar sınırında başlamaktadır. “Balkanlar ve Türkiye, Şark ve Garp kültür ve ananelerinin karışmasından meydana gelen hususî bir karakter taşırlar. Bu karakterler birliği Balkanlılar için karşılıklı bir sevgi vesilesidir.”11

Yazarın kanısınca, Balkan birliği ve bu yöredeki devletler arası bir anlaşmanın uluslar arasında sarsılmaz bir bağlılık ve dostluk haline gelmesi için iki temel koşul gereklidir. “Birincisi, Balkan devletlerinin, kendi topraklarında yaşayan başka bir Balkan milletinin azınlığına karşı geniş bir müsamaha göstermesi ve bu işi daha kökten halletmek ve ileride yeniden anlaşmazlıklar çıkmasının önünü almak için hükümetlerin iyi niyetle göç işleri üzerinde anlaşmalarıdır...”12

İkincisi de, Balkan ülkeleri arasında diplomatik ve nezaket birliğinin yanı başında kültürel ve ekonomik işbirliğini temin etmektir.

Bunlar Yaşar Nabi’nin saptadığı çok önemli ilkelerdir. Bugün önemini kaybetmemiş ve kaybetmeyeceklerdir.

Bu çerçevede, o zaman Balkan devletleri arasında gerçekleşen bazı etkinlikler de belirtilmiştir.

Anlaşıldığına göre, Yaşar Nabi Balkanlar mefhumunu, içinde Tuna nehri’nin kuzeyindeki bölgeleri yani Kuzeydoğu Avrupa’yı da, içeren geniş anlamında kabul etmektedir. Bu sorunla ilgili tartışmalar bu gün de devam etmektedir.13 Nitekim yazar yapıtında “Türk Gagauzlar” ile başlamaktadır. Bu birinci bölüm kitabın çok önemli ve hacimli parçalarından biridir.

Yaşar Nabi, Gagauz Türkleri konusunu, çok geniş ve derin bir planda, dünya Türklüğü’nün kontekstinde incelenmektedir. Orta Asya’yı, Milattan önce ve sonra, yüzyıllarca, Doğu, Orta Avrupa ve Balkanlar’da zayıflamış ve kan kaybeden uluslar için bir yedek insan hazinesi ve kaynağı olarak görmektedir. Yazarın İskit Türk öğretisini paylaştığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda o şöyle yazmıştır. “İskit, Hun, Hazar, Kıpçak, Kuman, Peçenek, Bulgar ve Oğuz adı altında, en temiz Türk kanından ordular ve göçebe halk yığınları Anadolu’dan veya Trakya’dan; birçok defalar Bizans surları önüne kadar gelerek, haşmetli imparatorları haraca bağladılar, onlarla dostluk ve ittifak anlaşmaları yaptılar. Çok defa Bizans bayrağı ve kumandası altında kendi soylarından olan kardeşlerine karşı da savaştılar ve bu yüzden, Türk kanının boş yere, iki yandan akmasına sebep oldular.”14 Hatta araştırıcı, Bizans’ın sultanı II. Mehmet’in zamanına kadar muhafaza edilmesini bununla açıklamaktadır.

Bu bağlamda, daha 1936 yılında, Yaşar Nabi Türk tarihinin Osmanlı çerçevesine sıkıştırılmasını şiddetle eleştirmiştir: “Biz, ta Cumhuriyet devrindeki millî kalkınışımıza kadar Türk tarihi görüşümüzü Osmanlılık çerçevesiyle daraltmak gibi büyük bir hataya düştük. Bu yüzdendir ki, idaremiz altında, Macar, Rum, Arnavut, Bulgar, Sırp, Ulah, Moldovan v.s. adlarıyla yaşayan halk yığınlarının başlangıçlarını, ırklarını, tarihî teşekküllerini araştırmak zahmetine girmedik ve bunun büyük ehemmiyetini bir türlü anlayamadık.”15

Oysa, Osmanlıların tarih sahnesinde görünmelerinden çok önce Türkler Macar ovasından, Doğu Avrupa steplerinden Trakya’ya, Helad topraklarına kadar defalarca inmişlerdir.

Yaşar Nabi, Osmanlı Devleti’nin kurulmasından sonra da Anadolu ve Balkanlar’da sırf din taasubundan dolayı Hristiyan Türklerin dışlanmasını eleştirmektedir. Hristiyan Türklere karşı olumsuz davranışları “Ana kuluçka tarafından inkar edilen ve kovulan civcivlere” benzetmektedir. Osmanlı devleti yeni kurulurken Anadolu’nun kuzey kıyılarından Dobruca’ya kadar olan yerlerde hâlâ yaşayan milyonlarca Hristiyan Türk’ün varlığını hatırlamaktadır. Bu bağlamda şöyle yazılmıştır: “Fakat Sultanlığın gösterdiği tam kayıtsızlık altında dar propaganda çerçeveleri içine sıkıştırılmış olarak yaşayan, yabancı dilli kilise ve mekteplere giden bu yığınlardan, bu güne kadar sayısı yine bir milyonu bulan insanın arta kalmış olması, Türkün ulusuna ve ana diline olan bağlılığının en güzel delili sayılmalıdır.”16

Nihayet Kurtuluş Savaşından sonra ve Cumhuriyet’in ilanından sonra Lozan’da Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan Mübadele Anlaşmasıyla Hristiyan Türklerin Anadolu’dan çıkarılmasının da büyük yanlış olduğunu belirtmek cesaretinde bulunmuştur: “Son büyük hatamız İstiklal Savaşı’ndan sonra oldu. Türklüğe kabul etmediğimiz için kendilerine Türk demeye cesaret edememiş, fakat Yunanlığı, Yunan dilini ve kültürünü hiç bir zaman kabul etmemiş olan ve hâlâ da edemeyen yüz binlerce Türkü sadece Hristiyan oldukları için Anadolu ve Trakya’dan Yunanistan’a gönderdik.” Neden, Hristiyan olmalarıdır. Fakat tarih, etnoloji, lenguist, deliller onların Türklüğünü kanıtlamaktadır. Doğal olarak o zamanlar uluslararası ilişkilerdeki gerginlikler homojen bir Türk ulusu devleti oluşturulmasının gereksinimini de gözönüne getirmektedir.”17

Yaşar Nabi, Balkanlar’da ve Güneydoğu Avrupa’daki Gagauzların varlığını bu Hristiyan Türklerin kalıntısı olarak yorumlamaktadır: “Kendi elimizle verdiğimiz Anadolu ve Trakya’nın Hristiyan Türklerini- aksini diyelim!- belki artık kaybetmiş bulunuyoruz. Fakat onların, memleket dışında yaşayan ve henüz kaybedilmemiş kardeşleri de var... Sayıları, Bulgaristan’da kütlece temsillerden arta kalmış elli bin ve Romanya’da üç yüz bin kadar tahmin edilen Gagauzlar, Türklüklerini sapasağlam muhafaza ediyorlar.”18

İşte, bu çok önemli ve esaslandırılmış görüşleri sunduktan sonra Yaşar Nabi’nin kitabının bu bölümü yolculuk notları biçiminde devam etmektedir. “Kaynağı Buluş” alt başlığını taşıyan bölümde Besarabya’daki Hristiyan Türk köylerinin üzerinde durmuş Gagauzların, yaşayış, gelenek, dil özelliklerini belirtmiştir. Bunlar Türklük bilincini korumuşlardır. Yalnız Türklük Dünyası hakkındaki bilgileri yetersizdir. Fakat buralar, Romanya’daki Türk elçisinin ziyaretlerinden sonra -herhalde Hamdullah Suphi gözönünde bulundurulmaktadır- kopan ilişkileri tekrar ihya etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti hakkında, Türk halkının Kurtuluş Savaşı ve özellikle Mustafa Kemal Atatürk hakkında zamanla bilgi edinmişler ve kendilerinde Türk dünyasının bir parçası oldukları, Türkiye Cumhuriyeti’nin ana vatan olduğu bilinci oluşmaya başlamıştır. Ayrıca, Gagauzların yoğun olarak yaşadıkları köyler ve özellikle Komrat’taki durum tasvir edilmiştir. Buradaki Gagauzların etnografik özellikleri üzerinde durulmuştur. Yazar, ihtiyar Gagauz profesörü ve keşişi Mihail Çakır ile görüşmüş ve “onun” “Besarabya Gagauzların Istoryası” kitabından parçalar verilmiştir. Hristiyan Türklerin gelenekli halk oyunları incelenmiş, ortaya çok zengin Gagauz halk kültür yapıtları çıkarılmıştır. Edebiyatları araştırılmıştır. Gagauz sözünün menşei üstüne Radlov, Moşkov, Demetriyadis, Balasçev, V. Manov, Mihail Çakır gibi bilginlerin görüşleri arzedilmiştir. Tarihî deliller, dil özellikleri araştırılmıştır. Nihayet folklorları Osmanlı zamanındaki Anadolu ve Trakya folklorü ile karşılaştırılmıştır.

Anlaşıldığı gibi, Yaşar Nabi’nin kitabının Hristiyan Türkler ve özellikle Balkanlar’daki Gagauzlar hakkındaki araştırma-seyahat bölümü, çağı için bilimsel, ansiklopedik bir nitelik taşımaktadır. O zamana değin meydan verilen yanlışlar düzeltilmiş, Türklük dünyasının birliği ve bütünlüğü hakkında önemli ödevler ortaya konmuş ve bunlar çok zengin tarih, folklor, dil ve kültür malzemesi ve kaynak olarak sunulmuştur. Nitekim bu alandaki çalışmalar sürdürülmüş, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda ve özellikle soğuk savaş sonrası dönem de Gagauz Cumhuriyeti’nin kurulmasına değin uzun bir dönemden geçilmiştir. Hristiyan Türklerin Türk dünyası ve özellikle Anavatan Türkiye Cumhuriyeti ile temasları karşılıklı ve sürekli bir hal almıştır. Ben, Bulgaristan Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi zamanında, bir İstanbul ziyaretimde, Türk Dünyası Araştırma Merkezi’nin ve özellikle Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan’ın Süleymaniye Cami’nin kompleksindeki salonlardan birinde Gagauzya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sn. Topalohlu ile yanyana, O, Gagauzca ve ben Türkçe beraber konferans vermek şerefine nail oldum. Ayrıca Aydın Ocakları’nın Giresun’da yapılan Yüksek Şurası oturumlarında da Gagauz Cumhuriyeti’nin ve özellikle eski Savunma Bakanı Gagauz hanımla konferans vermek mutluluğuna eriştim.

Yaşar Nabi, kitabının ikinci bölümünde Romanya topraklarındaki Müslüman Türklerin, sosyo-ekonomik durumu, devletin iç ve dış politikası, etnik topluluklarla münesebeti, Türkiye ile Romanya arasında imzalanan Göç andlaşması gibi önemli sorunlara ışık tutmuştur. Bunlara kendi ziyaret süresindeki izlenimlerini de eklemiştir.

“Bulgaristan’da Türklük” (s. 128-197) Yaşar Nabi’nin kitabının üçüncü bölümünü oluşturmaktadır. İki alt başlık ile ayrılmıştır. Birincisi “Müslüman Türkler” (s. 128-177), ikincisi de “Pomaklar” (178-197) olarak adlandırılmıştır. Bunlar, eserin en kapsamlı bölümünü teşkil etmektedir. “Müslüman Türkler” alt bölümünü de 8 maddeye ayırabiliriz. Giriş niteliğindeki başlangıç geniş tutulmuştur. (I) (s. 129-153). Bunu alt başlıklarla belirlenen maddeler izlemektedir; (II) Bir taraf bir müşahidin söyledikleri (s. 244-254); (III) Türk düşmanlığının tarihçesi (s. 155-156); (IV) Türk düşmanlığı propagandası (s. 157-160); (V) İmha siyaseti (s. 160-164); (VI) İktisadi vaziyet (s. 164-165); (VII) Kültürel vaziyet (s. 166-172); (VIII) Cemaat teşkilatı (s. 172-174); (IX) Göç zarureti (s. 174-177). Görüldüğü gibi bu bölüm başlı başına bir etüt niteliğindedir. Aynı zamanda bir bütün oluşturan ürünün organik bir parçasıdır.

Daha Kurtuluş Savaşı yıllarında Yeni Türkiye ile Bulgaristan arasında dostluk ve iyi komşuluk ilişkilerinin gelişiminde yeni bir dönem başlamıştır. Bu dostluğun temellerini büyük Mustafa Kemal ile BHÇB Hükümeti’nin başkanı Aleksandır Stambolyski atmışlardır. Fakat BHÇB hükümetinin darbe ile indirilmesi, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerin yenilenmesini ertelemiş, iki yıl görüşmelerden sonra 18 Ekim 1925 tarihinde Ankara’da Türkiye ile Bulgaristan arasında Dostluk andlaşması imzalanmış, diplomatik ilişkiler yeni baştan kurulmuştur. Bunu, 6 Mart 1929 tarihli Bulgaristan ile Türkiye arasında Tarafsızlık, Uzlaşma, Yargısal Çözümve Hakemlik Anlaşması izlemiştir. 1934 yılında bu andlaşmanın süresi beş yıl daha uzatılmıştır.19

19 Mayıs 1934 tarihinde “Zveno” Çevreleri ve Askerî Birlik ile hükümet darbesi yapılmıştır. Anayasa kaldırılmış, Millet Meclisi dağıtılmış çoğulcu partili sisteme son verilmiştir. Bir yıl sonra askerî hükümet düşmüş, fakat antidemokratik sınırlamalar devam etmiştir. İşte bu yıllarda, Bulgaristan’da insan hakları ve özgürlükleri çiğnenmiş ve özellikle Türk azınlığına karşı sert te**irler alınmıştır. Yaşar Nabi, işte bu sıralarda, 1936 yılında Bulgaristan’ı ziyaret etmiştir. 1934-1940 yıllarında iktidarda bulunan CHP partisinin gazetesi “Ulus”ta o zamanlar gazeteci olarak çalışmıştır. Her halde O, gayrî resmî olsa da büyük ölçüde Türk hükümetinin konumunu arz etmektedir.

Yaşar Nabi, özellikle Aleksandır Stambolyski’nin Başbakan olduğu dönemde Bulgar-Türk ilişkilerine ve Bulgaristan’daki Türk azınlığına karşı olumlu politikaya yüksek değer vermiş, bu dönemi altın dönem olarak nitelendirmiştir. Fakat daha sonraları, iki komşu devlet arasında resmî dostluk devam ettiği halde, Bulgaristan’daki Türklere ve Müslümanlara karşı, sınırlama politikası sürdürülmüştür. 14 Mayıs 1934 askerî darbesinden sonra Bulgaristan’daki Türk ve Müslüman azınlıklara karşı iktidar pek çok hırçınlaşmıştır. Bu bağlamda Yaşar Nabi kesin bir kanaata varmıştır: “Bulgaristan’daki kısa seyahatim esnasında gördüklerimle, oradaki Türklerden ve aramızda bulunan Bulgaristan göçmenlerinden dinlediklerim, bana şu kanaati verdi ki, komşu memlekette, ekseriya milletdaşlarımız aleyhine çok acı ve acıklı şiddet sahneleri halinde tezahür etmeye kadar varan ve devamlı bir propaganda beslendiği için hızı azalmayan fiili bir Türk husumetinin mevcut olduğuna dair ara sıra matbuatımıza akseden haber ve yazılar, Bulgar gazetelerinin bütün inkar ve protestolarına rağmen kasten uydurulmuş bir yalan ve iftira değildir. Esasen komşulardan isteyecek hiç bir şeyi olmayan ve bütün dünya ile dost geçinmeyi dış siyasetinin prensibi yapmış olan bir milletin, bu neviden yalanlarla herhangi bir memlekete karşı tahrik edici faaliyette bulunmakta hiç bir fayda ve menfaati bulunmadığı da aşikârdır.”20

Yaşar Nabi, Bulgaristan Türklerine arka çıkan Türk gazetecilerini de savunmuştur: “Bulgaristan Türklerinin tek teselli ve ümit kaynaklarını, yine matbuatımızda kendileriyle alakadar olan yazıların teşkil ettiğini unutamayız ve onları, anayurt kardeşleri tarafından büsbütün unutuldukları vehmi içinde büsbütün karanlık bir ümitsizliğe düşürmeye hakkımız yoktur.”21

Yaşar Nabi, Sofya’da bizzat Matbuat Müdürü Naumov ile karşılaşmış, onunla gözlemlerini paylaşmış ve özellikle halkın nefretini kazanan o zamanın Başmüftüsü Hüsdyin Hüseyin’i ve okullarda latince okunmasının yasaklanmasını eleştirmiştir. Fakat Naumov avukat pişkinliği ile bunları reddetmiştir. Doğru teşhis koyabilmek amacıyla Yaşar Nabi birkaç konuyu arzeder: Bulgar görüşü; “Yugoslavya’da Türklük”, “Cenubi Sırbistan Türkleri” (s. 187-207) ile “Bosna ve Hersek Müslümanları” (s. 207-219) gezi notlarını içermektedir. Bunlar daha fazla yazarın kişisel gözlemleri esası üzerine kurulmuştur. Yaşar Nabi, on beş yıldan sonra tekrar, doğduğu Üsküb’ü ziyaret etmiştir. Vardar nehri boyundaki bir zamanki Kosovo vilayetinin merkezi ile değişen yeni şehrin manzarasını karşılaştırmıştır. Burmalı Camii yerinde beton bir yapı yükselmektedir. Balkan Savaşı’ndan sonra burada büyük Türk göçleri olmuştur. Toplumun sosyal statüsünde büyük değişiklikler olmuştur. Bir zamanki Müslüman asilzade tabakası yok olmuştur. Sırbistan’daki Türk nüfusu bir hayli azalmıştır. Güney Sırbistan’da Müslümanlar beş yüz bine yaklaşmıştır. Arnavutların Türkiye’ye meyli devam etmektedir. Dikkati çeken bir özellik I. Murat’ın katıldığı Kosova savaşı zamanında burada eski Türklerin bulunmasıdır. Buradaki Türk azınlıklarına karşı şiddet hareketleri o zamanlar görülmemişti. Fakat daha 1918 yılında kanunla malikaneler ve büyük çiftlikler kaldırılmış Türklerin ve Müslümanların sosyal ve kültürel konumları kötüleşmiştir. Krallık zamanında Bosna-Hersek Müslümanlarının eski cemaat reisleri (reüsülulems) azledilmiş, onun yerine, iktidara hizmet eden memurlar atanmıştır. Öğretim kötüleşmiştir. 1930’da bir hükümet kararıyla Türk öğretmenler azledilmiştir. Bosna ve Hersek Müslümanlarının yaşam tarzı üzerinde durulmuştur. Müslüman Bosnalılar Islav kültür ve geleneklerine tamamen yabancı oldukları belirtilmişlere karşı büyük bir sevgi beslemektedirler. O zamanlar Bosna’nın nüfusu 60 bindir. Ama şehirde Müslümanlarla beraber Katolik Ortodokslar da vardır.22

Yaşar Nabi yapıtında “Yunanistan’da Türklük” (s. 222-231), “Garbi Trakya Türkleri” ve “Hristiyan Türkler” üzerinde de durmuştur. Atina ve Selanik’te 1924 Mübadele Anlaşması sonucunda Anadolu’dan getirilen pek çok Hristiyan Türklere rastlanmaktadır. Bunlar, Türk dillerini kullanmaya devam etmektedirler.23

Son iki bölümde Yugoslavya’da ve Yunanistan’da Türk ve Müslüman sorunlarına değinmiş “Yugoslavya’da Türklük” iki alt bölüme ayrılmıştır. “Cenubi Sırbistan Türkleri” (s. 186vd.) ve “Bosna ve Hersek Müslümanları” (s. 270).24

Yaşar Nabi, kitabın sonunda göçlerin çeşitli zamanlardaki niteliklerini araştırmış, iç ve dış organizasyonu, olumlu ve olumsuz yönleri üzerinde durmuştur. “Sonsöz”de de bazı özetler yapmıştır: O, şöyle yazmıştır: “... Bu eserde, en ufak bir mübalağa ve uzak yakın komşularımıza karşı en küçük bir husumet fiillerinin yer almış olmadığını bir kere daha tekrarlamayı faydalı görüyorum.25

Dünya sulhünün, Balkanlarda sükûn ve dostluğun hüküm sürmesine ne kadar yakından bağlı olduğunu bilen ve aynı zamanda bu sulhün devamını insanlığın ve medeniyetin istikbali için esaslı bir şart addeden biri sıfatıyla esasen başka türlü hareket etmeme de imkan yoktu.”26

Yaşar Nabi’nin, bu değerli yapıtı kamuoyu tarafından büyük ilgi çekmiştir. Nurer Uğurlu başkanlığında bir kurul aynı kitaptan bir derleme hazırlamış ve “Cumhuriyet” gazetesinin ilavesi olarak yayınlamıştır - Yaşar Nabi, “Balkanlar ve Türklük, I, II”, Ağustos 1999.

1956 ile 1970 yılları arasında Yaşar Nabi Nayır Balkanlar’da ve Güneydoğu Avrupa’da, Batı ve Doğu ülkelerinde pek çok yolculuk yapmış, yeni yeni gezi notları yazmıştır. Bunlar çeşitli gazetelerde ve özellikle de “Varlık” dergisinde yayınlanmıştır. Yazar bunları da toplamıştır (1. baskı 1973, 2. baskı 1993) Derlemenin sonuna “Balkanlar ve Türklük” kitabından “Önsöz” ile (s. 243-244) “Giriş” bölümlerini katmıştır. (s. 244-270).

1956’da Yugoslavya’nın çeşitli Cumhuriyetlerinde bulunmuştur (Bir Yolculuktan Getirdiklerim). 1963’de Üsküp’ü zelzeleden sonra ziyaret etmiştir (Üsküp). Birkaç kez Romanya’da bulunmuştur (Bir yolculuk ve Devlet Demiryolları ile Dönüş), (Yol İzlenimleri, Çalışan Kazanıyor, 1967). Bunları Balkan ülkelerini ziyaretleri izlemiştir (Balkanlar’da Bugün, s. 99-118, 1967; Bir Geziden Kalan, s. 132-151, 1968).

Balkan ülkelerine, gerek ayrı ayrı, gerekse bir bütün olarak yapılan gezilerde, buralarda İkinci Dünya Savaşı sonrası toplumsal, politik, ekonomik ve kültürel değişiklik izlemiş ve yorumu yapılmıştır. Bütün bu yazılarda Balkanlar’da ve Güneydoğu Avrupa’da Türklük sorunlarına münasebet almış, insan ve azınlıkların haklarını ve özgürlüklerini savunmuş ve demokratik gelişimlere destek vermiştir. Devlet ve uluslar arasında dostluk ve işbirliğine, barışa ve güvenliğe yüksek değer vermiştir. Bu yönden Yaşar Nabi Nayır’ın bü-yük katkılarına en yüksek değeri vermek gerekmektedir.
РЕЗЮМЕ

ОТНОШЕНИЕТО НА ЯШАР НАБИ НАЙЪР КЪМ ТУРСКОТО ПРИСЪСТВИЕ НА БАЛКАНИТЕ И В ЮГОИЗТОЧНА ЕВРОПА
Проф. д-р Ибрахим ТАТАРЛЪ
Яшар Наби Найър (1908-1981), който е поет, писател и културен деец, е един от големите представители на пътеписа в турската литература. В научния доклад задълбочено е анализирано отношението на автора към турското присъствие на Балканите и в Югоизточна Европа. В такава връзка са разгледани неговите книги «Балканите и турцизмът» /1936 г./ и «Нашият изменящ се свят / Балканите и турцизмът/ Пътни бележки» /Истанбул,1973, 1993 г./. Първата се състои от кратък предговор, обширен увод и 6 глави: /1/ «Гагаузките турци», /2/ «Мюсюлманите турци», /3/ «Турците в България», /4/ «Турците в Югославия», /5/ «Турците в Гърция», /6/ «Изселническият въпрос» и послеслов. Тя синтезира частите на монографичното изследване и пътните бележки, приведени в подкрепа на една или друга теза. В този смисъл книгата представлява нещо ново в пътеписната литература. Във втората книга са събрани отделни пътеписи за пътешествията, направени през годините 1956-1970 на Балканите и в Югоизточна Европа, на Запад и на Изток. Пресъздадени са реалностите след Втората световна война.

Яшар Наби споделя схващането за Балканите, което обхваща както страните на едноименния полуостров, така и земите на север от река Дунав до Карпатите и на югоизток от Северното Черноморие. Той е привърженик на скитската теория за тюркските племена и народи. В този план разглежда скитите, хуните, хазарите, къпчаците, българите и огузите като цяло. От тези позиции изследва и гагаузките турци-християни. Това придава голяма задълбоченост и широта на изложението му.

Авторът прилага богат теренен материал, образци от езика, фолклора и културата на тюркските народи. Това дава широко енциклопедичен характер на книгата.

Към поставените проблеми Яшар Наби взема отношение от позицията на Ататюркизма, на мира, разбирателството, сътрудничеството и дружбата между всички народи, съобразно новите реалности в света.



* Висш ислямски институт, София-БЪЛГАРИЯ.

1 Yaşar Nabi Nayır, Kahramanlar (1929), Onar Mısra (1932), Kahramanlar (1970), Bu da Bir Hikayedir (1935), Sevi Çıkmazı (1935, 1970), Bir Kadın Söylüyor (1931), Adem ve Havva (1932); Oyunları: Mete (1933), İnkilap Çocukları, Beş Devir, Köyün Namusu (1933).

2 Yaşar Nabi, Atatürkçülük Nedir (1963); Atatürk Yolu (1966).

3
Yaşar Nabiye Saygı, İstanbul, 1982; Varlık 60. Yıl Seçkisi, I, t. 973.

4 Yaşar Nabi, Balkanlar ve Türklük, Ulus Basımevi, Ankara, 1936, s. 256.

5 Yaşar Nabi Nayır, Değişen Dünyamız Gezi Notları, İstanbul, 1993, s. 270.

6 Ay. es., s. 5.

7 Ay. es., s. 9, 8.

8 Ay. es., s. 15.

9 Ay. es., s. 50.

10 Ay. es., s. 50.

11 Ay. es., s. 51.

12 Ay. es., s. 51.

13 Balkanlar ve Türkiye’nin Bilgiye Yönelik Politikaları Sempozyumu, 15-16 Aralık 1998, İstanbul, 1999 vd.

14 Y. Nabi a.g.e., s. 57-58.

15 Ay. es., s. 58.

16 Ay. es., s. 50.

17 Ay. es., s. 60.

18 Ay. es., s. 1, 60.

19 Tatarlı, İ., “Mustafa Kemal Atatürk ve Yeni Türkiye ile Bulgaristan Arasında Dostluk İlişkileri ve Gelecekteki Görüşmeleri”, Kemal Atatürk ve Günümüzün Balkanları, Sofya, 1999, s. 63 vd.

20 Ay. es., s. 128.

21 Ay. es., s. 130-131.

22 Ay. es., s. 141.

23 Ay. es., s. 142.

24 Ay. es., s. 144 vd.

25 Ay. es., s. 178-179, 26.

26 Ay. es., s. 255.

http://www.akmb.gov.tr/turkce/books/...%20Tatarli.htm






Yaşar Nabi Bayır'dan Hristiyan Türkler hakkında...

Bu konuya cevap yazmak için buraya tıklayınız
 
 



Yaşar Nabi Bayır'dan Hristiyan Türkler hakkında... konusuna benzer konular;

Karamanlı Hristiyan Türkler (Karaman Valiliği'nden) http://www.karaman.gov.tr/KARAMAN/tarih/bazi.asp BAZI TARİHİ BİLGİLER <TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width="100%" border=0><T****><TR><TD background=/images/line.gif>http://www.karaman.gov.tr/images/o.gif</TD></TR></T****></TABLE> <?XML:NAMESPACE PREFIX = O /><O:P></O:P><O:P>Karaman'ın tarih sahnesindeki yerini daha iyi değerlendirebilmek ve gelişimini izleyebilmek için, birtakım tarihi bilgileri de burada vermeyi uygun gördük. Kanuni Sultan Süleyman zamanında, eski önemini kaybeden şehir, askeri teşkilat itibariyle Konya merkez sancağına bağlanmıştır. 1522 olan bu tarihte, Karaman'da 33 mahalle, 570 vergi mükellefi, 462 ev, 18 müslüman olmayan nüfus, bir imaret, 4 cami, 25 mescid, 7 medrese, l Hadis, 3 Hafız, l Öğretmen...


Türkler hristiyan bir toplum olsaydı Bildiginiz gibi Turkler yillardir Islamiyet'in sancaktarligini yapmis. Peki ya Turkler Hristiyan olsaydi. Bati yerine Araplarla surekli savas halinde olsaydi. Sizce gunumuz dunyasindaki dengeler nasil degisirdi? Islam dunyasi diye bir olgudan soz edebilir miydik? Islamiyet bu kadar buyuyebilir miydi?


Hristiyan Ortodoks Türkler Çuvaşlar - Çuvaşistan Çuvaşistan Hakkında Genel Bilgiler Coğrafî Konum, Nüfus ve Yapı Rusya Federasyonu içerisinde yer alan Türk yurtlarından biri olan Çuvaşistan, başta İdil Irmağı kenarında kurulmuş başkenti Şupaşkar olmak üzere diğer şehirleriyle birlikte Türk coğrafyasının en nadide topraklarından biridir. 18.300 km² 'lik küçük bir alana sahip olan Çuvaşistan; doğuda Tataristan, batıda Gorki Özerk Cumhuriyeti, kuzeyde Mari ve güneyde Ulyanovsk bölgeleriyle çevrilidir. Sovyetler Birliği döneminde yapılan 1989 nüfus sayımına göre Çuvaşların nüfusu 1.842.300’dür. Bu nüfusun 915.614’ü Çuvaşistan’da yaşamaktadır. Çuvaşların yaşadığı diğer bölgeler ve bu yerlerde yaşayan Çuvaşların sayıları şu şekildedir (L.P. Sergeyev 1994 : 7). ...


Ukrayna'daki Hristiyan Türkler (Urumlar) UKRAYNA’DAN HRİSTİYAN TÜRKLER: <o:p></o:p>URUMLAR<o:p></o:p> VE ONLARIN FOLKLOR ÜRÜNLERİNDEN ÖRNEKLER<o:p></o:p> <o:p></o:p> Dr. Erdoğan ALTINKAYNAK ÖZET<o:p></o:p>


Canik Tarihinde Hristiyan Türkler Bir Coğrafi Bölge Olarak "Canik" Tarihi Alt Yapısı Şimdiye kadar tam bir biçimde çözülememiş yer isimlerinden biri Canik'tir. Canik günümüzde Canik dağları ile bilinmektedir. Canik dağları; Samsun'un güneybatısından, Kızılırmak vadisinden başlayıp Ordu’nun doğusundan akan Melet ırmağına kadar 180 km boyunca uzanır. Güney sınırı yaklaşık 60 km olup Kelkit ırmağında biter. Oltu Dokuzdeğirmen, Tunceli ili Mazgirt'in Aydınlık, Samsun merkez Çatalçam köylerinin eski ismi Canik'tir. Van merkez Gedikbudak köyünün daha önceki adı Canikli, Sivas ili Yıldızeli ilçesi Esençay köyünün bundan önceki ismi Canikdere, Samsun ili Bafra ilçesi Uluağaç köyünün eski adı ise Canikliyurdu'dur.



Şu anda bulunduğunuz sayfa: hristiyanlık incil isa mesih tevrat zebur | HRİSTİYAN FORUM  > Türkiye'de Hristiyanlık : Yaşar Nabi Bayır'dan Hristiyan Türkler hakkında...





Click "Give Now", then choose "Turkey"

(Tax-Deductible for US Citizens)





Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ile ilgilenenler için bilgiler

| HRİSTİYANLIK ARAMA MOTORU | İNCİL | İNCİL .TV | HRİSTİYAN GAZETE | HRİSTİYAN OLMAK | HRİSTİYAN CHAT | HRİSTİYAN FORUM FACEBOOK | HRİSTİYAN FORUM TWITTER | HRİSTİYAN FORUM YOUTUBE | BEDAVA İNCİL |



GÜNLÜK BÜLTEN EMAİL ABONELİĞİ
hristiyanlık Email adresinizi yukarıdaki kutucuğa yazıp "abone ol" tuşuna basınız, açılan pencerede göreceğiniz harfleri yazıp onaylayınız. Daha sonra email adresinize gelecek emaildeki linke tıklayınız


Türkçe olarak, Türkiye Hristiyanlık İncil Yahşuah YHVH Tanrı Allah Üçlü Birlik Kuran Muhammed İslamiyet RAB İsa Mesih Hristiyan Katoliklik Ortodoksluk Protestanlık Kutsal Kitap Meryem Ana Kilise Baba Oğul Kutsal Ruh, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Rumlar, Ermeniler, Hristiyanlık ile ilgilenenler için bilgiler

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.