Hristiyanlık laikliği destekler mi?

Dark18

Yeni Üye
Ben bir hristiyanım ve laikçi bir insanım. Yani söylemek istediğim. Hristiyanlık dini laikliği destekler mi? Bu sorumu cevaplarsanız çok mutlu olurum.
 

Solus Christus 

Moderatör
Merhaba,
Öncelikle Hristiyanlık bir din değil, Tanrı ile kişisel ilişki kurulmuş bir yaşam tarzıdır. Kişi Hristiyan olduğunda, Tanrı ile olan ilişkisi İsa Mesih aracılığıyla başlar ve devam eder. Bu durumda hem ahlaki olarak hem de dünyasal görüş olarak düşüncemizi etkileyen ve yönlendiren şey Tanrı'nın Sözü olur. Tanrı'nın Sözü de bize Tanrı'nın Egemenliğinin ardından gitmemizi söyler.

Laiklik kavramı Türkiye'de din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, devlet yönetiminde dinin yönlendirici unsur olmaması ve herkesin din ve vicdan özgürlüğünün korunması olarak görülüyor. Bu durum Hristiyanlığa ters bir durum değildir. Çünkü Hristiyanlık, devlet yönetmek veya insanları zorla bir dini sistemin içerisine sokmak gibi bir amaç gütmez. Kilisenin işi devleti yönetmek değildir. Kilise Mesih'in insanlar için yaptığı işi müjdelemektedir ve kilisenin amacı Mesih'i ve O'nun çarmıhtaki yüce işini duyurmaktır. Öyle ki insanlar bu müjde aracılığıyla kurtulsunlar.

Bir ülkenin kendisini Hristiyan olarak ilan etmesi yada görmesi o ülkeyi Hristiyan yapmaz. Ancak elbette bir devlet kendi ahlaki normlarını Kutsal Kitap rehberliğinde şekillendiriyorsa ve Tanrı Sözünü rehber alarak yürüyorsa bu iyi bir şeydir. Çünkü Tanrı Sözü iyidir ve Tanrı her durumda iyilik için etkindir.

Hristiyan olduğumuzda Tanrı'nın Egemenliği altına gireriz. Dolayısıyla Tanrı bizim Babamız olduğu gibi aynı zamanda iyi Kralımızdır. Hristiyan olarak bizim tek arzu ve amacımız Rab'bin duasında da söylediğimiz gibi şu olmalıdır: "Göklerdeki Babamız, Adın kutsal kılınsın. Egemenliğin gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de Senin istediğin olsun." (Matta 6:9-10)

Esenlikler dilerim.
 

Dark18

Yeni Üye
Merhaba,
Öncelikle Hristiyanlık bir din değil, Tanrı ile kişisel ilişki kurulmuş bir yaşam tarzıdır. Kişi Hristiyan olduğunda, Tanrı ile olan ilişkisi İsa Mesih aracılığıyla başlar ve devam eder. Bu durumda hem ahlaki olarak hem de dünyasal görüş olarak düşüncemizi etkileyen ve yönlendiren şey Tanrı'nın Sözü olur. Tanrı'nın Sözü de bize Tanrı'nın Egemenliğinin ardından gitmemizi söyler.

Laiklik kavramı Türkiye'de din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, devlet yönetiminde dinin yönlendirici unsur olmaması ve herkesin din ve vicdan özgürlüğünün korunması olarak görülüyor. Bu durum Hristiyanlığa ters bir durum değildir. Çünkü Hristiyanlık, devlet yönetmek veya insanları zorla bir dini sistemin içerisine sokmak gibi bir amaç gütmez. Kilisenin işi devleti yönetmek değildir. Kilise Mesih'in insanlar için yaptığı işi müjdelemektedir ve kilisenin amacı Mesih'i ve O'nun çarmıhtaki yüce işini duyurmaktır. Öyle ki insanlar bu müjde aracılığıyla kurtulsunlar.

Bir ülkenin kendisini Hristiyan olarak ilan etmesi yada görmesi o ülkeyi Hristiyan yapmaz. Ancak elbette bir devlet kendi ahlaki normlarını Kutsal Kitap rehberliğinde şekillendiriyorsa ve Tanrı Sözünü rehber alarak yürüyorsa bu iyi bir şeydir. Çünkü Tanrı Sözü iyidir ve Tanrı her durumda iyilik için etkindir.

Hristiyan olduğumuzda Tanrı'nın Egemenliği altına gireriz. Dolayısıyla Tanrı bizim Babamız olduğu gibi aynı zamanda iyi Kralımızdır. Hristiyan olarak bizim tek arzu ve amacımız Rab'bin duasında da söylediğimiz gibi şu olmalıdır: "Göklerdeki Babamız, Adın kutsal kılınsın. Egemenliğin gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de Senin istediğin olsun." (Matta 6:9-10)

Esenlikler dilerim.
Hocam çok detaylı cevabınız için çok teşekkür ederim.
 

Alexios

Yeni Üye
İsa Mesih'in şu sözünü hatırlatmak'da yarar görüyorum "Sezar'ın hakkı Sezar'a, Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya". Yani hristiyan inancında laiklik, tıpkı Büyük Önder Atatürk'ün söylediği gibi "Laiklik, adam olmak demektir" sözünü aynen kabul ediyoruz. Tüm yönetimler Tanrı'dandır.
 

Alexios

Yeni Üye
Laiklik- Secularism - laicité - Türkçeye veya Türklere özgü bir ifade değil. Yıllar önce Avrupa ülkelerinde feodal derebeyler yönetiminde ruhban ve aristokrat sınıfları vardı. Ruhban sınıfı o kadar da ileri derecede yönetime etkindi ki; Kral, en büyük dini otoritenin onayı ve kutsaması olmadan karar almıyordu. Osmanlı imparatorluğunda da durum aynıydı.Padişahların kararlarında, şeyhül islamın etkisi çok büyüktü. Onayı olmdan karar alınamıyordu.
Her iki durumda da cahiliye dönemi egemendi. Gerçek inanç ile, insanlara çıkar ve mevki sağlayan din arasında çok büyük farklar vardı. Bu durumun olumsuz ve yıkıcı etkileri toplum üzerinde görülmeye başladı. Bu din otoriteleri, "dil elden gidiyor" diye feryat ettiler. Halbuki; din elde değildi, elde olan, din sayesinde elde edilen mevki ve ekonomik çıkarlar idi.
Doğru inanç, İsa Mesih'in başının olduğu kilise,tüm bunları aşarak, sapmaları bünyesinden uzak tutarak bugünlere gelmiştir.
 
Yeni Konu Aç | Soru Gönder Yeni konu başlığı oluşturmak için tıkla!
İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini kaya üzerine kuran akıllı adama benzer. Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırır; ama ev yıkılmaz. (İncil, Matta 7:24)
Üst